Twitter Facebook Linkedin Youtube

2026’YA GİRERKEN DÜNYA: DAĞILAN DENGELER, YENİ EKSENLER VE SINIRLARI BELİRSİZ BİR JEOPOLİTİK YIL

Tolga ÇİFÇİ

2025 yılı, küresel güç dağılımının artık klasik jeopolitik kalıplara sığmadığını açık biçimde ortaya koymuştur. Savaşlar, krizler, enerji hesapları, teknoloji rekabetleri ve bölgesel güç mücadeleleri birbirinden bağımsız seyretmemiş; çok katmanlı ve eşzamanlı bir küresel etkileşim doğurmuştur. 2026’ya yaklaşırken uluslararası sistem, tek merkezli güç hiyerarşisinden uzaklaşmış ve birbirine paralel jeopolitik gerçekliklerin birbirine temas ettiği yeni bir döneme evrilmiştir.

Rusya–Ukrayna Savaşı: Direnç ve Jeopolitik Sonuçlar

Rusya, 2022’de başlayan savaş sürecinden 2026’ya gelene dek hem ciddi kayıplar vermiş hem de modern savaş pratiğine hızla uyum sağlayarak dikkat çekici bir adaptasyon süreci geçirmiştir. Savaş ekonomisine geçiş; yalnızca askeri üretimin artması değil, aynı zamanda askeri kültürün yenilenmesi, insansız sistemlerin yaygınlaşması, elektronik harp kapasitesinin gelişmesi, mühimmat çeşitliliğinin artması ve teoride var olan reflekslerin sahada tecrübe edildiği bir yıl geçirdi. Bu durum, Rusya’yı 2026’ya girerken daha çevik ve hazırlıklı bir aktör haline getirmiştir.

Moskova bu süreçte pratik savaş tecrübesinden kaynaklanan bir dayanıklılık kazanmıştır. Avrupa’nın ikinci dünya savaşından bu yana uzaklaştığı bu deneyim, Rusya’yı çökmüş bir yapı olmaktan uzaklaştırmış; aksine daha gerçekçi bir güç konumuna taşımıştır.

Avrupa 2025 boyunca Ukrayna’ya sağlanan finansal destek, enerji dönüşümünün maliyetleri, savunma harcamalarının gecikmesi ve ekonomik yavaşlama nedeniyle zorluklarla karşılaşmıştır. Buna karşın Avrupa’nın tamamen çökmüş bir aktör olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Savunma modernizasyonu yavaş fakat istikrarlı bir şekilde ilerlemekte; Avrupa hâlâ yüksek bir teknoloji kapasitesini muhafaza etmektedir. Avrupa olası bir savaşı gözardı etmeyerek ve doğrudan savaşa entegrasyonun Rusya kadar hızlı olmayacağını bildiği için Ukrayna cephesini mümkün olduğunca dirençli tutarak zaman kazanmayı ve Rusya’yı yıpratmayı hedeflemektedir.

2026’ya yaklaşıldıkça Belarus–Polonya hattında yükseleceği ve devam edeceği düşünülen tansiyon, bölgenin kırılganlığını artırmıştır. Belarus’un Rusya’nın askeri derinliğinin bir uzantısı şeklinde hareket etmesi ve Polonya’nın NATO içinde en hızlı silahlanan ülkelerden biri haline gelmesi, hibrit saldırılar ve provokasyon ihtimalini güçlendirmektedir. Tam ölçekli bir savaş düşük olasılıklı görünse de iki tarafın da karşılıklı olarak birbirinin kırmızı çizgilerini test etmeye devam edeceği Rusya’nın NATO’nun doğu cephesini test etmek isteyeceği, müttefiklerinde NATO’nun güvenilirliğini test etmek isteyeceği öngörülmektedir.

2025 itibarıyla Rusya’nın kontrolü altındaki Donetsk, Luhansk, Mariupol gibi bölgeler Moskova tarafından geri dönüşü olmayan alanlar olarak görülmekte; bu statünün 2026’da daha da pekişmesi beklenmektedir.

ABD–Çin Rekabeti ve Tayvan Etrafında Şekillenen Eksen

2025 yılında ABD’nin küresel jeopolitik ajandasında artık Ukrayna değil, Çin ekseni daha önemli konuma gelmiştir. Pentagon bütçesi, deniz hakimiyeti stratejileri ve Asya-Pasifik ittifaklarının yeniden düzenlenmesi tek bir amaca odaklanmıştır: Çin’in yükselişini dengelemek.

Çin’in Tayvan üzerindeki askeri ve ekonomik baskıyı artırması, çevreleme tatbikatlarını genişletmesi ve bölgesel nüfuz arayışını yoğunlaştırması, Washington’ın Japonya, Güney Kore, Filipinler ve Avustralya üzerinden yeni bir savunma kuşağı tesis etme çalışmalarına yol açmıştır. Bu çerçevede 2026’da ABD açısından Tayvan dosyası, Ukrayna’dan daha öncelikli bir sıcak nokta haline gelmeye adaydır.

Suriye: Türkiye–İsrail–Suriye Üçgeninde Yeni Rekabet Dinamikleri

Suriye, 2025 boyunca çok katmanlı bir jeopolitik dönüşüm geçirmiştir. Suriye’nin devletleşme sürecine yeniden girmesi, bölgedeki tüm aktörlerin stratejilerini gözden geçirmelerine neden olmuştur. Bu bağlamda İsrail, ortaya çıkan yeni güç mimarisini “kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirme” çabasına girmiş ve daha da sertleşmiştir.

İsrail’in 2025 Suriye Ajandası: Türkiye–İsrail Bağlamı

İsrail’in Suriye’deki faaliyetleri artık yalnızca İran eksenine odaklı değildir. Türkiye’nin kuzeyde giderek güçlenen konumu, İsrail’in güneydeki stratejik hesaplarını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle İsrail, sahada kalıcı olabilmek için yeni yerel temas kanalları geliştirmiş; SDG ile iş birliği arayışına yönelmiştir. Suriye’nin yeniden yapılandığı bir dönemde “oyun dışı kalmamak” İsrail açısından temel öncelik haline gelmiştir.

Türkiye’nin 2025 Suriye Stratejisi

Türkiye, kuzeydeki güvenlik kuşağını güçlendirmeyi, PKK/YPG yapılanmasını tasfiye etmeyi, M4–M5 hattında istikrar sağlamayı ve sığınmacı akışını kontrol edebilecek yaşanabilir bölgeler oluşturmayı hedeflemiştir. Bu strateji, Türkiye’nin Suriye’de geçici değil kalıcı bir düzen inşa etme ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması niyetini ortaya koymaktadır.

2026’da Türkiye–İsrail arasında doğrudan bir çatışma ihtimali düşük görünmekle birlikte, vekil aktörler üzerinden rekabetin artması mümkündür. İHA/SİHA yoğunluğu, yerel milis yapıların konumu, istihbarat rekabeti ve Suriye’nin yeniden devletleşme sürecinin belirli bölgelerde sıcak temas ile sahaya yansıması muhtemeldir.

Sonuç: 2026’nın Jeopolitik Çerçevesi

2026’ya girerken ortaya çıkan genel jeopolitik tablo şu şekildedir:

  • Rusya sahada tecrübe kazanmış ve daha dirençli bir yapıya kavuşmuştur.
  • Avrupa sancılı bir dönemden geçmekte ancak dönüşüm sürecini sürdürmektedir.
  • ABD’nin stratejik odağı Pasifik eksenine kaymıştır.
  • Çin bölgesel ve küresel düzeyde yükselişini devam ettirmektedir.
  • Tayvan krizi, uluslararası siyasetin kritik merkezlerinden biri olmuştur.
  • Ukrayna’nın kırılganlığı devam etmekte ve toprak bütünlüğü tehlikeye girmektedir.
  • Suriye yeniden devletleşme sürecine girmektedir.
  • Türkiye ve İsrail sahada dolaylı bir rekabet yürütmektedir.
  • Belarus–Polonya hattının düşük yoğunluklu bir gerilim bölgesi haline gelmesi muhtemeldir.
  • Donbass bölgesi, Kırım gibi fiilen Rusya’nın olmuştur.

Bu bağlamda 2026, açık savaşlardan ziyade güçlerin birbirini sınırladığı, vekil aktörlerin ön plana çıktığı, hibrit rekabetin belirginleştiği bir yıl olmaya adaydır.

.

Tolga ÇİFÇİ
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

Yorum Ekleyebilirsiniz


%d blogcu bunu beğendi: