Twitter Facebook Linkedin Youtube

GÜNEY-GÜNEY İŞ BİRLİĞİNDEN DİJİTAL HEGEMONYAYA: ÇİN’İN DEĞİŞEN AFRİKA DOKTRİNİ

Çin’in Afrika politikalarının temeli, saf ekonomik çıkarlardan ziyade, sömürgecilik karşıtı ortak bir tarihsel bilince ve karşılıklı diplomatik dayanışmaya dayanır. Bu ilişkinin başlangıcı, 1955 yılında Asya-Afrika ülkelerini bir araya getiren, Türkiye’nin de bulunduğu Bandung Konferansı’na ve ardından gelen Bandung İlkeleri’ne kadar uzanmaktadır.(1) Karşılıklı toprak bütünlüğüne saygı ve iç işlerine karışmama prensiplerini merkeze alan bu ilkeler, günümüzdeki Güney-Güney İş Birliği vizyonunun da temelini oluşturur.

Çin’in, Afrika kıtasında pragmatik bir tutum sergilediği söylenebilir.(2) Batı’nın demokratikleşme, insan hakları veya yapısal uyum gibi siyasi şartları nettir. Pekin yönetimi ise bu şartları istemez.(3) Çin’in eski lideri Deng Xiaoping’in meşhur; “Kedinin siyah ya da beyaz olması önemli değildir; önemli olan fare yakalamasıdır” sözüyle özetlenebilen sonuca odaklı bir yaklaşım hakimdir. Rejim fark etmeksizin doğrudan sonuca (altyapı inşasına ve ticarete) odaklanan bu yaklaşım, otoriter Afrika ülkeleri için Çin’i, Batı’ya kıyasla çok daha cazip ve eşit bir ortak haline getirmiştir.

Bu sözde “siyasetten arındırılmış” politikanın Pekin yönetimi açısından en kritik geri dönüşlerinden biri Birleşmiş Milletler arenasında alınmıştır. İki taraf arasındaki ilişki, saf bir ekonomik sömürü değildir, aksine stratejik bir diplomatik ortaklıktır. Bunu gösteren en büyük tarihsel kanıt: 1971 yılında BM’deki “Çin” koltuğunun Tayvan’dan alınıp Çin Halk Cumhuriyeti’ne geçişinde Afrika oylarının belirleyici rol oynamasıdır.(4) Kıtadaki müttefiklerinin verdiği destekle uluslararası meşruiyetini güçlendiren Pekin yönetimi, bu tarihsel dönüm noktası sebebiyle Afrika’yı uluslararası arenada önemli bir merkez olarak konumlandırır.

BM Şemsiyesi ve Tayvan

Çin’in Afrika kıtasındaki diplomatik yatırımları tek taraflı bir egemenlikten ziyade, Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında var edilmiş ve “karşılıklı siyasi koruma” kalkanı olarak yaratılmıştır. 54 ülkeyle BM Genel Kurulu’ndaki en büyük bölgesel oylama bloğunu oluşturan Afrika devletlerinin birçoğu, uluslararası kriz anlarında Pekin’e kritik bir diplomatik kalkan sağlamaktadır. Bunun en büyük örneği 2019 yılında yaşanmıştır. Batılı ülkeler, Sincan bölgesindeki politikaları nedeniyle Çin’i kınayan ortak bir bildiri yayımlamıştır.(5) A/HRC/41/G/17 kodlu Birleşmiş Milletler belgesinden görülebileceği üzere, aralarında Sudan, Mısır, Cezayir ve Somali gibi Afrikalı Müslüman devletlerin de bulunduğu karşıt bir blok, doğrudan Çin’in Sincan politikalarını desteklemiştir. Batı’nın baskısını diplomatik olarak boşa çıkaran bir mektuba imza atmışlardır.

Bu sadakatin karşılığında Çin, BM Güvenlik Konseyi’ndeki (BMGK) daimi üyeliğini ve veto hakkını, Afrikalı müttefiklerini Batı’nın müdahalelerinden ve rejim değişikliği baskılarından korumak için stratejik bir silah olarak kullanmaktadır. Bu karşılıklı iş birliğinin, kronolojik olarak ters de olsa en net örneği, 2008 yılında Zimbabve yönetimine yönelik ağır silah ambargosu ve finansal yaptırımlar öngören BMGK karar tasarısının Çin tarafından veto edilerek engellenmesidir.(6) “İç işlerine karışmama” prensibinin BMGK düzeyindeki bu fiili uygulaması, Çin’i kıtadaki yönetimler için vazgeçilmez bir siyasi güvence merkezi haline getirmiştir.

Bu diplomasinin siyasi sonucu Tayvan meselesidir. Çin’in sağladığı altyapı yatırımlarının ve uluslararası siyasi korumanın bir “bedeli” olarak “Tek Çin” politikası kıtada mutlak bir meşruiyet kazanmıştır. Günümüzde Eswatini dışında tüm Afrika ülkeleri Tayvan ile resmî bağlarını koparmıştır.(7) Bu durum, adayı adeta kıtada diplomatik bir tecride itmiştir. Böylece kurulan bu kazan-kazan denklemi, Pekin’in ulusal bütünlük iddialarını uluslararası arenada tartışılmaz kılmıştır.

Çin Yatırımlarının Arka Planı ve Borç Tuzağı Diplomasisi

Çin’in Afrika’daki milyarlarca dolarlık altyapı yatırımları, yalnızca kalkınma yardımı amacıyla değil, aynı zamanda Çin ekonomisinin ihtiyaçları doğrultusunda da şekillenir. Özellikle 2008 küresel finans krizinden sonra çelik, çimento ve inşaat sektörlerinde ortaya üretim fazlası çıkmıştır(8) ve Pekin yönetimi yeni dış pazarlar aramaya yönelmiştir. Bu süreçte Afrika, Çinli şirketler için hem önemli bir yatırım alanı hem de stratejik bir pazar haline gelmiştir.

Bu yatırım modelini değerlendirirken, uluslararası literatür zorlanmaktadır. Eleştirel yaklaşıma göre Çin, sağladığı büyük ölçekli krediler aracılığıyla Afrika ülkeleri üzerindeki ekonomik ve siyasi etkisini artırmaktadır. “Borç tuzağı diplomasisi” olarak bilinen bu görüşe göre, geri ödenmesi zor krediler, uzun vadede ülkeleri Çin’e bağımlı hale getirmektedir. Sri Lanka’daki Hambantota Limanı kredisinin geri ödenemeyip, limanın 99 yıllığına Çinli şirkete kiralanması(9) bunu doğrular niteliktedir. Ayrıca projelerin çoğunlukla Çinli şirketler tarafından yürütülmesi, teknik personelin önemli ölçüde Çin’den gelmesi ve kullanılan ekipmanların büyük kısmının Çin’den temin edilmesi(10) nedeniyle teknoloji transferinin ve yerel sanayinin beklenen düzeyde gelişmediği aşikârdır.

Fakat son yıllarda yayımlanan birçok çalışma, bu tezin her durumda geçerli olamayabileceğini de söylemektedir. Özellikle Deborah Brautigam(11) ve birçok araştırmacıya göre Afrika’daki borç sorunlarının nedeni yalnızca Çin kredileri değildir; küresel ekonomik dalgalanmalar, kötü mali yönetim ve diğer uluslararası kreditörlerden alınan borçlar da önemli rol oynamaktadır. Ayrıca Çin, bazı ülkelerle yeniden borç yapılandırmasına gider.(12) Bu hareket, ABD’nin, planlı bir “borç tuzağı” stratejisi iddiasını(13) zayıflatmaktadır. Bu nedenle günümüzde tartışma, Çin’in bilinçli olarak borç tuzağı kurup kurmadığından çok, Afrika’da nasıl bir ekonomik bağımlılık ve kalkınma modeli oluşturduğu üzerinedir.

İç İşlerine Karışmama Prensibinin Gittikçe Esnemesi

Bandung İlkeleri dolayısıyla Çin dış politikasının temeli olan iç işlerine karışmama prensibi, Afrika’daki jeopolitik ve ekonomik gerçeklikler nedeniyle bir dönüşüm geçirmektedir. Başlangıçta bu ilkeleri Çin, Afrikalı liderlere cazip bir fırsat olarak sunmuştur. Çin’in kıtadaki varlığı arttıkça bu ilkeler sürdürülemez bir jeopolitik duruma dönüşmüştür. Bugün milyarlarca dolarlık Çin yatırımı, kritik altyapı projeleri ve kıtada yaşayan yüz binlerce Çin vatandaşı; bölgesel iç savaşlar, ani darbeler ve terör eylemleri nedeniyle doğrudan güvenlik tehdidi altındadır.(14) Bu durum, Pekin’i kendi vadettiği konumundan, yapıcı müdahil rolüne geçmeye zorlamaktadır.

Bu doktrin esnemesinin en somut ve kurumsal örneği, de facto ve de jure açılardan farklı değerlendirilebilse de, Çin’in 2017 yılında Cibuti’de kurduğu ilk denizaşırı askerî üssüdür.(15) Stratejik Babü’l-Mendeb Boğazı yakınlarındaki bu askerî varlık, yalnızca deniz haydutluğuyla olan mücadeleyle sınırlı kalmamıştır. Bilhassa, Çin’in kıtadaki gücünün lojistik kalbi haline gelmiştir. Benzer şekilde Pekin, Güney Sudan kriz bölgesindeki petrol yatırımlarını ve personelini korumak adına BM Barış Gücü operasyonlarına silahlı birlik unsurları göndermeye başlamıştır.(16) Geçmişteki diplomatik çekingenlik artık görülmemektedir.

Güvenlik mimarisindeki bu değişim sadece düzenli ordularla da sınırlı değildir. Bir yandan Çinli diplomatların kıta içi çatışmalardaki arabuluculuk faaliyetleri artarken, diğer yandan resmî askerî müdahale riskini almak istemeyen Pekin, Çinli özel güvenlik şirketlerini şantiyeleri ve madenleri korumak üzere sahaya sürmektedir.(17) Çin, iç işlerine karışmama sözünü pratikte esnetmiştir. Pekin hükümeti, kıtanın iç güvenlik ve siyasi dinamiklerini şekillendiren aktif bir ortağa dönüşmüştür.

Dijital İpek Yolu ve Teknolojik Hegemonya

Çin’in Afrika’daki genişleme stratejisi yalnızca fiziksel altyapı yatırımları ve diplomatik girişimlerle sınırlı kalmayıp, son yıllarda dijital altyapı ve teknoloji alanında da güç kazanmaktadır. Bu sebeple Dijital İpek Yolu girişimi, Kuşak ve Yol Girişimi’nin dijital ayağı olarak öne çıkmaktadır.(18) Literatürde bu girişim, Çin’in küresel etkisini artırma çabası olarak değerlendirilmektedir.

Afrika kıtasında Huawei, ZTE ve Transsion gibi Çin merkezli teknoloji şirketleri, telekomünikasyon altyapısı, mobil cihaz pazarı ve bazı veri merkezi projelerinde önemli bir yer edinmiştir. Örneğin, kıtadaki 4G bağlantısının %70’i Huawei tarafından kurulmuştur.(19) Fakat genele bakacak olursak bu şirketlerin kıta genelinde tekel konumunda olduğunu söyleyemeyiz. Bazı ülkelerde yüksek pazar payına sahip olsalar da Avrupa merkezli şirketler ve yerel operatörlerle rekabet devam etmektedir.(20)

Çin’in Afrika’daki dijital altyapı yatırımları, düşük maliyetli ve daha hızlı uygulanabilen çözümler sunar. Doğal olarak Çin, bu yolla, birçok Afrika ülkesi için cazip bir alternatif oluşturmaktadır(21). Bu durum, uzun vadede teknoloji tedarikinde dışa bağımlılığı artırabilir. Bu tartışmalar, klasik borç tuzağı diplomasisi söyleminden ziyade daha çok tedarikçi bağımlılığı ve veri egemenliği gibi konular etrafında konumlanmaktadır.

Dijital altyapının bir diğer önemli boyutu ise akıllı şehir uygulamalarıdır. Bazı çalışmalar, Çinli şirketlerin sunduğu güvenlik odaklı şehir teknolojilerinin kamu güvenliğine katkı sağladığını söylerken, veri yönetimi ve gözetim uygulamaları konusunda yeni tartışmalar doğurduğunu da ekler.(22) Bu durum, bilhassa Afrika ülkelerinin, Çin’le olan ilişkilerini yeniden değerlendirmesine yol açacaktır.

Sonuç

Sonuç olarak, Afrika’nın günümüzdeki en büyük sınavı, dış aktörlerin kıtadaki rekabetini kendi lehine çevirebilmesi olacaktır. Çin’in sunduğu fiziksel ve dijital altyapı projeleri kıtanın kalkınması için elzem olsa da, mevcut literatür Afrika devletlerinin pasif konumundan kural koyucu bir aktör konumuna geçişini, kıtanın ileriki yıllardaki özerkliği için belirleyici bir faktör olarak işaret etmektedir. Ortak ya da bölgesel stratejiler etrafında kenetlenerek hem veri egemenliğini koruyan hem de yabancı yatırımları “yerel istihdam ve teknoloji transferi şartıyla” çekebilen bir diplomasi modeli, kıtanın Çin’in hegemonyasına karşı durabilmesini sağlayacaktır.

.

Kaan Demir ALDANMAZ

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

Kaynakça:

1 – 3: Akçomak, D. (2024). Güney-Güney İş Birliği Bağlamında Yükselen Bir Güç Olarak Çin’in Afrika Politikası. (s. 12)

2: LSE Blogs. (2024). The West’s legacy in Africa is questionable, but China’s is no better.

4: United Nations. (1971). Restoration of the lawful rights of the People’s Republic of China in the United Nations. United Nations Digital Library.

5: United Nations. (2022). Joint statement on behalf of 50 countries in the UN General Assembly Third Committee on the human rights situation in Xinjiang, China. Government of Canada.

6: United Nations Security Council. (11.06.2008). Draft Resolution on Sanctions against Zimbabwe. United Nations Digital Library. https://digitallibrary.un.org/record/631683?ln=en&v=pdf

7: Reuters. (2026). Taiwan president to visit Eswatini, last diplomatic ally in Africa.

8: International Monetary Fund. (2017). People’s Republic of China: Staff Report for the 2017 Article IV Consultation. IMF eLibrary (s. 18).

9: Office of the Cabinet of Ministers – Sri Lanka. (2017). Concession Agreement of the Port of Hambantota. https://www.cabinetoffice.gov.lk/cab/index.php?option=com_content&view=article&id=16&Itemid=49&lang=en&dID=7981

10: Brautigam D. (2019). Chinese Loans and African Structural Transformation. Oxford Academic Press (s.129-145)

11 – 12: Brautigam D. (2020). A critical look at Chinese ‘debt-trap diplomacy’: the rise of a meme.

13: Michael Tiboris. (2019). Addressing China’s Rising Influence in Africa. Chicago Council on Global Affairs (s. 6).

14: Georg Lammich. (2025). China’s evolving security engagement in Africa: Policies, strategies, and implications European Journal of International Security (s. 628, 629, 635).

15: Ministry of National Defense of the People’s Republic of China. (2026). PLA Support Base in Djibouti holds Spring Festival Culture Exchange. http://eng.mod.gov.cn/2025xb/N/I/16442035.html

16: United Nations Mission in South Sudan (UNMISS) Media & Spokesperson Unit Communications & Public Information Office Press Release. (2015). UNMISS Chinese Infantry Peacekeepers to be Based in Juba.

17: MERICS. (2018). GUARDIANS OF THE BELT AND ROAD The internationalization of China’s private security companies. MERICS. (2020). China’s growing peace and security role in Africa (s.66, 68). Ministry of Foreign Affairs People’s Republic of China. (2016). Peacekeeping, Mediation, Assistance, Escort, Development.

18: Council on Foreign Relations. (2020). Assessing China’s Digital Silk Road Initiative A Transformative Approach to Technology Financing or a Danger to Freedoms?, Chatham House. (2019). The Promise and Peril of the Digital Silk Road.

19 – 20: MERICS. (2019). African networks, smartphones – and surveillance.

21: Impiombato D. (2022). Chinese Telecommunications Giants and Africa’s Emerging Digital Infrastructure (Executive Summary)

22: CSIS. (2019). Watching Huawei’s “Safe Cities”

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir