Twitter Facebook Linkedin Youtube

GEÇMİŞTEN BUGÜNE DAĞLIK KARABAĞ: ‘FIRTINA SONRASI SESSİZLİK’

Canberk ŞENGÜL

Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi Staj Faaliyeti çerçevesinde KAFKAS-SAM Kıdemli Uzmanı Keisuke Wakizaka ile gerçekleştirilen mülakatta ‘Dağlık Karabağ Sorunu’ hakkında öne çıkan satır başları, izlenimler, literatür ve mevzuat taraması neticesinde tarafımca ortaya konan değerlendirmeler şu şekildedir:

 
 

Dağlık Karabağ Sorununun Ermenistan-Türkiye İlişkileri Üzerindeki Etkisi

S.S.C.B.’nin dağılmasının ardından kurulan ve BDT’nin de bir üyesi olan Ermenistan, Türkiye tarafından resmî olarak tanınmış olsa da, Dağlık Karabağ’da yaşanan savaşın ardından Ermenistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler kesilmiş durumdadır. Söz konusu husus, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığının resmî sitesinden şu an Türkiye – Ermenistan ilişkileri başlığı altındaki şu ifadelerle resmî olarak da belirtilmektedir:

“Ermenistan’ın, 1993 yılında Azerbaycan’ın Kelbecer bölgesini işgal etmesi üzerine, ülkemizden Ermenistan’a doğrudan ticaret sona erdirilmiş; iki ülke arasındaki sınır kapatılarak kara/demiryolu ve havayolu bağlantıları kesilmiştir.” Keza Türkiye – Ermenistan ilişkilerinin geçmişte olduğu gibi gelecekte de Azerbaycan – Ermenistan ilişkilerine doğrudan bağlı olduğu da yine T.C. Dışişleri Bakanlığı’nın yukarıda belirtilenle aynı başlık altındaki şu ifadelerden açıkça anlaşılabilmektedir: “Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerinde ilerleme kaydedilmediği sürece, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde kaydedilecek bir ilerleme tek başına yeterli ve kalıcı olmayacaktır.”

Bu durumda, Türkiye’nin söz konusu ülkeyle olan ilişkileri açısından hayati değerdeki Dağlık Karabağ sorunu, sorunun kronolojisini de gözeten bir tarihsel perspektifle teferruatlı bir biçimde incelenmelidir.

Dağlık Karabağ Sorunun Tarihsel Boyutu [1], [2], [3], [4], [5], [6], [7], [8], [9], [10]

Dağlık Karabağ sorununun tarihsel boyutu ve elbette hukuki ve siyasi boyutları, esasında, doğrudan veya dolaylı olarak, bölgenin sosyo-kültürel ve demografik yapısının yanında tarih boyunca bağlı bulunduğu devletler ile yakından ilişkilidir.

a) Bölgenin Tarihi

Bölge MÖ 4. yüzyılda, Aras Nehri’nin kuzey kısmında 26 ayrı kavmin birleşmesi ile kurulan “Albaniya Devleti”ne bağlıydı. Belirtmek gerekir ki, Albaniya Devleti’nin içerisindeki unsurlar arasında Ermenilerden söz etmek mümkün değildir. Karabağ’a yerleşen ilk kavmin ise İskitler / Sakalar olduğu üzerinde durulmaktadır. Ermeni kaynaklarında tarihi Albaniya Devleti’nin bir eyaleti olarak gösterilen Karabağ, “Artsak” adıyla anılmaktadır. Dağlık Karabağ sorununun meydana gelmesinde, Karabağ bölgesinin tarih boyunca “Artsak” ismiyle Ermenilere ait olması iddiası esaslı bir unsurdur. Oysa gerek Artsak, gerekse Dağlık ve Karabağ isimlerinin Türkçe kökenli olduğu belirtilmektedir. Artsak isminin, art (tr: “dağlık arazi”, “yükseklik”) ve sak (tr: bir Türk kavmi) etnoniminden veya er (tr: asker) ve sak (tr: bir Türk kavmi) etnoniminden oluştuğu iddia edilmektedir. “Karabağ” isminin de Türkçe kara (tr: renk) ve bağ (tr: ağaçlık, yeşillik yer) etnoniminden oluştuğu düşünülmektedir.

Hz. Ömer tarafından fethedilmesi ile birlikte İslâm inancının benimseyen Azerbaycan’ın aksine Dağlık Karabağ bölgesinde gayrimüslimler de varlıklarını sürdürmüştür. Fethin sonrasında gayrimüslim kalan bu bölgenin dini yönden Ermeni Kilisesi’ne bağlanması, siyasi yönden de söz konusu bölgenin “İrmeniye”ye bağlı olduğu iddiasını desteklemekte kullanılmaktadır. Fakat DEDEYEV’e göre o dönemde Dağlık Karabağ’ın siyasi veya etnik yönden İrmeniye’ye herhangi bir bağlılığı yoktur. Yine aynı yazara göre, Dağlık Karabağ’ın dini yönden Ermeni Kilisesi’ne olan bağlılığı, Hıristiyan Dağlık Karabağ ahalisinin, kendi ifadesi ile, ‘Grigoryanlaştırılmasında’ bir asimilasyon aracı olarak kullanılmıştır.

Arap Hilafeti’nin zayıflamasından sonra, sırasıyla Saciler, Slariler, Şeddadiler, Atabey-İldenizler, Karakoyunlu ve Akkoyunlu gibi devletlerin sınırları içinde yer alan Dağlık Karabağ, 1501’de Safevi Devleti hâkimiyetine girmiştir. 16 ve 18. yüzyıllarda Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetine geçtiği görülen Dağlık Karabağ, Nadir Şah (1736-1747) döneminde ise, İran’ın bir parçası olmuştur.

1799 itibariyle Karabağ’ı işgale girişen Rusya, 1805 Kürekçay Anlaşması ile Karabağ Hanlığı üzerinde hâkimiyet kurmuştur. İran-Rus savaşının 1813 Gülistan Barış Antlaşması ile sona ermesi sonrasında ise Rusya’nın bölgedeki hâkimiyeti hukuki nitelik kazanmıştır. Bundan sonra Rusya, 1864’te sona eren Rus-Kuzey Kafkas halkları savaşı sonrasında da yaptığı gibi, bölgenin demografik yapısını bölgede yaşayan otokton Kafkas halkı aleyhine ve Ermeni halkının lehine olmak suretiyle bozarak Dağlık Karabağ bölgesinde emperyalist amaçlı bir iskân politikası uygulamıştır.

DEDEYEV’e göre, yapılan iskân politikası sonucunda; 1805’te sayıları çok çok az olan Ermeni nüfusunun kısa bir zamanda arttığı ve 1823’te Karabağ’daki 642 köyün 155’i Ermenilere, 487’si ise Azerilere ait olduğu görülmekteyken; Rus yazar N.Şavrov’a göre ise, 1828-30 yılları arasında yaklaşık 125.000 Ermeni Azerbaycan’a yerleştirilmiş, bu rakam 19. yüzyılın sonlarına doğru bir milyona ulaşmıştır. [Memmedova, Nakleden: Dedeyev; Attar; Özyılmaz]

19. yüzyılın ortalarına gelindiğinde ise, ünlü Ermeni yazar Akop Melik-Akopyan’ın “Denizden denize kadar uzanan Ermenistan” şeklinde ifade ettiği Büyük Ermenistan ideali ayyuka çıkmıştır. Kilise veya teşkilâtlar biçiminde örgütlenerek bu ideale hizmet etmeyi tasarlayan Ermeni aydınları daha sonrasında bu iki yapılanma biçimini kiliseciler (ya da cemaatçiler) ve komiteciler olarak dönüştürecektir.

Büyük Ermenistan idealinin gerçekleşmesine hizmet etmesi için kurulan en önemli komiteler olarak “Haykırış, Çan sesi” şeklinde anlamlandırılan Hınçak ve Taşnak Sütyun komiteleri gösterilebilir. Kafkasya Ermenileri tarafından İsviçre’de kurulan Hınçak komitesi esas olarak Rusya, Osmanlı ve İran’da yaşayan Ermenileri bütünleştirerek Büyük Ermenistan idealine ulaşmayı hedeflerken; Taşnaksutyun komitesinin ise, var olan Ermeni yapılanmalarının toplulaştırılmasını sağlamak suretiyle, Büyük Ermenistan idealinin gerçekleşmesine hizmet etmesinin öngörüldüğü düşünülmektedir.

b) Bölgedeki Azeri-Ermeni Çekişmesi

i) 1905 Kıvılcımı

Demografik yapısı emperyal Rus politikaları ile bozulmuş olan Dağlık Karabağ’daki kayda değer ilk Azeri-Ermeni kıvılcımı 1905’te Bakü’de bir grup Ermeni komitecinin Bakü’de silahlı saldırı ile Ağa Rıza Babayev adlı bir Türk’ü öldürmesi ile patlak veren Bakü’deki olayların Dağlık Karabağ’a da sirayet etmesi ile çakılmıştır.

Ermenilerin Azerileri kışkırtması sonucu çıktığı düşünülen olaylarda yaklaşık 30 kişinin öldüğü ve bunun sonucunda bölgeye anarşinin yayıldığı hususu dönemin Tiflis Savcısı tarafından Rus Adalet Bakanı’na gönderilen 1905/119 sayılı raporda, Hz. Muhammed’in Ermeni papaz kıyafeti içerisinde resmedildiği kitapların ele geçirildiği hususu ise dönemin Bakü Savcısı tarafından Rus Adalet Bakanı’na gönderilen telgrafla ortaya konulmuştur.

Bakü’den diğer şehirlere ve Dağlık Karabağ’a da sıçrayan bu çatışmalar sonucunda yaklaşık 3 bin Ermeni ve 10 bin Azeri hayatını kaybettiği belirtilmektedir.

ii) Bolşevik İhtilali Sonrasında Dağlık Karabağ’da Yaşananlar

İhtilal sonrası değişen siyasi iklim içerisinde, Osmanlı’nın bölge halkının yardım talebine karşılık vererek 15 Eylül 1918’de Bakü’ye girmesi neticesinde, aralarında Karabağ’ın da bulunduğu dört özerk bölgeye ayrılan Azerbaycan Özerk Cumhuriyeti kurulmuştur. 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalanana kadar bölgede varlığını sürdüren Osmanlı’nın ardından bölge, Birinci Dünya Savaşı sona erene kadar İngilizlerin kontrolünde kalmış, 28 Nisan 1920’de 11. Kızıl Ordu’nun Azerbaycan’a müdahalesi sonrasında ise söz konusu cumhuriyet, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne dönüştürülmüştür. Bu dönemde Dağlık Karabağ, Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti içerisinde Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi (ya da Nogorno-Karabağ Özerk Bölgesi) olarak yer almaktadır. Bu husus 1936 SSCB Anayasası’nın 24. maddesi ile de sabittir.

Öte yandan Rus İhtilalini fırsat bilen Ermeniler’in 1917-1920 yılları arasında; Bakü, Kuba, Gence, Nahçıvan, Zengezur, Karabağ, İrevan, Lenkeran, Salyan, Yevlah, Şemkir, Şuşa, Cavanşir, Cebrayıl, Göyçay, Ağsu, Hacıkabul ve Kürdemir’de katliam gerçekleştirdiği iddiaları bulunmaktadır. Beşir MUSTAFAYEV söz konusu dönemde gerçekleşen elim olayları şu şekilde ifade etmektedir: “1) Bakü’de 30 bine yakın Azeri hunharca katledildi. 2) Şamahı’da 58 köy dağıtılmış, 7 bin kişi (1.653 kadın ve 965 çocuk) öldürüldü, 3) Kuba Kazasının 122 Müslüman köyü yağma ve talan edilip yakıldı, 4) Yukarı Karabağ’da 150’den fazla köy dağıtıldı, 5) Zengezur Kazasında 115 Azerbaycan köyü yağma edildi. 6) İrevan Guberniyasında 211 köy dağıtıldı. Bu tarihi Azerbaycan şehrinde ve onun etrafında 88 köy dağıtılmış, 1920 ev yakılmıştı, 132 bin Türk öldürülmüştür. Ermeni çetelerin yaptığı mezalimler, Taşnak hakimiyeti devrinde yürütülen “Türksüz Ermenistan” siyaseti neticesinde, İrevan Guberniyasının Türk nüfusunun sayısı 1916’da 375 bin kişi idi. Ancak 1922’de Türklerin sayısı 70 bine inmiştir. 7) 1918 Şubat-Mart aylarında Güney Azerbaycan’ın Hoy, Salmas, Urmiye, Makü ve başka şehirlerinde 150 bin Azerbaycan Türkü katledildi.” [Mustafayev: Kafkasya’da Müslüman-Türk Soykırımı, s.555]

