Devletimiz 1961 yılından başlayarak pek çok yabancı ülkeye, uluslararası anlaşmalara uygun olarak ülkemizden bay- bayan işçiler göndermiştir. Gidilen her ülkenin avantaj ve dezavantajları olduğu malumdur. Yıllarca farklı memleketlerde iş hayatına ve ilgili ülkelerin ekonomilerine katkıda bulunan vatandaşlarımız, yaşamlarını sürdürdükleri ülkelerde çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalmışlardır.
Yurt dışında çalışan, zamanla iş kuran ve mülk edinen vatandaşlarımız; aidiyet bağı ile bağlı oldukları ve her alanda katkı sunmaya çalıştıkları devletlerinden sorunlarının çözümünde yol göstermesini ve yardımcı olmasını, haklarının korunmasını beklemektedirler.
Uluslararası Hak Arama Derneği olarak bugüne kadar farklı çalışmalarla ve araştırmalarla tespit ettiğimiz, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın acil çözüm bekleyen sorunları hakkında ciddi adımların atılması gerektiği düşüncesiyle bu çalışmanın zorunlu olduğuna inanmaktayız.
Bu rapor, Avrupa’da yaşayan 6 milyona yakın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının yaşadığı temel sorunların tespiti ve çözüm önerileri için oluşturulmuştur.
Avrupa’da yaşayan vatandaşlarımızın öne çıkan ve aciliyetle çözüm bulması gereken temel sorunları maddeler hâlinde yazılmış; metin sonlarında da sorunun açıklaması ve çözüm önerileri sunulmuştur.
1. Konsolosluk Sorunları
Almanya’da 13 konsolosluk bulunmaktadır. Konsoloslukların kuruluş amacı, Türk toplumuna ihtiyaç duyduğu her alanda daha iyi hizmet vermektir. Ancak geçen süre içindeki uygulamalara bakıldığında; konsoloslukta görev yapanların vatandaşa soğuk davrandığı, ihtiyaçlarını karşılamada yeterli olmadıkları, pratik çözüm üretmede yardımcı olmadıkları ve vatandaş memnuniyetini gereğince sağlayamadıkları defalarca gözlemlenmiştir.
Türk vatandaşlarının konsolosluklar ile ilgili sorunları, gittikleri konsolosluklarda park yeri bulamamakla başlamaktadır. Konsoloslukların çevre alanları oldukça dar ve yerleşim bölgelerinde sıkışık olduğundan, konsolosluğa giden hemen her vatandaşımız trafik cezasıyla karşı karşıya kalmaktadır.
Konsolosluk iç hizmetlerinde vatandaşlarımız, konsolosluk personelinden (memur, yardımcı personel vb.) gerekli nazik davranışı ve ilgiyi görememektedir.
AK Parti Hükümeti’nden önce verimsiz işleyen ve vatandaşı bezdiren konsolosluk hizmetlerinin bu hükümetle birlikte düzeleceği ve daha kaliteli hizmet sunulacağı umudumuz, pek çok yerde ne yazık ki gerçekleşmemiştir. Yalnızca birkaç istisna konsoloslukta memnuniyet verici hizmet verilmektedir; genel olarak konsolosluklarımızda ilgisizlik ve yetersiz hizmet sürmektedir.
Randevu sistemine alışmış olan vatandaşlarımız için konsolosluklarda uygulamaya konulan ancak verimli yönetilemeyen bu sistemin yetersizliği, Almanya’daki Türk işçilerini mağdur etmektedir. Randevu sistemi vatandaşlarımızda genel bir memnuniyetsizlik oluşturmuştur.
Konsolosluklarımıza telefonla ulaşmak hayli güçleşmiş, hatta imkânsız hâle gelmiştir; vatandaşlarımız konsolosluklarda kimseye ulaşamamakta ve muhatap bulamamaktadır.
Söz konusu şikâyetlerimize konsolosluklar defalarca “fazla yüklenme nedeniyle sistem çökmesi” yanıtını vermektedir. Randevu sistemi yeniden gözden geçirilmeli, pratik bir hâle getirilmeli ve acil durumlarda vatandaş lehine ilgili makam yetkilileri tarafından acil çözüm desteği sunulmalıdır.
Konsolosluk sorunlarının çözümüne ilişkin önerilerimiz:
– Yoğun Türk nüfusunun bulunduğu Avrupa ülkelerine atanacak büyükelçi ve başkonsolosların, mümkün olduğunca Avrupa doğumlu ve orada eğitim almış kişilerden seçilmesi.
– Konsolosluk hizmetlerinde ek personel ihtiyacı açıkça görülmektedir. Bu doğrultuda; pasaport, kimlik, noter işlemi gibi konularda eğitim almış, empatik, sorunlara ilgi gösteren, PDR eğitimli, görev tanımı açık ve çözüm odaklı personel takviyesi yapılmalıdır.
– Konsolosluk yakınlarındaki park sorunları için belediyelerle protokol yapılmalı; park süresi toleransı tanınmalı ya da cezai işlemlerde vatandaş lehine girişimlerde bulunulmalıdır (araçlar çektirilmemelidir).
– Avrupa’da gönüllülük esasıyla faaliyet gösteren, yasal mevzuata göre kurulmuş ve Türkiye devletince akredite edilmiş STK’lar ile konsolosluk ya da büyükelçilik yetkilileri düzenli olarak bir araya gelmeli; vatandaşlara ilişkin sorunlar ve pratik çözümler’ konusunu yerel belediyelerle birlikte ele alan programlar geliştirmelidir.
– Randevu sistemleri kolayca erişilebilir ve hızlı hizmet sunar hâle getirilmelidir.
2. İşçilerin Prim Sorunları
Yurt dışından kesin dönüş yapan 4 milyon gurbetçinin işverenden kesilen prim iadesini alması mümkündür. Başta Almanya olmak üzere Avrupa Birliği ülkelerinde yıllarca çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönen 4 milyon Türk vatandaşı, hesaplarına yatırılan sosyal sigorta primlerinden yalnızca kendilerinden kesilen kısmı alabilmiştir.
Oysa çalışılan süre zarfında işverenler de işçi adına prim yatırmıştır. Ancak yatırılan bu meblağlar Türkiye’ye dönen işçilerimize ödenmemiştir.
1970’te Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında imzalanan katma protokolde, Türk işçilerin hangi koşulda olursa olsun Türkiye’ye döndüklerinde kendilerinden ve işverenlerinden kesilen sosyal güvenlik primlerini geri alacaklarına dair bir hüküm yer almaktadır. Bu hükme karşın söz konusu karara uyulmamıştır.
Ana yurduna kesin dönüş yapan işçiye hem kendisinden hem de işverenden kesilen primleri ödeyen İsviçre ve Danimarka örnekleri mevcuttur. Sosyal güvenlik uzmanlarına göre Türkiye ile AB arasında imzalanan 1963 tarihli katma protokolün 38. Maddesi, Türk işçilere tüm sigorta primlerinin veya çalışma sürelerinin Türkiye ile birleştirilmesi imkânını tanımaktadır. Nitekim Danimarka ve İsviçre gibi ülkeler, işveren primlerini de Türkiye’ye aktarmaktadır.
Yukarıda belirtildiği üzere pek çok ülke kendi vatandaşlarına prim iadesi yaparken bu uygulama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına tanınmamaktadır. Bu durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ayrımcılık yasağını düzenleyen 14. Maddesi’ne aykırılık teşkil etmektedir.
Söz konusu durum, Almanya Emeklilik Sigortaları Yasası’nın 210. maddesinin prim iadesini düzenleyen bölümünde de açıkça ifade edilmektedir. Ayrıca Türkiye ile Almanya arasında 1963-1973 yılları arasında imzalanan protokoller ve Avrupa Adalet Divanı’nın ilgili kararları uyarınca, diğer ülke vatandaşlarına tanınan işveren priminin işçiye ödenmesi hakkından Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da yararlanması gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının maruz kaldığı bu haksızlıkların giderilmesi için yetkili kurumlara gerekli başvurular devletimiz aracılığıyla yapılmalıdır.
Bu süreçte, Türkiye’deki gurbetçilerin Almanya kasasından hazineye aktardığı tutarın yaklaşık 100 milyar Euro olduğu tahmin edilmektedir. Bu miktarın vatandaşlarımıza yasal olarak tahakkuk ettirilip ödenmesi; hem vatandaşlarımıza maddi katkı sağlayacak hem de devletimizin ekonomisine döviz girdisi kazandıracaktır.
3. Askerlik Sorunu
Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın evlatları askerliği önemsemekte ve kutsal bir vatan görevi olarak görmektedir. Gençler hem askerlik yapmak istemekte hem de devletimize ekonomik katkı sağlamaktan kaçınmamaktadır. Farklı dönemlerde ve hükümetler zamanında uygulanan bedelli askerlik konusundaki inişli çıkışlı süreç, gençleri ve ailelerini belirsiz beklentilerin içine itmiş; zamanla hayal kırıklığına yol açmıştır.
Askerlik imkânına vatandaşlarımız başlangıçta büyük ilgi göstermişse de bedelin sonradan yükselmesiyle bu imkân cazibesini yitirmiştir.
Çözüm Önerimiz: Bedelli askerlik ödemesi standart bir limite oturtulmalı; seçim atmosferine göre sık sık değiştirilmemelidir. Azami 2.000 Euro olarak belirlenebilecek bu limit, toplum tarafından makul karşılanabilecek bir miktardır. Sürekli değişen ve yükselen bedeller nedeniyle Almanya vatandaşlığına başvurular artmakta, gençlerin vatani göreve olan ilgisi yerini isteksizliğe ve ilgisizliğe bırakmaktadır; bu olumsuz etkinin göz ardı edilmemesi gerekmektedir.
Uzun vadede değişmeyecek makul bir bedel kalıcı biçimde belirlenmeli; vatani görev, gereksiz bir seçim yatırımı aracına dönüştürülmemelidir.
4. Mavi Kart Sorunları
Mavi Kart, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına kolaylık sağlamak amacıyla düşünülmüş olmakla birlikte çoğu zaman bu amacını tam anlamıyla yerine getiremediği görülmektedir.
Mavi Kart, diğer kimlik belgelerinde olduğu gibi normal vatandaş kimliğiyle eşdeğer uygulamalara kavuşturulabilir.
Almanya, tekrar Türk vatandaşı olduğunu ispatlayan kişilerin Alman vatandaşlığını iptal etmektedir. Bu durum pek çok vatandaşımızın mağduriyetine neden olmaktadır.
Bazı Türkiye Cumhuriyeti resmî kurumlarının hâlâ Mavi Kart’ı tanımadığı görülmektedir. Özellikle bankalarda ve kamu kurumlarında (tapu müdürlükleri vb.) ciddi güçlükler yaşanmaktadır.
Avrupa’da yaşayan Mavi Kartlı vatandaşlarımız, Avrupa’da emekli olmaktan ve Türkiye’de oy kullanmaktan yoksundur. Oysa bu sorunun Türkiye’deki vatandaşlarla aynı şekilde çözülmesinin önünde herhangi bir engel bulunmamaktadır. Türkiye Hükümeti’nin, Mavi Kartlı vatandaşlara da oy kullanma hakkı başta olmak üzere diğer vatandaşlarla eşit haklar tanımasında bir sakınca yoktur. Mavi Kartlıların bu eksik hakkı mutlaka giderilmelidir.
5. Meslek Lisesi Diplomaları Denklik Sorunu
Almanya’da 360’tan fazla farklı dalda, 2 ila 3,5 yıl arasında mesleki eğitim alarak diploma hakkı kazanmış Türk gençleri, mevcut uygulamada Türkiye’de yalnızca “ortaokul mezunu” sayılmaktadır. Bu durum söz konusu gençler açısından ciddi hak kayıplarına yol açmaktadır. Zira nitelik itibarıyla lise düzeyine denk gelen bu eğitimi başarıyla tamamlamalarına karşın kendilerine yalnızca ortaokul mezunu statüsü tanınmaktadır.
Türkiye’deki muadili eğitimden hiçbir eksiği bulunmayan bu mesleki eğitim diplomasının lise diplomasıyla eşdeğer sayılması, hem hakkaniyet açısından hem de fiilî durum itibarıyla daha uygun bir uygulama olacaktır.
Mağduriyet ve hak kayıplarının giderilmesi için önerimiz: Almanya’daki mesleki eğitim mezunlarının Türkiye’de lise mezunu sayılması ve yabancı uyruklu öğrenci statüsünde sınavsız olarak üniversitelere kabul edilmesidir. Bu konuda gerekli yasal düzenleme yapılmalı ve az sayıda olmayan bu gençlerin mağduriyeti ortadan kaldırılmalıdır.
6. Seçme ve Seçilme Hakları Sorunu
150 ülke, yurt dışında yaşayan vatandaşlarına oy kullanma imkânı sunmaktadır. Bu ülkeler; yurt dışındaki vatandaşlarını temsil edecek milletvekili, senatör veya her ikisini birden seçmelerine olanak tanıyan doğrudan ya da dolaylı seçim sistemlerine sahiptir.
Türkiye, yurt dışında yaşayan vatandaşlarına oy hakkı tanıyan ülkeler arasında yer almakta ve yurt dışı oy kullanma oranı en yüksek ülkelerin başında gelmektedir.
Türkiye, yurt dışı seçim çevresi sistemine geçmeli ve diasporanın kendi temsilcisini seçtiği bu sistemi hayata geçirmelidir. Hâlihazırda 18 ülke, yurt dışında yaşayan vatandaşlarına kendi temsilcileri aracılığıyla ulusal parlamentoda doğrudan temsil imkânı sağlamaktadır. Bu 18 ülkeden 3’ünde uygulanan model Türkiye’ye uyarlanabilecek niteliktedir; söz konusu ülkeler Fransa, Tunus ve Portekiz’dir.
Avrupa genelindeki mevcut oy potansiyeli, İzmir’in seçmen sayısına yakındır. Bu orana göre Avrupa’daki Türk nüfusunu temsil için yaklaşık 28 milletvekili gerekmektedir.
7. Ehliyet Sorunları
Türk ehliyeti Almanya’da 6 ay, Alman ehliyeti ise Türkiye’de 1 yıl geçerli olarak kullanılabilmektedir. Bu konuda iki ülke arasında resmî bir anlaşma bulunmamaktadır. Ehliyet meselesi, işçiler Avrupa’ya gelirken göz önünde bulundurulmamış; birinci kuşakta fazla gündeme gelmemişse de ikinci kuşakta belirgin bir sorun hâline gelmiştir.
Almanya’da yaşayan Türk vatandaşları olarak Türkiye’de yerli plakalı araçları Alman ehliyetiyle bir yıl süreyle kullanabiliyoruz. Bu sorunu aşabilmek için öncelikle Türkiye’nin kendi vatandaşlarına hayatı daha da kolaylaştıracak yasal düzenlemeler yapmasını talep ediyoruz.
Almanya’da yaşayan Türk vatandaşları Türkiye ehliyeti almak istediklerinde ellerindeki Alman ehliyeti geri alınmamalıdır. Zira bu kişiler Almanya’da da ikamet etmeye devam ettiğinden söz konusu ehliyete ihtiyaç duymaktadır.
8. Sıla Yolu Sorunları
Avrupa’daki vatandaşlarımız için sıla yolu âdeta çile yoluna dönmüştür. Avrupalı Türkler, tüm güçlüklere rağmen anavatanla bağını koparmamak için uzak yakın, pahalı ucuz, yaz kış demeden yılda bir, iki ya da üç kez memleket ziyaretine gitmektedir; 1961’de başlayan gurbetten bu yana 60 yılı aşkın bir süredir hava, deniz ve kara yoluyla anavatana ulaşmaya devam etmektedirler.
Gurbetçilerimiz sıla yolunda hak etmedikleri durumlarla sıklıkla karşılaşmaktadır. Güzergâh üzerindeki ülkelerdeki büyükelçilik ve konsolosluklardan vatandaşlarımız tam anlamıyla hizmet alamamaktadır. Hafta sonları da dahil olmak üzere ilgili resmî kurumlarda nöbetçi ekip oluşturulmalı ve yurt dışı temsilciliklerimiz gerektiğinde hizmet sunmalıdır.
Tatil sezonlarında, özellikle Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında, güzergâh üzerinde konsoloslukların tam donanımlı mobil hizmet vermesi; vatandaşların devlete olan güvenini pekiştirecek ve sorunlar büyümeden çözüme kavuşturulabilecektir.
“7/24 T.C. Devleti Vatandaşının Yanında” adıyla bir mobil konsolosluk ve nöbetçi konsolosluk acil çözüm ile rehberlik hizmetinin hayata geçirilmesini talep etmekteyiz.
9. Emeklilik Sorunları
Vatandaşlarımıza tanınan emeklilik imkânı, ülkeye katkı sağlamak amacıyla olumlu biçimde değerlendirilmiş ve ulusal ekonomiye büyük katkılar sunulmuştur. Türkiye vatandaşları, emeklilikle yalnızca maddi destek sağlamakla kalmamış; bu süreç onların anavatanla aidiyet duygusunu da güçlendirmiştir.
Emeklilik sayesinde yurt dışındaki vatandaşlarımız çocuklarının Türkiye’ye gelmesini sağlamıştır. Bu uygulama hem ülkeye hem de vatandaşlarımıza büyük fayda sağlamıştır.
Ancak son dönemde yapılan emeklilik düzenlemeleri Avrupa’daki vatandaşlarımız arasında olumlu karşılanmamıştır. Avrupa’daki vatandaşlarımız, emeklilik aracılığıyla anavatanla güçlü bir gönül bağı kurmuştu. Bu nedenle emeklilik koşullarının yeniden değerlendirilerek makul bir seviyeye çekilmesi gerekmektedir.
10. Araç Kullanma Sorunları ve Teknik Muayene (TÜV)
Yabancı plakalı araçların ülkemizde kalış süresi 24 ay, yani 2 yıldır. Bu süreyi aşmamak kaydıyla yabancı plakalı araçların uymakla yükümlü olduğu bazı prosedürler bulunmaktadır. Eskiden 6 ay ile sınırlı olan bu süre, son yıllarda yapılan düzenlemeyle 2 yıla çıkarılmıştır.
Yurt dışında yaşayan emekli gurbetçilerin Türkiye’ye araç sokma hakkı 2 yıl, yani 730 gündür. Bu hak kapsamında vekâlet yoluyla da araç getirilebilmektedir.
185 Gün ve 2 Yıl Çilesi: Araç kullanımına ilişkin sorunlar bir türlü sadeleştirilememektedir. Bu düzenlemelerin günün koşullarına uyarlanması gerekmektedir. Yurt dışında uzun yıllardır ikamet eden, örneğin 8 yılı aşkın süredir yurt dışında yaşayan bir vatandaş; 185 gün ve 2 yıl kısıtlamalarına tabi olmaksızın dilediği zaman Türkiye’ye gelip gidebilmeli ve aracını serbestçe kullanabilmelidir.
Teknik muayene konusunda da Türkiye’de yaptırılan TÜVTÜRK muayenesinin, Almanya’daki TÜV kontrolüyle eşdeğer sayılması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Aracın trafiğe çıktığı ülkenin TÜVTÜRK muayenesini geçerli kabul etmesi için yasal anlaşmalar düzenlenmelidir.
Araç sahibinin birinci derece akrabaları; yurt dışında ikamet etme koşuluyla, araç sahibi araçta ya da Türkiye’de bulunmasa dahi herhangi bir kısıtlama olmaksızın aracı kullanabilmelidir.
11. Telefon Kullanma Sorunları
Telefon artık sıradan bir alet olmaktan çıkmıştır. Telefon serbestisi mutlaka hayata geçirilmeli; vatandaş istediği cihazı dilediği zaman yurt dışına çıkarıp getirebilmelidir.
Devlet, kaçakçılıkla mücadele önlemlerini vergi benzeri yükümlülükler biçiminde yurt dışı Türklerinin cebinden karşılamamalıdır. Türkiye’de kayıt dışı bir cihaza SIM kart takıldığında sistem o cihazı şebekeye dahil etmeyerek kullanılamaz hâle getirebilir; bu yolla kaçakçılık önlenebilir. Eğer Devlet cihaz kaydını zorunlu tutmak istiyorsa, bunu çok düşük bir ücretle gerçekleştirmelidir.
12. SGK ve Hastalık Sigortası Sorunları
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları, hastalandıklarında iki sistem arasında sıkışıp zaman zaman haksız ödemeler yapmak zorunda kalmaktadır. Her iki ülkeden emekli olan vatandaşlar, Türkiye’de uzun süre kaldıklarında iki ülke mevzuatı arasındaki boşluklar ya da güncellemesizlik nedeniyle masrafları ceplerinden ödemek durumunda kalmaktadır. Türkiye’de yapılan hastane harcamaları yurt dışına dönüldüğünde sigorta şirketlerinden ya tahsil edilememekte ya da süreç uzadıkça vatandaş bıkıp vazgeçmektedir.
13. Sosyal Güvenlik Kurumu 3201 Sayılı Kanun’a Göre Yurt Dışı Hizmet Borçlanması
1960’lı yıllarda yurt dışına çalışmak üzere giden Türk vatandaşlarının yurt dışı hizmet borçlanması, ilk kez 1978 yılında 2147 sayılı Kanun’la düzenlenmiş; ardından bu kanunun yerini 1985 yılında 3201 sayılı Kanun almıştır. Söz konusu kanun; 1982 Anayasası’nın 62. maddesi uyarınca, yurt dışında çalışan veya yurda dönmüş Türk vatandaşlarının sosyal güvencelerini sağlamayı ve uzun vadeli sigorta kollarından yararlanma imkânı sunmayı amaçlamaktadır.
Teklifler ve Çözümler:
– Yurt dışında çalışanların SSK’dan borçlanma imkânından yararlanabilmesi.
– Ev hanımlarının yurt dışında geçirdikleri sürelerin borçlanmada kabul görmesi.
– Mavi Kart sahiplerinin de yurt dışı borçlanmasından yararlanabilmesi.
– Yurt dışında alınan iş göremezlik raporu veya engel nedeniyle emekli olanların sağlık raporlarının bürokratik kolaylıklarla birlikte kabul edilmesi.
– Türkiye’de emekli olduktan sonra yeniden çalışarak emekli maaşı almak mümkünken, yurt dışından borçlanarak emekli olanların da aynı haktan yararlanabilmesi.
– Yurt dışında çalışanların iş akitleri sona ermeden Türkiye’den emekli maaşı alabilmesinin sağlanması.
– Yurt dışı borçlanmasında günlük borçlanma tutarının döviz üzerinden sabitlenmesi.
– Ülkeler arasında bilgi paylaşımında emekli maaşı alanların haklarının korunması.
14. Çifte Emeklilik
3201 sayılı Kanun, uygulama kapsamını genişleterek; yurt dışında çalışırken ya da kesin dönüş yaptıktan sonra vefat edenlerin hak sahiplerinin ve çalıştıkları ülkeyle Türkiye arasındaki sosyal güvenlik sözleşmesine dayanılarak kısmi aylık bağlananların da borçlanmasına imkân tanımıştır.
Yurt dışı hizmet borçlanmasının temel amacı; uzun yıllar yurt dışında çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönen ve gerek bulundukları ülke gerekse Türk mevzuatı uyarınca uzun vadeli sigorta haklarından yararlanamayan bireyleri sosyal güvenceye kavuşturmaktır.
TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA
“Yurt Dışı Seçim Bölgesi Kurulmasına Dair Kanun Teklifi” ve gerekçesi ilişikte sunulmuştur.
Gereğini saygılarımla arz ederim.
GENEL GEREKÇE:
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının sayısı 6,5 milyonu, seçmen sayısı ise 3,5 milyonu aşmış durumdadır. Bu nüfus, bazı ülkelerin toplam seçmen sayısından fazladır. Buna karşın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yurt dışındaki vatandaşlarımızın kendine özgü bir seçim bölgesi ve temsil hakkı bulunmamaktadır.
Oysa dünya genelinde en az 22 ülke, yurt dışında yaşayan vatandaşlarına özel seçim bölgeleri ve doğrudan temsil hakkı tanımaktadır. Bu sayede vatandaşların aidiyet duygusu güçlenmekte, sorunlar doğrudan meclise taşınmakta ve devlet-vatandaş ilişkisi kurumsallaşmaktadır.
Öte yandan yurt dışındaki Türk diasporası ekonomik açıdan da büyük bir güçtür. Avrupa’da faaliyet gösteren 100.000’e yakın Türk işletmesi yılda milyarlarca Euro ciro üretmekte; Türkiye ile Batı Avrupa arasındaki ticaret hacmi 210 milyar doları aşmaktadır. Bu ekonomik potansiyelin yatırıma dönüştürülerek Türkiye’ye kazandırılması, ancak TBMM’de güçlü temsil hakkına sahip milletvekillerinin etkin çalışmalarıyla mümkün olabilecektir.
Bu gerekçelerle; yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız için ayrı bir seçim bölgesi oluşturulması, temsil adaleti ve anayasal eşitlik ilkesi çerçevesinde zorunlu bir adım hâline gelmiştir.
YURT DIŞI SEÇİM BÖLGESİ KURULMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ
MADDE 1: Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenecek esaslar çerçevesinde, yurt dışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının siyasi temsilini sağlamak amacıyla “Yurt Dışı Seçim Bölgesi” oluşturulur.
MADDE 2: Yurt Dışı Seçim Bölgesi’nde ikamet eden seçmenlerin toplam sayısına göre, her 100.000 seçmen için 1 milletvekilliği kontenjanı ayrılır. Bu kontenjan, en az 35 milletvekili olmak üzere Yüksek Seçim Kurulu tarafından güncellenebilir.
MADDE 3: Yurt dışı seçim bölgesine ayrılan milletvekilliği kontenjanları, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki toplam sandalye sayısı içinde yeniden dağılım yapılarak belirlenir. Bu düzenleme mevcut milletvekili sayısını artırmaz; yalnızca bölgesel dağılımı kapsar.
MADDE 4: Yurt dışı seçim bölgesi milletvekilleri, yurt dışında yaşayan vatandaşların eğitim, emeklilik, çifte vatandaşlık, askerlik, konsolosluk hizmetleri ve ekonomik yatırımlar gibi konulardaki sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde temsil eder; gerekli takip ve girişimlerde bulunur.
MADDE 5: Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.
MADDE 6: Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.
.
Şirvan ÜNAL
Uluslararası Hak Arama Derneği Almanya Başkanı ve SASAM Almanya Temsilcisi