Twitter Facebook Linkedin Youtube

YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN SUUDİ ARABİSTAN’DA OLAN BİTENİ ANLAMA KILAVUZU

Bir ülke düşünün! Çalışan nüfusunun yüzde 90’ı devlet çalışanı. Çoğunun ne iş yaptığı bile belli değil. Maaştan maaşa işyerlerine uğruyorlar. Ülkede bir gelir vergisi yok. Alışveriş vergisi yok. Emlak vergisi yok. Vatandaşa hiçbir vergi yok. Benzin sudan ucuz. Eğitim ve sağlık ücretsiz. Elektrik o kadar ucuz ki, hafta sonlarında tatile gittiklerinde bile klimalarını kapatmıyorlar. Rüya gibi, değil mi? Değil. Bu bir kabusun başlangıcı.

Çünkü bütün bu zenginliğin kaynağı petrol, ve ‘Petrolün Laneti’ kapıya dayanmış durumda…

Amerika Bülteni’nin ‘Yeni Başlayanlar İçin Suudi Arabistan’da Olan Biteni Anlama Klavuzu’na hoş geldiniz.

Bundan tam 85 yıl önce 1933 Eylül’ünde, dönemin petrol devi olan Amerikan Standard Oil şirketinin jeologları, Suudi Arabistan’a ilk kez geldiler. Karşılarında göçer aşiretlerin seyrek şekilde yaşadığı her tarafı çöl oldukça yoksul bir ülke vardı. Her türlü paraya muhtaç Suudilerle mütevazı bir anlaşma yapıldı. Ve petrol çıkarılmaya başlandı.

Suudi Arabistan Boru Hatları (Haritayı büyütmek için ilk tıklamadan sonra açılan pencerede tekrar tıklayınız)

Ta ki yaklaşık 10 sene sonra 1940’ların başında Suudi Arabistan’ın sıradan bir petrol üreticisi olmadığı, ülkenin altında adeta bir petrol okyanusunun olduğu anlaşılıncaya kadar… Dahası, dünyadaki diğer bütün petrol yataklarından farklı olarak Suudi Arabistan’da yer altındaki petrolü yer üstüne çıkarmak çok ama çok kolaydı. Yani maliyeti çok azdı. Suudi Arabistan’ın petrolü çıkarma maliyeti bugün bir devlet sırrı olduğu için kimse bilmiyor ama sektör uzmanlarına göre varil başına 10 doların altında, hatta belki de çok altında. Örneğin ABD’nin kendi topraklarında yer altındaki petrolü çıkarması varil başına 20 doların biraz üzerinde bir maliyete sahip. Yani, diyelim ki ham petrolün varil fiyatının 80 dolar olduğu bir piyasada Suudilerin kar marjı, diğer petrol üreticilerinden çok ama çok daha yüksek.

1944 yılında Standard Oil’in petrol çıkardığı ve Aramco’nun merkezi olan Dahran’da ABD hava üssü kuruldu. 14 Şubat 1945’te ABD Başkanı FDR ve Suudi Kralı Abdulaziz el Suud, ABD’nin USS Quincy savaş gemisinde bir zirve gerçekleştirdi ve ‘petrol karşılığında koruma’ anlaşması imzaladı. Suudi Arabistan ve dünya petrolünün üçte ikisinin aktığı Körfez artık ABD’nin ‘himayesi’ altındaydı.

ARAMCO nedir?

Standard Oil, ülkeye ilk geldiğinde yoksul Suudi hanedanlığına ortak bir petrol şirketi kurmayı teklif etti. Bu şirketin adı daha sonraları, Arap(AR) – Amerikan(AM) – Şirketi’nin (CO) kısaltması olarak ARAMCO konulacaktı. İlk anlaşmada Standard Oil, ‘bize bulacağımız petrol üzerinde hak verin biz de size 4 milyon dolar (bugünkü parayla) verelim’ dedi. Ayrıca, Standard Oil, Suudi devletine düzenli petrol geliri ödeyecekti. Hiçbir geliri olmayan Suudi hanedanlığı için cazip bir teklifti.

Petrol üretiminin ve gelirinin hızla arttığını gören Kral Abdulaziz 1950 yılında ARAMCO’ya ‘millileştirme’ tehdidinde bulundu. Bu baskı sonunda ARAMCO, petrol gelirini yüze 50-yüzde 50 paylaşmayı kabul etti. Şirketin yönetim merkezi de aynı dönemde New York’tan Suudi Arabistan’ın Dahran kentine taşındı. Şirket, 1957’de, Suudi Arabistan petrolünün önemli bir kısmı çıkarılacağı ve yaklaşık 5 bin kilometrekarelik dev alanıyla dünyadaki en büyük petrol sahası olacak Gawar Petrol Sahasında petrol bulup çıkarmaya başladı. 1970’lerde petrol fiyatlarındaki ani yükselişle Suudi Arabistan baş döndürücü bir değişim geçirerek, ‘deve çobanı göçer aşiretlerin ülkesi’ olmaktan dünyanın en zengin ülkelerinden biri olmaya dönüştü. Otoyollar, okullar, hastaneler, toplu konutlar inşa edildi. Aramco ortaklığı ise aynı yıllarda dengeler Suudilerin lehinde bozulacak şekilde değişse de 1988’e kadar sürdü.

Dünyanın en büyük şirketi

1988 yılında Suudi Arabistan, Amerikalılarla ortaklığa son vererek ARAMCO’nun bütün kontrolünü eline aldı ve şirketin adı ‘Saudi Aramco’ oldu. Suudi Aramco’su, hisse piyasasında işlem görmediği için resmi olmasa da bütün ekonomi dünyasında dünyanın en büyük şirketi olarak görülüyor. Geçtiğimiz aylarda değeri 1 trilyon doları geçen Apple ve değeri 1 trilyon dolara yaklaşan Google’dan büyük. İkisinin toplamından da büyük. Bazılarına göre 1,5, bazılarına göre 2, bazılarına göre ise 4 trilyon dolarlık bir şirket.

Ve girişte bahsettiğimiz bütün Suudi ekonomik düzeninin neredeyse tek finansmanı Aramco. Bazı analistlerin Suudi Arabistan’ı bir ülke değil de bir ‘petrol şirketi’ olarak nitelendirmesi de bundan. Suudi vatandaşları da gerçek anlamda ‘vatandaş’ değil bu şirketin çalışanları.

‘Petrolün laneti’ nedir? 

Tek geliri petrol olan ülkelerin paradoksal olarak yoksul bir halka ve krizlere sahip olmasına ‘petrolün laneti’ deniyor. Ancak yaygın yanlış kanının aksine ‘petrolün laneti’ fenomeninin asıl nedeni bu petrolde gözü olan emperyalistler ve şirketler değil.

Aslında bunun gerçek adı ‘kaynak laneti’. Yani ülke gelirinin tek bir kaynağa dayalı olmasının laneti. Çokluğun getirdiği azlıkanlamında ‘paradox of plenty’ şeklinde bir nitelemesi daha var.

Ülkenizin altın yumurtlayan bir tavuğu var. Her gün altın yumurtluyor. Şahane bir zenginlik kaynağı. Ancak o zenginliğin keyfini sürerken farkında olmadığınız bir şey var; Bütün zenginliğiniz ve varlığınız o tavuğun k.çına bağımlı hale gelmiş durumda artık. Muazzam düzeyde rahat ve bol para kazandığınız bir kaynak elinizin hemen altındayken, ekonominizin, o kaynağa göre çok az katkısı olacak diğer alanlarına yatırım yapmak mantıksız görünmeye başlıyor. Ve işte bu mantıksız mantığın bir sonucu olarak, bir yer altı kaynağına oldukça yüksek oranda fazla ülkeler, aynı kaynağa sahip olmayan ülkelere göre daha düşük bir ekonomik gelişme gösteriyor. O kaynaktan bir süre akan paranın neden olduğu lüks tüketim ise, ekonomik olarak hiç gelişilmediği gerçeğini örtüyor.

Piyangoda büyük ikramiyeyi kazanma laneti gibi. Piyangodan büyük ikramiyeyi kazanıp da ülkenin en önde gelen zenginlerinden birine dönüşmüş kimse yok. Lüks tüketimle gününü ediyorlar ve bir noktada para bitiyor.

İşte Suudi Arabistan’da verginin olmadığı, her şeyin devlet tarafından karşılandığı, ne devletin ne de vatandaşın da bu tembellikle girişimcilik yatırım yapmak gibi zahmetli işlerle uğraşmak zorunda kalmadığı kültür böyle oluştu. 2000’lere kadar her şey güzeldi.

Petrolün öyküsü değişti

Öncelikle Suudi petrolünün en büyük müşterisi olan ABD, 2000’lerin başından itibaren kendi topraklarında bütün ihtiyacını karşılayacak kadar petrol üretir hale geldi. Ayrıca Suudi Arabistan örneğin 1970 ve 80’lerde olduğu gibi dünya petrol arzını domine etmiyor artık. Dahası teknoloji de petrolden kaçışı hızlandırıyor. Elektrikli arabalar, güneş enerjisi ve diğer yeni yenilenebilir enerji kaynakları enerji piyasasında büyük bir alan kaplamaya başlıyor. Ve yakın gelecekte petrolden çok daha büyük yer kaplayacakları görülüyor. Yani petrole bağımlılıktaki düşüş geçici değil artarak sürecek bir gidişat.

Suudi Arabistan için mevcut sistem sürdürülebilir bir durum değil. Bir şeylerin radikal şekilde değişmesi gerek. İşte son iki yıldır Suudi Arabistan’dan duyduğumuz bazı çılgın haberlerin temel nedeni de bu. Veliaht Prens Muhammed Bin Salman, ekonomide kaynak çeşitliliği politikasını bunun için başlattı. Hac ve Umre ziyareti yapan Müslümanlar dışında yabancı turizmine genellikle kapalı olan ülke turizm gelirlerini artırma yolunu arıyor. ‘Şeriat’ ülkesi, ülkenin sahil kesimlerinde ‘turizm vahaları’ oluşturmaya girişiyor. Sinemalar açılıyor, kadınların araba kullanma hakları üzerindeki kısıtlama kaldırılıyor. Ve Suudi vatandaşları ‘vergi’ ile tanıştı. Vergi vermek, insanı ‘şirket çalışanı’ psikolojisinden ‘vatandaş’ psikolojisine sürükleyen bir güç. Devlete hesap sorma bilincini geliştiriyor. Dolayısıyla homurdanmalar da başladı.

Kavganın çekirdeği: Aramco hisseleri

Ve Suudi hanedanlığını birbirine katan, dramatik iç çatışmalar, suikast girişimleri, prens tutuklamaları ile dolu dramanın en büyük sürprizi; ARAMCO hisselerinin serbest piyasaya açılarak satışa sunulması…

Hanedanlığın, küresel ekonomiyi dalgalandıran ve yaklaşık 2 yıldır bütün borsaları diken üstünde bekler vaziyette tutan vaadi henüz gerçekleşmiş değil. Suudi Arabistan Enerji bakanı Eylül ayında, ‘Aramco’nun yüzde 5 hisselerini satışa sunma vaadine hala bağlı olduklarını’ açıkladı ama bunu kendi seçtikleri bir zamanda yapacaklarını söyleyerek belirsizliği sürdürdü. Gerçekleştiği gün, dünya tarihinin en büyük halka arz satışı olacak bu. Prens, sadece yüzde 5’lik ilk satışın getireceği 100 milyar doların bile, Suudi Arabistan’ı petrol bağımlılığından kurtaracağına inandığı teknoloji ve sanayi üretimi yatırımlarını içeren Vizyon 2030 programını finanse edebileceğini düşünüyor. Ancak küçük bir sorun var;

Hanedanlığın var derdin var!

Suudi hanedanlığı bu radikal arza hazır değil. Çünkü, bu halka arzın gerçekleşmesi ve dünya piyasalarında işlem görebilmesi için şirketin gelir ve harcama kalemlerinin hem hissedarlar hem de denetleyiciler için şeffaflaşması gerekiyor. Suudi Hanedanlığının üzerine gözü gibi titrediği en büyük sırrı ARAMCO’nun bütün karanlığını hisse sahipleriyle paylaşması demek bu. Binlerce prens ve prenses dahil, Suudi ailesini de finanse eden bir şirket bu. Sadece 5 binden fazla prens olduğu tahmin ediliyor. Bu binlerce prens ve prensesin sarayları, bütün lüks harcamaları, özel uçaklarla gezileri, alışveriş miktarları, Batı ülkelerindeki yaşam standartları ifşa olacak. Çünkü hepsini Aramco finanse ediyor.

Aslında bu ‘kaynak laneti’nin sonuçlarından biri. Ülkenin ekonomisinin tek sektöre, ürüne veya kaynağa bağımlı hale getirildiği ekonomilerde iktidar ve para içiçe geçer. Hepsinde para, ülke nüfusunun çok azını oluşturan bir kişi, aile veya zümrenin elinde toplanır. Bu dar grubun aşırı zenginleşmesi de, onların, başkalarının öğrenmelerini istemeyeceği düzeyde bir sefahat ve lüks yaşama yönlendirir. Böylesine kontrolsüz harcayabilmek de, bir kere alışanın kolayca vazgeçebileceği bir alışkanlık değil.

Ancak açıkça itiraf etmeseler de onlar da bir noktada petrole dayalı bu düzenin sona ereceğinin farkındalar. Suudi Arabistan şimdi bir yandan ‘petrolün laneti’ dizisinin son kahramanı olmaya her geçen gün biraz daha yaklaşmanın paniğini yaşıyor.

Diğer yandan da;

İnternet nedeniyle dünyadan haberdar olan genç kuşağın huzursuzluğunu dindirmek için açılımlar ve sosyal reformlar yapmakla radikal din otoritelerinin buna öfkesini dizginleme çabası arasında; Bir yandan küresel ekonominin Aramco’yu küresel piyasalara aç baskısını kırmak için ‘açacağım’ vaadinde bulunmakla, hanedanlığın ve ülkenin bütün zaafiyetlerini ifşa edip utanılacak ve hatta belki de savunulamayacak durumlara düşürme potansiyeli olan bu arzı geciktirme ve belki de tamamen kaçınma çabası arasında sıkışmış durumda…

 

Kaynak: AMERİKA BÜLTENİ

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz