Twitter Facebook Linkedin Youtube

KARABAĞ SAVAŞI SONRASI GENEL DURUM DEĞERLENDİRMESİ

Son 1,5 aydır yaşanan Karabağ savaşı nihayet sona erdi. Ancak,  Karabağ’ın da bir parçası olduğu kadim coğrafya Kafkasya bölge olarak daima büyük krizlerin yaşandığı, sorunların hiç bitmediği bir dünya meselesi halinde olup, 21. yüzyılda da bu konumu devam edecektir. Son 1,5 ayda yaşanan Azerbaycan-Ermenistan savaşını da bu doğrultuda değerlendirmek gerekmektedir. Kuşkusuz, Azerbaycan Türk devleti, BM tarafından da kendi toprağı olarak tanınan Dağlık Karabağ bölgesini işgalci unsurlardan temizlemeyi ve Ermenistan’ı kesin olarak mağlup etmeyi başarmıştır. Bu başarıda askeri stratejilerle beraber diplomatik stratejilerin eşgüdümlü sürdürülmesinin rolü büyüktür.

Geçmişte Rusya’nın tetiklemesi ve azmettirmesiyle başlayan Azerbaycan-Ermenistan savaşı, bu defa Rusya’nın arabuluculuğuyla ve Ermenistan’ın yenilgisi ile bitti. Putin,  Azerbaycan ordusu Hankendi’ne girmek üzereyken ani bir şekilde bu duruma müdahale etti. Yapılan antlaşmaya göre Ermenistan yılbaşına kadar Karabağ’dan çekilecek. Karabağ’ın özerk statüsü sona ermiş oldu. Rusya siyaset stratejisi 19. yüzyıl başlarından itibaren olduğu gibi Kafkasya’da bir kez daha kazandı. Bunu elbette inkar edemeyiz. Fakat, Ermenistan da, Rusya’nın desteği olmadan askeri ve ekonomik olarak ne kadar güçsüz kaldığını yaşayarak tecrübe etti. ABD ve Fransa başta olmak üzer Avrupa’dan yeterli lojistik destek alamayacağını da tecrübe etti.  NATO ve ABD’ye yakın politikalar gütmeye çalışan Nikol Paşinyan koltuğunu kaybetme noktasına geldi.

Azerbaycan, Rusya’nın son ayda yaşanan askeri harekata müdahale etmemesinin sonucunda, çok büyük bir askerî ve diplomatik başarı kazandı. Kuşkusuz bu zaferde, Türkiye, Macaristan, Pakistan ve özellikle İsrail’in yardımı ve katkıları belirleyici olmuştur. Kabul etmek gerek; İsrail içindeki Hazar Türk’ü  kökenli asker ve bürokratların uluslararası lobisi sayesinde Avrupa ve ABD kamuoyu, Karabağ harekatı süresince Azerbaycan aleyhinde bir kampanya yürütemedi.

Azerbaycan Türk ordusu tam 44 gün içerisinde büyük bir zafer kazanmıştır. Buna asla şüphe yoktur.  Stratejik önemi büyük olan Şuşa şehri düştükten sonra Ermenistan yenilgiyi kabul etti ve Rusya’nın aracılık ettiği bir anlaşma imzalandı. Anlaşmanın içeriğine göre Azerbaycan işgal altındaki Karabağ bölgesinde egemenliğini kuracak. Dağlık Karabağ’daki Ermeni nüfus varlığını koruyacak. Laçın koridoru ve Dağlık Karabağ’da Rus barış gücü bulunacak. Nihayetinde, Ermenistan, Nahçıvan ile Azerbaycan arasında bir koridora razı olacak. İşte bu anlaşmanın en somut kazanımı budur. Hem Azerbaycan hem de bütün Türk dünyası açısından yeni bir dönemin de başlangıcıdır. Bu sayede Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kara bağlantısı da kurulmasının olumlu sonuçlarını yaşayarak göreceğiz. Beş sene kadar önce bugünkü duruma gelinebileceğini kimse tahmin edemezken,  bugün Rusya’nın tavrında önemli ölçüde bir yumuşama ve kabullenme olduğunu da görmek gerekiyor. Elbette, Karabağ’da Rus ordusunun askeri varlığı olmadan tüm bölge Azerbaycan ordunsun kontrolünde olsaydı muazzam bir anlaşma olurdu. Ancak anlaşmaya göre Rus askerinin varlığının sadece 5 sene süreceğini de unutmamak gerek. Önümüzdeki süreçte hem Azerbaycan hem Türkiye, Rusya’nın 5 seneden daha kısa bir sürede bölgeden çekilmesini talep edebilir ve Moskova’yı da uygun koşullarda buna razı edebilir. Ayrıca Azerbaycan ve Türkiye’nin de üyesi olduğu Türk dünyası ortak müdahale gücü olan TAKM’nin askeri güçleri, Rus barış gücünün yakınlarında konuşlanabilir TAKM birliği, Rus ordusu ile ortak bir eşgüdüm ve koordinasyonla bölgede beraber de çalışabilir. An itibariyle Türkiye ve Azerbaycan, Rusya’ya bu yönde bir teklifte bulunabilirse, bu teklifin Putin nezdinde olumlu karşılık bulacağını düşünüyorum.

Unutmadan; 20. Yüzyıl göstermiştir ki, bu yüzyılda imzalanan tüm barış anlaşmaları nadiren tek tarafın tüm kazanımları almasıyla bitmiştir. Bu durum 21. Yüzyıl içinde böyledir. Endişeye ve karamsarlığa mahal yoktur.  Büyük konvansiyonel çatışmalar sonrası, mevcut zorlu şartlar kazanan devletlerin de bazı tavizler vermesine neden olur. Önümüzdeki beş yıllık süreçte Karabağ’da mutlak Türk hakimiyetinin sağlanması için gerekli diplomatik mücadeleyi sürdürerek nihai sonuca ulaşmak mümkündür. Daha önce yine bu köşede ifade ettiğim gibi, Abhazya, Azerbaycan ve hatta bir diğer Kuzey Kafkas cumhuriyeti olan Adigey Cumhriyeti’nin üçlü bir işbirliğine girmesinin önünü, Türkiye ve Rusya, hep beraber açabilme imkanına da sahiptir. Bu yeni stratejik konsepte TÜRKKAF-3A Projesi adı verilebilir. TÜRKKAF-3A Projesi sadece Kafkasya’nın değil tüm Hazar bölgesi içinde barış ve istikrarın kurulmasının önünü açacaktır. Hatta bir Kafkasya İşbirliği Örgütü kurulabilir. Azerbaycan, Abhazya ve Adigey Cumhuriyeti’nden oluşan bu yeni bölgesel konseptin garantörleri de Türkiye ve Rusya olabilir.  An itibariyle, Rusya ve Türkiye’nin garantörlüğünde Kafkasya’da yeni bir barış ve istikrar döneminin tesisi için bir an önce harekete geçilmesi gerekmektedir. Ayrıca, Kafkasya’daki sürpriz Çin faktörüne karşı İngiltere başta olmak üzere Batılı devletlerin ve ABD’nin de, Türkiye ve Rusya ile makul ve reel politikaları masaya yatırmalarının da önü açılmak üzeredir. Sonuçta, uzun yıllar kan ve gözyaşının hakim olduğu Kafkasya’da, Bakü’den Soçi’ye, Karabağ’dan Elbruz dağlarına dek yeni ve sağlıklı bir düzenin oluşumu için her zamankinden fazla  ülkeler arası işbirliği ve empatiye ihtiyaç duyulmaktadır. Sosyal ve politik olaylarda her zaman aynı sebeplerle aynı sonuçlara ulaşılmaz. İyi ve olumlu sonuçlar hep doğru kararlarla, kötü ve olumlu sonuçlar da her zaman yanlış kararlarla meydana gelmez. Uygulayıcıların iradesi dışında da bazı gelişme ve sonuçlar yaşanabilir. Gelecekte istenilen kesin sonucun alınması, ‘silahsız savaşın’ yani diplomasinin sonuç alabilmesine bağlıdır.

Umut Berhan ŞEN / SASAM Uzmanı

umutsen91@outlook.com

Yorum Ekleyebilirsiniz