Twitter Facebook Linkedin Youtube

ÇİN MODELİ EMPERYALİZM

Mesut Emre KARAKÖSE

Amerikan emperyalizminin dünyayı getirdiği nokta, maalesef insanlık tarihine ardı ardına kara sayfalar eklemektedir. Yer altı zenginliklerine, madenlerine, doğal kaynaklarına, petrol ve doğal gaz havzalarına el koymak istediği ülkelere özellikle son çeyrek asırdır “özgürleştirme” bahanesiyle doğrudan askeri anlamda ya da dolaylı müdahale eden ABD, milyonlarca insanın hayatını ve hürriyetini kaybetmesinin sebebi olmuştur. Bu ülkelerin çoğunluğu, ne yazık ki Büyük Ortadoğu tabir edilen İslam coğrafyasında yer almaktadır.

Ülkemizde, İslam âleminde ve dünyanın her yerinden ezilen coğrafyalarda artan Amerikan karşıtlığı, çok yüksek seviyelere ulaşmıştır. Hristiyan Batı emperyalizminin bugünkü hegemon temsilcisi ve gücü olan ABD’nin şahsında bu gidişe dur demesi beklenen elbette ki Türk-İslam medeniyetidir. Kurduğu Cihan Devletleriyle dünyayı asırlarca adaletle yöneten bu medeniyet, huzurun ve barışın da teminatı olmuştur. Ancak ne yazık ki kısa vadede bu ihtimal çok kuvvetli görülmemektedir. Bu durum, çeşitli nedenlerle Çin’in büyüme ve kalkınmasından, dünya ticaret ve siyasetinde etkisinin artmasından memnuniyet duyan insanların sayısında artışa neden olmuştur.

Bu nedenlerin bazıları şöyle sıralanabilir:

  • Çin’in kanlı Batı emperyalizmine dur deme ihtimali olması,
  • Dünya üzerinde ezilen sınıfların hak ve hukukunun korunacağı bir sistemin tesis edilebileceği ümidi,
  • Dünyanın güç merkezinin Asya’ya kayarak Batı’dan uzaklaşmaya başlaması,
  • Tek kutuplu dünya düzenine son verip Amerikan emperyalizmini dengeleme ihtimali

gibi nedenler sıralanabilir.

Ancak Çin’in son yıllarda yatırım yaptığı ya da kredi verdiği ülkelere yönelik emperyalist taleplerde bulunmaya başladığı göz ardı edilmemelidir. Öte yandan Çin, rekabet ettiği veya muhtemel rakibi olan ülkelerde güçlü liderlikler istememektedir. Ülkemizde devam eden karizmatik ve güçlü liderliğin etkisi, yakın coğrafyamızda ya da Avrupa kamuoyunda uzun süredir bilinse de, Uzakdoğu ülkelerinde bu durum görece olarak daha geç fark edilmektedir. Afrika ve Ortadoğu’da yükselen “Güçlü Türkiye ve Erdoğan” etkisinin yakın vadede Türk Cumhuriyetlerini aşıp Rus ve Çin sınırlarına dayanacağı değerlendirmesi yapılmaktadır. Dünyanın değişik coğrafyalarında ve özellikle İslam ülkelerinde bir sembol haline gelen Türkiye ve Erdoğan isminin, Çin’in kendi hinterlandında kabul ettiği ülkelerin kamuoylarındaki tesirini artırması ihtimali, Çin siyasi elitlerini de tedirgin etmektedir. Dolayısıyla tıpkı ABD, AB, münferit Avrupa ülkeleri ve Rusya gibi (açıktan belli etmeseler de) 2019’da yapılacak seçimlerde Türkiye’deki siyasi istikrarın ve güçlü liderliğin sürmesini Çin yönetiminin de istemediği unutulmamalıdır.

Doğu Türkistan Meselesi

Doğu Türkistan konusu, Türk kamuoyunun hassas olduğu bir konudur. Çünkü Doğu Türkistan meselesi, Türk kamuoyu için Kıbrıs meselesi gibi bir milli davadır. Doğu Türkistan’da eziyet ve baskılarını artıran, inanç, ibadet ve kültüre savaş açan Çin Komünist Partisinin sadece ekonomik hedeflerinin olmadığı çok açıktır. İlerleyen süreçte Doğu Türkistan’da artan Çin zulmü, ister istemez Türkiye’yi daha açık tavır almaya itecektir.

Çin’in son yıllarda yatırım yaptığı ya da kredi verdiği ve sonrasında cüretkâr talepler öne sürdüğü ve ilgili ülkelerin kamuoyunu yoklamaya başladığı yerlere Pakistan, Tayland, Vietnam, Kazakistan, Kırgızistan ve bazı Afrika ülkeleri örnek gösterilebilir. Hatta Çin büyük askeri gücüne güvenerek ve sınıra askeri yığınak yaparak Rusya’dan dahi toprak talep etmiş ve taleplerinin bir kısmını da almıştır. Bugün Ukrayna topraklarının yaklaşık %10’u tarım arazisi adı altında Çin’in tapulu malıdır. Son yıllarda Çin’in talebi üzerine iki kere Kazakistan yönetimi milyonlarca hektar araziyi Çin’e kiralama planları yapsa da, halkın protestoları sonucu bu girişimin rafa kaldırıldığı haberleri basına yansımıştır. Ülkedeki protesto gösterilerinde “yayılmacı Çin” aleyhine sloganlar atılırken, hükümet Çin’den aldığı 13 milyar dolarlık borcu ülke toprağını satarak ödemekle suçlanmıştır. “Kazak toprakları satılık değildir” yazılı pankartlar taşıyan göstericiler, hükümetten kararın gözden geçirilmesini talep etmiş ve sonuç almışlardır.

Yatırım finansmanı ile Pakistan ya da Kırgızistan gibi bazı bölge ülkelerinin yönetimlerini Doğu Türkistan meselesinde kısmen yanına çeken Çin yönetimi; Türkiye’yi para ile satın alamayacağını bilse de yatırım kaynağı ile terbiye edeceğini, sessizliğe mecbur edeceğini öngören sinsi bir siyaset yürütme yoluna gidebilir. Ayrıca dünyanın çeşitli ülkelerinde bulunan Çin şirketlerinin bir kısım çalışanının, Çin istihbarat ve askeri görevlileri olduğu iddiası her geçen gün daha fazla dillendirilmektedir.

Çin’in 1 Nisan 2017 tarihinde yürürlüğe koyduğu “Dini Aşırılıkla Savaş Kanunu” çıktıktan sonra Doğu Türkistan’da ve Çin’in değişik bölgelerinde yaşayan Kazaklar da Uygurlar gibi aynı baskı ve zulümler ile karşılaşmaya başlamıştır. O tarihten beri Kazak ve Uygur aydınları ve din adamları baskıya uğramakta, tutuklanmakta ya da gözaltında ve hapishanelerde şüpheli şekilde hayatını kaybetmektedir.

Çin yönetiminin Doğu Türkistan’a atadığı Tibet Canisi olarak ünlenen ÇKP bölge Genel Sekreteri Çin Çuvenggdu’nun Urumçi’de göreve başlamasından sonra Uygurların pasaportları Ağustos 2016 tarihinden başlayarak toplatılmaya başlamıştı. Bu uygulama yaygınlaşmıştır ve halen Kazak ve Uygur Türklerinin elindeki pasaportlar ve yeşil kartlar toplatılmaktadır.

Bir Kuşak, Bir Yol Projesi

Çin’in en iddialı olduğu kadar en tartışmalı projesi ise “Bir Kuşak Bir Yol” projesidir. Proje; İpek Yolu Ekonomik Kuşağı ve 21. Yüzyıl Denizcilik İpek Yolu olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Bir Kuşak Bir Yol projesi ile Çin, hem karadan hem de denizden Asya, Afrika ve Avrupa’da 65 ülkeyi birbirine bağlamayı amaçlamaktadır. Proje’ye ilişkin olarak “Çin’in Marshall Planı” yorumları yapılmaktadır. Bu proje, Çin’in emperyalist yaklaşımlarını sergileyeceği bir proje olma ihtimalini bünyesinde barındırmaktadır.

Çin ekonomisinin aslında git gide tıkandığı, büyüme rakamlarının yıllar geçtikçe küçüldüğü, işsizliğin ve mutsuz yüz milyonların arttığı görülmektedir. Çin; Bir Kuşak Bir Yol Projesi ile ticaret ağını genişletmeyi ve güçlendirmeyi, İpek Yolu üzerindeki ülkelere yatırımlar yaparak onları daha fazla sömürmeyi ve kendi ekonomisini ayakta tutmayı amaçlayacaktır. Birçok ülkeye liman inşa eden veya satın alan Çin, bu limanlardan büyük şehirlere demiryolu ağı inşasını da üstlenerek Çin’de üretilen malların satışı için gerekli altyapıyı da kurmaktadır.

İlerleyen aşamalarda bu proje ile Türkiye kuzeyden ve güneyden baypass edilebilir. Bu ihtimale karşı dikkatli olunmalıdır. Türk Dünyasından geçecek ve Türkiye’ye faydalı olacak bir proje için Çin’in ciddi miktarda kaynak ayıracağı ve para harcayacağı kabul edilirken ihtiyatlı davranılmalıdır.

Büyük Türkiye ideali yolunda 2023, 2053 ve 2071 hedeflerine ulaşabilmek için Türkiye ejderha ile de mücadeleyi göze almalı ve Çin’in kadim rakip ve düşmanları olan Hindistan, Japonya, Malezya ve Kore’yi ekonomi ve dış siyaset konularında ihmal etmemelidir. Bu nedenle Kanal İstanbul, nükleer santral, hızlı tren ve diğer alanlardaki büyük projelerin finans ve yapım işlerinde; Kore, Japonya, Hindistan, Malezya, Azerbaycan, Katar, Kazakistan ve emperyal iddiaları nispeten daha az olan bazı Batı ülkeleri tercih edilebilir. Türkiye, bu coğrafyaya ilişkin bilgi ve ilişki açığını kapatmak için yerli ve milli bakış açısıyla ve girişimleriyle faaliyetlerini sürdürmelidir.

 

Mesut Emre KARAKÖSE
Yazarın diğer yazıları için
tıklayınız

Mesut Emre Karaköse Hakkında

Mesut Emre KARAKÖSE: (Ankara) 1981 Kayseri doğumludur. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden lisans, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Anayasa Hukuku Anabilim dalından yüksek lisans derecesi almıştır. 6 ay süreyle İngiltere’de devlet teşkilatı, temel hak ve hürriyetler, sivil toplum kuruluşları hakkında araştırmalar yapmıştır. Anayasa Hukuku alanında yayımlanmış çalışmaları bulunmaktadır.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz