Twitter Facebook Linkedin Youtube

MODERN İNSANIN HASRET KALDIĞI DUYGULAR; SEVGİ VE HUZUR

Muhammed IŞIK

Muhammed IŞIK

İnsan fıtratı, zayıflık ve güçlülük üzerine kurulmuştur. Zayıftır; ihtiyaçları hiç bitmez. Güçlüdür; azimle hayata tutunmaya çalışır. İnsanın hayattan beklentisi ise huzurdur. Huzurlu bir hayat yaşamak için mücadele ederiz. Hayat kavgamız huzuru aramak içindir. İnsanlığın en büyük sorunu, sevgiye susamışlıktır.[1] İnsan, sevme ve sevilme uğrunda mücadeleler eder. Kendini sevdirebilmek için çabalar. Sevdiğinde veya sevildiğinde huzurlu olacağını düşünür ve çoğu kez bu düşüncesinde yanılır.

Sevmek veya sevilmek için yapamayacağımız şey yok gibidir. Sanki hayat sevgi üzerine kurulmuş gibidir. Sevgi niçin bu kadar önemlidir? Sevgiye susamışlığımız, sevgisiz kalmamız yüzünden midir? Gönlümüz, ruhumuz sevgiden gerekli nasibi niye alamamaktadır? Sevgiden yana niye bu kadar nasipsiziz? Sevmeyi, sevilmeyi yeterince istiyor muyuz?

Sevmek istediklerimizi, beklentiler içerisinde yani şartlı sevmeye çalışıyoruz. Şartlı, koşullu sevgi ise huzur getirmiyor. Beklentilerimizi karşılayamıyoruz. Hırs yapıp istediklerimizi elde edeceğimizi sanıyoruz. Özellikle sevgi ve huzur arzularımız, beklentilerimizi ve hırsımızı kontrol edemediğimiz için hedefini bulamıyor.

Müslümanın güne başlarken nefisle mücadelede kararlılığı, gündüz nefisle fiilen mücadelesi, akşam olduğunda da nefis muhasebesini aksatmadan yapması, iki cihan saadetinin anahtarıdır.[2] Mücadelemiz çoğu zaman kendi nefsimizle değil de başka nefislerle oluyor. Kendimizi yeterince muhasebe edemiyoruz. Yatağımıza uyumak için uzandığımızda; “bugün ne yaptım?” diye kaçımız düşünüyor ki? Hep başkalarını suçluyoruz. Başkalarının eksikliklerini gündeme getiriyoruz, kendimizi hiç hesaba katmıyoruz.

Toplum olarak huzur ve sevgiden epeyce mahrum günler yaşıyoruz. İnsanlara sunacak sevgimiz yok denecek kadar az. Huzurumuzu ise mum ile arasak yeridir. Tüm bu olup bitenlerin suçlusu kim? Sevgimizi ve huzurumuzu kim alıp götürdü? Gazâlî, Razî, Kâtip Çelebi gibi İslâm âlimlerinin de belirttikleri üzere; insan yasaklanan şeylere karşı daima hırslılık gösterir. Belki de bu zafiyet, onlarla imtihan olmanın tabiî bir sonucudur. O sebeple nefis için haramın bir cazibesi vardır.[3] Haram ile iç içeyiz. Boğazımıza kadar harama bulaşmış durumdayız. Birisi kalkıp “hayır, ben haramdan uzağım” diyemez. Haram her yerde! Kaçmak kurtulmak mümkün değil. Hırsımız, hasedimiz ve arzumuz, haramlardan uzak durmak için mi yoksa haramları elde etmek için mi? Galiba ikincisi için ve büyük bir zafiyet içerisindeyiz. Perişan haldeyiz de haberimiz yok!

İnsanların para ile huzurlu olamayacaklarını bilmeleri gerekiyor. Birisinin çıkıp “ Ey ahali, boşuna uğraşmayın para tek başına insanı mutlu etmez” demesi gerekiyor. Banka şubelerinin müşteri bulamayıp kapanması, huzura açılan ilk kapı olabilir. Alışveriş merkezlerinin işini yapamaz duruma gelmesi, belki de sevgiyi arayanları mutlu edebilir. Huzuru yanlış yerde arıyoruz. Banka şubeleri ve alışveriş merkezleri insanı huzurlu etmez. Onlar, vahşi kapitalizmin neticesi ve bir insanlık enkazıdır. Zira insana gözyaşını unutturur; merhametini yitirmiş bir vicdan ortaya çıkartır.[4] Kapitalist düzenin oyuncağı olduğumuz sürece mutluluğu unutmamız gerekiyor. Mutluluğa erişmenin en kestirme yolu, bu düzeni bozmaktan geçiyor. Ruhumuza ve gönlümüze o kadar derinden tesir etmiş ki bu kirli düzen, bir an bile ayrı kalmaya tahammül edemiyoruz. Gücümüz tükeniyor ve çabucak pes ediyoruz. Kapitalist düzen, insan zafiyetleri üzerine kurulmuştur. Zaaflarımızla baş edemediğimiz sürece esaretten kurtulmamız mümkün değildir.

Kapitalist sistem, israfı hoş ve şirin gösterir. İsraf yönündeki dengesiz harcamaları arttıran kredi kartları da iktisadi tuzaklardır, sömürmedir. İhtiyaçlar, buna mazeret olamaz.[5] Nasıl ve ne ölçüde yaşamamız gerektiğini unutmuşuz. Gösterişli reklamlar ve özentiler, insanın aklını başından almış. Belki hiç ihtiyaç duymayacağımız şeyleri bile hevesle alır duruma geldik. Kredi kartın varsa bölersin taksitlere ödersin borcunu! Sonuçta o para senden çıkmayacak mı? Yarın kimin umurunda ki!

Kapitalist düzenin esaretinden kurtulmanın en iyi yolu, dini doğru anlamaktır. Eğer din yanlış anlaşılırsa, her türlü kirli düzenin uşağı olmak kaçınılmazdır. Din anlatıcılarına bu konuda büyük ödevler düşmektedir. Dinin doğru ya da yanlış yorumlamaya müsait bir zemini vardır. Din, eğer doğru yorumlanırsa, insan hayatında su ve hava kadar önemli ve tabiidir. Ancak yanlış yorumlandığında bu tabiilik bozulur. Bu yanlış yorumlamanın vereceği zarar da dinsizliğin vereceği zararla eşdeğerdir.[6] Dinsiz yaşamakla, dini yanlış yorumlayıp yaşamak arasında fark yoktur.

Din doğru anlaşılmaz veya kavranmazsa trajik olaylarla karşılaşabiliriz. Huzuru ve mutluluğu ararken sarp yokuşlara sarar, engin derinliklerde kaybolabiliriz. Faiz, piyango, loto, toto, içki, uyuşturucu satışı ve meyhane işletmesi gibi gayr-ı meşru yollardan elde edilen paraların bereket ve huzur getirmesi mümkün değildir.[7] Özellikle Müslüman olan bir kişinin bunu bilmemesi veya önemsememesi tuhaf değil midir? Dini doğru anlayan, algılayan bir insanın bu gayr-ı meşru yollarda ne işi olabilir ki?

Parayı nasıl kazanacağımızı ve kazandığımız parayı nasıl harcayacağımızı bilmiyoruz. Kazandığımız veya harcadığımız para bize huzur ve mutluluk getirmiyor.

Son olarak devleti yönetenlerin bu konuda yaptığı hataları da anımsatmadan geçmeyelim. Bize huzuru, mutluluğu ve insanlar arası sevgiyi, saygıyı aşılaması gereken, bu konuda kendisini sorumlu hissetmesi gereken devlet görevlileri keyfi uygulamalar içinde olmaması gerekir. Devlet görevlilerinin özellikle kendi işini ilgilendiren konularda ticaret yapmaları, nüfuz alanlarına giren konularda ihalelere girmeleri, birinci dereceden yakınları ile görev alanına giren hususlarda ticari ilişki içerisinde olmaları da bir suiistimaldir ve kaçınılması gerekir.[8] Eşitsizliğin toplumun ahlaki dokusuna ve özellikle de, politik sisteme etkilerine bakılmalıdır. Zenginlerin yasaları saymayan kibirli tavırlarının olduğu, yoksulların yetersiz küskünlük gösterdiği ve politikacıların paraya itaat ettiği yerde, eşitsizlik sınırı aşmıştır.[9] Eşitsizliğin olduğu bir ortamda huzurdan bahsetmek ise mümkün değildir…

.

Muhammed IŞIK

SASAM Aday Uzmanı

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

______________________

KAYNAKÇA

1 – Kalbin Erbaini, Mehmet Görmez (Sayfa 115)
2 – İslam İş ve Ticaret Ahlakı, Saffet Köse (Sayfa 20)
3 – İslam İş ve Ticaret Ahlakı, Saffet Köse (Sayfa 27)
4 – Müslümanın Para ile İmtihanı, Osman Nuri Topbaş
5 – Müslümanın Para ile İmtihanı, Osman Nuri Topbaş
6 – Kalbin Erbaini, Mehmet Görmez (Sayfa 17)
7 – İslam İş ve Ticaret Ahlakı, Saffet Köse (Sayfa 56)
8 – İslam İş ve Ticaret Ahlakı, Saffet Köse (Sayfa 119)
9 – Ne Kadarı Yeterli?, Edward Skidelsky (Sayfa 164)

Aday Uzman Hakkında

SASAM kadrosunda yer almak isteyen adaylar için, 3 aylık bir ön üyelik süreci uygulanmaktadır. Bu üç aylık süre sonunda adayın sitemizde yayınlanan çalışmaları, Merkezimizin düzenlediği etkinliklere ve çalışmalara katılımı, Merkezimizin tanıtımına katkısı vb. hususlar dikkate alınarak, SASAM kadrosuna kabul edilip edilmemesi hususu karara bağlanmaktadır.

Yorum Ekleyebilirsiniz