Bunun yanı sıra 1929 yılı itibariyle Ermeniler, Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanması için gösteriler düzenlemeye başlamış, 1936’da ise Transkafkasya Sovyet Federasyonu’nun dağılmasının ardından bu yöndeki tekliflerini yinelemişlerdir. Stalin tarafından söz konusu teklifleri reddedilen Ermeniler, 1945 yılında dönemin Ermenistan lideri Grigori Arutyunyan ile söz konusu taleplerini yeniden gündeme getirmişlerdir. Ancak Azeri Komünist Partisi Merkez Komite Başkanı Mir Cafer Bağırov’un bu talebe karşılık Ermenistan’da Azeri çoğunluğunda bulunan Karabağlar, Vedi ve Azizbeyov ilçelerinin, Gürcistan’daki Borçalı bölgesinin ve Derbent’in Azerbaycan’a bağlanması isteği üzerine Ermeniler, Dağlık Karabağ üzerindeki iddialarını bir dönem için buzdolabına kaldırmıştır. Bunun ardından ise 100.000’i aşkın Azeri, Stalin tarafından onaylanan ‘Ermenistan’daki Azerbaycanlı Kolhozçuların Kür-Aras Ovasına Nakledilmesine İlişkin 4083 Sayılı Karar’ ile Ermenistan’dan Azerbaycan’a sürülmüş; bunların yerine dışarıdan Ermeniler yerleştirilmiştir. Bu gelişmelerin ardından 1964’te ve 1975’te Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’la birleştirilmesi talebini Moskova’ya tekrar ileten Ermenilerin bu talebi, Moskova tarafından bir kez daha reddedilecektir. [6, 7]

Sovyetler Birliği’nde meydana gelen iktidar değişimi ve uygulanacak olan glasnost ve prestroyka politikalarını değerlendiren Ermeniler, 1987’de S.S.C.B. Komünist Partisi I. Sekreteri M. Gorbaçov’a gönderdikleri imzalı 70 bin dilekçeyle Dağlık Karabağ’ın Ermenistan’a bağlanması yönündeki ısrarlı taleplerini bir kez daha ortaya koyacaklardır. Bu talepler Dağlık Karabağ Ermenileri üzerinde karşılık bulacak, zaten 140 üyesinin 110’u Ermeni olan Dağlık Karabağ Sovyeti, Ermenistan’a katılma kararı alacaktır.

Ermenistan lehine olan bu karar Moskova tarafından kabul edilmemiş, Gorbaçov tarafından Ermeni ve Azeri tarafına karşılıklı itidal çağrısında bulunulmuştur. Buna karşın Ermeniler, meydanlarda gösteriler düzenleyerek bu konudaki kararlılıklarını ortaya koymuştur. Bu kaos ortamı ise bölgede gerilimin tırmanmasına neden olmuştur.

Tırmanan bu gerilim 1988 Şubatı’nda, 30’u aşkın kişinin öldüğü, 200’den fazla kişinin de yaralanması ile sonuçlanmıştır. Karabağ’ın Azerbaycan’dan ayrılarak Ermenistan’a katılma kararını reddetmiş olan Sovyet yönetimi, tırmanan bu gerilimi önlemek adına Karabağ’ı 12 Ocak 1989’da doğrudan Moskova’ya bağlamıştır.

Buun üzerine, kendini savunma pozisyonuna alan Azeriler, Azeri Halk Cephesi’nin önderliğinde ortaya konulan, bilhassa Ermenistan ve Gürcistan ile olan demiryolu ağının tahrip edilmesi suretiyle bu ülkelerle olan bağlantının kesilmesi gibi, birtakım siyasal eylemler gerçekleştirmiştir. Bunun üzerine ise Sovyet ordusu, 1990’da Bakü’ye müdahale etmiş, ayrıca Dağlık Karabağ-İran sınırına da yaklaşık 10.000 kişilik askeri kuvvet göndermiştir. Bu sırada Gorbaçov’un yayınladığı, paramiliter grupların silahlarını S.S.C.B. otoritesine teslim etmeleri yönündeki çağrıya, Karabağ Ermenilerinin lideri Ter-Petrosyan uymamıştır.

Bölgedeki siyasi havanın bu denli keskin olduğu bir ortamda, sadece bölgeyi değil bütün dünyadaki siyasi dinamikleri etkileyecek bir dönüşüm gerçekleşmiş ve yirminci yüzyıl dünya siyaseti üzerinde bir mihenk taşı konumunda bulunan S.S.C.B. dağılmıştır. Bunun neticesinde ise birliği oluşturan cumhuriyetler, kendi kaderlerini tayin hakkı bağlamında bağımsızlıklarını ilân etmeye başlamışlardır. Ermenistan ve Azerbaycan S.S.C.B.’yi oluşturan diğer ülkeler gibi bağımsızlığını ilân ederken Dağlık Karabağ Ermenileri de “Artsaklı Ermenistan Halk Cumhuriyeti” adıyla bağımsızlık ilânında bulunmuştur. Doğaldır ki bu ilân Azerbaycan tarafından tepkiyle karşılanmıştır.

Bu bağımsızlık ilânı ve arkasından gelen Azeri tepkileri sonrasında iki tarafın liderlerinin Yeltsin ve Nazarbayev’in arabuluculuğu ile bir araya gelmesiyle geçici bir uzlaşma metni hazırlanmış; ancak 20 Kasım 1991’de, bu uzlaşmanın ruhuna son derece aykırı olarak, Azerbaycan Hükümeti Adalet ve Savunma Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra iki Rus Generali ve ateşkes sürecini denetlemek üzere bölgeye gönderilen Kazak ve Rus gözlemcileri taşıyan bir helikopter Ermeniler tarafından düşürülmüştür. Bunun üzerine Azeri tarafı, anlaşmanın ortadan kalktığını belirtmiş, Dağlık Karabağ’ın özerk statüsünün feshedilerek Azerbaycan’a bağlandığını ilân etmiştir.

Karabağ sorununun en trajik hadisesi olarak görülen Hocalı Katliamı ise, tam da bu siyasi atmosfer içerisinde iken cereyan etmiştir. Sumgayıt olaylarının yıldönümü olarak belirlenen 25-26 Şubat tarihi ile harekete geçen Ermeniler ve onlara destek veren 366. Rus Alayı tarafından gerçekleştirildiği öne sürülen katliam neticesinde 600’ü aşkın sivilin öldürüldüğü, 500’e yakın kişinin Ermeniler tarafından rehin alındığı, yaklaşık 1.300 kişinin yaralandığı, 150 civarındaki kişiden ise bir daha haber alınamadığı belirtilmektedir.

Dünya kamuoyunun da tepkisini çeken bu olaylar üzerine Türkiye inisiyatif alarak söz konusu meseleyi Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansı’na (AGİK) taşımış, 28 Şubat 1992’de toplanan AGİK ise şu kararları almıştır:

  • Derhal ateşkesin ilan edilmesi,
  • Sınırların değiştirilemeyeceği ve Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan toprağı olduğu,
  • İnsancıl yardımın gerçekleştirilmesi,
  • Sorunların diyalog yoluyla çözümlenmesi.

Yine Şubat ayında bölgeye gözlemci gönderen Avrupa Parlamentosu da bölgede Türklere yapılan saldırıları kınamıştır. Sorunun çözümü için Azerbaycan, Almanya, ABD, Ermenistan, Beyaz Rusya, İsveç, İtalya, Fransa, Rusya, Türkiye, Çek ve Slovakya Federal Cumhuriyeti’nin dahil olduğu “Minsk Grubu”nun kurulmasına rağmen, Ermeniler 8 Mayıs’ta, Ermenistan ile Dağlık Karabağ arasında, günümüz Suriye’sinde oluşturulması planlanan Kürt koridoru benzeri, bir koridor oluşmasını sağlayabilecek olan Laçin’i işgal etmiş; ancak çok geçmeden Azerbaycan, Laçin üzerinde yeniden otorite sağlamayı başarmıştır.

Bu sırada ise Azerbaycan’da siyasi iktidar değişmiş, 7 Haziran’da Azerbaycan’da yapılan seçimleri Halk Cephesi lideri Ebulfeyz Elçibey oyların % 58’ini alarak yeni Cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Laçin olayları hakkında Kazakistan’ın arabuluculuğu ile hazırlanan Almatı Beyannamesi ise daha sonra Ermenistan tarafından tek taraflı olarak feshedilecektir.

İktidara geldikten sonra Azerbaycan’ın BDT üyeliğinden vazgeçmesi ve Rusya Federasyonu’na karşı Türkiye başta olmak üzere Batılı devletlerle işbirliğine dayalı bir politika izleyen Elçibey, Dağlık Karabağ Sorunu’nu yeniden AGİK’e taşımıştır.

1992 Haziranı’nda yapılan Roma görüşmesinde ortaya konan; ‘a) Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi b) Azerbaycan’ın diğer etnik grupların yanı sıra, Ermenilere de kültürel haklar tanıyarak onlara karşı ayrımcılık yapmadığı’ yönündeki görüş AGİK üyesi ülkeler tarafından olumlu karşılanmış, bu husus Azerbaycan’ın toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi yönünde Helsinki’de alınacak karara da bir temel oluşturmuştur.

Bölge barışı için üzücüdür ki, Avrupa kuruluşları nezdinde Azerbaycan lehine oluşan bu olumlu hava çok uzun sürmeyecek, görüşmelerin devam ettiği esnada Ermeni güçleri Dağlık Karabağ ile Ermenistan’ı bağlayan bir diğer koridor olan Kelbecer’i işgal edecektir. Her ne kadar Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından oybirliği ile Kelbecer’deki işgalci güçlerin çekilmesi gerektiği belirtilse de 1994’e gelinene kadar, 1992 Ankara Planı ile 1992-1993 Minsk Planı uygulanamamış bölgede kalıcı bir barış tesis edilememiştir.

Bölgedeki çatışmaları sonlandıracak barışın, 9 Mayıs 1994 tarihinde Azerbaycan ve Ermenistan Savunma Bakanları ile Karabağ Ermenileri temsilcileri arasında imzalanan ateşkes anlaşması ile sağlanacağı öngörülse de; bu anlaşma dahi, 2012 ve 2014’teki ufak çaplı sınır ihlâlleriyle ayak sesleri duyulan ‘Dört Gün Savaşı’ (Nisan 2016) adıyla anılacak çatışmalara engel olamayacaktır.

Her iki tarafın da çizmeyi ilk olarak diğerinin aştığını iddia ettiği söz konusu çatışmalar neticesinde Azerbaycan tarafı bazı sınır köyleri üzerinde hâkimiyet elde de; her iki tarafından da onlarca ölünün ve yüzü aşkın yaralının bulunması bölgede uluslararası barışın kırılgan bir seyirde olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Bölgede, tarihi 1900’lü yılların başlarına dayanan çekişme, 2018 Aralık ayı itibariyle buzdolabındaki yerini korumakta; meselenin kökten sona ermesine yönelik kalıcı bir çözümün sağlanabilmesi ise bugün için mümkün gözükmemektedir. Üzücüdür ki, bölgede yüz yılı aşkın bir süredir var olan sorun, bunu çözmeye yetkili kişi ve kurumların, bölge insanının arzu edeceği ulusal ve uluslararası barış ve güvenliği tesis etme amacından ziyade, iç ve dış politikada çıkar elde etme amacını gözetecek bir biçimde inisiyatif almak istemelerinin de etkisi ile, henüz, çözülebilmiş değildir.

 

St. Av. Canberk ŞENGÜL – SASAM Stajyeri
_______________________
Kaynaklar:

1- Bilal DEDEYEV, Dağlık Karabağ Sorununun Tarihi Arka Planına Bakış, Karabağ Savaşı: Siyasi-Hukuki-Ekonomik Analiz, Kafkasya Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, Ocak 2008, s. 15-34.

2- Beşir MUSTAFAYEV, Karabağ’ın İşgal Süreci ve Bölgede Yaşanan Son Olaylar Çerçevesinde Çözüm Arayışları, A. Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi 49, Erzurum, 2013, s. 281-294.

3- Emine Vildan ÖZYILMAZ, Geçmişten Günümüze Dağlık Karabağ, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi 15 /2 (2013), s. 191-208.

4- Mehebbet PAŞAYEVA, Azerbaycan Türklerinin Etnik Tarihine Kısa Bir Bakış, 38. ICANAS, 5/2007, S.5, 2007, Ankara, s. 2505-2516.

5- Beşir MUSTAFAYEV, Kafkaslarda Müslüman-Türk Soykırımı, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi / Journal of Turkish World Studies, XII/1 (Yaz 2012), 533-561

6- Zafer ATAR, Dağlık Karabağ’da 1923’den Günümüze Kadar Yaşanan Gelişmeler, Sosyal Bilimler Yıl:2005, Cilt:3, Sayı: 1, s. 1-14.

7- Aysel BEDELOVA, Ermenistan – Azerbaycan Çatışması ve Uluslararası Örgütler, Azerbaycan Cumhuriyeti Eğitim Bakanlığı Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Türk Dünyası İşletme Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Yüksek Lisans Bitirme Tezi

8- Elşad EYVAZLI, Türk Basınında Dağlık Karabağ Sorunu: Milliyet, Hürriyet, Sabah Gazeteleri Örneği, Marmara Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 4:1, s. 57-74.

9- Süreyya YİĞİT / Gökhan GÜLBİTEN, Rusya’nın Güney Kafkas Dış Politikası: Dağlık Karabağ ve Hazar Denizi, Barış Araştırmaları ve Çatışma Çözümleri Dergisi, Cilt 5. No 2. 2017, s. 1-30.

10- Abbas KARAAĞAÇLI, İşgal Altındaki Dağlık Karabağ Sorunu, [http://www.bilgesam.org/incele/164/-isgal-altindaki-daglik-karabag-sorunu#.W7

Sahipkıran Akademi Hakkında

Sahipkıran AKADEMİ; üniversite öğrencilerine çalışmalarını yayınlayabilecekleri bir platform sağlamak ve öğrencilerin kendilerini geliştirmelerine katkı sağlamak üzere, Merkezimiz çatısı altında yeni oluşturulmuş bir yapıdır. “Türkiye’nin geleceğinin mimarları, Sahipkıran’da buluşuyor!” sloganı ile gayretli ve üretken üniversitelileri, çalışmalarını bu platformda paylaşmaya ve SASAM’ın etkinliklerine katılmaya davet ediyoruz. Sahipkıran AKADEMİ üyeliği, tamamen gönüllülük esasına dayanmaktadır. Üye olan öğrenciler, istedikleri zaman üyelikten çıkabilmektedirler. Üye olmak veya üyelikten çıkmak için bilgi@sahipkiran.org adresine, talebinize ilişkin e-posta göndermeniz yeterlidir. Talebiniz, en geç 3 iş günü içinde sonuçlandırılacaktır.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz