İsrail ve Filistinliler arasındaki mücadele dünyada en uzun süren ve patlamaya en yatkın anlaÅŸmazlıklardan birinden kaynaklanıyor. Son 100 yıl Filistinlilere sömürgecilik, sürgün, askeri iÅŸgal ve onu izleyen kendi kaderini tayin etme hakkı mücadelesi getirdi. Kayıpları ve acılarına sebep olarak gördükleri bir ulusla bir arada yaÅŸama yolundaki zorlu arayış ise sonuçlanmış deÄŸil. Başından itibaren bu sorunun dönüm noktalarını inceleyen BBC Türkçe‘nin derlediÄŸi tarihsel süreç ÅŸu ÅŸekilde;
1799
Fransız General Napolyon Bonaparte, Osmanlı yönetimindeki Flistin’de bir Yahudi devleti kurulması fikrini ortaya attı.
1879
Birinci Siyonizm Kongresi İsviçre’nin Basel ÅŸehrinde toplandı. 1896’da gazeteci Theodor Herzl, ”Der Judenstaat” yani Yahudi Devleti adlı bir kitap yayınlamıştı ve kongrede bu kitaptaki fikirler tartışıldı. Herzl, Viyana’da yaÅŸayan bir Yahudi’ydi. Yahudiler’in kendi devletini kurmasını savunuyordu ve özellikle Avrupa’daki Yahudi düşmanlığına karşı bu fikri geliÅŸtirmiÅŸti.
Kongrenin sonunda, Basel Programı yayınlandı. Bu belgede, Filistin’de bir Yahudi vatanının kurulması ve Dünya Siyonizm TeÅŸkilatı’nın bu amaca ulaÅŸmak için faaliyete geçirilmesi öngörülüyordu. 1897’den önce, çok az sayıda Siyonist göçmen zaten bölgeye gelmeye baÅŸlamıştı. 1903’e kadar, bunların sayısı 25 bine ulaÅŸtı. ÇoÄŸu DoÄŸu Avrupa’dan gelmiÅŸti. Bölgenin yarım milyona yakın Arap sakiniyle birlikte yaşıyorlardı.
O zamanlar Filistin, Osmanlı İmparatorluÄŸu’nun parçasıydı. 1904 ila 1914 arasında 40 bin kiÅŸilik bir ikinci göçmen dalgası geldi.
1917 – DeÄŸiÅŸen dengeler
Birinci Dünya Savaşı sırasında da Filistin ve çevresi Osmanlı idaresindeydi. İngiltere’nin desteklediÄŸi Arap güçleri Osmanlı hakimiyetine son verene kadar bu durum sürdü.
İngiltere savaşın sonunda, 1918’de bölgeyi iÅŸgal etti. 25 Nisan 1920’de alınan Milletler Cemiyeti kararıyla, İngiltere’ye, bölgenin manda idaresi için yetki verildi. Bu deÄŸiÅŸim döneminde üç söz verildi. 1916’da Mısır’daki İngiliz idarecisi Sir Henry McMahon, Osmanlı’nın Arap illerinde Araplara bağımsızlık sözü vermiÅŸti. Bununla beraber galip devletler Fransa ve İngiltere arasında gizlice imzalanan Sykes-Picot AntlaÅŸması, bölgeyi bu ülkeler arasında ikiye bölüyor, Filistin’de ise uluslararası idare kurulması öngörülüyordu.
1917’de, İngiltere DışiÅŸleri Bakanı Arthur Balfour, Filistin’de Yahudi halkları için bir vatan kurulması sözü verdi. Bu vaat, Siyonistlerin önderlerinden Lord Rothschild’e gönderilen mektupta yer alıyordu. Bu mektup Balfour Deklarasyonu olarak anılıyor.
1929-1936 Arapların tepkisi
1922’de İngiltere’nin düzenlediÄŸi bir nüfus sayımı Yahudilerin sayısının, Filistin’deki 750 binlik nüfusun yüzde 11’ine ulaÅŸtığını gösteriyordu. Bundan sonraki 15 yılda 300 bin Yahudi daha gelecekti. Siyonistlerle Araplar arasındaki düşmanlık, AÄŸustos 1929’da kanlı çatışmalara dönüştü. 133 Yahudi, Filistinliler tarafından öldürüldü. İngiltere polisi de 110 Filistinliyi öldürdü.
Arapların tepkileri, 1936’da, geniÅŸ çaplı uygulanan genel grevle birlikte sivil itaatsizliÄŸe dönüştü. Zaten o tarihe kadar, militan Siyonist örgüt Irgun Zvai Leumi, Filistin ile ÅŸimdiki Ürdün’ü ”kurtarmak” amacıyla, Filistinli ve İngilizlere ait hedeflere saldırılar düzenlemekteydi. Temmuz 1937’de İngiltere’de, Hindistan’dan sorumlu eski devlet bakanı Lord Peel’in baÅŸkanlığındaki bir Kraliyet Komisyonu, bu bölgeyi Yahudi ve Arap devletleri arasında ikiye bölmeyi önerdi.
Yahudi devleti, İngiliz mandasındaki Filistin’in üçte birini kaplayacaktı ve Celile Denizi ile sahildeki düzlükleri içine alacaktı. Filistinli ve Arap temsilciler teklifi reddetti. Göçün durmasını ve azınlık haklarına saygılı bir üniter devlet kurulmasını istediler. Åžiddet içeren muhalefet 1938’e kadar sürdü. Ta ki, İngiltere’den gönderilen takviye birlikler tarafından bastırılıncaya dek.
İngiltere mandası altındaki Filistin’e Siyonist proje kapsamında yüzbinlerce Yahudi göç etti. Bu da Arap topluluklarda öfkeye, isyana yol açtı.
1947 – BirleÅŸmiÅŸ Milletler devrede
Filistin’i 1920’den beri idare eden İngiltere, Siyonist-Arap sorununu çözme sorumluluÄŸunu 1947’de BirleÅŸmiÅŸ Milletler’e devretti. Bölge ÅŸiddet olaylarıyla sarsılıyordu. Yahudiler artık nüfusun üçte birini oluÅŸturuyordu. Ama toprakların yüzde 6’sı onların elindeydi.
Avrupa’daki Nazi zulmünden kaçan yüzbinlerce Yahudi’nin buraya ulaÅŸması çözüm arayışını daha da acil hale getirdi. İkinci Dünya Savaşı’nda 6 milyon Yahudi öldürülmüştü. BM’nin kurduÄŸu özel komite, bölgeyi Filistin ve Arap devletleri arasında bölmeyi önerdi. Arap Yüksek Komitesi diye anılan Filistinli temsilciler, teklifi reddederken, Yahudi temsilciler kabul etti.
Paylaşım planı, Filistin’in yüzde 56,47’sini Yahudi devletine, yüzde 43,53’ünü de Arap devletine bırakıyordu. Kudüs ise uluslararası bir idare altında olacaktı. 29 Kasım 1947’de BM Genel Kurulu’nda 33 ülkenin oyuyla plan onaylandı. 13 ülke karşı oy vermiÅŸ, 10 ülke de çekimser kalmıştı.
Filistinlilerin reddettiÄŸi plan hiç uygulanmadı. İngiltere, 15 Mayıs 1948’de, Filistin’deki manda idaresine son verme niyetini ilan etti ancak bu tarih öncesinde çarpışmalar baÅŸladı. İngiltere halkı, askerlerinin ölümü nedeniyle Filistin’de İngiliz varlığına karşı çıkmaya baÅŸladı. Ayrıca İngilizler, ABD’nin daha fazla Yahudi mültecinin buraya kabul edilmesi için uyguladığı baskıya öfkeliydi. Bu da Siyonizme Amerikan desteÄŸinin artışının iÅŸaretiydi.
Hem Arap hem de Yahudi taraflar, yaklaÅŸan savaÅŸ için güçlerini seferber ediyordu. Yahudi milis güçlerinin Arap köylerinde düzenledikleri “temizlik operasyonları” 1948 yılında Aralık ayında baÅŸladı.
1948 – İsrail’in kuruluÅŸu
İsrail Devleti, 2 bin yıldır kurulan ilk Yahudi devletiydi. Tel Aviv’de 14 Mayıs 1948’de saat 16:00’da ilan edildi. Karar, son İngiltere birliklerinin bölgeyi terk ettiÄŸi ertesi gün yürürlüğe girdi. Filistinliler, 15 Mayıs’ı “El Nakba” diye anarlar, yani “Felaket” günü.
1948’den beri, İsrail’in ortaya çıkışına verilecek karşılığa önderlik etmek için Arap devletleri arasında rekabet vardı. Bu yüzden Filistinliler olaylara seyirci kalıyordu.
1964’de Kudüs’te kurulan Filistin KurtuluÅŸ Örgütü (FKÖ) hemen ardından Arap devletleri tarafından tanındı. Bu devletler FKÖ’nün esasen kendi kontrollerinde kalmasını istiyordu. Ama Filistinliler gerçekten bağımsız bir örgüt istiyordu ve 1969’da örgütün baÅŸkanlığını ele geçiren Yaser Arafat’ın amacı da buydu. Kendisine baÄŸlı, beÅŸ yıl önce gizli olarak kurulmuÅŸ El Fetih örgütü, İsrail’e karşı operasyonlarıyla ün kazanıyordu. El Fetih savaşçıları, 1968’de Ürdün’de İsrail birliklerine ağır kayıplar verdirdi.
1967 (6 Gün ) Savaşı
İsrail ve Arap komÅŸuları arasında artan gerginlik, 5 Haziran 1967’de baÅŸlayan 6 Gün SavaÅŸları’na yol açtı. Orta DoÄŸu anlaÅŸmazlığının çehresi bu altı günde deÄŸiÅŸti. İsrail, Mısır’dan Gazze ve Sina Yarımadası’nı, Suriye’den de Golan Tepeleri’ni aldı. Ürdün güçlerini de Batı Åžeria ile DoÄŸu Kudüs’ten çıkardı.
Mısır’ın güçlü hava kuvvetleri, savaşın ilk günü safdışı bırakıldı. İsrail uçakları, daha baÅŸlangıçta Mısır hava kuvvetlerini havalanamadan yerle bir etti. Toprak kazanımları İsrail’in kontrolündeki alanı iki katına çıkardı. Zafer, İsrail ve destekçileri için yeni bir güven ve iyimserlik havası yaratıyordu.
BM Güvenlik Konseyi, 242 sayılı kararı aldı. Kararda, savaÅŸla toprak kazanımı reddediliyor, son çarpışmalarda ele geçirdiÄŸi yerlerden İsrail’in çekilmesi isteniyordu. BM’ye göre, bu savaÅŸta 500 bin Filistinli daha mülteci haline geldi; Mısır, Lübnan, Ürdün ve Suriye’ye göç etti.
1973 Yom Kippur Savaşı
Yom Kippur, yani ”Kefaret Günü”, Yahudilerin en önemli dini bayramı. 1967’deki savaÅŸta kaybettikleri toprakları diplomatik yollardan geri alamayan Mısır ve Suriye, 1973’teki Yom Kippur bayramı sırasında İsrail’e karşı taarruza giriÅŸti. Bu çarpışmalar, Ramazan Savaşı diye de anılır. BaÅŸlangıçta Mısır ve Suriye, Sina ve Golan Tepeleri’nde ilerleme kaydettiler. Üç hafta süren çarpışmalar sonunda bu durum deÄŸiÅŸti.
İsrail neticede bazı yerlerde 1967’deki ateÅŸkes hattının da ötesine geçti. İsrail güçleri Golan Tepeleri’ni aÅŸarak Suriye içinde ilerlemeye baÅŸladı. Gerçi sonradan bu toprakları bıraktılar. Mısır’da da, İsrail güçleri toprak kazandılar, SüveyÅŸ Kanalı’nın batı yakasına geçtiler. ABD, Sovyetler BirliÄŸi ve BM, diplomatik müdahelelerle ateÅŸkes anlaÅŸmasına varılmasını saÄŸladı.
Mısır ve Suriye, toplam 8 bin 500 asker kaybetti. İsrail’in can kaybı ise 6 bindi. SavaÅŸ sonunda İsrail, askeri, diplomatik ve ekonomik destek açılarından ABD’ye daha da bağımlı hale geldi.
Savaşın hemen ardından Suudi Arabistan, İsrail’i destekleyen ülkelere petrol ambargosu baÅŸlattı. Petrol fiyatları bütün dünyada hızla yükselirken küresel nitelikte bir ekonomik kriz baÅŸgösterdi ve ambargo Mart 1974’e kadar sürdü. Ekim 1973’te, BM Güvenlik Konseyi, 338 sayılı kararı aldı. Bunda, taraflardan, bir an önce çarpışmaları durdurmaları ve müzakerelere baÅŸlamaları isteniyordu.
1974 Arafat’ın BM’ye ilk gidiÅŸi
Arafat liderliÄŸindeki FKÖ ile Ebu Nidal gibi, FKÖ dışındaki Filistinli örgütler, İsrail ve diÄŸer hedeflere karşı 1970’lerde bir dizi eylem düzenledi. Kara Eylül diye de bilinen Ebu Nidal’in örgütü, 1972 Münih Olimpiyatları’ndaki eylemde 11 İsrailli sporcuyu öldürdü. Filistin’in tamamını ”kurtarmak” için silaha baÅŸvuran FKÖ’nün lideri Arafat, bir yandan da BM’de barışçı çözümü savunduÄŸunu anlatan ilk konuÅŸmasını yaptı. Siyonist projeyi kınadı, ama ekledi: ”Bugün bir elimde zeytin dalı, bir elimde kurtuluÅŸ savaşı veren birinin silahı var. Zeytin dalını düşürmeyin.”
Bu konuÅŸma, Filistinlilerin uluslararası tanınma çabalarına büyük katkı saÄŸladı. Bir yıl sonra ABD DışiÅŸleri Bakanlığı’ndan Harold Saunders, Arap-İsrail barışı müzakere edilirken Filistin halkının meÅŸru çıkarlarının da hesaba katılması gerektiÄŸini söylüyordu.
1977 – İsrail’de sağın yükseliÅŸi
İsrail’in 1948’de kuruluÅŸunda İrgun ve Lehi gibi radikal grupların katkısı büyüktü. Ama bu örgütlerin mirasçısı Herut (sonradan Likud adını alıyor) Partisi, 1977’ye kadar hiçbir seçim kazanamadı. İsrail siyaseti bu tarihe kadar sol kanattaki İşçi Partisi’nin hakimiyetindeydi. Likud ideolojisi, İsrail idaresinin İngiliz mandasına dahil olan bütün topraklara, yani Ürdün de dahil Kutsal Kitap’ta anlatılan “Büyük İsrail’e” yayılmasını savunuyordu.
Eski İrgun lideri Menahem Begin baÅŸkanlığındaki yeni hükümet, Batı Åžeria ile Gazze Åžeridi’nde yerleÅŸim açmayı hızlandırdı. Amaç 1967’de kazanılan toprakları ileride geri vermemek için gerekçeler saÄŸlamaktı. Tarım Bakanı Ariel Åžaron bu faaliyetleri körükledi; Åžaron 1981’e kadar yerleÅŸimlerle ilgili bakanlar komisyonunun başındaydı.
1979 – İsrail ve Mısır barışı
Mısır CumhurbaÅŸkanı Enver Sedat 19 Kasım 1977’de İsrail’e uçup Knesset’te, yani parlamentoda konuÅŸma yapınca dünya ÅŸaÅŸkına döndü. İsrail’i tanıyan ilk Arap lider Sedat oldu. Yom Kippur Savaşı’nı daha dört yıl önce baÅŸlatan da kendisiydi. O savaÅŸ nihaî sonucu getirmemiÅŸti.
Mısır ve İsrail, 1978’de Camp David anlaÅŸmalarını imzaladı. Metinde Orta DoÄŸu’da barışın çerçevesi çiziliyordu ve buna Filistinlilere sınırlı özerklik verilmesi de dahildi. İkili barış anlaÅŸmasını da Sedat ile Begin Mart 1979’da imzaladılar. Sina yarımadası Mısır’a geri verildi.
İsrail’le kendi başına pazarlığa giriÅŸtiÄŸi için Mısır, Arap devletleri tarafından boykota uÄŸradı. Enver Sedat 1981’de kendi ordusundaki İslamcı unsurlar tarafından öldürüldü.
1982 – İsrail Lübnan’ı iÅŸgal ediyor
İsrail, Lübnan sınırına yakın yerleÅŸim birimlerini saldırılardan korumak amacıyla bu ülkenin güneyine asker soktu. Ama Savunma Bakanı Ariel Åžaron orduyu baÅŸkent Beyrut’a kadar götürdü; FKÖ’yü bu ülkeden çıkardı.
Sina’daki son İsrail birliklerinin geri çekilmesinin üzerinden daha iki ay bile geçmemiÅŸti. Lübnan iÅŸgali, Ebu Nidal örgütünün İsrail’in Londra büyükelçisine suikast giriÅŸimi üzerine baÅŸlatmıştı. İsrail birlikleri Beyrut’a aÄŸustos ayında vardı. Yapılan ateÅŸkes anlaÅŸması uyarınca FKÖ milisleri çekilince, Filistin mülteci kampları savunmasız kalmıştı.
İsrail güçleri 14 Eylül’de Beyrut etrafında birikirken, Hıristiyan Falanj milislerin lideri BeÅŸir Cemayel, baÅŸkentteki karargahında bir bombanın patlamasıyla öldü. Ertesi gün İsrail ordusu Batı Beyrut’u iÅŸgal etti. 16 Eylül’den 18 Eylül’e kadar, İsrail’le ittifak yapan Falanjistler, Sabra ve Åžatilla kamplarında yüzlerce Filistinli’yi öldürdü.
Neredeyse bir asırı bulan Orta DoÄŸu mücadelesindeki en katlı katliamlardan biriydi bu. Åžaron, savunma bakanlığından baÅŸka bir göreve geçmek zorunda kaldı. Çünkü 1983’te İsrail’de yapılan bir soruÅŸturma, onun katliamı önlemek için harekete geçmediÄŸine hüküm vermiÅŸti. Sabra ve Åžatilla katliamları Ariel Åžaron hakkındaki ”savaÅŸ suçlusu” iddialarının kaynağı. Bazı görgü tanıkları, İsrail askerlerinin, Hıristiyan milislerin kamplarda neler yapacağından haberdar olduÄŸunu, hatta olanları izlediÄŸini anlatıyor.
1987-93 İntifada
İsrail iÅŸgaline karşı intifada, yani kitlesel ayaklanma Gazze Åžeridi’nde baÅŸladı; kısa sürede Batı Åžeria’ya yayıldı. Protestolar, sivil itaatsizlik ÅŸekline büründü. Genel grevler düzenlendi, İsrail ürünleri boykot edildi, duvarlara yazılar yazıldı ve yollarda barikatlar kuruldu. Ama uluslararası ilgi toplayan protesto ÅŸekli, ağır silahlarla donanmış İsrail askerlerine taÅŸ atan Filistinlilerdi. İsrail ordusu karşılık verdi; çok sayıda Filistinli sivil yaÅŸamını yitirdi. 1993’e kadar süren protestolarda toplam can kaybı bini aÅŸtı.
1993 – Oslo Barış Süreci
Haziran 1992’de İsrail’de sol kanadın, yani İşçi Partisi’nin iktidara gelmesi çok kuvvetli bir barış sürecini baÅŸlattı. Sertlik yanlısı olarak gösterilen BaÅŸbakan Yitzak Rabin ile “güvercin” olarak gösterilen Åžimon Peres ve Yosi Beilin, Filistinlilerle barışı konuÅŸacak çok uygun bir ekibi oluÅŸturuyordu.
Körfez Savaşı’ndan sonra konumu zayıflayan FKÖ bu barış pazarlığından sonuç almayı umuyordu. Washington’daki ikili görüşmeler tıkanınca İsrail, FKÖ’nün katılımına yönelik itirazını kaldırdı. Daha da önemlisi DışiÅŸleri Bakanı Peres ve yardımcısı Beilin, Norveç’in giriÅŸimi olan gizli bir müzakere zemini kurma imkanını inceliyordu.
Washington’daki ikili görüşmelerden sonuç alınamayacağı anlaşılınca gizli Oslo kulvarı 20 Ocak 1993’te açıldı. Norveç’in Sarpsborg kasabasında görülmemiÅŸ ilerleme kaydedildi. Filistinliler iÅŸgal topraklarından aÅŸamalı çekilmeye baÅŸlaması karşılığında İsrail devletini tanımayı kabul ediyordu. Görüşmeler İlkeler Deklarasyonu’nu getirdi. Bu belge Washington’da imzalanırken, Arafat ile Rabin arasındaki tarihi tokalaÅŸmayı 400 milyon insan canlı izledi.
1994 – Filistin Yönetimi’nin kurulması
İsrail ve Filistin KurtuluÅŸ Örgütü, İlkeler Deklarasyonu’nun baÅŸlangıçta nasıl uygulanacağı konusundaki anlaÅŸmayı Kahire’de 4 Mayıs 1994’te imzaladı.
İsrail, Gazze Åžeridi’nin çoÄŸunu terk ediyordu. Sadece Yahudi yerleÅŸimleri ve etraflarındaki arazilerde İsrail varlığı sürecekti. Batı Åžeria’da ise Eriha kentini Filistinliler’e bırakıyorlardı. Bu pazarlıklar güçlükle yürütüldü ve Batı Åžeria’nın El Halil kentinde düzenlenen bir katliam neredeyse görüşmelerin kesilmesine yol açıyordu.
Tarihi İbrahim Camii’nde sabah namazı kılan Filistinliler’in üzerine makineli tüfekle ateÅŸ açan Yahudi yerleÅŸimci Baru Goldstein, 29 kiÅŸiyi öldürdükten sonra öldürülmüştü. AnlaÅŸmanın içinde de aşılması gereken zorluklar vardı. Metinde beÅŸ yıllık geçiÅŸ dönemi içinde İsrail ordusunun geri çekilme aÅŸamaları yer alıyordu. Ama bu aÅŸamalar çok zorlu pazarlıkların sonuç vermesine baÄŸlıydı.
Bunlar Filistin devletinin kuruluÅŸu, Kudüs’ün statüsü, iÅŸgal edilmiÅŸ topraklardaki Yahudi yerleÅŸimlerinin durumu ve 1948 ile 67 arasında göçe zorlanan 3,5 milyon Filistinli mültecinin ne olacağı gibi konulardı. Barış sürecini eleÅŸtirenler 1 Temmuz’da susmuÅŸtu. Çünkü Yaser Arafat, Filistin topraklarına bu tarihte geri döndü, coÅŸkulu kalabalık tarafından muzaffer bir eda ile karşılandı. Filistin KurtuluÅŸ Ordusu, İsrail birliklerinin boÅŸalttığı yerlere konuÅŸlandırıldı. Filistin Ulusal İdaresi, yani özerk yönetimin baÅŸkanı olarak Yaser Arafat vardı artık. 1996’daki seçim de bunu tescil etti.
1995 – İkinci Oslo ve Rabin suikastı
Filistin yönetimi, Gazze Åžeridi’ndeki ilk yılında zorluklarla boÄŸuÅŸtu. Filistinli militanların bombalı eylemlerinde onlarca İsrailli öldü. İsrail özerk yönetimin topraklarına giriÅŸ çıkışları engelliyor; militanlara suikastlar düzenliyordu. Yeni yerleÅŸim inÅŸaatları da durmadı.
Filistin Özerk Yönetimi kendi toplumunun öfkesini kitlesel gözaltılarla bastırmaya çalıştı. İsrail içinde ise barış sürecine tepkiler saÄŸ kanattan ve dini gruplardan geliyordu. Bu ortam içinde barış görüşmeleri yoÄŸun çaba ile yürütülse de baÅŸlangıçta belirlenen takvime yetiÅŸilemiyordu. 24 Eylül’de 2. Oslo diye anılan anlaÅŸma Mısır’ın Taba ÅŸehrinde ve Washington’da ayrı törenlerle imzalandı.
Bu anlaÅŸma Batı Åžeria’yı üçe bölüyordu.
1 – A Bölgesi: Batı Åžeria’nın yüzde 7’sini oluÅŸturan bu bölge, DoÄŸu Kudüs ve El Halil haricindeki belli baÅŸlı yerleÅŸim merkezlerini tam olarak Filistin idaresine bırakıyor.
2 – B Bölgesi: İsrail ve Filistinlilerin ortak kontrolüne bırakılan bu bölge Batı Åžeria’nın yüzde 21’ini oluÅŸturuyor.
3 – C Bölgesi: İsrail bu bölgeyi kontrol altında tutacak, ama aynı zamanda Filistinli tutukluları serbest bırakacaktı.
1996-1999 Kilitlenme
1996 yılına girildiÄŸinde anlaÅŸmazlık yine kan dökülmesine yol açıyordu . Hamas örgütü İsrail içinde bir dizi intihar eylemleri düzenledi. İsrail, Lübnan’ı üç hafta süreyle bombaladı. Peres 29 Mayıs’taki seçimlerde, saÄŸcı Binyamin Netanyahu’ya kılpayı yenildi. Netanyahu, Oslo anlaÅŸmalarına karşı çıkıyor, ”güvenlik içinde barış” tezini iÅŸliyordu. Netanyahu iÅŸgal topraklarında yerleÅŸim inÅŸaasının dondurulması kararını kaldırarak Arapları öfkelendirdi.
El Aksa Camii’nin altına, arkeolojik amaçlarla bir tünel kazılması için izin verince de, tepkiler daha da ÅŸiddetlendi. İsrail mevcut barış sürecini eleÅŸtirmesine raÄŸmen ABD’nin artan baskısı sayesinde Ocak 1997’de El Halil ÅŸehrinin yüzde 97’sini Filistinliler’e devretti.
ABD’de 23 Ekim 1998’de imzaladığı Wye River Beyannamesi ise, Batı Åžeria’dan çekilmenin sürmesini öngörüyordu. Fakat Wye River’ın uygulanmasına iliÅŸkin itirazlar, Ocak 1999’da İsrail’de iktidardaki saÄŸ koalisyonun çökmesine yol açtı. 18 Mayıs’taki seçimlerin galibi İşçi Partili Ehud Barak’tı.
İsraillilerle Araplar arasındaki 100 yıllık kavgayı sona erdirmeyi vaat ediyordu yeni baÅŸbakan. Oslo anlaÅŸmalarında öngörülen beÅŸ yıllık geçiÅŸ süresi, 4 Mayıs 1999’da sona erdi. Ama Yaser Arafat tek yanlı Filistin devleti ilanından vazgeçirildi. Amaç İsrail’deki yeni yönetimle pazarlığa yeniden baÅŸlanmasıydı.
2000 – İkinci intifada
Ehud Barak hükümetinin barışa ulaÅŸacağına dair baÅŸlangıçta duyulan iyimserliÄŸin temeli olmadığı zamanla anlaşıldı. Yeni bir Wye River sözleÅŸmesi Eylül 1999’da imzalandı. Ama iÅŸgal topraklarından çekilme iÅŸleminin devam etmesi mümkün olmadı. Çünkü Kudüs’ün durumu, mülteciler, yerleÅŸimler ve sınırlar gibi nihaî statü pazarlıkları sonuçsuz kalmıştı.
BeÅŸ yıllık barış süreci sonunda pek bir ÅŸey elde edilememesi, Filistin halkında büyük bir bıkkınlık doÄŸurdu. Barak, Suriye ile barışa odaklandı. Bu alanda da baÅŸarı yoktu. Barak yine de İsrail’in 21 yıllık Lübnan macerasına son verdi: Mayıs 2000’de İsrail’in Lübnan’dan çekilmesi, dikkatleri Yaser Arafat’a yöneltti.
ABD BaÅŸkanı Bill Clinton ile Ehud Barak kademeli barış görüşmeleri yerine, bütün konularda hep birden sonuç almayı amaçlayan nihai pazarlığa girmeye zorlandı. Bu görüşmeler için ABD baÅŸkanının yazlığı Camp David seçildi. İki hafta süren görüşmelerde Kudüs’ün statüsü ve Filistinli mültecilerin geri dönüş hakları konusunda bir uzlaÅŸmaya varılamadı. Bunun getirdiÄŸi belirsizlik içinde, 28 Eylül’de muhalefetteki Likud Partisi’nin Netanyahu’dan sonraki lideri, yılların saÄŸcı politikacısı Ariel Åžaron, Mescid-i Aksa’nın bulunduÄŸu kompleksi ziyaret etti. Bunun çok tahrik edici bir hareket olduÄŸu söylendi. Filistinliler bu ziyareti protesto için gösterilere baÅŸladı. Ve gösteriler ÅŸimdi El Aksa intifadası diye anılan ayaklanmaya dönüştü.
2002 -2003 Batı Şeria yeniden işgal altında
Bir kaç dalga halinde gelen intihar saldırıları ardından İsrail önce Mart sonra da Haziran aylarında Batı Åžeria’nın neredeyse tamamını iÅŸgal etti. 2002 yılının büyük bir bölümünde Filistin kentleri sık sık baskına uÄŸradı, birbirleriyle baÄŸlantısı kesildi, kuÅŸatıldı ya da uzun süreler sokaÄŸa çıkma yasağı altında kaldı.
Nisan ayında İsrail güçleri Batı Åžeria’nın kuzeyindeki Cenin mülteci kampına girip bölgeyi ele geçirdi. Filistinliler, burada bir katliam yapıldığını iddia etti. Kendisi de ağır kayıp veren İsrail ordusu ise örgütlü bir direniÅŸ ile karşılaÅŸtığını belirterek burada sadece 52 Filistinlinin öldüğü konusunda ısrar etti.
BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in bu konuda hazırladığı bir rapor, “sivilleri tehlikeyle karşı karşıya bırakan ÅŸiddet olayları” dolayısıyla her iki tarafı da suçladı ama ortada bir katliam olmadığı sonucuna ulaÅŸtı. Uluslararası Af Örgütü ise İsrail ordusunun Batı Åžeria’da Cenin ve Nablus’a düzenlediÄŸi operasyonlarda savaÅŸ suçu iÅŸlediÄŸi hükmüne vardı.
Dikkatlerin odaklandığı bir diÄŸer merkez de Beytüllahim oldu. Beytüllahim’deki Mîlad Kilisesi’nde 5 hafta boyunca devam eden kuÅŸatma, Mayıs ayında, kiliseye sığınmış olan çok sayıda Filistinli arasındaki 13 militanın sürgüne gönderilmesiyle sona erdi. İsrailli yetkililer 2002 yılı boyunca Gazze Åžeridi ve Batı Åžeria’da düzenlenen operasyonların amacının Filistinlilerin “terör altyapısını” yıkmak olduÄŸunu kaydediyordu.
Ancak hızı kesilmiÅŸ de olsa intihar saldırıları yıl boyu devam etti. Üstüste iki yıldır barış süreci durma noktasına gelmiÅŸti. BirleÅŸmiÅŸ Milletler, Amerika BirleÅŸik Devletleri, Rusya ve Avrupa BirliÄŸi’nden oluÅŸan, “Dörtlü” Orta DoÄŸu’da çözüme yönelik bir ‘yol haritası’ ile süreci yeniden canlandırmaya çalıştı.
Yol haritasının yayımlanması, içeriÄŸi üzerinde 2002 yılı boyunca devam eden pazarlıklar dolayısıyla gecikti. Belge ancak 2003 yılı Nisan’ında Amerika öncülüğünde Irak’a düzenlenen operasyon sonrasında yayımlandı. Belgenin yayımlanmasına kadar da tüm diplomatik giriÅŸimler askıda kaldı. 2003 Haziran’ında Amerika BirleÅŸik Devletleri BaÅŸkanı George Bush, Orta DoÄŸu konusundaki siyasetini uzun süredir beklenen bir konuÅŸmayla açıkladı. Bush konuÅŸmasında Filistinlilere ‘teröre taviz vermeyen’ bir lider belirlemeleri çaÄŸrısında bulundu.Filistinli militan grupların yoÄŸun müzakereler ardından Haziran ayında ilan ettiÄŸi ateÅŸkes ise ancak 7 hafta süreyle geçerli oldu.
2004 – Yaser Arafat öldü
25 Ekim 2004’te Arafat, hastalandı. Grip teÅŸhisi konulmuÅŸtu. Tüm çabalara raÄŸmen Arafat iyileÅŸmiyordu. Paris’teki bir askeri hastaneye götürüldü. ZehirlendiÄŸinden şüpheleniliyordu. Burada Arafat’ı muayene eden doktorlar onun zehirlendiÄŸine dair bir kanıt bulamadıklarını açıkladılar. 3 Kasım’da komaya girdi. 8 gün sonra ise öldüğü açıklandı.
2005 – 2006 İsrail Gazze’den çekiliyor, Hamas seçimleri kazanıyor
İsrail Gazze ve Batı Åžeria’nın bir bölümünden çekildi. İsrail, Yahudi yerleÅŸimlerini boÅŸaltıp, askeri araçlarını da Gazze’den çekti. Ancak Gazze’yi denizden, karadan ve havadan abluka altında tutmaya baÅŸladı. Filistin’deki genel seçimlerde Hamas, oyların çoÄŸunu aldı.
Eylül 2006’da ise Gazze Åžeridi’nde Filistinli gruplar El Fetih ile Hamas arasında çatışmalar baÅŸladı. Haziran 2007’ye kadar çatışmalar, ateÅŸkesler ve ulusal birlik arayışlarıyla geçen sancılı sürecin ardından, Mahmud Abbas, Gazze ve Batış Åžeria’da olaÄŸanüstü hal ilan etti. GeçiÅŸ hükümeti kurulmasını isteyip baÅŸbakanlık görevini de Selam Fayyad’a verdi, kurulan geçiÅŸ hükümetinden Hamas dışlanmıştı.
2008 – 2009 Dökme KurÅŸun Operasyonu
İsrail’in Gazze Åžeridi’nde düzenlediÄŸi saldırılarda 22 günde 1.417 kiÅŸi hayatını kaybetti; 4.580 kiÅŸi de yaralandı. İsrail bu saldırılara ‘Dökme KurÅŸun Operasyonu’ adını vermiÅŸti. İsrail, askeri harekatın, Filistinli militanların İsrail’in güneyini hedef alan roket saldırılarını durdurmayı amaçladığını açıkladı.
Mayıs 2010 – Mavi Marmara
Mayıs 2010’da İsrail askerleri Gazze’ye yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine baskın yaptı. 10 Türk vatandaşı hayatını kaybederken bu saldırı, Türkiye – İsrail iliÅŸkilerini kopma noktasına getirdi.
İsrail BaÅŸbakanı Binyamin Netanyahu, dönemin ABD BaÅŸkanı Barack Obama’nın da çabalarıyla Türkiye’nin o zaman baÅŸbakanı olan CumhurbaÅŸkanı Recep Tayyip ErdoÄŸan’dan özür diledi. İsrail ayrıca Mavi Marmara baskınında hayatını kaybedenler için tazminat ödemeyi kabul etti.
CumhurbaÅŸkanı Recep Tayyip ErdoÄŸan, bir iftar yemeÄŸindeki konuÅŸmasında, İsrail’le yapılan anlaÅŸmadan bahsederken isim vermeden Mavi Marmara yardımını organize eden İHH’yı (İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı) eleÅŸtirdi:
“Uluslararası bazda bir adım atıyoruz. Siz kalkıp da Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün baÅŸbakanına mı sordunuz? Biz zaten oraya gerekli yardımı Gazze’ye bugüne kadar hep yaptık yapıyoruz. Filistin’e yaptık yapıyoruz.”
2014 – İsrail’in Gazze’ye saldırıları
İsrail Gazze’ye yönelik 51 gün süren ve kara harekatını da içeren yeni bir saldırı baÅŸlattı. Saldırılarda 530’u çocuk, 302’si kadın, 2 bin 100’den fazla Filistinli hayatını kaybetti. 10 binden fazla Filistinli de yaralandı. İsrail tarafında ise 64’ü asker, 70 İsrailli öldü, 720 İsrailli de yaralandı.
14 Mayıs 2018 – ABD İsrail BüyükelçiliÄŸi’nin Kudüs’e taşıdı
ABD’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararı aldığı İsrail BüyükelçiliÄŸi’nin açılışı öncesi İsrail güvenlik güçleri protestoculara ateÅŸ açtı ve onlarca Filistinli hayatını kaybetti. Gazze sınırında toplanan on binlerce Filistinlinin protestoları devam ediyor. Açılış töreninde ABD BaÅŸkanı Donald Trump’ın video açıklaması gösterildi. Trump “Orta DoÄŸu’da barışı saÄŸlama” hedefine sadık olduklarını söylerken, Batı Åžeria’daki Filistin yönetimi, İsrail’i ‘Gazze’de katliam yapmakla’ suçladı.
Kaynak: BBC Türkçe