Twitter Facebook Linkedin Youtube

İSPANYA’NIN YÖN ARAYIŞI: ERKEN SEÇİM KARARININ ARKASI

İspanya bir süredir yalnızca parlamentodaki siyasi tartışmalarla değil, gündelik hayatın doğrudan içinden gelen sorunlarla da sarsılıyor. Konut krizi, göç, bütçe çıkmazı, yolsuzluk soruşturmaları ve hükümete yönelik eleştiriler üst üste bindikçe ülkedeki siyasi gerilim giderek daha görünür hale geldi. Başbakan Pedro Sánchez’in 29 Kasım için erken genel seçim çağrısı yapması, ilk bakışta parlamentodaki bir yenilginin ardından alınmış siyasi bir karar gibi görünebilir. Nitekim hükümetin konut krizine karşı hazırladığı iki düzenlemenin Temsilciler Meclisi’nde reddedilmesi, seçim kararının hemen öncesindeki gelişmeydi. Sánchez, birkaç gün süren değerlendirmelerin ardından yasama dönemini sürdürmek yerine seçim yolunu tercih etti.

Ancak İspanya’da yaşananları yalnızca bu oylamaya bakarak anlamak mümkün değil. Erken seçim kararı, uzun süredir biriken daha geniş bir siyasi yorgunluğun üzerine geldi. Hükümet parlamentoda istikrarlı bir çoğunluğa sahip değil ve yasama gündeminin önemli bölümünde farklı siyasi gruplarla her oylama öncesinde yeniden pazarlık yapmak zorunda kalıyor. Buna PSOE çevresindeki yolsuzluk soruşturmaları, Ceuta’da yaşanan göç krizi ve giderek ağırlaşan konut meselesi de eklendi.

Dolayısıyla 29 Kasım seçimi yalnızca yeni hükümetin kim tarafından kurulacağını belirlemeyecek. Aynı zamanda İspanya toplumunun son birkaç yılda biriken huzursuzluklara nasıl cevap vereceğini ve ülkenin bundan sonraki siyasi yönünü de gösterecek.

Sandığa Götüren Mesele Konuttan Daha Büyük

Erken seçimin fitilini ateşleyen başlık konut oldu. İspanya’nın farklı kentlerinde yüksek kiralar ve barınma maliyetleri uzun süredir ciddi bir toplumsal sorun haline gelmiş durumda. Hükümetin kiracıları korumaya yönelik iki kararnamesinin parlamentoda reddedilmesinin ardından gösteriler yeniden büyüdü. Madrid’deki protestolar için organizatörler yaklaşık 500 bin, yetkililer ise 70 bin katılımcıdan söz ediyor.

Göstericilerin talepleri yalnızca kira fiyatlarının düşürülmesiyle sınırlı değil. Süresiz kira sözleşmelerinden büyük fonların konut piyasasındaki rolüne kadar çok daha yapısal başlıklar gündeme getiriliyor.

Burada belki rakamlardan daha önemli olan bir cümle var. Kiracılar Sendikası, yaşananları “halkın talepleriyle partilerin oyları arasında” giderek büyüyen bir kopukluk olarak tarif ediyor. İspanya’daki bugünkü siyasi atmosferi anlamak için bu ifadeye dikkat etmek gerekiyor. Çünkü mesele yalnızca bir hükümetin parlamentoda yeterli oyu bulamamasından ibaret değil. Sokağın gündemi ile parlamentonun ürettiği sonuç arasındaki mesafe büyüyor. Konut krizi de bu mesafenin en görünür olduğu alanlardan biri.

Bir ülkenin siyasal krizleri bazen büyük anayasal tartışmalarda değil, insanların her ay ödemek zorunda olduğu kirada görünür. Madrid’de, Valensiya’da ya da başka şehirlerde sokağa çıkan insanlar açısından siyaset, soyut bir iktidar mücadelesinden ziyade ay sonunda evde kalıp kalamayacaklarıyla doğrudan ilişkili.

Ancak konut krizi, İspanya’daki siyasi sıkışmanın yalnızca görünen yüzü. Bu krizi daha geniş bir yönetilebilirlik sorunu, ekonomik sıkışma ve toplumsal huzursuzlukla birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Sánchez Döneminin Paradoksu

Pedro Sánchez, modern İspanya siyasetinin ilginç figürlerinden biri. Bir taraftan kırılgan parlamenter dengelerle yönetmek zorunda kalan ve iç politikada sürekli siyasi baskı altında bulunan bir başbakan. Diğer taraftan özellikle uluslararası alanda oldukça belirgin bir siyasi profil ortaya koyuyor.

Filistin’e yaklaşımı, çok taraflı kurumlara yaptığı vurgu ve teknoloji oligarklarına yönelik eleştirel çizgisi Sánchez’i İspanya sınırlarının dışında da görünür hale getirdi. Buna karşılık içeride aynı hükümet, temel yasaları ve bütçeyi parlamentodan geçirmek konusunda ciddi güçlükler yaşıyor.

Bu durum aslında günümüz siyasetindeki önemli çelişkilerden birini gösteriyor. Bir lider uluslararası düzeyde güçlü bir siyasi anlatı kurabilir ve belirli meselelerde sembolik bir ağırlık kazanabilir. Fakat seçmen nihayetinde gündelik hayatına bakıyor: Kirasına, maaşına, kamu hizmetlerine, göçe, güvenliğe ve siyasi sistemin sorun çözme kapasitesine…

Sánchez’in karşı karşıya bulunduğu temel sınav da burada ortaya çıkıyor. İspanya’nın dünyadaki konumuna ilişkin güçlü bir siyasi hikâye kurmak ile İspanya vatandaşının kendi hayatındaki sorunlara ikna edici cevaplar üretmek aynı şey değil.

Bin Günlük Bütçe Meselesi

Hükümetin kırılganlığını gösteren en dikkat çekici göstergelerden biri de bütçe. İspanya, yeni bir ulusal bütçe onaylanmadan yaklaşık bin günlük bir dönemi geride bıraktı. PSOE ve Sumar’dan oluşan hükümet, 2023 mali yılı için daha önce kabul edilmiş bütçeyi uzatarak yönetmeye devam etti; yeni bir bütçeyi parlamentodan geçirecek çoğunluk oluşturulamadı.

Teknik açıdan mevcut bütçenin uzatılması hukuken mümkün. Fakat siyasal açıdan mesele daha farklı. Bütçe, bir hükümetin yalnızca gelir ve gider tablosu değil; ülkeye nasıl baktığını, hangi alanları öncelikli gördüğünü ve topluma hangi politikaları vaat ettiğini gösteren temel siyasi metinlerden biridir.

Bu nedenle yeni bir bütçenin yıllar boyunca geçirilememesi, meselenin hukuki boyutundan bağımsız olarak ciddi bir yönetilebilirlik tartışması yaratıyor. Muhalefet de tam olarak buradan yükleniyor. Hükümet ise Ukrayna’dan Orta Doğu’ya uzanan kriz ortamında mevcut araçlarla vatandaşları korumaya dönük politikalar üretildiğini savunuyor. Konut meselesinde de 2026–2030 dönemini kapsayan milyarlarca avroluk bir planı öne çıkarıyor.

Sánchez’in erken seçim kararı, biraz da bu sorunları artık erteleyemeyeceğini gösteriyor.

Ceuta: Hükümeti Zorlayan “Sınır” ve “Sinir” Hattı

Bir başka önemli mesele ise göç. Kuzey Afrika’daki İspanyol toprağı Ceuta, temmuz sonunda Fas’tan on binlerce göçmenin sınırı geçmesiyle olağanüstü bir baskıyla karşı karşıya kaldı. Krizin büyüklüğü hükümeti ek kaynakları devreye sokmaya zorladı ve sonrasında yönetimler arası koordinasyonu güçlendirmek için “ulusal güvenlik açısından önem taşıyan durum” ilan edildi.

Ceuta artık yalnızca bir sınır meselesi olmaktan çıktı. İspanya’nın Avrupa ile Afrika arasındaki konumunun en somutlaştığı yerlerden biri haline geldi. Göç, sınır güvenliği, Fas ile ilişkiler ve Avrupa’nın dış sınırlarının korunması aynı noktada birleşiyor.

Dolayısıyla Ceuta’daki kriz de seçim atmosferinde salt “göçmen politikası” tartışmasına indirgenmeyecek. Hükümetin kriz yönetimi kapasitesi, dış politika tercihleri ve güvenlik yaklaşımı da sorgulanacak.

Muhafazakâr Halk Partisi ile Vox’un hükümeti özellikle bu başlık üzerinden sıkıştırması şaşırtıcı değil. Çünkü Avrupa’nın hemen her yerinde olduğu gibi İspanya’da da göç meselesi yalnızca demografik veya ekonomik bir mesele olmaktan çıkmış durumda. Kimlik, güvenlik ve devlet kapasitesiyle ilgili daha geniş bir siyasi tartışmanın merkezine yerleşiyor.

İspanya Sağa mı Kayıyor?

Erken seçim kararının en dikkat çekici taraflarından biri de kamuoyu yoklamalarının işaret ettiği tablo. Mevcut anketler, Muhafazakâr Halk Partisi’nin önde olduğunu ve Vox’un desteğiyle kurulabilecek bir yönetimin ciddi bir ihtimal haline geldiğini gösteriyor. Böyle bir sonuç, Franco’nun ölümünün ardından demokratik sistemin kurulmasından bu yana aşırı sağın merkezi hükümet üzerinde ilk kez doğrudan etkili olabileceği yeni bir dönemin kapısını açabilir.

Fakat burada aceleci sonuçlardan kaçınmak gerekiyor. “İspanya sağa dönüyor” demek kolay. Asıl mesele bunun nedenini anlamak. Seçmenin sağa yönelimi her zaman ideolojik bir dönüşüm anlamına gelmez. Bazen hükümete duyulan yorgunluğun, ekonomik sıkışmanın, göç kaygısının, kurumsal tıkanmanın veya basitçe değişim arzusunun sonucu olabilir.

29 Kasım’da görülecek olan yalnızca partilerin oy oranları olmayacak. İspanya seçmeninin mevcut siyasal düzene hangi mesajı verdiği de ortaya çıkacak. Vox’un güçlenmesi Avrupa genelindeki sağa yönelişle birlikte okunabilir. Ancak İspanya’yı yalnızca Avrupa’daki genel eğilimin bir uzantısı olarak görmek de eksik olur.

Her ülke kendi huzursuzluğunu kendi diliyle üretir. İspanya’nın bugün yaşadığı dönüşümü anlamak için Avrupa’daki sağ dalganın yanı sıra konut krizine, gençlerin gelecek kaygısına, parlamenter istikrarsızlığa, göç meselesine ve Sánchez döneminde biriken siyasi yorgunluğa birlikte bakmak gerekiyor.

Siyasi Seçimden Fazlası

İspanya’nın önündeki seçim, bir anlamda ülkenin son birkaç yıldaki siyasi deneyiminin muhasebesi olacak. Sánchez, “artık İspanya halkının kendisi ve ülkesi için nasıl bir gelecek istediğine karar verme zamanı geldiğini” söylerken aslında seçim kampanyasının omurgasını da tarif etmiş oldu. Gerçekten de mesele biraz gelecek meselesi.

Fakat “Nasıl bir gelecek?” sorusunun cevabı yalnızca sağ ve sol arasındaki tercihte yatmıyor. İspanyollar aynı zamanda nasıl yönetilmek istediklerine karar verecekler.

Kırılgan koalisyonlar mı? Daha güçlü bir merkez sağ iktidar mı? Vox’un merkezi siyasette daha etkili olduğu yeni bir dönem mi? Yoksa Sánchez’in, yaptığı başarılı hamlelerin devamı umuduyla da olsa, bütün yıpranmışlığına rağmen seçmenden yeniden yetki alarak başka bir siyasi denge kurması mı?

Bu soruların cevabını 29 Kasım verecek. Ancak bugünden görülebilen bir şey var: İspanya’daki erken seçim, parlamentodaki iki konut kararnamesinin reddedilmesinden çok daha büyük bir hikâyenin sonucu.

Bir tarafta dış politikada iddialı, Avrupa içerisinde kendine özgü bir siyasi çizgi üretmeye çalışan bir hükümet; diğer tarafta bütçesini geçirmekte zorlanan, sokaktaki konut öfkesini yatıştırmakta güçlük çeken, göç ve yolsuzluk tartışmalarıyla baskı altında bulunan bir siyasi yapı var. Ve bütün bunların karşısında giderek daha sabırsız bir toplum bulunuyor.

Belki de İspanya seçimlerini takip ederken en fazla dikkat etmemiz gereken yer burası. Çünkü siyaset yalnızca parlamentoda çoğunluk hesabından ibaret görülemez. Bir ülkenin gerçek siyasi yönünü anlamak için seçim sonuçlarından önce seçmen öfkesinin nerelerde biriktiğine bakmak gerekir.

Bugün İspanya’da konuttan göçe, bütçeden siyasi temsil krizine kadar birbirinden farklı görünen meselelerin ortak noktasında, yönetilme biçimine ilişkin büyüyen bir sorgulama var. 29 Kasım sandığı bu sorgulamayı sona erdirmeyecek. Fakat İspanya’nın bundan sonraki siyasi yönü hakkında güçlü bir cevap verebilir.

Ve tam da bu nedenle İspanya’yı seçimden önce sokakta, seçim sonrasında ise ortaya çıkacak toplumsal ve siyasi dengeler içinde dikkatle izlemek gerekecek.

.

Miraç YİNANÇ
SASAM Aday İspanya Uzmanı ve Gazeteci
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir