Azerbaycan CumhurbaÅŸkanı İlham Aliyev ve Türkiye CumhurbaÅŸkanı Recep Tayyip ErdoÄŸan arasında 15 Haziran 2021 tarihinde, Azerbaycan’ın iÅŸgalden kurtarılan ÅžuÅŸa kentinde imzalanan “ÅžuÅŸa Beyannamesi”nde geçen “beyanname” lafzı, onun uluslararası hukuk niteliÄŸinde bir antlaÅŸma olmadığı anlamına gelmemektedir.
Bu baÄŸlamda ÅžuÅŸa Beyannamesi’nin uluslararası hukuk baÄŸlamında bir uluslararası antlaÅŸma olduÄŸunu gösteren 27 Ocak 1980 tarihinde yürürlüğe giren Viyana AntlaÅŸmalar Hukuku SözleÅŸmesi’ne (VAHS) atıf yapmak yerinde olacaktır.
Bu sözleşmede, bir uluslararası antlaşma aşağıdaki şekilde ifade edilmiştir:
Antlaşma, kendine mahsus ismi nasıl olursa olsun bir veya iki ya da daha fazla ilişkili belgeden oluşan, devletlerarasında yazılı şekilde oluşturulmuş ve uluslararası hukuk kurallarına tabi olan uluslararası uzlaşmadır.
Görüldüğü üzere 1980 SözleÅŸmesi’nde antlaÅŸma “… kendine mahsus ismi nasıl olursa olsun…” biçiminde ifade edilerek, devletler arasında akdedilmiÅŸ irade uyuÅŸmalarının mutlaka “antlaÅŸma” olarak tanımlanması gerekmediÄŸine iÅŸaret etmiÅŸtir.
ÅžuÅŸa Beyannamesi’nin uluslararası nitelikte bir antlaÅŸma olduÄŸunu gösteren diÄŸer iki önemli unsur ise, onun yazılı olması ve antlaÅŸma imzalamaya yetkili kiÅŸiler tarafından imzalanmış olmasıdır.
Şöyle ki, uluslararası nitelikte bir antlaşma yazılı olmalıdır. Ayrıca devletin bir antlaşmayla bağlanabilmesi için antlaşma görüşmeleri ve imza devleti temsile yetkili kişilerce yapılmalıdır.
Bu bağlamda doğrudan antlaşma imzalamaya yetkili kişiler devlet başkanları/cumhurbaşkanları, hükümet başkanları/başbakan ve dışişleri bakanlarıdır.
Şuşa Beyannamesi de yukarıda saydığımız doğrudan yetkili kişiler olan Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasında imzalanmıştır.
Dolayısıyla ÅžuÅŸa Beyannamesi 1980 SözleÅŸmesi’nin aradığı tüm koÅŸulları taşımaktadır ve bu yönü itibarıyla tam anlamıyla bir uluslararası antlaÅŸmadır.
Ülkelerin meclislerinde onaylanmasına gerek var mıydı?
Bir antlaşmanın iç hukuk bakımından bağlayıcı hale gelebilmesi ve yürürlüğe girebilmesi için birtakım usul işlemlerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Bu usul iÅŸlemleri de devletlerin iç hukuklarına göre farklılık gösterebilmektedir. Bu baÄŸlamda 15 Temmuz 2018 tarihli “Milletlerarası AntlaÅŸmaların Onaylanmasına İliÅŸkin Usul ve Esaslar Hakkında CumhurbaÅŸkanlığı Kararnamesi”nin 2’nci maddesi ile 1982 Anayasası’nın 90’ıncu maddesine göre bir antlaÅŸmanın Türk hukukunda baÄŸlayıcılık kazanabilmesi için önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) “onaylamayı uygun bulma kanunu” ile onaylaması gerekmektedir.
Meclis tarafından antlaşmanın onaylanması ile antlaşma iç hukukta bağlayıcı hale gelecektir.
Bununla birlikte bir antlaşmanın meclis tarafından onaylanması onun yürürlüğe girmesi anlamına gelmemektedir.
Bir antlaÅŸmanın Türk iç hukukunda yürürlüğe girebilmesi için antlaÅŸmaların onaylanmasına iliÅŸkin CumhurbaÅŸkanı kararı ile antlaÅŸmanın Türkçe metni ve antlaÅŸmada belirtilen muteber dil veya dillerden biri ile yazılmış metni Resmi Gazete’de yayımlanması gerekmektedir.
Antlaşmaların Azerbaycan iç hukukunda bağlayıcı hale gelebilmesine ilişkin kurallar Türk hukukuyla benzerlik teşkil etmektedir.
12 Kasım 1995 tarihli Azerbaycan Cumhuriyeti Anayasası’nın 95’nci maddesine göre, devletlerarası ve Azerbaycan kanunlarından farklı kurallar öngören hükümetlerarası antlaÅŸmaların onaylanması ve iptal edilmesi konusunda Millet Meclisi yetkilidir.
Anayasası’nın 109’uncu maddesinde ise, bir antlaÅŸmanın yürürlüğe girebilmesi için Meclis tarafından onaylandıktan sonra CumhurbaÅŸkanı’nca imzalanması gerekmektedir.
Bu bağlamda Şuşa Beyannamesi taraf ülkelerin meclislerince onaylanarak bağlayıcı hale gelmiştir.
Şuşa Beyannamesi bir güvenlik antlaşması mıdır?
Şuşa Beyannamesi muhteva itibarıyla farklı konuları ele alan bir antlaşmadır.
Bu antlaşmada iki ülke arasındaki ekonomik, siyasi, sosyal, güvenlik, kültür, sağlık, eğitim vb. benzer konular ile Türk dünyasının gelişimini içeren farklı düzenlemeler yer almaktadır.
Ayrıca ÅžuÅŸa Beyannamesi’nin giriÅŸ hükümlerinde antlaÅŸmanın amacı açık bir biçimde düzenlenmiÅŸtir.
Bu baÄŸlamda AntlaÅŸma’nın giriÅŸ hükmünde, ÅžuÅŸa Beyannamesi’nin iki devlet arasındaki iliÅŸkileri “müttefiklik seviyesi”ne taşıyan bir antlaÅŸma olduÄŸuna vurgu yapılmıştır.
Dolayısıyla Şuşa Beyannamesi iki ülke arasındaki ilişkileri yeni bir seviyeye taşıyan bir müttefiklik antlaşmasıdır.
ÅžuÅŸa Beyannamesi’nde yer alan “Taraflardan herhangi birinin kanaatine göre onun bağımsızlığına, egemenliÄŸine, toprak bütünlüğüne, uluslararası düzeyde tanınmış sınırlarının dokunulmazlığına veya güvenliÄŸine karşı üçüncü bir devlet veya devletler tarafından tehdit ve saldırı gerçekleÅŸtirildiÄŸinde, Taraflar, ortak istiÅŸareler yapacak ve bu tehdit veya saldırının önlenmesi amacıyla BM Åžartı’nın amaç ve ilkelerine uygun giriÅŸimlerde bulunacak, birbirine BM Åžartı’na uygun ÅŸekilde gerekli yardımı yapacaklardır. Bu yardımın kapsam ve biçimi ivedi yapılan görüşmeler yoluyla belirlenerek ortak tedbirler alınması için savunma ihtiyaçlarının karşılanmasına karar verilecek ve Silahlı Kuvvetlerin güç ve yönetim birimlerinin koordineli faaliyeti saÄŸlanacaktır” hükmü farklı çevrelerce yanlış yorumlanarak ya da manipüle edilerek; antlaÅŸmanın diÄŸer devletlere karşı bir askeri ittifak antlaÅŸması olduÄŸu ileri sürülmüştür.
Ancak bu tamamıyla yanlış bir yorumdur.
Şöyle ki; ÅžuÅŸa Beyannamesi’nde yer alan bu hüküm hem evrensel bir örgüt olan BirleÅŸmiÅŸ Milletler (BM) AntlaÅŸması’nın 51’inci maddesinde hem de bölgesel bir örgüt olan Kuzey Atlantik AntlaÅŸması Örgütü’nün (NATO) 5’inci maddesinde yer alan meÅŸru savunma hakkıyla hemen hemen aynı içeriÄŸe sahiptir.
Dolayısıyla ÅžuÅŸa Beyannamesi’nde yer alan ilgili hüküm, taraflardan birine yönelik herhangi bir saldırı olması durumunda diÄŸerinin hemen harekete geçmesini saÄŸlayan meÅŸru savunma hakkını içermektedir.
Buna ek olarak 21 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe giren “Azerbaycan Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti Arasında Strateji Taraftarlık ve Karşılıklı Yardım Hakkında AntlaÅŸma”nın 2’nci maddesinde taraf devletlerden birine yönelik üçüncü bir devlet veya devletler tarafından silahlı baskın veya askeri saldırı olması durumunda diÄŸer tarafın BM AntlaÅŸması’nın 51’inci maddesi ile tanınan bireysel veya kolektif meÅŸru savunma hakkı çerçevesinde saldırıya maruz kalan devlete yardım edeceÄŸi düzenlenmiÅŸtir.
Dolayısıyla Şuşa Beyannamesi imzalanmadan önce de iki devlet arasında meşru savunma hakkını düzenleyen bir antlaşma vardı.
Bu bağlamda her iki antlaşmada yer alan hükümler aynı içeriğe sahiptir ve bu bağlamda meşru savunma hakkını düzenlemektedir.
Sonuç olarak Şuşa Beyannamesi farklı konuları ele alan ve iki ülke arasındaki ilişkileri müttefiklik seviyesine taşıyan uluslararası hukuk niteliğinde bir antlaşmadır.
Memmed İsmayılov – KAFKASSAM Uzmanı