Twitter Facebook Linkedin Youtube

EĞİTİMDE STRATEJİK KÖR NOKTA: ÜSTÜN ZEKÂLI ÇOCUKLAR

Toplumların gelişmesinde ve insanlığın ilerlemesinde üstün zekâlı ve yetenekli bireylerin payı büyüktür. Bilimsel buluşlardan sanatsal üretimlere, teknolojik atılımlardan ekonomik kalkınmaya kadar pek çok alanda insanlığın attığı adımlar, bu bireylerin çabalarıyla mümkün olmuştur. Bu nedenle üstün zekâlı ve yetenekli bireylerin eğitimi, yalnızca bireysel bir mesele değil, toplumsal bir sorumluluk olarak ele alınmalıdır.

Demokrasiyle yönetilen ülkelerde her bireye eşit eğitim olanaklarının sunulması temel bir insan hakkı olarak kabul edilmektedir. Ancak burada sıkça göz ardı edilen önemli bir nokta vardır: Eşit eğitim olanakları, her bireye aynı eğitimin verilmesi anlamına gelmez. Üstün zekâlı öğrenciler; öğrenme hızları, ilgi alanları ve düşünme biçimleri bakımından akranlarından farklıdır. Bu farklılık, onların farklılaştırılmış eğitim programlarına ihtiyaç duymasını zorunlu kılar.

Ne var ki eğitim sistemleri çoğu zaman bu gereksinimleri karşılayamamaktadır. Üstün zekâlı ve yetenekli çocuklar, sınıf içinde çok soru sormaları, kuralları ve yöntemleri sorgulamaları, verilen çalışmaları kısa sürede tamamlamaları nedeniyle yanlış anlaşılabilmektedir. Bu durum, onların problemli ya da uyumsuz bireyler olarak etiketlenmelerine yol açmakta; oysa asıl sorun, bu çocukların ihtiyaçlarına uygun eğitim ortamlarının sunulamamasıdır.

Yüzyılın ilk yarısından itibaren pek çok ülke, üstün yetenekli bireylerin eğitimine özel önem vermeye başlamıştır. Önce spor ve sanat alanlarında, ardından fen ve matematikte geliştirilen programlarla bu bireylerin yeteneklerini ortaya koymaları desteklenmiştir. Günümüzde ise birçok ülke, üstün yetenekli bireylerin eğitiminin kalkınma hedeflerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu kabul etmektedir. Çünkü insan kaynağı, geliştirilebilen ve ülkelere uzun vadeli avantajlar sağlayan en önemli güçtür.

Politik ve stratejik açıdan bakıldığında, üstün yetenekli bireylerin eğitimi ülkelerin gelecek planlamalarında kritik bir yere sahiptir. Coğrafi konum ya da doğal kaynaklar değiştirilemezken, insan kaynağı doğru politikalarla geliştirilebilir. Bu bireylerin nitelikli eğitim alması; bilimsel üretimi artırmakta, teknoloji geliştirme kapasitesini güçlendirmekte ve ülkenin uluslararası alandaki konumunu doğrudan etkilemektedir.

Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin sürdürülebilir olması, yaratıcı ve eleştirel düşünebilen bireylerin yetiştirilmesine bağlıdır. Sadece dışarıdan bilgi ve teknoloji transferi yapmak, gerçek anlamda gelişme sağlamaz. Ülkelerin kendi araştırma merkezlerinde, üniversitelerinde ve laboratuarlarında üretim yapabilecek üstün yetenekli bireyleri desteklemesi gerekmektedir.

Ekonomik açıdan değerlendirildiğinde, üstün yetenekli bireylerin eğitimi maliyetli ve uzun vadeli bir yatırım gibi görünse de bu yatırımın geri dönüşü oldukça hızlıdır. Bu bireyler, edindikleri bilgi ve becerileri kısa sürede üretime dönüştürebilmekte ve ülke ekonomisine katma değer sağlamaktadır.

Dünyadan Örnekler: Sistematik Destek ve Stratejik Yaklaşım

Üstün zekâlı ve yetenekli bireylerin eğitimine tüm dünyada önem verilmektedir. Ancak üstün yetenek eğitimi konusunda özellikle ABD, İsrail ve Kanada öne çıkmaktadır. Bu ülkelerde uzun yıllardır sistematik destek mekanizmaları kurulmuş, özel bütçeler ayrılmış ve sürdürülebilir eğitim modelleri geliştirilmiştir.

ABD’de birçok üniversite bünyesinde üstün yeteneklilere yönelik araştırma, eğitim etkinlikleri ve öğretmenlere hizmet içi eğitim sunan merkezler bulunmaktadır. Bunlar arasında Connecticut Üniversitesi bünyesindeki CONFRA-TUTE (Zenginleştirme Tabanlı Farklılaştırılmış Öğretim Üzerinde Uzun Soluklu Yaz Enstitüsü) Programı; Purdue Üniversitesindeki GERI (Gifted Education Research Institute – Üstün Yetenekliler Araştırma Enstitüsü); College of William & Mary’de yer alan Center for Gifted Education ve Washington’daki Center for Capable Youth sayılabilir.

ABD’de bu kurumsal yapıların yanı sıra, anne-babaların oluşturduğu destek grupları, dernekler ve vakıflar da sürecin önemli bir parçasıdır. Yaz okulları, mentorlarla birebir çalışma programları ve zenginleştirme etkinlikleri yaygın biçimde uygulanmaktadır. Council for Exceptional Children (Üstün Yetenekli Çocuklar Konseyi), National Association for Gifted Children (Üstün Yetenekli Çocuklar Derneği) ve Mensa gibi kuruluşlar, üstün yetenekli bireylerin desteklenmesinde aktif rol üstlenmektedir.

ABD’de faaliyet gösteren Ulusal Üstün Yetenekliler Araştırma Merkezi ise ülke genelinde politikalar geliştirmekte; kuramsal ve uygulamalı araştırmaları desteklemekte, bilginin toplanması, işlenmesi ve yaygınlaştırılmasını sağlamaktadır. Bunun yanı sıra öncü ve deneysel uygulamalara alan açmakta ve üstün yeteneklilere yönelik zenginleştirme etkinlikleri düzenlemektedir.

İsrail örneği ise stratejik yaklaşımın en çarpıcı göstergelerinden biridir. Dünyada üstün zekâlı dahi çocukların eğitimine görece geç başlayan ülkelerden biri olmasına rağmen, bugün bu alanda en güçlü sistemlerden birine sahiptir. İsrail’de üstün zekâlıların eğitimi kanuni bir zorunluluktur. 1970’lerde başlatılan çalışmalar devlet politikası hâline getirilmiş; İsrail Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde Ulusal Üstün Zekâlılar Birliği kurulmuştur.

Bu birlik, ülke genelindeki üstün zekâlı çocukların geleceğini planlamakta; teorik ve pratik çalışmaları eş zamanlı yürütmekte ve farklı nitelikte eğitim programları geliştirmektedir. Söz konusu programlar İsrail üniversiteleri tarafından da desteklenmekte, böylece eğitim, araştırma ve uygulama arasında güçlü bir bağ kurulmaktadır. İsrail örneği, üstün yetenekli bireylerin eğitimine stratejik bir devlet politikası olarak yaklaşıldığında kısa sürede ne kadar etkili sonuçlar alınabileceğini açıkça göstermektedir. Nitelikli insan gücüne yapılan yatırımlar, kalkınma sürecini hızlandıran en önemli etkenlerden biridir.

Sosyolojik açıdan üstün yetenekli bireyler; liderlik özellikleri, motivasyonları ve problem çözme becerileriyle toplumsal gelişmeye yön veren bireyler olarak öne çıkmaktadır. Psikolojik açıdan ise bu bireylerin zihinsel ve duygusal gelişimlerinin desteklenmesi büyük önem taşır. Yeteneklerine uygun eğitim almaları hem kendileriyle barışık bireyler olmalarını hem de topluma sağlıklı biçimde uyum sağlamalarını mümkün kılar.

Türkiye’de üstün yetenekli bireylerin eğitimi büyük ölçüde Bilim ve Sanat Merkezleri (BİLSEM) aracılığıyla yürütülmektedir. Bu merkezler önemli bir ihtiyacı karşılamakla birlikte, altyapı, program standardı ve yaygınlık açısından geliştirilmesi gereken yönlere sahiptir. Akademik çalışmalar, bu alanda nelerin yapılması gerektiğini açıkça ortaya koyarken, uygulamada yaşanan eksiklikler üstün yetenekli bireylerin potansiyellerini tam anlamıyla ortaya koymalarını zorlaştırmaktadır.

Bununla birlikte gözden kaçırılan bir diğer önemli ve yapısal sorun, tanılama ve eğitim sonrası izleme sürecidir. Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde (RAM) yapılan testler sonucunda üstün zekâlı tanısı alan çocuklar ile BİLSEM’lerde eğitim gören öğrenciler, sistematik ve uzun vadeli bir biçimde takip edilmemektedir. Tanılama yapılmakta, rapor düzenlenmekte; ancak bu raporların öğrencinin eğitim yaşamı boyunca nasıl bir karşılık bulduğu büyük ölçüde belirsiz kalmaktadır.

Bu noktada sorumluluk yalnızca tek bir kuruma ait değildir. RAM, BİLSEM ve öğrencinin örgün eğitimine devam ettiği okul arasında sağlıklı ve sürekli bir koordinasyonun kurulamamış olması, sürecin en zayıf halkasını oluşturmaktadır. RAM’lar tanılama görevini yerine getirdikten sonra çoğu zaman sürecin dışına çekilmekte; BİLSEM’ler kendi imkânları çerçevesinde eğitim sunmakta, örgün eğitim kurumları ise bu öğrencilerin özel durumlarını yeterince dikkate alamamaktadır. Sonuç olarak üstün yetenekli bir öğrenci, farklı kurumlar arasında parçalanmış bir eğitim süreci yaşamaktadır.

Bu kopukluk, yalnızca akademik gelişimi değil, öğrencilerin sosyal ve duygusal gelişimini de olumsuz etkilemektedir. Üstün zekâlı bireylerin erken yaşlardan itibaren düzenli olarak izlenmesi, ihtiyaçlarının yeniden değerlendirilmesi ve eğitim planlarının güncellenmesi gerekirken, mevcut uygulamalar çoğu zaman bu sürekliliği sağlayamamaktadır. Tanısı konmuş bir yeteneğin kendi hâline bırakılması, potansiyelin heba edilmesi anlamına gelmektedir.

Bu nedenle üstün yetenekli bireylerin eğitimi konusunda tanılama kadar izleme ve yönlendirme süreçleri de kurumsal bir sorumluluk olarak ele alınmalıdır. RAM, BİLSEM ve örgün eğitim kurumlarını kapsayan ortak bir izleme sistemi kurulmalı; öğrencilerin akademik, sosyal ve psikolojik gelişimlerini içeren güncel ve güvenli bir veri tabanı oluşturulmalıdır. Bu sistem sayesinde öğrencilerin gelişimleri düzenli aralıklarla değerlendirilebilir, ihtiyaçlara göre yeni eğitim modelleri ve yönlendirmeler yapılabilir.

Ayrıca kurumlar arası koordinasyonu sağlayacak net görev tanımları ve sorumluluk alanları belirlenmelidir. Aksi hâlde üstün zekâlı bireylerin eğitimi, iyi niyetli ama dağınık uygulamalarla sınırlı kalmaya devam edecektir. Oysa bu çocuklar için mesele yalnızca bir sınavı kazanmak ya da bir merkeze yerleşmek değil; yaşam boyu sürecek nitelikli, tutarlı ve takip edilen bir eğitim sürecine sahip olmaktır.

Sonuç olarak üstün zekâlı ve yetenekli bireylerin eğitimi, tesadüflere bırakılabilecek bir alan değildir. Bu çocukların doğru biçimde tanılanması kadar, eğitim süreçlerinin süreklilik içinde izlenmesi ve yönlendirilmesi de hayati öneme sahiptir. RAM’larda yapılan tanılamaların, BİLSEM’lerde sunulan eğitimin ve örgün eğitim kurumlarındaki uygulamaların birbirinden kopuk biçimde ilerlemesi kabul edilebilir değildir.

Üstün zekâlı ve yetenekli bireylerin eğitimini bir “imkân meselesi” ya da “isteğe bağlı bir uygulama” olarak görmek, sorunun özünü ıskalamak anlamına gelir. Bu konu bir tercih değil, açık bir zorunluluktur. Çünkü görmezden gelinen her yetenek, yalnızca bir bireyin değil, toplumun geleceğinden eksilen bir değerdir. Bugün alınmayan sorumluluk, yarın telafisi mümkün olmayan kayıplar olarak karşımıza çıkacaktır.

.

Fatih DUMAN
SASAM İç Anadolu Bölgesi Uzmanı

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

Yorum Ekleyebilirsiniz


%d blogcu bunu beğendi: