Twitter Facebook Linkedin Youtube

İRAN BASININDA “MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI” ALGISI

İran basını ve İran merkezli medyanın Türkiye–Suudi Arabistan–Pakistan Mekke Ortak Savunma Anlaşmasına ilişkin tutumuna dair öne çıkan başlıklar: 

1. İran basınının ilk tepkisi: “Yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi” 

İran basınındaki en dikkat çekici çerçeve, anlaşmayı yalnızca üç ülke arasındaki askeri işbirliği olarak değil, Ortadoğu’nun güvenlik mimarisindeki değişimin göstergesi olarak ele alması. 

İran’ın resmi haber ajansı IRNA, anlaşmayı doğrudan “İran’ın çevresinde yeni güvenlik mimarisi arayışı” bağlamına yerleştiriyor. IRNA’nın analizinde, ABD’nin Körfez ülkelerine onlarca yıldır sağladığı güvenlik şemsiyesinin son savaşla birlikte sorgulanmaya başladığı ve Mekke Anlaşması’nın bu nedenle bölgesel yeniden yapılanmanın yeni bir aşaması olduğu savunuluyor. (ایرنا

Bu bakış açısında önemli bir ayrım var: İran basını anlaşmayı yalnızca “İran’a karşı kurulmuş bir ittifak” olarak görmüyor; aynı zamanda ABD’nin bölgedeki güvenlik garantörlüğünün zayıflamasının ürünü olarak değerlendiriyor. Bu, İran açısından oldukça önemli bir yorum. 

2. “Asıl mesaj İran’a mı, ABD’ye mi?” 

İran medyasında şu anda iki farklı okuma öne çıkıyor. 

A. Birinci yaklaşım: Asıl hedef ABD’nin güvenlik şemsiyesi 

Tehran Times anlaşmayı aktarırken, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın üç büyük Müslüman güç olarak bir araya gelmesinin Washington’ın giderek daha güvenilmez bir ortak olarak görülmesine işaret ettiğini belirtiyor. Gazete, anlaşmanın NATO’nun 5. maddesine benzeyen “birine saldırı hepsine saldırıdır” prensibini içerdiğini vurguluyor. (Tehran Times

İran basınında bu yaklaşımın mantığı şöyle: ABD’nin bölgedeki güvenlik rolü zayıflıyor → Körfez ülkeleri alternatif güvenlik ortakları arıyor → Türkiye ve Pakistan öne çıkıyor → Suudi Arabistan bölgesel güvenliğini çeşitlendiriyor. 

IRNA’nın daha kapsamlı analizinde de aynı argüman var. Buna göre Mekke Anlaşması, Suudi Arabistan’ın ABD’nin yerine tamamen başka bir güç koyması değil, ABD’ye bağımlılığı azaltacak “çok katmanlı” bir güvenlik sistemi oluşturması anlamına geliyor. (ایرنا

3. İkinci yaklaşım: “Bu aslında İran’a karşı caydırıcılık” 

Bununla birlikte İran basınında anlaşmanın İran boyutunu küçümsemeyen güçlü bir değerlendirme de var. İran’da yayımlanan analizlerin aktardığı bölgesel uzman görüşlerinde anlaşmanın İran’a açık bir caydırıcılık mesajı verdiği belirtiliyor. Özellikle Suudi Arabistan’ın Pakistan’ın nükleer kapasitesi ve Türkiye’nin askeri/teknolojik kapasitesiyle aynı savunma çerçevesine girmesi dikkat çekici bulunuyor. (ایسنا

Buradaki stratejik denklem:  

Suudi Arabistan → finansal/ekonomik güç 

Türkiye → gelişmiş savunma sanayii ve büyük konvansiyonel askeri kapasite 

Pakistan → güçlü ordu + nükleer silah kapasitesi 

İran basınındaki bazı yorumculara göre bu üç unsurun birleştirilmesi, Suudi Arabistan’ın İran karşısındaki caydırıcılığını önemli ölçüde artırabilir. (ایسنا

Ancak burada önemli bir nüans var: İran medyası Pakistan’ın nükleer kapasitesinin otomatik olarak Suudi Arabistan’ın “nükleer şemsiyesi” anlamına geldiği konusunda temkinli. Tehran Times‘ta aktarılan Avustralya Ulusal Üniversitesi uzmanı Mansoor Ahmed de anlaşmanın Pakistan’ın nükleer caydırıcılığını anlaşmaya dahil etmesinin düşük ihtimal olduğunu, çünkü Pakistan’ın nükleer stratejisinin esas olarak Hindistan’a odaklandığını belirtiyor. (Tehran Times

4. İran basınının özellikle dikkat çektiği nokta: Türkiye 

Bence İran basınındaki en önemli hususlardan biri Türkiye’nin anlaşmaya katılımının Pakistan ve Suudi Arabistan’dan daha fazla sorgulanması. Çünkü Türkiye: 

  • NATO üyesi, 
  • İran’ın komşusu, 
  • Rusya ile ilişkileri bulunan, 
  • Suudi Arabistan’la güçlü ekonomik ilişkileri olan, 
  • savunma sanayii hızla gelişen, 
  • İran’la aynı anda hem rekabet hem işbirliği ilişkisi yürüten bir ülke. 

IRNA bu nedenle Türkiye’nin katılımını, İran’ın çevresindeki güvenlik ortamının değişmesi açısından özellikle önemli görüyor. Türkiye ve Pakistan’ın İran’la kara sınırına sahip olması, İran’ın değerlendirmesinde ayrıca vurgulanıyor. (ایرنا

Buradaki İran perspektifi kabaca şu: Suudi Arabistan’ın İran’a karşı güvenlik arayışı anlaşılabilir; fakat Türkiye’nin bu güvenlik mimarisinin içine girmesi daha büyük bir jeopolitik sonuç doğurabilir. 

5. “Türkiye ve Pakistan İran’a karşı savaşa girer mi?” 

İran basınındaki analizlerin en kritik sorularından biri bu. Çünkü anlaşmanın formülü: “Bir ülkeye yönelik silahlı saldırı = üç ülkeye yönelik saldırı” şeklinde. 

Ancak IRNA önemli bir hukuki/stratejik ayrıntıya dikkat çekiyor: Anlaşmanın yayımlanan metni yalnızca özet niteliğinde ve henüz NATO benzeri ortak komuta, ortak karargâh veya otomatik askeri müdahale mekanizmasının oluşturulduğunu gösteren bir belge bulunmuyor. (ایرنا

Dolayısıyla İran basınındaki daha dikkatli değerlendirme şu: Anlaşma güçlü bir siyasi caydırıcılık yaratıyor; fakat otomatik savaş taahhüdü olduğu henüz kanıtlanmış değil. Bu ayrım özellikle önemli. 

6. İran medyasında dikkat çeken başka bir unsur: “NATO’nun 5. maddesi” 

IRNA’nın analizinde anlaşmanın “birine saldırı, hepsine saldırıdır” hükmünün NATO’nun 5. maddesine benzediği özellikle vurgulanıyor. Ancak aynı analiz, NATO’nun 5. maddesinin bile otomatik olarak savaş ilanı anlamına gelmediğini hatırlatıyor. (ایرنا

Bu nedenle İran basınında anlaşma için zaman zaman: “NATO benzeri” ifadesi kullanılsa da, “İslam NATO’su” veya tam teşekküllü askeri blok nitelemesi konusunda daha ihtiyatlı bir yaklaşım var. 

7. İran basınında “Sünni blok” meselesi 

Anlaşmanın üç ülkeyi bir araya getirmesi nedeniyle doğal olarak mezhepsel boyut da tartışılıyor. Ancak İran basınında ilginç bir durum var: Resmi İran haberlerinde anlaşmayı doğrudan “Sünni NATO” olarak nitelemekten ziyade, bunun bir güvenlik mimarisi olduğu vurgulanıyor.  

Bunun iki nedeni var. Birincisi, Türkiye ve Pakistan’ın İran’la ilişkilerinin tamamen düşmanca olmaması. İkincisi, Suudi yetkililerin özellikle anlaşmanın “mezhepsel bir blok oluşturmadığını” açıklaması. 

Suudi Dışişleri Bakan Yardımcısının açıklaması İran medyasında geniş biçimde yer aldı. Buna göre anlaşma herhangi bir askeri eksen veya mezhepsel blok oluşturmayı amaçlamıyor; nükleer silahlanma yarışının parçası değil ve üç ülkenin kendi savunma kapasitesini geliştirmesine yönelik. (ایرنا

İran basını bu açıklamayı özellikle aktararak, aslında “Tahran’ın endişelerini yatıştırma çabası” bulunduğunu ima ediyor. 

8. İran basınının oldukça ilginç okuması: Anlaşma İran’a karşı olsa bile İran’ı tamamen kuşatmıyor 

IRNA’nın analizindeki en önemli nüanslardan biri bu. IRNA, Türkiye ve Pakistan’ın İran’la iyi ilişkiler sürdürdüğünü, ayrıca Suudi Arabistan ile İran arasındaki normalleşme sürecinin de tamamen ortadan kalkmadığını vurguluyor. (ایرنا

Dolayısıyla İran açısından anlaşmanın anlamı: “Türkiye ve Pakistan İran’a karşı kesin bir cepheye geçti” değil. Daha ziyade: “Türkiye ve Pakistan, Suudi Arabistan’ın güvenlik mimarisine dahil olarak İran’ın çevresindeki stratejik dengeyi değiştirdi.” şeklinde. Bu çok daha ölçülü bir değerlendirme. 

9. Yemen boyutu: İran yanlısı çevrelerin en sert tepkisi 

Anlaşmaya yönelik en sert tepki İran’ın kendisinden ziyade Yemen’deki İran yanlısı Husilerden geldi. Yemen Yüksek Siyasi Konseyi Başkanı Mehdi el-Meşat, anlaşmanın Suudi Arabistan’ın Yemen’e yönelik politikalarını değiştirmeyeceğini ve kendilerinin “kuşatmaya karşı kuşatma” stratejisini sürdüreceğini açıkladı. (ایرنا

Bu tepkinin İran basınında yayımlanması tesadüfi değil. Çünkü anlaşmanın pratikte ilk sınanabileceği alanlardan biri: Suudi Arabistan–Yemen/Husi çatışması. 

Eğer Suudi Arabistan’a yönelik saldırılar devam ederse ve Riyad Türkiye veya Pakistan’dan fiili askeri destek isterse, anlaşmanın gerçek niteliği ortaya çıkabilir. Bu nedenle İran medyası açısından Yemen, anlaşmanın “ilk gerçeklik testi” olabilir. 

10. Anlaşmanın İran açısından en önemli stratejik riski 

İran basınındaki haber ve analizleri bir arada değerlendirdiğimde, Tahran açısından en önemli riskin tek tek Türkiye, Pakistan veya Suudi Arabistan’ın askeri gücü olmadığını düşünüyorum. Asıl risk: bölgesel güçlerin güvenliklerini kolektif biçimde örgütlemeye başlaması. Çünkü İran uzun yıllardır bölgesel güvenlikte: İran + Irak + Suriye + Lübnan + Yemen eksenindeki kendi nüfuz alanlarına dayanıyordu. 

Şimdi karşı tarafta: Suudi Arabistan + Türkiye + Pakistan gibi üç önemli Müslüman ülkenin güvenlik işbirliği oluşuyor. Üstelik bunlardan biri NATO üyesi, biri nükleer güç, diğeri ise Körfez’in ekonomik ve enerji merkezi

Bu nedenle İran basınının “yeni güvenlik mimarisi” vurgusu, bence “İran’a karşı yeni bir askeri blok kuruldu” yorumundan daha anlamlı. 

11. İran basınında ABD faktörü: Bence en önemli tema 

İran kaynaklarında dikkat çeken ortak nokta şu: Washington’ın bölgedeki güvenlik rolünün zayıflaması. 

IRNA bunu açıkça “ABD güvenlik şemsiyesine duyulan güvenin düşmesi” şeklinde işliyor. (ایرناTehran Times da aynı noktayı öne çıkarıyor. (Tehran Times

İran basınındaki mantık şu: ABD’nin bölgedeki askeri üsleri ve ileri konuşlanması Suudi Arabistan’ı İran’ın saldırılarından tamamen koruyamadıysa, Riyad neden bütün güvenlik politikasını Washington’a dayandırsın? 

Bu açıdan İran basını anlaşmayı paradoksal biçimde İran’ın bölgesel etkisinin bir sonucu olarak da okuyabiliyor. Yani: İran’ın askeri kapasitesi → Körfez ülkelerinde güvenlik kaygısı → ABD’nin yetersizliği algısı → Türkiye/Pakistan ile yeni güvenlik düzenlemeleri. Bu oldukça ilginç bir stratejik okuma. 

12. Fakat İran basınında anlaşmanın zayıflıkları da açıkça tartışılıyor 

IRNA’nın analizinde özellikle şu sorunlar sıralanıyor: 

  • Üç ülkenin farklı tehdit algıları 
  • Türkiye’nin NATO üyeliği 
  • Pakistan’ın Hindistan’a odaklanması 
  • Suudi Arabistan’ın İran ve Yemen odaklı güvenlik ihtiyaçları 
  • Ekonomik ve askeri kapasite farklılıkları 
  • Ortak komuta mekanizmasının bulunmaması 
  • Anlaşmanın fiili askeri yükümlülüklerinin belirsizliği 
  • Üç ülkenin ABD ile ilişkilerinin devam etmesi 

IRNA’nın başka bir analizinde de bu nedenle anlaşmanın “siyasi iradeden etkin savunma mekanizmasına dönüşmesinin ciddi sorunlarla karşılaşabileceği” belirtiliyor. (ایرنا

Dolayısıyla İran medyasının genel tavrı: “Tehlikeli ama henüz gerçek bir askeri ittifak değil.” şeklinde özetlenebilir. 

13. İran medyasındaki genel tutumları sınıflandırırsak 

Yaklaşım İran basınındaki karşılığı 
ABD’nin zayıflaması Çok güçlü 
Yeni bölgesel güvenlik mimarisi Çok güçlü 
İran’a karşı caydırıcılık Güçlü 
Türkiye’nin rolü Özellikle önemli 
Pakistan’ın nükleer kapasitesi Dikkat çekici fakat temkinli 
“Sünni NATO” İhtiyatlı 
ABD’nin yerini alma Henüz mümkün görülmüyor 
Yemen’de sınanma ihtimali Yüksek 
Anlaşmanın İran’a doğrudan savaş tehdidi Kesin görülmüyor 
Anlaşmanın uzun vadeli önemi Yüksek 

14. Benim sentezim: İran basını aslında ne düşünüyor? 

İran basınındaki haberleri ve analizleri birlikte okuduğumda ortaya çıkan tabloyu şöyle formüle edebilirim: İran’ın temel kaygısı anlaşmanın kendisinden çok, anlaşmanın başlatabileceği süreç. Yani Tahran’ın esas korkusu: Türkiye + Pakistan + Suudi Arabistan üçlüsünün bugün oluşturduğu askeri kapasite değil; bu yapının zaman içinde Mısır, Katar, Ürdün, BAE gibi ülkeleri de içine alan daha geniş bir bölgesel savunma mimarisine dönüşmesi. Bu ihtimal İran’ın bölgesel stratejik hareket alanını daraltabilir.  

Öte yandan İran basını, anlaşmanın şu anda NATO tipi kurumsallaşmış bir ittifak olmadığını özellikle vurgulayarak bunun etkisini sınırlamaya çalışıyor. 

15. En dikkat çekici paradoks 

Burada bence raporun en önemli sonucu şu: İran basını anlaşmayı hem İran’a yönelik bir caydırıcılık hamlesi olarak görüyor, hem de bunun ortaya çıkışının temel nedenlerinden birinin ABD’nin bölgedeki güvenlik garantörlüğünün zayıflaması olduğunu savunuyor. 

Dolayısıyla İran perspektifinden denklem: İran tehdidi algısı → ABD’ye güvenin azalması → Suudi Arabistan’ın alternatif ortak araması → Türkiye ve Pakistan’ın dahil olması → İran’ın çevresinde yeni güvenlik mimarisi şeklinde okunuyor. 

Bu nedenle Tahran açısından anlaşma sadece “Suudi Arabistan bize karşı Türkiye ve Pakistan’ı yanına aldı” meselesi değil. Daha büyük mesele: “ABD sonrası veya ABD’nin daha az belirleyici olduğu Ortadoğu güvenlik düzeninde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan nasıl bir rol oynayacak?” sorusu. 

Ve İran basınındaki son analizler, bu sorunun anlaşmanın kendisinden daha önemli olduğunu düşünüyor. (ایرنا

Öne çıkan İran kaynakları 

Özellikle dikkat çekici bir nokta: İran’ın resmi söylemi şu aşamada “Türkiye-Suudi Arabistan-Pakistan bize karşı savaş bloğu oluşturdu” şeklinde sert bir devlet söylemine dönüşmüş değil. Bunun yerine “ABD’nin güvenlik şemsiyesinin aşınması ve yeni bölgesel güvenlik mimarisi” çerçevesi daha baskın. Bu, Tahran’ın Türkiye ve Pakistan’la ilişkilerini tamamen koparmak istemediğini ve anlaşmayı henüz geri döndürülemez bir düşmanlık ekseni olarak değerlendirmediğini düşündürüyor. (ایرنا

***Bu özet ChatGPT‘den yararlanarak hazırlanmıştır.

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir