Twitter Facebook Linkedin Youtube

KÜRESEL SATRANÇTA YENİ HAMLE: TÜRKİYE İÇİN BİR “BAĞLAYICI GÜÇ” VİZYONU

DünyaSoğuk Savaş sonrası ezberlerin tamamen çöktüğü; merkezsizleşen ve “güç” modellerinin yükseldiği yeni bir döneme girdi. Artık küresel oyunda belirleyici olan; kimin en büyük orduya sahip olduğu değil, kimin “herkesle konuşabildiği“, kimin “tarafları buluşturabildiği” ve kimin sistemin işleyişini sağlayan “düğüm noktası” olduğudur.

Bu yeni oyunda kazananlar; blok kuranlar değil, bloklar arasında dolaşabilen devletler olduğu aşikar. Türkiye ve Hindistan; iki farklı coğrafyada bloklar arasında rahatlıkla dolaşabilen iki ülke.

Hindistan bugün ne klasik anlamda bir süper güç ne de sadece yükselen bir ekonomi. O, küresel sistemin içinde bir “bağlantı merkezi” gibi çalışıyor. Amerika Birleşik Devletleri ile stratejik ortaklık kurarken Rusya ile ilişkilerini sürdürebiliyor; İran ile temasını kesmeden İsrail ile işbirliği geliştirebiliyor. Bu tablo bir çelişki değil; yeni dünyanın gerçeği.

Hindistan’ın son dönemde “bağlayıcı güç” (connector power) modeliyle elde ettiği yükseliş, bize bu yeni küresel satranç tahtasında oyunun nasıl kurulması gerektiğine dair çarpıcı bir ders veriyor: Taraf seçmek yerinesistemin kendisi olmak.

TürkiyePakistan ile doğal müttefik; ister istemez ortak hareket ediyor. Bu gerekçeyle Hindistan ise son zamanlarda Türkiye ile ilişkilerini zayıflattı. Kafkasya’da ErmenistanDoğu Akdeniz’de ise YunanistanG.K.R.Y ve İsrail ile ilişkilerini üst seviyeye çıkarırken; Türkistan’da ise Özbekistan ile yakın temas kurdu. Hindistan’da Türkiye aleyhine estirilen rüzgarda elbette esas pay; iktidarda bulunan Başbakan Narendra Modi liderliğindeki sağ kanat Bharatiya Janata Partisi (BJP)’nde. Hindu milliyetçiliği ideolojisini benimseyen BJP; ayrıca İslamofobiyi körüklüyor. Türkiye, tarihi bağlantıları ve iki yüz elli milyona yakın Müslüman nüfusunu göz önünde bulundurarak muhakkak bir surette Hindistan ile stratejik ortaklık seviyesinde ilişkilerini geliştirmelidir.

Dışarıdan “Okunan” Türkiye vs. Gerçek Strateji…

Batı basınında, özellikle İsrail medyasında Türkiye’ye dair sıkça yer bulan analizler; Ankara’yı “ideolojik bir kampa sıkışmış“, “İran’ın zayıflamasını istemeyen” veya “İsrail’in teknolojik üstünlüğüne reaktif bir aktör” olarak kodluyor. Ancak bu okumalar, Türkiye’nin çok katmanlı oyun planını ıskalıyor.

Türkiye’nin İran politikası; ideolojik bir “rejim sevgisi” değil; sınır ötesindeki bir otorite boşluğunun, göç dalgalarının ve bölgesel istikrarsızlığın yaratacağı varoluşsal riskleri önleme çabasıdır. Ankara için İran‘ı “dengelemek“; ideolojik bir tercih değil, reelpolitik bir zorunluluktur. Türkiye, bölgedeki kaosun bir parçası değil; kaosun yönetildiği tek güvenli liman olduğunu kanıtlamak zorundadır.

Denge Politikası değil, “Ağ Kuruculuk”

Türkiye uzun süredir “denge politikası” yürütüyor. Ancak yeni dünya düzeninde “denge kurmak“, aktörler arasında pozisyon almayı gerektirirken; “ağ kurmak” o aktörlerin vazgeçilmez platformu haline gelmeyi hedefler. Türkiye’nin stratejik özerkliğini koruyarak “bağlayıcı güç” vizyonuna geçmesi için şu üç ekseni hayata geçirmesi kritik önem taşıyor:

– İdeolojik Söylemden Stratejik Esnekliğe: Sert söylemler iç politika için tatmin edici olsa da dış politikada manevra alanını daraltıyor. Ankaraİsrail’le “kontrollü rekabet” ve Körfez ile “ekonomik işbirliği” süreçlerini, bölgesel kriz yönetimiyle birleştiren bir “diplomasi orkestrasyonu“na ihtiyaç duyuyor. Hedef, sesi en yüksek çıkan taraflı aktör olmak değil, herkesin kapısını çaldığı bir merkez olmaktır.

– Güvenlik Boşluğunu “İstikrarla” Doldurmak: Türkiye’nin İran sınırından Suriye hattına kadar uzanan coğrafyası, sadece askeri bir cephe değil; bir “ekonomik ve lojistik koridor” olarak yeniden tanımlanmalıdır. Türkiye, bölgedeki kaosun yönetildiği tek güvenli liman olduğunu, lojistik ve ticari ağlarla tescil etmelidir.

– Çok Katmanlı Güç Tanımı: Askeri gücün yanına; siber kapasiteyi, enerji nakil hatlarının kontrolünü ve dijital ekonomiyi ekleyerek, sadece “askeri bir aktör” değil, “sistemi çalıştıran bir ağ” haline gelmeliyiz.

Masanın başköşesi için vakit geldi!..

Yeni dünya; en çok bağıranın değil, en çok kapıyı açabilenin kazandığı bir dünya. İsrail’in dahi Türkiye ile köprüleri tamamen atmaktan kaçınması; Ankara’nın elindeki kartların, dışarıdan “taraflı” gözükse bile aslında ne kadar vazgeçilmez olduğunu gösteriyor.

TürkiyeDoğu ile Batı arasında, Kuzey ile Güney arasında bir “kavşak” olma potansiyelini, pragmatik bir “ağ-güç” vizyonuyla taçlandırabilirse; önümüzdeki on yılın kazananı olacaktır. Ankara’nın yeni pusulası ideolojiden ziyade; sınır güvenliği, ekonomik entegrasyon ve stratejik esneklik üzerine kurulmalıdır.

Oyunun kuralları yeniden yazılırken, mesele masada olup olmamak değil, masanın neresinde oturduğunuzdur. Türkiye artık “taraf seçen” değil, “tarafları buluşturan” olma vaktine girmiştir. Masanın başköşesinde oturmak, ancak “bağlantı noktası” olmaktan geçer.

Yeni dünyanın kuralı basitEn güçlü olan değilen çok bağlantı kurabilen kazanırTürkiye için soru artık şu değil: “Hangi taraftayız?”
Asıl soru şu: “Kaç tarafı aynı anda birbirine bağlayabiliyoruz?”

.

Mehmet YILDIRIM

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

Yorum Ekleyebilirsiniz


%d blogcu bunu beğendi: