Siyaset bilimi literatüründe ideolojiler; toplumu organize etmek, refahı artırmak ve nihayetinde devlet mekanizmasını en verimli şekilde yöneterek ulusal çıkarları en üst düzeye çıkarmak için geliştirilmiş birer araçtır.
Siyasal İslam, milliyetçilik, sosyalizm, liberalizm ya da ulusalcılık gibi köklü akımların tamamı, teorik olarak “devleti ve milleti daha iyi bir geleceğe taşıma” iddiası taşır. Ancak günümüz Türkiye’sinde şahit olduğumuz siyasi iklim, ideolojilerin bu kurucu ve yapıcı işlevini yitirerek birer amaç haline geldiğini göstermektedir.
Bu makalede hiçbir siyasi düşünce veya ekol “ihanet” potası altında suçlanmayacaktır. Temel amacımız; ideolojik keskinliğin, devletin âlî çıkarlarının önüne geçmesiyle oluşan stratejik zafiyeti analiz etmek ve dış politikada milli birliğin kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu ortaya koymaktır.
İç Siyasette Rekabet, Dış Siyasette Tek Ses: Çizgiyi Kaybetmek
Demokrasilerin doğası gereği, iç siyasette iktidar ve muhalefet arasında sert bir rekabetin olması doğaldır. Ekonomi politikaları, eğitim sistemleri veya sosyal reformlar sonuna kadar eleştirilebilir, eleştirilmelidir de. Ancak bu rekabetin sınırları milli sınırların dışına taşındığında, devletin uluslararası arenadaki pazarlık gücü zayıflar.
Türkiye’den son yıllarda gelişen muhalefet ve iktidar pratikleri, dış politikayı iç siyasete malzeme yapma hatasına düşmektedir. İktidarda kendisinden farklı bir dünya görüşü gören muhalif odakların, devletin sınır ötesi operasyonlarında, enerji diplomasisinde ya da jeopolitik hamlelerinde takındığı yapıcı olmaktan uzak, sert ve hatta kimi zaman itham edici tavır, dış dünyada “zayıf ve bölünmüş bir Türkiye” algısı yaratmaktadır. Devlet kurumlarının ve yürütülen politikalara verilecek desteğin, “iktidara yarar” kaygısıyla geri çekilmesi, ideolojinin devletin çıkarlarının önüne konduğunun en net göstergesidir.
Seçilmeden Rehin Alınan İradeler: Uluslararası Odaklarla Erken Flörtler
Bu ideolojik savrulmanın en tehlikeli tezahürü, henüz seçim ufukta bile yokken, kendisini müstakbel lider adayı olarak gören aktörlerin uluslararası paktlar ve yabancı başkentlerle kurduğu asimetrik ilişkilerdir. Henüz kendi halkının onayını almamış, milli birliği arkasına almamış figürlerin, küresel güç merkezlerine “şirin görünme” ve batı destekli meşruiyet arayışlarına girmesi siyasi bir vizyonsuzluktur.
Tarihsel tecrübeler göstermiştir ki, uluslararası odakların desteğiyle iktidar koltuğuna oturmayı hedefleyenler, o koltuğa oturduklarında kendi milletlerinin çıkarlarına değil, kendilerini oraya taşıyan küresel aktörlerin ajandalarına hizmet etmek zorunda kalırlar. İradenin daha yolun başında, henüz aday bile olunmadan küresel paktlara ipotek edilmesi, Türkiye’nin tam bağımsızlık ilkesine vurulan en büyük darbedir.
Tarihsel Aynadan Ders Almak: Kurtuluş Harbi ve Yakın Tarih
Türkiye Cumhuriyeti’nin harcında, ideolojik farklılıkları milli çıkar potasında eritebilme dehası yatmaktadır.
* Kurtuluş Harbi Dönemi: 1920’de açılan Birinci Büyük Millet Meclisi; içinde saltanat yanlısından komünistine, İslamcısından batıcısına kadar her renkten ideolojiyi barındırıyordu. Meclis kürsüsünde iç siyasete dair kavgalar kıyasıya yaşanıyordu. Ancak mevzu bahis Vatanın Kurtuluşu ve İstiklal olduğunda, o heterojen yapı tek bir yumruk haline geliyordu. Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğinde, ideolojiler bir kenara bırakılmış, cephedeki orduya ve devletin dış diplomasisine amasız, fakatsız destek verilmiştir. O meclis, ideolojisini devletin önüne koysaydı, bugün üzerinde siyaset yapabileceğimiz bir vatan toprağı kalmayacaktı.
* Kıbrıs Barış Harekâtı (1974): Yakın siyasi tarihimizin en net dış politika birliği örneklerinden biridir. Farklı dünya görüşlerine sahip Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan’ın kurduğu koalisyon hükümeti, dış baskılara rağmen milli bir kararla Kıbrıs’a müdahale etmiştir. O dönemde muhalefette bulunan partiler, iç siyasi rekabeti tamamen askıya alarak devletin ve askerin arkasında durmuştur. Batı’nın ambargolarına karşı Meclis’ten yükselen tek ses, Türkiye’ye masada zafer getirmiştir.
Sonuç: Milli Birliğin İvedilikle Tesis Edilmesi
İdeolojiler, devletin bekasını ve milletin refahını sağlamak için sadece birer araçtır. Araçların amaç haline gelerek devleti rehin alması, Türkiye’nin küresel kurtlar sofrasında yem olmasına zemin hazırlar.
İç siyasette sonuna kadar tartışan, eleştiren ama dış dünyaya karşı devletinin, bayrağının ve ordusunun arkasında saf tutan bir siyasi olgunluğa ivedilikle dönmemiz gerekmektedir.
Türkiye’nin ulusal çıkarları; hiçbir partinin seçim stratejisine, hiçbir lider adayının küresel vizyonuna ve hiçbir ideolojinin dogmalarına feda edilemeyecek kadar kutsaldır. Kurtuluş Harbi’nin ruhu, bugün mavi vatanda, terörle mücadelede ve küresel diplomasi masalarında yeniden rehberimiz olmalıdır.
.
Akın DÖNMEZ Yazarın diğer yazıları için tıklayınız