Twitter Facebook Linkedin Youtube

SURİYE’YE MÜDAHALE TARTIŞMALARI

Suriye’ye müdahale, gündemin en hararetli konularından biri… Birçok aydın, müdahaleyi savunuyor. Müdahaleyi savunanları kabaca üç kategoriye ayırmak mümkün:

1-Batının içimizdeki uzantıları/sözcüleri; Onlar için insani veya milli kaygılar yoktur; sahipleri ne derse, onun propagandasını yaparlar ve kamuoyu oluşturmaya çalışırlar. Onları her gördüğümde aklıma Barbaros Hayrettin Paşa’nın hatıralarında bahsettiği şu beyit gelir ve onları Allah’a havale ederim;

Sakın sanma ki hayın berhudar olur,

Akıbet ya boynu vurulur ya berdar olur.

(Hain kimsenin ikbale erişeceğini / iyi günler göreceğini zannetme, sonunda ya boynu vurulur ya da asılır!)

2-Milli kaygılarla Suriye’ye müdahale isteyenler: Bu gruptakiler; genellikle “Suriye bizim nüfuzumuza bırakılacak” martavalına inanmakta ve insani kaygılar, bunlar için ikinci planda yer almakta (İnsanî kaygıları eşit düzeyde olanlar da olabilir, onları tenzih ederim. Eşit düzeyde insani kaygılar barındıran bu gruptaki arkadaşlar “bir taşla iki kuş vurma”nın peşinde olmalılar). Bu arkadaşlar için söyleyeceğim ilk şey;

“Bu işte Dimyat’a pirince giderken, eldeki bulgurdan olmak da var” olacak. Ne demek istediğimi birazdan açıklayacağım ama öncelikle şunu bir izaha kavuşturalım;

Diyelim ki Suriye’ye müdahale oldu ve Esad rejimi devrildi. Ondan sonra her şeyin güllük gülistanlık olacağını ve Suriye’nin bizim nüfuzumuza bırakılacağını mı zannediyorsunuz? Birincisi, evet Esad rejimin bileti birileri tarafından kesilmiş ve Esad gidici. Ama Esad sonrası, ortalık toz duman… Mezhep kavgaları kapıda… Suriye, Irak’tan da beter olacağa benziyor. Süper Güç ABD’nin Irak işgali sonrası yaşadıklarına ve kayıplarına bakmak, Esad rejimi sonrası bizi neyin beklediği hakkında yeterince fikir verecektir sanırım. Eğer “Suriye bizim nüfuzumuza bırakılacak” martavallarına kanar da Suriye’ye müdahalede aktif rol oynarsak, bizi hiç de iyi bir akıbet beklemiyor bir… Esad sonrası hiçbir sorun yaşanmasa bile bize Libya’da verilenden fazlası verilmez iki…

“Dimyat’a pirince giderken, eldeki bulgurdan olmak” sözünü esas şunun için söyledim. Bugün Esad rejimini sıkıştırmak için oynanan oyunlar, yarın bize karşı da oynanabilir. BM Güvenlik Konseyi’nde Suriye’ye karşı yaptırımların görüşüleceği gün, Suriye’nin cellatlarına koz verecek bir katliam yapması size mantıklı geliyor mu? Gelmiyor değil mi? Öyleyse o günkü katliam haberleri ya bir dezenformasyon, ya da merkezi Hatay’da (!) olan muhaliflerin (bilmeyenler için; Özgür Suriye Ordusu’nun merkezi Hatay!) kışkırtmaları sonucu gerçekleşen bir olay. Suriye ve İran halledildikten (!) sonra bu gibi olayların ülkemizde olmayacağını ve yeni Uludere Facialarının yaşanmayacağını mı sanıyorsunuz? Hülasa-i kelam, Allah korusun ama Suriye’de nüfuz sahibi olacağız derken, elimizdekilerden de olabiliriz.

3-İnsani ve/veya İslami (azınlık Nusayri rejimi Sünni çoğunluğu eziyor gibi) kaygılarla Suriye’ye müdahaleyi savunanlar. Bu arkadaşlar şunu bilmeliler;

Bugüne kadarki tecrübeler göstermiştir ki; insani açıdan bakıldığında en kötü düzen, düzensizlikten iyidir. Afganistan, Irak ve Libya örnekleri, bu söylediğimi fazlasıyla doğrulamaktadır. İstatistiklere göre müdahaleden sonra Irak’ta günümüze kadar verilen sivil kayıplar 150 ila 400 bin arasında… 4,5 milyon yetim ve 2 milyon sokakta yaşayan kadın (çoğunlukla dul) var. ( http://www.juancole.com/2011/12/post-american-iraq-by-the-numbers.html)

Ya yakın zamanda demokratikleştirdiklerimizden Libya’da durum nasıl dersiniz? Onlar daha yolun başındalar gerçi ama basına sızan bir BM Raporuna göre, Libya’da kadın ve çocuklar dâhil binlerce (7 bin civarında olduğu tahmin ediliyor) insan, ulusal geçiş hükümetinin kontrolü dışında, isyancı militanlar tarafından hapsedilmiş ve sistematik kötü muamele ve işkenceye maruz kalıyormuş. (http://www.independent.co.uk/news/world/africa/leaked-un-report-reveals-torture-lynchings-and-abuse-in-postgaddafi-libya-6266636.html) Kaddafi sonrası ülkede yaşanan istikrarsızlığı, aşiretler arasındaki çatışmaları ve bu çatışmalarda ölenleri, bunlara bir de Kaddafi’yi devirmek için yapılan müdahalede yaşanan kayıpları, özellikle de NATO uçakları tarafından yanlışlıkla bombalan (!) sivilleri hesaba kattığınızda, insani gerekçelerle herhangi bir ülkeye müdahale istemek çok da mantıklı ve tutarlı gelmiyor bana. Hele Suriye gibi bir ülkeye müdahale, bölgede mezhep savaşlarına yol açmaya çok müsait ve dolayısıyla müdahale sonrasında daha kötü insani dramların yaşanması kuvvetle muhtemel olduğundan; insani gerekçelerle Suriye’ye müdahalenin savunulması çok da tutarlı gelmiyor bana.

Peki ama ne yapılabilir? Öncelikle Suriye’de bugünkü manzaranın müsebbiplerinden muhaliflere verilen destek geri çekilebilir mesela! Bildiğiniz gibi malum güçler, Suriye’ye gözlerini çevirmeden önce orada bugünkü çatışma ortamı yoktu, ortalık süt limandı. Hatta Cumhuriyet tarihimizin en iyi ilişkilerini yaşıyorduk Suriye ile. Bu ilişkiler Ortak Bakanlar Kurulu tesisine kadar gitmişti. Bugün “tu kaka!” dediğimiz Esad ve ailesi Bodrum’da tatile geliyorlar, Sayın Başbakanımız ve Eşi Hanımefendi, Esad ailesine katılıyor ve iki ailenin birlikte tatil yapma planları gerçeğe dönüşüyordu. (http://www.belgehaber.com/haber.php?haber_id=5084) Ne zaman ki Özgür Suriye Ordusu denilen güçler Hatay’da konuşlanıp Esad Rejimini devirmek için devreye girdi, ortalık karışmaya başladı.

Yukarıda da değindiğim gibi, evet birileri Esad’ın biletini kesti ve Esad gidici. Ama bizim bu meselede taraf olmamızda ne milli menfaatimiz var, ne de insani gerekçeler bizi böyle bir tarafgirliğe itmek için yeterli. Irak savaşında yaptığımız gibi tarafsız kalabilirdik ve kalmalıydık. “Yurtta sulh, cihanda sulh” politikasının devamı niteliğinde olan “komşularla sıfır sorun” politikamızı bahane edip, bu meselede tarafsız kalabilirdik. Galiba artık ok yaydan çıktı ama zararın neresinden dönülürse kârdır. Malum güçler, ortalığı karıştırdıktan sonra alacağını alıp köşesine çekilecek. Olan bölge halkına ve tabii ki Suriye’nin komşusu olarak bize olacak. Irak müdahalesinden sonra olduğu gibi!

.

Süleyman ERDEMsuleyman@sahipkiran.org

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

Süleyman Erdem Hakkında

Balıkesir doğumludur. Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden 2001 yılında lisans, Harvard Üniversitesi Kamu Politikaları Bölümünden 2009 yılında yüksek lisans derecesi almıştır. 2002 yılında Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü’nde memur olarak kamuda göreve başlayan Erdem, 2003-2004 yılları arasında Maliye Bakanlığında Vergi Denetmen Yardımcısı olarak görev yapmış, 2004 yılından itibaren de Başbakanlıkta Uzman Yardımcısı, Uzman ve Tanıtma Fonu Genel Sekreteri görevlerinde bulunmuştur. 2009-2011 yılları arasında Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu (DDK)’da Geçici Uzman sıfatıyla YÖK ve ÖSYM’deki denetimlerde görev almıştır. 2012 Aralık ayında kurulan Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi (SASAM)'ın kurulduğu tarihten 08/10/2019 tarihine kadar başkanlığını yürütmüştür. Halen SASAM Uluslararası Güvenlik Masası Direktörü olarak görev yapmaktadır. Akademik çalışmalarını “radikalleşme ve terör” üzerine yürüten Erdem’in; “Cihatçılar; El Kaide ve IŞİD’e Katılanların Hikayesi” isimli yayınlanmış bir kitabı bulunmaktadır.

Yorum Ekleyebilirsiniz