Twitter Facebook Linkedin Youtube

İSRAİL BASININDA “MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI” ALGISI

İsrail medyasının Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan Mekke Ortak Savunma Anlaşmasına ilişkin tutumuna dair öne çıkan başlıklar:   

7 Ağustos 2026’da Mekke’de imzalanan üçlü anlaşma çok yeni olduğu için İsrail basınında henüz kapsamlı, olgunlaşmış analiz sayısı sınırlı. Bu nedenle 7–8 Ağustos tarihli ilk haberleri, anlaşma imzalanmadan önce yayımlanan İsrail analizleriyle birlikte değerlendirmek daha sağlıklı. 

İsrail basınında Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan savunma anlaşması 

1. Genel İsrail perspektifi: “Yeni bir bölgesel güvenlik ekseni” 

İsrail basınındaki genel yaklaşım, anlaşmayı sıradan bir askeri işbirliği olarak değil, Ortadoğu’daki güç dengelerinin yeniden şekillenmesinin parçası olarak görüyor. 

Bu yaklaşım aslında anlaşma imzalanmadan önce de belirgindi. Jerusalem Post, Ocak 2026’da Türkiye’nin Suudi Arabistan-Pakistan savunma anlaşmasına katılması ihtimalini “Muslim NATO” başlığıyla ele almış ve üç ülkenin ekonomik güç, nükleer kapasite, konvansiyonel askeri güç ve savunma sanayii bakımından birbirini tamamladığını vurgulamıştı. (Jerusalem Post

İsrail basınının zihnindeki denklem kabaca şöyle: 

Suudi Arabistan → para + enerji + bölgesel ağırlık 

Pakistan → nükleer silah + füze kapasitesi + büyük ordu 

Türkiye → NATO ölçeğinde konvansiyonel güç + gelişmiş savunma sanayii 

Dolayısıyla bu üç unsurun aynı savunma çerçevesine girmesi İsrail açısından dikkate değer bir gelişme. 

2. İsrail açısından en kritik konu: Pakistan’ın nükleer kapasitesi 

İsrail basınındaki en hassas başlıklardan biri açık biçimde Pakistan’ın nükleer silahlarıTimes of Israel, Ocak ayında Türkiye’nin katılımının gerçekleşmesi halinde Ankara’nın Pakistan’ın nükleer caydırıcılığından dolaylı biçimde yararlanabileceği ihtimaline dikkat çekmişti. (Times of Israel

Jerusalem Post da 2025’teki Suudi-Pakistan anlaşmasını değerlendirirken “nükleer gölge”yi başlıklardan biri haline getirmişti. Bazı İsrailli yorumcular, bunun Suudi Arabistan’ın İsrail’in nükleer kapasitesine karşı daha güçlü bir caydırıcılık arayışıyla bağlantılı olabileceğini savunmuştu. (Jerusalem Post

Ancak burada İsrail basınında iki farklı yaklaşım var: 

Sert yorum: Buna göre: Pakistan’ın nükleer kapasitesi → Suudi Arabistan’a güvenlik garantisi → Türkiye’nin de sisteme dahil olması → İsrail’in bölgesel askeri üstünlüğünün aşınması. 

Daha temkinli yorum: Pakistan’ın nükleer doktrininin esas olarak Hindistan’a yönelik olduğu ve bunun otomatik olarak Suudi Arabistan veya Türkiye için “nükleer şemsiye” anlamına gelmediği belirtiliyor. Bu ikinci yaklaşım daha analitik ve daha az alarmist. 

3. İsrail basınında Türkiye özel bir sorun olarak görülüyor 

Bence İsrail basınındaki en belirgin özelliklerden biri bu. Suudi Arabistan’ın Pakistan’la anlaşması İsrail açısından bir ölçüde yönetilebilir bir gelişme olarak görülebilirken, Türkiye’nin anlaşmaya dahil olması çok daha ciddi bir stratejik mesele olarak ele alınıyor. 

Bunun nedeni birkaç faktör: 

  • Türkiye’nin NATO üyesi olması, 
  • büyük bir konvansiyonel orduya sahip olması, 
  • hızla gelişen savunma sanayii, 
  • İHA/SİHA ve füze teknolojilerindeki kapasitesi, 
  • Katar ve Pakistan’la yakın ilişkileri, 
  • Hamas konusunda İsrail’e karşı sert tutumu, 
  • Suriye’deki artan etkisi, 
  • İsrail ile Türkiye arasında doğrudan stratejik rekabet oluşması. 

Times of Israel diplomasi muhabiri Lazar Berman da Suudi Arabistan’ın Türkiye ve Katar’a yaklaşmasının İsrail’de kaygı yarattığını, ancak bunun Suudi Arabistan’ın “İslamcı bir eksene katıldığı” şeklinde basitleştirilmemesi gerektiğini savunmuştu. (Times of Israel

4. “Türkiye NATO üyesi ama NATO dışında yeni bir savunma ağı kuruyor” 

İsrail medyasındaki ilginç sorulardan biri de bu. Türkiye’nin aynı anda: NATO üyesi olması ve Mekke merkezli yeni bir Müslüman savunma yapılanmasına katılması, stratejik açıdan dikkat çekici bulunuyor. 

Jerusalem Post Ocak ayındaki analizinde tam da bu noktayı öne çıkararak Türkiye’nin katılımının anlaşmayı basit bir Suudi-Pakistan düzenlemesinden çıkarıp çok daha geniş bir bölgesel güvenlik yapılanmasına dönüştürebileceğini yazmıştı. (Jerusalem Post

Ancak İsrail basınında bu durum henüz “NATO’ya alternatif oluştu” şeklinde değerlendirilmekten ziyade: ABD/NATO merkezli güvenlik sistemine alternatif veya tamamlayıcı bir bölgesel yapı olarak görülüyor. 

5. İsrail açısından anlaşmanın en önemli mesajı: ABD’ye duyulan güvensizlik 

İsrail basınındaki analizlerin önemli bir kısmında anlaşmanın İsrail’den ziyade Washington açısından da bir uyarı olduğu vurgulanıyor. 

Suudi Arabistan’ın giderek: 

  • ABD, 
  • Türkiye, 
  • Pakistan, 
  • Çin, 
  • Rusya 

arasında daha fazla seçenek yaratmaya çalıştığı düşünülüyor. 

Jerusalem Post daha önce Suudi-Pakistan anlaşmasının Washington’ın bölgedeki güvenlik rolünü yeniden düşünmesine neden olabileceğini belirtmişti. (Jerusalem Post

İsrail açısından bunun sonucu şu: Eğer Suudi Arabistan artık güvenliğini yalnızca Washington üzerinden sağlamıyorsa, İsrail’in ABD üzerinden kurduğu bölgesel güvenlik mimarisi de değişmek zorunda kalabilir. 

Bu nedenle mesele yalnızca “Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ittifakı” değil. ABD’nin bölgedeki güvenlik sisteminin parçalanması daha büyük endişe. 

6. “İsrail’e karşı ittifak” nitelemesi 

İsrail basınında anlaşmayı doğrudan: “İsrail’e karşı kurulmuş askeri ittifak” olarak niteleyen yorumlar da bulunuyor. 

Özellikle İsrail’deki daha güvenlikçi ve sağ eğilimli yorumlarda üç ülkenin ortak noktası olarak: 

  • İsrail’e yönelik eleştirel tutum, 
  • Gazze, 
  • Filistin meselesi, 
  • Türkiye’nin Hamas’la ilişkileri, 
  • Suudi Arabistan’ın İsrail’le normalleşmeyi ertelemesi, 
  • Pakistan’ın İsrail’i tanımaması 

öne çıkarılıyor. 

Örneğin Times of Israel‘daki bazı blog analizleri, ortaya çıkabilecek yapının İsrail ve Batı çıkarları açısından risk oluşturabileceğini açıkça savunuyor. (blogs.timesofisrael.com) Fakat burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Bu, İsrail basınının tamamının görüşü değil. Daha merkezî/analitik haberlerde anlaşmanın esas motivasyonunun İran, ABD’nin güvenlik rolü ve bölgesel özerklik olduğu; İsrail karşıtlığının ise ortak paydalardan yalnızca biri olduğu görülüyor. 

7. İsrail açısından İran paradoksu 

Burada oldukça ilginç bir durum ortaya çıkıyor. İsrail basınındaki bazı analizlerde Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ekseninin İran’a karşı da bir denge oluşturabileceği kabul ediliyor. Çünkü: 

  • Suudi Arabistan İran’la rekabet ediyor. 
  • Türkiye İran’ın bölgesel nüfuzuna karşı kendi nüfuzunu artırmaya çalışıyor. 
  • Pakistan İran’la ilişkilerini korusa da Suudi Arabistan’la stratejik bağlarını güçlendiriyor. 

Dolayısıyla İsrail açısından ortaya şu paradoks çıkıyor: İsrail’in bölgesel rakiplerinden oluşan bir blok, aynı zamanda İsrail’in en önemli düşmanı İran’ı da sınırlayabilir. Bu nedenle İsrail açısından anlaşmanın değerlendirilmesi kolay değil. İsrail’in birinci önceliği İran’ı sınırlamak olduğunda, bu ittifakın bazı yönleri İsrail’in çıkarına bile olabilir. Ancak ittifak İran’dan bağımsız ve özerk bir Müslüman güç merkezi haline gelirse, uzun vadede İsrail için çok daha ciddi bir sorun yaratabilir. 

8. İsrail basınında Hindistan faktörü 

Bu konu özellikle dikkat çekici. İsrail medyasında Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan eksenine karşı Hindistan-BAE-İsrail hattı üzerinde de düşünülmeye başlandığı görülüyor. 

N12‘de yayımlanan analizlerden birinde Hindistan’ın İsrail için giderek daha önemli bir stratejik ortak haline geldiği savunuluyor. Yazıda Türkiye ve Suudi Arabistan’ın İsrail’den uzaklaşması karşısında İsrail’in Hindistan merkezli yeni bir stratejik eksene yönelmesinin önemine dikkat çekiliyor. (mako.co.il

Daha sonra Hindistan ile BAE arasındaki olası savunma işbirliği de İsrail basınında, Suudi-Pakistan eksenine karşı bir denge olarak yorumlandı. (mako.co.il

Dolayısıyla ortaya çıkabilecek bölgesel denklem şöyle okunuyor: 

Bir tarafta: Türkiye + Pakistan + Suudi Arabistan (+ Katar?) 

Diğer tarafta: İsrail + BAE + Hindistan (+ Yunanistan?) 

Bu henüz kurumsallaşmış iki askeri blok anlamına gelmiyor. Fakat İsrail basınındaki stratejik düşünce giderek bu yönde gelişiyor. 

9. İsrail basınında “Sünni eksen” kavramı 

Jerusalem Post Haziran ayında doğrudan “new Sunni axis” başlığını kullandı. Bu analizde Pakistan-Suudi Arabistan anlaşması merkeze konularak Türkiye ve Katar’ın sisteme dahil olmasıyla daha geniş bir Sünni güvenlik yapılanmasının oluşabileceği belirtildi. Ayrıca Mısır’ın da potansiyel bir üye olabileceği ifade edildi. (Jerusalem Post

Ancak analiz, önemli bir zayıflığa da dikkat çekiyor: Bu ülkelerin tehdit algıları aynı değil. 

Türkiye: Suriye, Kürt meselesi, Doğu Akdeniz, İsrail ve bölgesel nüfuz 

Suudi Arabistan: İran, Körfez güvenliği, Yemen, enerji altyapısı 

Pakistan: Hindistan, Afganistan ve iç güvenlik 

Bu nedenle üç ülkenin aynı tehdit nedeniyle birleştiğini söylemek mümkün değil. Bu durum anlaşmanın uzun vadeli etkinliği konusunda İsrail basınında soru işaretleri yaratıyor. 

10. Anlaşmanın en zayıf noktası: “Gerçek ittifak mı, siyasi deklarasyon mu?” 

İsrail medyasının daha analitik kanadında bu soru oldukça önemli. Times of Israel‘daki Mayıs tarihli bir analiz, Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan ilişkilerindeki ortaklığın ortak uzun vadeli stratejiden ziyade farklı çıkarların kesişmesine dayanabileceğini savunuyor. Yazara göre Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın öncelikleri birbirinden oldukça farklı. (blogs.timesofisrael.com

Jerusalem Post da Haziran analizinde oluşmakta olan “Sünni eksenin” henüz tam anlamıyla kurumsallaşmış bir ittifak olmadığını ve ülkelerin çıkarlarının farklılaştığını vurguluyor. (Jerusalem Post

Dolayısıyla İsrail basınındaki daha gerçekçi değerlendirme: “Bu çok güçlü bir potansiyel; fakat henüz çok güçlü bir ittifak değil.” şeklinde. 

11. İsrail açısından Türkiye’nin rolü neden Pakistan’dan daha önemli? 

Bu noktada İsrail basınındaki değerlendirmelerden bence önemli bir sonuç çıkıyor. Pakistan’ın İsrail açısından temel önemi: nükleer güç olması. 

Türkiye’nin önemi ise: coğrafya + NATO + büyük konvansiyonel ordu + savunma sanayii + Suriye + Doğu Akdeniz + Gazze + Hamas + bölgesel diplomasi. 

Bu nedenle Türkiye’nin anlaşmaya dahil olması İsrail’in doğrudan yakın çevresini etkiliyor. Times of Israel da Türkiye’nin İran savaşı sırasında ABD ile İran arasında arabulucu konumuna yükselmesine ve bölgesel ağırlığının artmasına dikkat çekiyor. (Times of Israel

12. İsrail basınının 2026 boyunca ortaya koyduğu genel stratejik okuma 

İsrail medyasındaki son aylardaki yayınları birlikte değerlendirdiğimizde üç aşamalı bir düşünce görülüyor: 

Birinci aşama: “Suudi Arabistan-Pakistan anlaşması.” 

İsrail bunu İran, nükleer caydırıcılık ve ABD’nin Körfez güvenliğindeki rolü açısından değerlendirdi. 

İkinci aşama: “Türkiye de katılabilir.” 

Bu aşamada kavram “Muslim NATO” ve “Sünni eksen” haline geldi. (Jerusalem Post

Üçüncü aşama: “Yeni bölgesel bloklaşma.” 

Burada İsrail basını Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan hattını; İsrail-BAE-Hindistan hattıyla birlikte düşünmeye başladı. (mako.co.il

13. İsrail basınındaki temel değerlendirmeleri tabloya dökersek 

Konu İsrail basınındaki baskın değerlendirme 
Anlaşmanın önemi Yüksek 
Türkiye’nin katılımı Çok önemli 
Pakistan’ın nükleer kapasitesi En hassas unsur 
İran’a karşı etkisi Kısmen olumlu 
İsrail’e karşı potansiyel etkisi Endişe verici 
ABD’nin rolü Zayıflama ihtimali önemli 
“Müslüman NATO” Sık kullanılan fakat tartışmalı tanım 
Sünni eksen Giderek daha fazla kullanılan kavram 
Türkiye’nin liderlik rolü Özellikle dikkat çekiyor 
Suudi-İsrail normalleşmesi Olumsuz etkilenebilir 
Hindistan-BAE ilişkisi Potansiyel karşı ağırlık 
İttifakın kalıcılığı Belirsiz 
İran’a karşı blok Kesin değil 
İsrail’e karşı blok Potansiyel olarak daha fazla endişe yaratıyor 

14. En önemli sonuç: İsrail’in asıl korkusu ne? 

Bence İsrail basınındaki haber ve analizlerden çıkarılabilecek en önemli sonuç şu: İsrail’in kaygısı doğrudan Türkiye, Suudi Arabistan veya Pakistan’ın askeri gücünün toplamından ibaret değil. Asıl kaygı: ABD merkezli bölgesel güvenlik sisteminin yerine, İsrail’in dahil olmadığı özerk bir Müslüman güvenlik mimarisinin ortaya çıkması. 

Bu nedenle İsrail açısından üçlü anlaşmanın üç ayrı boyutu var: 

1. Askerî boyut: Türkiye’nin konvansiyonel gücü + Pakistan’ın nükleer/füze kapasitesi + Suudi finansal gücü. 

2. Jeopolitik boyut: ABD’nin bölgedeki güvenlik garantörlüğüne alternatif oluşturulması. 

3. Diplomatik boyut: Suudi Arabistan’ın İsrail’le normalleşmeye ihtiyaç duymadan Washington üzerinde etkili olabilmesi. 

Üçüncüsü İsrail açısından özellikle önemli. Çünkü İsrail uzun süredir Suudi Arabistan’la normalleşmeyi bölgesel stratejisinin büyük hedeflerinden biri olarak görüyor. Türkiye’nin bu yeni güvenlik yapılanmasında yer alması ise Riyad’ın İsrail’e olan stratejik ihtiyacını azaltabilecek bir ortam yaratabilir. 

15. İran basınıyla karşılaştırıldığında çok önemli bir fark 

 İran basını İsrail basını 
Anlaşmanın ana nedeni ABD güvenlik şemsiyesinin zayıflaması Bölgesel güç dengesi değişimi 
Türkiye’nin rolü İran çevresindeki yeni güvenlik mimarisi İsrail için doğrudan stratejik rakip 
Pakistan’ın nükleer gücü Temkinli Çok hassas 
İran Anlaşmanın muhtemel hedeflerinden biri Anlaşmanın sınırlanmasına çalışılabilecek rakip 
ABD Geri çekilen/zayıflayan güç Vazgeçilmez güvenlik aktörü 
“Müslüman NATO” İhtiyatlı yaklaşım Daha sık kullanılan kavram 
İsrail İkincil konu Merkezi konu 
Hindistan İkincil Potansiyel karşı ağırlık 
En büyük korku İran’ın çevresinin güvenlik açısından daralması İsrail’siz yeni bölgesel güvenlik düzeni 

Dolayısıyla iki ülkenin basınında aynı anlaşmaya yönelik temel algı farkı şu: 

İran: “ABD sonrası yeni güvenlik mimarisi bizi çevreleyebilir.” 

İsrail: “ABD merkezli bölgesel düzenin dışında, bize ihtiyaç duymayan yeni bir Müslüman güvenlik mimarisi oluşabilir.” 

Bence bu ikinci ifade, İsrail basınının anlaşmaya ilişkin yaklaşımını en iyi özetleyen çerçeve. 

***Bu özet ChatGPT‘den yararlanarak hazırlanmıştır. 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir