Twitter Facebook Linkedin Youtube

TÜRKİYE’DE BAŞLICA KAÇAKÇILIK TÜRLERİ VE KAÇAKÇILIĞIN EKONOMİYE ZARARLARI

Hüsnü BABAT

Kaçakçılık; bir malın yasalara aykırı olarak gizli yollardan bir ülkeye sokulması ya da bir ülkeden çıkarılmasıdır. Gümrük vergisinden kaçmak, ihracat ya da ithalat yasağını aşmak için başvurulan bir yoldur.

Kaçakçılığın geçmişi, ticaretle ilgili ilk vergilerin konmasına ya da ilk ticari düzenlemelere kadar indirilebilir.

Tarih boyunca pek az değişen kaçakçılık yöntemleri, temelde kaçak malı gümrük denetimine takılmayacak bir yolla sınırdan geçirmeye ya da kaçak malı başka bir yük içinde, taşıtların gizli bölümlerinde ya da kişilerin tahmin edilemeyecek bir yerinde saklayarak gümrük denetimini atlatmaya dayanır.

Ülkemizde ise kaçakçılık, uzun yıllardır süregelen ve devleti büyük zararlara uğratan bir sorundur. Sınır boylarından ülkemize sokulan ve yasa dışı olduğu gibi, kayıt dışı olduğu için de zararları tartışılmayacak boyutlarda olan kaçakçılık, son 20 yıl içerisinde daha organize bir şekilde yapılmaktadır. Yasadışı yapılanmalar ve dozajı her geçen gün artan bir yayılmacılıkla toplumu sarmakta, bireyi önemsizleştirerek sosyal güveni sarsmakta, birey-toplum, birey-devlet ilişkilerini şüpheci kılmaktadır. Görülen odur ki, bazı kişilerin kolay para kazanma arzusu, bu haksız kazancın temel nedenini teşkil etmektedir.[1]

ATO Başkanı Sinan Aygün, Türkiye’ye kaçak giren ürünlerin miktarı dikkate alındığında ve kaçak ürünleri taşımak için 20 tonluk kamyonlar kullanıldığı varsayıldığında, her yıl 204 bin “görünmez” kamyonun yurda kaçak mal soktuğunu söyledi. Türkiye ekonomisinin kaçakçılık nedeniyle yılda 20 milyar dolarlık kayba uğradığını söyleyen Aygün, “Gümrüklerimiz kevgire dönmüş durumda, delik deşik… Türkiye’ye her yıl 204 bin kamyonun taşıyacağı kadar kaçak mal giriyor. Bu kadar mal ülkeye nasıl giriyor insanın aklı almıyor. Bu görünmez kamyonlar nedeniyle 20 milyar dolarımız havaya uçuyor” dedi.[2]

Kaçak mal ticaretinin devlet için vergi ve istihdam, üretici için ise gelir kaybına yol açtığını söyleyen Aygün, “Ürettiğimiz şekeri ve çayı tüketemediğimiz için stoklar birikiyor, olan üreticiye oluyor. TEKEL’in pazar payı düşüyor, olan vatandaşa oluyor. Akaryakıt kaçakçılığıyla birileri haksız kazançlar elde ediyor, yorulmadan para kazanıyor, yine olan vatandaşa oluyor. Fatura, işsizlik ve yoksulluk olarak vatandaşa çıkıyor. Devlet kaçakçılık nedeniyle mahrum olduğu vergi gelirlerinin tahsili için vatandaşa yöneliyor.” diye konuştu.[2]

Türkiye, sigaradan içkiye, çaydan şekere, akaryakıttan cep telefonuna kadar tam bir “kaçak” cenneti…

Anakara Ticaret Odası’nın (ATO) hazırladığı “Kaçak Ekonomisi” raporuna göre; Türkiye ekonomisi ülkeye hangi yollardan girdiği belli olmayan kaçak ürünler yüzünden yılda 20 milyar dolar kaybediyor. Kaçakçılık yoluyla ülkeye giren ürünler, Türkiye ekonomisinde vergi, istihdam ve gelir kaybına neden oluyor.[3]

Kaçakçılık suçları, telafisi mümkün olmayan büyük zararlar vermesi nedeniyle kanunlarımızda nitelikli suçlar arasında sayılmıştır. Bu suçlar; işleniş yöntemlerinin çok ve çeşitli olması, yüksek miktarlarda haksız kazanç elde edilmesi, güzergâh ve rotalarının sürekli değişmesi, devlet bütçesine verdiği zararın yüksek olması ve insan sağlığına daha fazla zarar vermesi nedeniyle nitelikli suçlardan sayılmışlardır. Bu yüzden kaçakçılık suçlarıyla daha etkin mücadele edebilmek için 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ihdas edilmiştir. Gümrük, akaryakıt ve her türlü emtia kaçakçılığı suçlarının soruşturulması ve kovuşturulması, bu Kanun maddeleri kapsamında yapılmaktadır.[4]

TÜRKİYE’DE BAŞLICA KAÇAKÇILIK TÜRLERİ

AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞI

Akaryakıt kaçakçılığı, diğer kaçakçılık faaliyetleri arasında ülkemiz açısından önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye, ucuz akaryakıt satışının yapıldığı üretici ülkelere komşu olması ve bu ülkelerdeki akaryakıt fiyatlarının ülkemize göre düşük olması nedeniyle akaryakıt kaçakçılığına maruz kalmaktadır. Ayrıca bazı komşu ülkelerimizdeki otorite boşlukları ve iç karışıklıklar, sınırlarımızda akaryakıt kaçakçılığının meydana gelmesine neden olmaktadır.[5]

Türkiye’ye kaçak yoldan giren ürünler ve ekonomiye etkileri masaya yatırıldığında; kaçakçıların yüzünü en çok güldüren ancak ekonomiye de en büyük zararı veren ürünün akaryakıt olduğu görülmektedir.

Türkiye’ye yılda 2.5 milyon ton kaçak akaryakıt girmektedir. Bu miktar, ülke içinde tüketilen toplam akaryakıtın yaklaşık yüzde 20’sini, bir başka ifadeyle beşte birini oluşturuyor. Kaçak akaryakıtın parasal değeri ise yaklaşık 4.5 miyar dolardır.

TBMM Akaryakıt Kaçakçılığını Araştırma Komisyonu’nun çalışması, sadece iki yılda Türkiye’de 7 milyon 814 bin ton akaryakıt kaçakçılığı yapıldığını, devletin ise bu kaçakçılıktan dolayı 10.7 milyar TL’lik vergi kaybına uğradığını ortaya koyuyor.

Rapora göre; Türkiye’nin çok düşük bedelle akaryakıt temin edilecek ülkelere komşu olması, sahillerin uzunluğu ve kontrolünün zorluğu, özellikle deniz yoluyla yapılan akaryakıt kaçakçılığına zemin hazırlıyor. Akaryakıt vergisinin yüksekliği de yasadışı yollarla para kazanma arzusunda olanların iştahını kabartıyor.[6]

Grafik 1:Yıllara Göre Ele Geçirilen Kaçak Akaryakıt Miktarları (litre)[7]

Akaryakıt kaçakçılığına yönelik 2014 yılında yürütülen operasyonel çalışmalar; nüfus ve akaryakıt tüketiminin yoğun olduğu iller, transit kara taşımacılığı yapılan güzergâh illeri ile Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yer alan sınır illerinde gerçekleştirilmiştir. Özellikle Hatay ilimiz başta olmak üzere, Suriye’ye sınırı bulunan veya bu bölgelerimize yakın illerimizde kaçak akaryakıt yakalama olaylarında artış olduğu görülmektedir.[8]

Grafik 2: 2014 Yılında En Çok Kaçak Akaryakıt Ele Geçirilen İlk 20 İl (litre)[9]

SİGARA KAÇAKÇILIĞI

Tütün mamulleri kaçakçılığı; ülkemizin vergi gelirlerine, yasal piyasa rekabet koşullarına, kayıtlı istihdama ve yerli sanayinin gelişimine olumsuz yönde etki etmektedir. Bununla birlikte terör ve organize suç örgütlerine finans kaynağı teşkil etmektedir. Verilen cezaların narkotik suçlarındaki cezalar gibi caydırıcı olmaması, kolay temin edilebilmesi ve yüksek kar getirisi gibi nedenler, sigara kaçakçılığını ön plana çıkarmıştır.[10]

Ayrıca sigara kullanımı ile satışına ilişkin yasal bir zeminin bulunması ve toplum içerisindeki bazı kullanıcılar tarafından kaçak tütün mamullerinin tercih edilmesi, kaçak sigaranın kolay pazar bulmasını sağlamaktadır. Toplumun bazı kesimlerince kaçak sigaranın tercih edilmesindeki en önemli etkenlerin başında, halkın sigara kaçakçılığını sadece vergi suçu olarak görmesi ve fiyatının bandrollü sigaraya göre düşük olması gelmektedir.

Tütün mamullerinin oluşturduğu tehdit ülkemiz için gün geçtikçe artmaktadır. KOM Birimlerince 2014 yılı içerisinde ele geçirilen kaçak sigaraların neden olduğu vergi kaybının yaklaşık 520 milyon TL’yi bulduğu tahmin edilmektedir. Sınır bölgelerinden Türkiye’ye girişinin hemen öncesinde PKK/KCK terör örgütünün sigara kaçakçılığından vergi adı altında haraç aldığı bilinmektedir.  Son yıllarda Türkiye genelinde ele geçirilen kaçak sigaraların %80’e yakın kısmının doğu ve güneydoğu sınırlarından giriş yaptığı değerlendirildiğinde, terör örgütünün kazancının ne denli büyük olduğu ortaya çıkmaktadır.

Genellikle Doğu-Güneydoğu sınırlarımız üzerinden girişi sağlanan kaçak sigaraların çoğunlukla Ağrı, Van, Şırnak ve Hakkari illerinde depolandığı; Iğdır, Erzurum, Muş, Bingöl, Malatya, Erzincan, Sivas, Bitlis, Mardin, Diyarbakır, Şanlıurfa, Gaziantep ve Adana illeri üzerinden de diğer illerimize sevkiyatlarının yapıldığı görülmektedir.[11]

Ülkemiz hedefli sigara kaçakçılığında İran sınırından girişlerin arttığı, bununla birlikte Irak ve Suriye sınırından da girişlerin devam ettiği görülmektedir. 2014 yılında meydana gelen sigara kaçakçılığı olaylarında kullanılan metotlara baktığımızda;

– Sınır ihlali yapılarak sırtçılık yoluyla veya araçlar ile taşınması

– Gümrük transit rejiminin ihlal edilmesi

– Yolcu muafiyetinin suistimali

– Zulalama/Gizleme

– Kargo gönderimi yöntemlerinin kullanıldığı görülmüştür.[12]

Grafik 3: 2014 Yılında En Fazla Kaçak Sigara Ele Geçirilen 20 İl (Paket)[13]

CEP TELEFONU KAÇAKÇILIĞI

Gümrük kayıtlarına göre son 10 yılda 40 milyon 435 bin 552 adet cep telefonu ithal edildi. Bu ithalat için de 5 milyar 551 milyon dolar para harcandı. Ancak Telekomünikasyon Kurumu’nun verilerine göre son 10 yılda Türkiye’ye 70 milyon cep telefonu girdi. Bu miktarın parasal değeri ise 15 milyar dolar… İki kurumun kayıtları arasındaki fark, Türkiye’ye kaçak giren cep telefonu sayısını gösteriyor. Bir başka ifadeyle, kaçak yollarla Türkiye’ye sokulan cep telefonu sayısının 29,6 milyon olduğu ortaya çıkıyor.[14]

Cep telefonu cihazı kolayca paraya dönüştürülebildiği için çok sayıda suç örgütü cep telefonu kaçakçılığına yöneliyor. Cep telefonu kaçakçılığında en fazla devlet zarara uğruyor.

Türk Telekomünikasyon Kurumu’na göre ise kaçak cep telefonu sayısı 12 bin, bu telefonların Türk ekonomisine verdiği zarar 3 milyar dolar, “kaçak cepten alo” yüzünden devletin uğradığı gelir kaybı ise 1 milyar dolar. Cep’te kaçağın ülkeye zararı ise toplam 4 milyar dolar.[15]

Kaynağı Uzakdoğu ülkeleri ( genellikle ÇİN) olan kaçak cep telefonları, önemli oranda İran, Irak, Suriye, Gürcistan, Bulgaristan ve Yunanistan üzerinden ülkemize getirilmektedir. Bununla birlikte yine (stoksuz alışveriş) yöntemiyle doğrudan ülkemize kaçak cep telefonu girişi gerçekleşmektedir. Ayrıca, farklı beyanda bulunularak vergisi düşük ürünler ithal ediliyormuş gibi gösterilmek suretiyle Çin’den denizyolu ile gelen konteynerler içerisinde ülkemize yüksek miktarda cep telefonu getirildiği anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte IMEI numaraları klonlanmış kaçak ya da replika (taklit) telefonların, internet üzerinden güvenilir olmayan siteler aracılığıyla orijinal markalara ait görsel materyaller kullanılarak piyasa fiyatlarının çok altında bir bedelle satışa sunulduğu, bu tarz aldatıcı tanıtımlar doğrultusunda cep telefonu satın alan birçok vatandaşımızın mağdur edildiği KOM Daire Başkanlığına intikal eden ihbarlardan anlaşılmaktadır.[16]

Grafik 4: 2014 Yılında En Fazla Kaçak Cep Telefonu Ele Geçirilen 20 İl (Adet)[17]

KAÇAK ÇAY

Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah’ın 30 Ağustos törenlerinden sonra çay içmek için protokol üyeleri ile oturduğu çay bahçesinde görevlinin “Kaçak çay içer misiniz?” sorusuna verdiği sert tepki, dikkatleri Türkiye’de büyük bir ekonomik hacme sahip olan ‘kaçak çay’a çevirdi. Büyük oranda sınırdan yasa dışı yollarla yurda sokulan çay, sigaradan sonra terör örgütünün en önemli gelir kalemlerinden birini oluşturuyor. Kayıt dışı olan bu ekonomik hareketlilik, aynı zamanda devleti de büyük bir gelir kaybına uğratıyor.

Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu bölgeleri ile sınır olan Suriye, İran ve Irak çok geçmişten beri hem yasal hem de yasadışı yollarla işleyen önemli oranda bir sınır ticareti bulunuyor. Sınırın her iki tarafında büyük oranda akraba ailelerin bulunması ekonomik hareketliliğin giderek artmasını sağlıyor. Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde kaçak çayın alışkanlık hale gelmesindeki büyük etkenlerden biri de bu bölgelerimizde kaçak çayın akrabalar arasında hediye malzemesi olarak kullanılmasıdır. Bu nedenle Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizin hemen her şehrinde kaçak çay yaygın olarak tüketiliyor. Bu bölgelerimizde yerel halk genelde kaçak çay tüketirken dışarıdan gelen memur ve misafirler ise daha çok yerli çayı tüketiyorlar. Bu nedenle pek çok kahvehane ve çay ocağında iki demlik birden kaynatılıyor. Koyu rengi, ağır ve acıya kaçan tadı nedeniyle alışkın olmayanların kolay kolay içemediği bu çay türüne alışanlar da bir daha yerli çayı kolay kolay içemiyor.

Piyasada ‘kaçak çay’ olarak bilinen çayın neredeyse tamamı aslında Sri Lanka (Seylan), Vietnam veya Hindistan’dan geliyor. Buralardan çayı işlenmiş olarak ithal eden ülkeler, bunu paketleyerek kendi markaları altında piyasaya sürüyor. Siyah çay olarak da adlandırılan bu çayın yaklaşık yüzde 60’ı sınırdan kaçak yollarla Türkiye’ye giriyor. Yüzde 40’ı da Türkiye’de paketleme tesisi kurarak markalaşmış firmalar tarafından tüketiciye sunuluyor. En fazla da Suriye’den giriyor Türkiye’ye. İstatistiklere göre Türkiye yılda 220 bin ton civarındaki üretimi ile dünyada en büyük beşinci sırada gelen bir çay üreticisi. Tüketimde ise yıllık kişi başı 2.5 kilo ile dünyada birinci sırada yer alıyor.[18]

Çaykur’un verilerine göre Türkiye’nin iç tüketimi dikkate aldığında 50-60 bin ton seviyesinde kaçak çay girdiği tahmin ediliyor. Bunun da ekonomiye maliyeti 75 milyon dolar civarında. Çaykur’un iddiasına göre kanun dışı yollarla ülkeye sokulan ve içerdiği kimyevi maddeler sebebiyle sağlığı büyük ölçüde tehdit ediyor.

ÖRGÜTÜN EN BÜYÜK PARA KAYNAĞI KAÇAK ÇAY VE SİGARA

Kaçak çayın kilosu 16 ile 20 lira arasında değişiyor. Emniyet kaynakları sınırdan yasa dışı yollarla geçirilen bütün ürünlerden örgütün para aldığını ifade ediyor. Çaydan kilo başına para alındığını kaydeden emniyet yetkilileri, miktar olarak bunu tespit etmenin çok güç olduğunu belirtiyor. Ancak bölgede tüketilen kaçak çayın miktarına bakıldığında rakamın büyüklüğü hakkında ip uçları veriyor. Doğu ve Güneydoğu bölgesinde yılda 60 bin ton civarında kaçak çay tüketiliyor. Bunun üçte biri gümrükten kişisel malzeme olarak geçirilse bile 40 bin tonu örgütün kontrolünden geçiyor. Bu da milyonlarca lira paraya tekabül ediyor.

Türkiye Ziraatçılar Derneği’nin geçen yıl yaptığı araştırmaya göre kaçak çayın yanında Türkiye’nin en büyük kaybı kaçak sigarada. Kaçak sigara hem örgüte çok büyük bir finans kaynağı hem de kayıt dışılığından dolayı önemli bir ekonomik kayıp. Rapora göre, Türkiye’ye yılda 25 bin ton kaçak sigara giriyor. Bundan dolayı da devlet her yıl 2,5 milyar dolar vergi kaybına uğruyor. Bir konteyner kaçak sigaranın üretim ve nakliyesi dahil 80-90 bin dolarlık maliyeti bulunuyor. Fakat Türkiye’ye sokulup piyasaya sürüldüğünde 1 milyon 600 bin dolar ediyor. Suç örgütleri her konteynerden 1 milyon dolar para kazanıyor.[19]

NEDEN KAÇAKÇILIK?

Şırnak’ta doğup büyüyen biri olarak daha çok ülkemizin doğu ve güneydoğu illerinde yapılan kaçakçılığın nedenleri üzerinde durmak istedim. Bence ülkemizin doğu ve güneydoğu illerinde kaçakçılığın bu kadar fazla olmasının başlıca nedenlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

-İş olanaklarının az olması: Ülkemizin doğu ve güneydoğu illerinde başta Şırnak ve Hakkari illerimizi örnek verecek olursak burada yaşayan vatandaşlarımızın yaşamlarını sürdürebilmeleri için ellerinde ülkemizin batısına kıyasla çok fazla iş olanağı bulunmuyor. Vatandaşlarımız köy korucusu, çobanlık ya da kaçakçılık yapacak. Tabi son zamanlarda kaçakçılığın daha cazip hale gelmesiyle buralarda yaşayan vatandaşlarımızın ellerindeki hayvanları büyük oranda satıp kaçakçılığa yönelmesiyle farklı iş olanaklarından çobanlığın da bitmek üzere olduğunu söyleyebiliriz.

Bunun sonucunda vatandaş ya Köy Koruculuğunu seçecek ya da kaçakçılık yapacak. Bu durumda iki seçenekten hangisi daha cazip hale gelirse vatandaş doğal olarak ona yönelecek. Bunun için Köy Koruculuğu mesleğinin daha cazip hale getirilmesi ve farklı alternatif meslek alanlarının oluşturulması lazım.

– Kaçakçılıktan elde edilen karın çok yüksek olması: Buna kendi izlenimimden de yola çıkarak örnek verecek olursak; Kaçak sigaralar Irak’tan Şırnak’ın Uludere ilçesinin bir köyüne getirilip buradan da ülkemizin diğer illerine ulaştırılması için Şırnak’ın Silopi ilçesine götürülmesi gerekiyor. Kaçak sigaraların Silopi ilçesine ulaştırılması güvenlik güçlerimizin sıkı denetimleri sonucunda artık bu sevkiyatların arabalarla yapılması çok zor olduğundan kaçakçılar yakalanma riski az olan katırlara ve bu katırları Uludere’nin köyünden Silopi ilçesine götürecek insan gücüne ihtiyaç duymaya başladılar. Bununla birlikte Uludere’de yaşayan halk elinde kaçak malı alıp satacak kadar parası olmasa bile sigaraların Uludere’den Silopi’ye Cudi Dağı üzerinden ulaştırılmasında tabiri caizse bir işçi olarak sadece katırın arkasında 13 saatlik yolu yürür ve o gün için katır başına yaklaşık 700 TL kazanmış olur. Katırın arkasında yürüyen bir kişi 700 TL kazanıyorsa mal sahibinin günlük ne kadar kazandığını tahmin etmek biraz zor olsa gerek.

– Coğrafi konum ve akrabalık ilişkileri: Ülkemizin özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde uzun, dağlık ve kontrolü zor kara sınırlarının olması, sınıra çok yakın yerlerde köylerin bulunması, köyler arasında katır sırtında yüklerin kolayca taşınabilmesi sınır kaçakçılığını kolaylaştıran etmenler arasında sayabiliriz. Örneğin; Suriye ve Irak sınırında sınırın her iki tarafında akraba ailelerin olması, çift taraflı kaçakçılık yapılması, köyler arasındaki mesafenin çok yakın olması (Suriye sınırı için) ve bazı köylerin depo olarak kullanılması kaçakçılığı özendiren ve kolaylaştıran başlıca unsurlardır.

-Tecrübe eksikliği: Ülkemizin doğu ve güneydoğu illerine atanan güvenlik güçlerimiz buralarda genellikle 2-3 yıl kadar görevde bulunurken kaçakçılığın yoğun olduğu il/bölge insanları yaklaşık 30-40 yıllık birikimle iş yapıyorlar. Böyle olunca neyi, nereden, nasıl ve ne zaman geçirse belki hiç sorun olmaz. Çünkü bu işin tecrübesini iyi kazanmışlar.

Komşu ülkelere göre vergi oranlarının çok yüksek olması: Türkiye’de kaçakçılığı çok yapılan eşyalara uygulanan vergi oranları ile Türkiye’nin doğu-güneydoğu komşusu ülkelerdeki vergi oranları karşılaştırıldığında, bu ülkelerdeki vergi oranlarının daha düşük olduğu görülmektedir. Vergi konusunda ülkelerarası vergi farklarına bakıldığında örneğin, meyvelerden muzun Türkiye’deki vergisi %162 iken, bu rakam İran’da % 4’tür. Aynı şekilde çay, Türkiye’de % 187 vergi gerektirirken, bu rakam İran’da % 55, Suriye’de ise % 9’dur. Etin vergisi Türkiye’de % 250 iken, Suriye’de bu rakam % 4, İran’da ise % 8’dir. Şekerin vergi oranı Türkiye’de % 150 iken, İran’da % 18, Suriye’de ise %4’tür. Ülkemizde ham petrolün vergi oranı % 18, benzinin % 62, motorinin ise % 54’dür. İran’da her biri için vergi oranı % 8’dir. Bu oran Suriye’de ise sırasıyla % 1, % 8 ve % 6’dır. Irak’ta da akaryakıt türevlerinin vergi oranı % 5’i geçmemektedir (4) http://www.tradeatlas.com/page/ulkelerin-gumruk-vergileri-ve-gumruk-tarife-cetvelleri, 2015 ) [20]

-Kaçakçılığın suç değil de bir meslek olarak görülmesi: Türkiye’nin özellikle kıyı ve sınır bölgelerinde yaşayan yerel halk arasında kaçakçılık faaliyetlerine yönelik algının meşru bir eylem olduğu yönünde geliştiği görülmektedir. Kaçakçılar buna bağlı olarak suçlu eylemlerini meşrulaştırmaktadırlar. Örneğin, göçmen kaçakçıları, zor durumda kalan insanlara yol gösterme; gıda kaçakçıları, halka daha ucuz yiyecek temin etme, akaryakıt kaçakçıları, yüksek fiyatlara mecbur edilen! İnsanlara yardımcı olma; uyuşturucu kaçakçıları, kendi toplumumuza bir zararının olmadığı gibi argümanlarla işledikleri suçları psikolojik olarak bastırıp ahlaki görme ve gösterme eğilimindedirler. Bu tür tutumlar, aslında kaçakçılığın, devlete ve topluma verdiği zararların anlaşılmasına olan ihtiyacı da gözler önüne sermektedir. Alt kültür teorisinde de belirtildiği gibi kaçakçılar da sosyalleştikleri alanlarda, çevrelerinden (ailede, akran grubunda, okulda, sokakta vs..) etkilenerek bazı kaçakçılık suç faaliyetlerini kendilerince doğru ve yapılabilir bir eylem olarak görebilmektedir.

Özellikle kıyı ve sınır bölgelerimizde kaçakçılığın bir meslek ve yaşam tarzı olarak algılanması ve sosyalleşme kurumlarında bu kültürün hayata hakim olması, geleneksel bir durumdur. Kaçakçılığın doğal bir yaşam tarzı haline gelmesinin ötesinde yapılan bu eylemin bir suç olmadığı algısı da hâkim bir anlayıştır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu sınırlarında yaşayan insanlar, kaçakçılıktan elde edilen gelirin bir kaçakçı için olağan, haklı ve helal bir kazanç olduğu düşüncesindedirler. Bu insanlar kaçakçılığın bir suç olmadığına inanmakta ve bunu tamamen bir ticaret ve geçimlerini temin aracı olarak algılamaktadırlar. Bu işi yapan insanların kendilerini kaçakçı ya da sınır ticareti yapan tüccarlar olarak tanımladıkları görülmektedir. Bu konuda alandan tecrübelerini paylaşan katılımcılar, karşılaştıkları kaçakçıların kendilerine kaçakçı olarak hitap edildiğinde oldukça rahat davrandıklarını belirtmişlerdir. Kaçakçılıktan elde edilen kazancın kaçakçıların kendi kullandıkları ifadeyle “anamızdan emdiğimiz ak süt kadar helal” olduğunu düşünmektedir. Kaçakçılığın bir suç değil bir meslek olduğuna inanmaktadırlar. “…Markete gider gibi İran tarafına gidiyor. Kaçak malı alıyor geliyor ve stokluyor. Bunu tamamen bir ticaret olarak algılıyor. Böylelikle para kazanıyorlar…”

Benzer bir olayın Doğu-Anadolu’nun bir sınır ilçe-sinde meydana geldiğini belirten bir katılımcı da böl-ge insanının, kendilerini ziyarete gelen devlet görevlilerine “Biz bu işi yapıyoruz ve herkes biliyor. Bu işi dedelerimiz de yaptı…” şeklinde yakındıklarını belirtmiştir. Dolayısıyla kaçakçılığın normal bir meslekmiş gibi algılandığı anlaşılmaktadır. Kaçakçılığın yaygın olduğu yörelerdeki toplum algısı, çoğu kez gerçeklerin önüne geçmiştir. Bu durum kaçakçılıkla mücadeleyi de olumsuz etkilemektedir. Bu bölgelerdeki suç algısında diğer bölgelere kıyasla ciddi farklılıklar oluşmuştur. Toplumda kaçakçılığın yol açtığı zararlar çoğunlukla bilinmemekte veya göz ardı edilmektedir.

-Kaçakçılıkta cezanın alt sınırının düşük olması ya da suç gelirlerine yeteri düzeyde el konulamaması: Kaçakçılıkta cezanın alt sınırının düşük olması ya da suç gelirlerine yeteri düzeyde el konulamaması kaçakçılık suçlarının cezası olmadığı yönünde bir algının da oluşmasına yol açmaktadır. Bunun yanı sıra, kaçakçılıkla ilgili suçla-rın yargılama süreçlerinin uzaması ve tutuksuz yargılanmakta olan sanıkların bu süreçte kaçakçılık yap-maya devam etmeleri, toplumda, kaçakçılığın sanki cezası yokmuş şeklinde algılanmasına neden olmaktadır. Bölgede kaçakçılık suçunun aleniyet kazanmış olması, kuralsızlığın kural ya da hukuksuzluğun hak haline gelmesi de kaçakçılık suçlarına toplumun ba-kış açısını özetleyen durumlardır. Suçun aleni olarak işlenmesi ve kaçakçılık eylemlerinin suç olduğu düşüncesini de zayıf kılmaktadır. Bu nedenle birçok katılımcı, bazı kaçakçıların terörist olmamak için kaçakçılık yaptıklarını söylemlerinde öne sürdüklerini belirtmişlerdir.[21]

KAÇAKÇILIK İÇİN ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

-Bence özellikle ülkemizin doğu ve güneydoğu illerinde kaçakçılığın engellenmesinde uzun vadeli bir çözüm önerisi düşünecek olursak eğitimin dolaylı yoldan büyük etkisini ilk maddeye koyabiliriz. Çünkü hepimizin bildiği üzere ülkemizin doğu ve güneydoğu’sundaki illerimizde aileler genellikle çok çocuklu aile yapısına sahipler. Her bir ailenin doğru düzgün geçim kaynağı olamamasına rağmen çocuk sayısı çok fazla.  Çocuk sayısı fazla olup maddi imkanlar da kısıtlı olunca aileler çocuklarına hem madden hem de manen gereken ilgiyi gösteremiyorlar. Çünkü aileler her bir çocuğunun günlük okula gidip gitmediğini, arkadaş çevresinin kimler olduğunu, günlük ne tür şeylerle vakit geçirdiğini nerden bilsinler. Aileler genelde çocuk sabah evden çıktığı zaman okula mı gidiyor yoksa başka yere mi gidiyorlar bundan çok habersiz durumdalar. Buna örnek verecek olursak okulların yılda bir defa yaptığı veli toplantılarına zorla da olsa gelen aileler genelde çocuklarının kaçıncı sınıfa gittiğini, sınıf öğretmenin kim olduğunu dahi bilmiyorlar. Buna ben kendim de çok şahit oldum. Böyle olunca da başı boş, doğru düzgün eğitim alamayan, ailesi tarafından da gösterilmesi gereken ilgiyi göremeyen çocuklar kandırılmaya çok müsait kişiler haline geliyor. Bunun sonucunda da çocuklar en yakın arkadaş çevresinden ya bir şekilde kandırılıp dağa çıkıyorlar ya da çocuk yaşta parayı görünce okulu bırakıp yavaş yavaş kaçakçılık yapmaya başlıyorlar. Bunun için ülkemizin özellikle doğu ve güneydoğu illerindeki çocukların eğitimi üzerine iyice yoğunlaşması lazım. Buna da örnek verecek olursak bence bu bölgelerde yatılı okul sayısını arttırmak lazım. Bu bölgelerde yatılı okul sayısı ne kadar fazla olursa hem bu bölgelerimizdeki çocuklar için hem de ülkemiz için o kadar iyi olur. Çünkü çocuklar okula evden gidip geldiği zaman geriye kalan vakitlerde ders çalışmak istese bile aileler kalabalık olduğu için o imkanı elde etmek biraz zor. Aileler de çocuklarına gereken imkanı sağlayamayınca ve gereken ilgiyi de gösteremeyince çocuklar geriye kalan vakitlerini başka şeylerle doldurmuş oluyorlar. Ama çocuklar bunun yerine eğitimlerine yatılı okullarda devam ederlerse hem hiç birinin doğru düzgün evinde olmayan ders çalışma imkanları elde ederler hem de aileleri tarafından gösterilmeyen ilgi ve alakanın kat kat fazlasını öğretmenlerinden görmüş olurlar. Bunun yanında bence çocuklara yatılı okullarda zaman zaman türlü türlü konferanslar, seminerlerle ve yılın belli vakitlerinde ülkemizin farklı illerine gezi programları düzenlenerek vb. Her türlü sosyal faaliyetlerle çocuklara vatan sevgisini de aşılamak lazım. Bu ve buna benzer faaliyetlerle çocukları hem dolaylı yoldan kaçaklılık hem de terör belasından büyük oranda kurtarmış oluruz.

-Doğu ve Güneydoğu’da teşvik primleri ile alternatif meslek alanlarının arttırılması: Bence özellikle Şırnak, Hakkari ve çevresindeki iller için büyükbaş hayvancılık ve arıcılık üzerinde bu tür çalışmalar yapılabilir. Arıcılık, büyükbaş hayvancılık vb. Mesleklerin getirisi kaçakçılık getirisinden çok az olsa bile buralarda yaşayan vatandaşlar devamlılığı ve riski kaçakçılığa göre çok az olan bu tür mesleklere yönelirler.

– Köy korucusu mesleğinin daha cazip hale getirilmesi: Aslında köy koruculuğu mesleğini kaçakçılıkla karşılaştırmak doğru olmaz. Çünkü: Bir taraftan devletini, milletini, vatanını her türlü terör faaliyetlerinden canı pahasına korumaya çalışan Köy Korucusu diğer taraftan teröre en büyük finanas kaynağı sağlayanlardan biri olan kaçakçılık. Ama işin maddi tarafına baktığımızda da bildiğimiz üzere bu bölgelerde her bir aile reisinin bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısı en az 7-8 kişi. Köy korucularına verilen aylık maaş 1400 TL ama kaçakçılıkta daha önceden değindiğimiz gibi sigaraların sadece bir ilçeden diğer bir ilçeye ulaştırılmasında bir işçi olarak çalışanlar bile bu parayı 2-3 günde kazanabiliyorlar. Böyle olunca buralardaki insanlar işin maddi tarafına baktığı zaman doğal olarak kaçakçılığa yöneliyorlar. Bunun için köy koruculuğu mesleğinde bir takım iyileştirmelere gidilmesi lazım.

-Doğu ve Güneydoğu bölgelerimizde çeşitli doğa sporlarına (rafting,  kayak vb.) destek primleri verilebilir ve markalaştırılıp reklamları yapılabilir. Tarihi turistik mekanlarının geliştirilmesi için de destek verileblirir.

-Devlet tarafından ücretsiz veya indirimli turizm seyahatleri ile bölgenin turizmine katkıda bulunulabilir.

-Çeşitli medya organları ile kaçakçılığın kötülüğüne ve çirkinliğine dikkat çekilip insanların bu tür faaliyetlere girme arzuları azaltılabilir.

-Almanya’nın daha az gelişmiş bölgelerine teşvik için bazı araba fabrikalarını o bölgelerde kurdurması gibi biz de bazı fabrikalarımızı bu bölgelerimizde kurup istihdam oluşturabiliriz.

-Büyük şehirlerin çevrelerinde gelişmiş olan besi hayvancılığını bu bölgelerimizde yapılması için çeşitli teşvikler verip kolaylıklar sağlanabilir.

.

Hüsnü BABAT

SASAM Stajyeri – Uludağ Üniversitesi İktisat Bölümü Öğrencisi

______________________

KAYNAKÇA

Ankara Ticaret Odası, Kaçak Ekonomisi Raporu, 2016

Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı, 2014 Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Raporu, KOM Yayınları, Ankara, 2015

İçişleri Bakanlığı ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa Göre Kaçak Eşya Yakalanması Halinde Muhbir Ve El Koyanlara İkramiye Ödenmesine İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 15 Temmuz 2014, http://www.resmigazete.gov.tr , 10. 11.2015,

DAĞ Halil, Güsam Kaçakçılık Raporu, 2016

CERRAH Celalettin, Haberler.com, Kaçak Çay Hem Örgüte Finans Kaynağı Hem de Ekonomiye Zarar Verir, 05.09.2012, http://www.haberler.com , 02.11.2016

KAHYA Yavuz,  Suç Teorileri Işığında Türkiye’de Kaçakçılık Olgusu: Toplumsal Nedenleri, Boyutları ve Algısı, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 3

[1] DAĞ Halil, Güsam Kaçakçılık Raporu, 2016, s. 1.

[2] Ankara Ticaret Odası, Kaçak Ekonomisi Raporu, 2016, s. 5.

[3] Ankara Ticaret Odası,Kaçak Ekonomisi Raporu, 2016, s. 1.

[4] İçişleri Bakanlığı ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa Göre Kaçak Eşya Yakalanması Halinde Muhbir Ve El Koyanlara İkramiye Ödenmesine İlişkin Usul Ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 15 Temmuz 2014, http://www.resmigazete.gov.tr , 10. 11.2015

[5] Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı, 2014 Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Raporu, KOM Yayınları, Ankara, 2015, s. 55.

[6] Ankara Ticaret Odası Kaçak Ekonomisi Raporu, 2016, s. 2.

[7] Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı, 2014 Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Raporu, KOM Yayınları, Ankara, 2015,s. 57

[8] Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı, 2014 Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Raporu, KOM Yayınları, Ankara, 2015,s. 57

[9] Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı, 2014 Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Raporu, KOM Yayınları, Ankara, 2015,s. 57

[10] Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı, 2014 Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Raporu, KOM Yayınları, Ankara, 2015, s. 59.

[11] Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı, 2014 Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Raporu, KOM Yayınları, Ankara, 2015, s. 59.

[12] Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı, 2014 Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Raporu, KOM Yayınları, Ankara, 2015, s.60

[13] Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı, 2014 Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Raporu, KOM Yayınları, Ankara, 2015, s.61.

[14] Ankara Ticaret Odası,Kaçak Ekonomisi Raporu, 2016, s.2.

[15] Ankara Ticaret Odası, Kaçak Ekonomisi Raporu, 2016, s.2.

[16] Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı, 2014 Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Raporu, KOM Yayınları, Ankara, 2015, s.66.

[17] Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı, 2014 Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Raporu, KOM Yayınları, Ankara, 2015, s.66

[18] CERRAH Celalettin, Haberler.com, Kaçak Çay Hem Örgüte Finans Kaynağı Hem de Ekonomiye Zarar Verir, 05.09.2012, http://www.haberler.com , 02.11.2016

[19] CERRAH Celalettin, Haberler.com, Kaçak Çay Hem Örgüte Finans Kaynağı Hem de Ekonomiye Zarar Verir, 05.09.2012, http://www.haberler.com , 02.11.2016

[20] KAHYA Yavuz,  Suç Teorileri Işığında Türkiye’de Kaçakçılık Olgusu: Toplumsal Nedenleri, Boyutları ve Algısı, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 3, s. 170-176.

[21] KAHYA Yavuz,  Suç Teorileri Işığında Türkiye’de Kaçakçılık Olgusu: Toplumsal Nedenleri, Boyutları ve Algısı, Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sayı 3, s.170-176.

Sahipkıran Akademi Hakkında

Sahipkıran AKADEMİ; üniversite öğrencilerine çalışmalarını yayınlayabilecekleri bir platform sağlamak ve öğrencilerin kendilerini geliştirmelerine katkı sağlamak üzere, Merkezimiz çatısı altında yeni oluşturulmuş bir yapıdır. “Türkiye’nin geleceğinin mimarları, Sahipkıran’da buluşuyor!” sloganı ile gayretli ve üretken üniversitelileri, çalışmalarını bu platformda paylaşmaya ve SASAM’ın etkinliklerine katılmaya davet ediyoruz. Sahipkıran AKADEMİ üyeliği, tamamen gönüllülük esasına dayanmaktadır. Üye olan öğrenciler, istedikleri zaman üyelikten çıkabilmektedirler. Üye olmak veya üyelikten çıkmak için bilgi@sahipkiran.org adresine, talebinize ilişkin e-posta göndermeniz yeterlidir. Talebiniz, en geç 3 iş günü içinde sonuçlandırılacaktır.

BENZER İÇERİKLER

Yorumlar (1)

  1. […] Türleri Ve Kaçakçılığın Ekonomiye Zararları,” SASAM, (February 12, 2017), http://sahipkiran.org/2017/02/12/turkiyede-kacakcilik-turleri/, (accessed on June 14, […]

Yorum Ekleyebilirsiniz