Yemen’deki iç savaşı anlamanın en kolay yolu, onu yoksulluk, zayıf devlet yapısı, iktidar mücadelesi ve bölgesel güç rekabetinin birbirine eklenmesiyle büyüyen bir savaş olarak görmektir.
Başlangıçta Yemen’in iktidarını kimin yöneteceğiyle ilgili bir iç siyasi kriz vardı. Zamanla bu kriz, Suudi Arabistan ile İran arasındaki rekabetin, Birleşik Arap Emirlikleri’nin bölgesel hedeflerinin ve uluslararası deniz ticareti güvenliği sorunlarının da dahil olduğu karmaşık bir savaşa dönüştü.
Yemen nasıl bir ülke?
Yemen Arap Yarımadası’nın güneyinde, Suudi Arabistan’ın güneyinde ve Umman’ın batısında yer alır. Kızıldeniz ile Aden Körfezi’ne kıyısı vardır.
Ülkenin konumu çok önemlidir. Çünkü Yemen’in batısındaki Babülmendep Boğazı, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlar. Asya ile Avrupa arasındaki deniz ticaretinde, özellikle Süveyş Kanalı güzergâhında önemli bir geçiş noktasıdır.
Yemen, petrol zengini komşuları kadar zengin değildir. Uzun yıllardır yoksulluk, işsizlik, su sıkıntısı, yolsuzluk ve zayıf kamu kurumlarıyla mücadele etmektedir. Bu sorunlar, siyasi krizlerin silahlı çatışmaya dönüşmesini kolaylaştırmıştır.
Yakın Dönem Yemen Tarihi
Yemen, Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda yenilmesinin ardından 1918’de Osmanlı yönetiminden çıktı. Ancak ülkenin kuzeyi ve güneyi farklı siyasi süreçlerden geçti.
1918 – Kuzey Yemen’in bağımsızlığı: Osmanlı’nın çekilmesinden sonra İmam Yahya, kuzey Yemen’de bağımsız bir krallık kurdu. Bu yapı daha sonra Yemen Arap Cumhuriyeti adını aldı.
1839–1967 – Güneyde İngiliz egemenliği: İngiltere, 1839’da Aden’i ele geçirdi. Güney Yemen’de Aden merkezli İngiliz sömürge yönetimi ve çevresinde İngiliz himayesindeki yerel yönetimler oluştu. Bu nedenle güney, kuzeyden farklı bir siyasi ve ekonomik gelişme yaşadı.
1962 – Kuzeyde cumhuriyet: Kuzey Yemen’de krallığa karşı devrim gerçekleşti ve Yemen Arap Cumhuriyeti kuruldu. Ardından cumhuriyetçilerle krallık yanlıları arasında uzun bir iç savaş yaşandı.
1967 – Güney Yemen’in bağımsızlığı: İngiltere, Aden’den çekildi. Güney Yemen bağımsızlığını kazandı ve 1970’te Marksist yönelimli Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti adını aldı. Başkenti Aden’di.
1990 – Birleşme: Kuzey Yemen ile Güney Yemen, 22 Mayıs 1990’da birleşerek bugünkü Yemen Cumhuriyeti’ni oluşturdu. Ancak siyasi güç paylaşımı sorunları sürdü ve 1994’te kuzey ile güney arasında yeniden savaş çıktı.
İç savaşın temel nedenleri
i. Kuzey ve güney arasındaki tarihsel ayrılık
Yemen, 1990 yılına kadar iki ayrı siyasi yapıdan oluşuyordu:

Ali Abdullah Salih, Kuzey Yemen’i yönetirken, 1990’da Kuzey ve Güney Yemen’in birleşmesinden sonra birleşik Yemen’i yönetti. Ancak güney, birleşmeyi koşulsuz biçimde kabul etmiş değildi; iki taraf arasında ciddi siyasi anlaşmazlıklar vardı. 22 Mayıs 1990’da birleşme gerçekleştiğinde:
Yani başlangıçta yalnızca kuzeyin güneyi ilhak etmesi şeklinde bir düzen kurulmadı. İki tarafın liderleri arasında bir güç paylaşımı anlaşması yapıldı. Ancak cumhurbaşkanlığı Salih’e, yardımcılık ise güney lideri el-Beyd’e verildi.
Güney yönetimi birleşmeyi başlangıçta kabul etti; fakat birleşmenin uygulanışından kısa sürede memnuniyetsiz hale geldi. Bunun birkaç nedeni vardı:
Sonuç olarak, 1990’da gönüllü bir siyasi birleşme olarak başlayan süreç, sonrasında iç savaşa evrildi ve 1994’te kuzeyin askeri zaferiyle sonuçlandı. Salih, 1990’dan 2012’ye kadar birleşik Yemen’i yönetti; ancak 1994’ten sonra güneyin siyasi ağırlığı büyük ölçüde azaldı.
Bu tarihsel miras, bugünkü savaşta da önemlidir. Güneydeki bazı gruplar hâlâ bağımsız bir Güney Yemen kurulmasını istemektedir.
ii. 2011 Arap Baharı ve iktidar krizi
Yemen’i 1978’den itibaren uzun süre yöneten Ali Abdullah Salih döneminde ülke, otoriter yönetim, yolsuzluk, ekonomik sıkıntılar ve siyasi baskılarla karşı karşıyaydı.
2011’de Arap Baharı olarak bilinen bölgesel halk hareketleri Yemen’e de yayıldı. İnsanlar Salih’in görevden ayrılmasını ve daha iyi bir yönetim istedi.
Salih 2012’de görevini bıraktı. Yerine yardımcısı Abdurabbu Mansur Hadi geçti. Ancak Hadi’nin yönetimi:
Böylece eski yönetim sona ermiş olsa da yerine istikrarlı bir devlet kurulamadı.
iii. Husilerin yükselişi
Savaşın başlıca taraflarından biri olan Husiler, Yemen’in kuzey batısındaki (Başta Sa’da, Amran, Sana’a çevresi ve Dhamar’ın kuzeyindeki bölgeler ) Zeydî Şii toplulukları içinden çıkan siyasi ve silahlı bir harekettir.

Zeydîlik, Şiiliğin bir koludur. Ancak Husileri yalnızca mezhepsel bir hareket olarak görmek eksik olur. Hareketin ortaya çıkışında şu unsurlar da etkilidir:
“Husi” (Arapça: الحوثيون, el-Hûsiyyûn) adı, hareketin kurucu kadrosunda etkili olan el-Husi ailesinin soyadından türemiştir. Bu ailenin en önemli isimleri şunlardır:
Hüseyin Bedreddin el-Husi: 1959–2004: Hareketin siyasi ve silahlı dönüşümünde öncü rol oynayan din adamı ve siyasetçi. 2004’te Yemen hükümetiyle çatışmalar sırasında öldürüldü. Hareket, onun ölümünden sonra “Husiler” adıyla daha çok tanındı.
Abdülmelik el-Husi: Hüseyin el-Husi’nin kardeşi olup 2004’ten sonra hareketin liderliğini üstlendi. Günümüzde Ensarullah’ın en önemli lideridir. Her ne kadar Husi yönetiminin resmî devlet başkanı, Yüksek Siyasi Konsey’in başkanı Mehdi el-Meşat olsa da, Abdülmelik el-Husi aynı anda siyasi-dini hareket, askerî örgüt ve hükümet olan Husi hareketinin resmî bir devlet makamı olmayan en üst lideri konumundadır.
Husi Hareketinin kökeni: Zeydî kimliğin canlandırılması
Husilerin tarihini anlamak için Yemen’in kuzeyindeki Zeydîlik geleneğini bilmek gerekir. Zeydîlik, Şiiliğin bir koludur ve özellikle Yemen’in kuzeyinde, Sa’da çevresinde yüzyıllar boyunca güçlü olmuştur. Zeydî imamlar, 1962’de Kuzey Yemen’deki monarşi devrilene kadar bölgede önemli siyasi otoriteye sahipti. 1962 devriminden sonra Zeydî siyasi düzen sona erdi. Sonraki yıllarda:
Bu ortamda bazı Zeydî din adamları ve aileler, kendi dini ve kültürel kimliklerini canlandırmak amacıyla örgütlenmeye başladı. Husi hareketinin temel toplumsal zemini bu süreçte oluştu.
1990’larda “İnanan Gençler” hareketi (el-Şebab el-Mü’min)
Husi hareketinin doğrudan öncülü, Arapça adıyla el-Şebab el-Mü’min olan “İnanan Gençler” hareketidir. Hüseyin el-Husi ve onunla bağlantılı Zeydî dinî çevreler tarafından 1990’ların başında şekillendirilen bu hareketin ilk amacı, Zeydî gençlere dinî eğitim vermek ve Zeydî kimliği canlandırmaktı.
Faaliyetleri arasında:
bulunuyordu.
Başlangıçta bu hareketin amacı doğrudan devlet yönetimini ele geçirmek değildi. Fakat 1990’ların sonlarında ve 2000’lerin başında, siyasi ve ideolojik yönü giderek güçlendi. Hareketin siyasi dönüşümünde üç gelişme önemliydi:
Zeydî kimliğin tehdit altında olduğu düşüncesi: Hareketin mensupları, hükümetin dini politikalarının ve Suudi Arabistan’dan gelen Selefi etkilerin Zeydî geleneği zayıflattığını savunuyordu.
ABD ve İsrail karşıtı söylem: 2003 Irak Savaşı sonrasında Hüseyin el-Husi’nin çevresinde “Amerika’ya ölüm, İsrail’e ölüm” gibi sloganlar öne çıktı. Salih hükümeti, bu söylemleri ve hareketin büyümesini güvenlik tehdidi olarak görmeye başladı.
Hükümetle doğrudan silahlı çatışma: 2004’te Salih hükümeti Hüseyin el-Husi’yi tutuklamak için operasyon başlattı. Bu operasyon, hareketin silahlı isyanının başlangıcı oldu.
Özetle: Husilerin hükümetle çatışmasının nedeni yalnızca dinî farklılık değildi. Kuzey Yemen’deki ekonomik dışlanmışlık, devlet baskısı, siyasi temsil sorunu ve Salih yönetiminin politikaları da belirleyiciydi.
2004: Husi isyanının başlaması
2004 yılında Yemen hükümeti ile Hüseyin el-Husi’nin taraftarları arasında ilk büyük silahlı çatışma başladı.
Onun ölümünden sonra hareket ortadan kalkmadı. Aksine, ailesi ve diğer komutanlar tarafından sürdürüldü. 2004–2010 yılları arasında hükümet ile hareket arasında altı ayrı savaş yaşandı. Bu dönemde Suudi Arabistan da bazı çatışmalarda Yemen hükümetini destekledi.
Husi Hareketinin Ensarullah’a dönüşmesi
Hareket, ilk döneminde Zeydî dini canlanma hareketi olarak ortaya çıktı. Ancak 2004’ten sonraki savaşlar, onu giderek daha örgütlü bir siyasi ve askeri yapıya dönüştürdü.
Ensarullah adı, “Allah’ın yardımcıları” anlamına gelir. Hareketin günümüzde kullandığı resmî isimdir. Ensarullah, zamanla yalnızca Zeydî toplulukların dini haklarını savunan bir hareket olmaktan çıktı; devlet yönetimini, güvenlik kurumlarını ve Yemen’in siyasi geleceğini belirlemek isteyen büyük bir siyasi-askeri aktöre dönüştü.
2011 sonrası Husi Hareketinin büyümesi
2011’de Ali Abdullah Salih’e karşı başlayan halk protestoları Yemen’deki siyasi düzeni sarstı. Salih’in iktidardan ayrılması, devletin zayıflaması ve siyasi geçişin başarısız olması Husilere yeni fırsatlar sağladı.
Hareket:
Böylece hareket, kuzey Yemen’deki bölgesel bir isyancı yapı olmaktan çıkıp ülkenin geleceğinde söz sahibi olan büyük bir güç haline geldi.
Husilerin başkent Sana’a’yı ele geçirmesi
2014 yılında Husiler, eski cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih’e bağlı güçlerle de iş birliği yaparak başkent Sana’a üzerinde kontrol kurdu. Hadi hükümeti giderek güç kaybetti. 2015’te Hadi ülkenin güneyindeki Aden’e geçti ve ardından Suudi Arabistan’a sığındı. Bu gelişme, siyasi krizin tam anlamıyla silahlı iç savaşa dönüşmesinde dönüm noktası oldu.
Yemen’deki savaşın tarafları kimler?
Yemen’de tek bir cephe yoktur. Birbiriyle bazen müttefik, bazen rakip olan birçok silahlı ve siyasi grup bulunmaktadır.
Husiler: Yemen’in kuzeybatısını ve başkent Sana’a’yı kontrol eden silahlı hareket. İran’la yakın ilişkileri vardır. Kendilerini Ensarullah olarak da adlandırırlar.
Yemen hükümeti ve Başkanlık Konseyi: Uluslararası alanda tanınan Yemen devletinin siyasi temsilidir. 2022’den beri devlet başkanlığı yetkileri Başkanlık Liderlik Konseyi’nde toplanmıştır. Merkezi Aden’dedir ve Suudi Arabistan’ın desteğine dayanır.
Güney Geçiş Konseyi: Güney Yemen’in yeniden bağımsız olmasını isteyen güçlü siyasi ve silahlı hareket. Bir dönem hükümetle aynı koalisyonda yer alsa da kendi hedefleri nedeniyle hükümetle de çatışmıştır. Birleşik Arap Emirlikleri tarafından desteklenmiştir.
Diğer hükümet yanlısı güçler: Tarek Salih’in Ulusal Direniş güçleri, Islah Partisi’ne bağlı unsurlar, yerel aşiretler ve farklı askeri birlikler. Bunların Husilere karşı ortaklığı vardır; fakat siyasi hedefleri her zaman aynı değildir.
“Yemen hükümeti” ve “Husiler” iki ana cephe gibi görünse de hükümet tarafı kendi içinde de bölünmüştür. Özellikle güneyin geleceği konusunda Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri’nin desteklediği gruplar arasında ciddi görüş ayrılıkları yaşanmıştır.
Yemen’de hangi ülke hangi tarafı destekliyor?
Yemen’deki savaşın uluslararası boyutunu anlamak için üç ülkeye özellikle dikkat etmek gerekir: İran, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri. ABD, İngiltere ve başka ülkeler de farklı biçimlerde sürece dahil olmuştur.
İran: İran, Husilere siyasi destek, askeri uzmanlık, silah ve füze/İHA teknolojileri sağlamakla suçlanmış ve bu destek zaman içinde artmıştır. İran’ın desteğinin kapsamı ve doğrudan operasyonel kontrolü konusunda farklı değerlendirmeler vardır.
İran neden Husileri destekliyor? İran’ın temel amacı, Yemen’de kendisine yakın bir hareketin güçlü kalmasını ve Suudi Arabistan ile ABD’nin bölgedeki etkisinin sınırlandırılmasını sağlamaktır. Bunu üç başlıkta düşünebiliriz:
Ancak Husiler İran’ın basitçe emir verdiği bir örgüt olarak değerlendirilmemelidir. Kendi Yemenli siyasi hedefleri, ideolojileri ve karar alma mekanizmaları vardır.
Suudi Arabistan: Suudi Arabistan, 2015’te Hadi hükümetini yeniden iktidara getirmek amacıyla askeri koalisyon kurdu. Günümüzde de hükümet yanlısı güçlerin en önemli dış destekçisidir.
Suudi Arabistan neden savaşa girdi?: Suudi Arabistan’ın Yemen’e müdahalesinin başlıca nedenleri şunlardı:
Suudi Arabistan başlangıçta askeri zaferle sonuç alabileceğini düşündü. Fakat savaş uzadı, büyük maliyetler doğurdu ve Husiler ortadan kaldırılamadı. Bu nedenle Riyad son yıllarda askeri çözümün yanı sıra müzakere ve ateşkes seçeneklerine de yöneldi.
Birleşik Arap Emirlikleri: BAE, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun parçasıydı; ancak özellikle güneyde kendi müttefiklerini destekledi. Güney Geçiş Konseyi’nin bağımsızlık hedefi, Suudi Arabistan’ın Yemen’in toprak bütünlüğünü koruma yaklaşımıyla zaman zaman çatıştı.
Birleşik Arap Emirlikleri neden farklı bir politika izledi?: BAE, Suudi Arabistan’la aynı koalisyonda bulunmasına rağmen Yemen’de özellikle güney ve kıyı bölgelerine odaklandı. Başlıca amaçları:
Bu nedenle BAE’nin desteklediği Güney Geçiş Konseyi, Suudi Arabistan’ın desteklediği merkezi hükümetle aynı safta görünse de Yemen’in geleceği konusunda farklı bir hedef taşır: Güney Yemen’in bağımsızlığı. BAE, 2020’de kuvvetlerinin büyük bölümünü çekmiş, kalan güçlerini de Ocak 2026’da geri çekmiştir; ancak desteklediği yerel ağlar ve siyasi etkisi önemini korumuştur.
Amerika Birleşik Devletleri: ABD, 2015’ten itibaren Suudi öncülüğündeki koalisyona istihbarat, lojistik ve bazı askeri destekler verdi. Bunun yanı sıra El Kaide’ye karşı operasyonlar yürüttü ve daha sonraki dönemde Kızıldeniz’de deniz taşımacılığını korumaya odaklandı.
Birleşik Krallık: İngiltere, Suudi öncülüğündeki koalisyonla ilişkili askeri destek verdi ve Yemen konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde diplomatik rol üstlendi.
ABD ve İngiltere neden dahil oldu?: Bu ülkelerin amaçları daha çok güvenlik ve uluslararası düzenle ilgilidir:
Bununla birlikte, ABD ve İngiltere’nin Suudi koalisyonuna verdiği destek, Yemen’deki sivil kayıplar ve insani kriz nedeniyle ciddi eleştirilere de konu olmuştur.
Yemen iç savaşı nasıl bu kadar uzadı?
Yemen’deki savaşın uzun sürmesinin tek bir nedeni yoktur. Birbirini besleyen dört sorun vardır:
1- Husiler kolayca yenilmedi: Husiler dağlık bölgelerde savaşma deneyimine sahip, örgütlü ve yerel toplumsal bağları bulunan bir hareketti. Dış askeri destek de kapasitelerini artırdı.
2- Hükümet cephesi parçalıydı: Hükümeti destekleyen güçler, Husilere karşı ortak hareket etse de iktidar, toprak paylaşımı ve güneyin geleceği konusunda anlaşamadı.
3- Dış güçler savaşı besledi: İran’ın Husilere desteği, Suudi Arabistan ve BAE’nin farklı Yemenli gruplara desteği, çatışmayı yalnızca Yemen içindeki bir iktidar mücadelesi olmaktan çıkardı.
4- Kalıcı siyasi uzlaşma sağlanamadı: Tarafların hiçbiri diğerinin siyasi geleceğini kabul etmeye hazır değildi. Ateşkesler çatışmayı azaltabildi, fakat bütün tarafların üzerinde anlaşacağı bir devlet düzeni kurulamadı.
2022 ateşkesi
2022’de Birleşmiş Milletler öncülüğündeki ateşkes, Yemen’deki büyük çaplı çatışmaları önemli ölçüde azalttı. Cephe hatları büyük ölçüde dondu; ancak savaş resmen sona ermedi. Ateşkesin sağladığı başlıca gelişmeler:
Dolayısıyla Yemen, yıllarca “savaş bitmedi ama büyük ölçüde dondu” denilebilecek bir durumda kaldı.

2022 Ateşkesinin Bozulması
2022’deki ateşkes/fiilî çatışmasızlık, dört yıl boyunca büyük ölçüde korundu. Ancak taraflar arasında kalıcı bir barış anlaşması yapılmış değildi.
13 Temmuz 2026’da, İran’dan Sana’ya uçan bir uçağın Husi üst düzey yetkililerinden oluşan bir heyeti getirmesi bekleniyordu. Suudi öncülüğündeki koalisyon, uçağın önceden gerekli izni almadan Sana Havalimanı’na inmesini engellemek amacıyla Sana Uluslararası Havalimanı’nın pistini vurdu. AP, saldırının İran uçağının inişini engellediğini ve uçakta üst düzey bir Husi heyeti bulunduğunu doğruluyor.
Husiler bunu dört yıllık ateşkesin/çatışmasızlığın sona ermesi olarak gördü ve hemen ardından Suudi Arabistan’a füze saldırıları düzenledi. Reuters da 13 Temmuz’daki saldırıyı, Suudi-Husi çatışmasında dört yıllık ateşkesin bozulmasının başlangıç noktası olarak aktarıyor.
Sonrasında karşılıklı saldırılar giderek büyüdü. Eylül ayında çatışmalar yeniden ciddi bir savaşa dönüştü ve Husiler batı kıyısında ilerlemeye başladı.
Yemen’de güncel durum: Eylül 2026’da Yemen’de neler oluyor?
2022’den beri büyük ölçüde donmuş olan savaş cephesinde, Eylül 2026’nın ilk günlerinde ciddi çatışmalar yeniden başladı. Husiler Yemen’in batısındaki kıyı hattında ilerlerken Suudi Arabistan destekli hükümet güçleri karşı saldırıya hazırlanıyor.
Eylül ayındaki haberlerde Husilerin:
bildiriliyor. Perim Adası, Babülmendep Boğazı’nın tam ortasında bulunuyor. Reuters’ın 11 Eylül tarihli haberine göre Husilerin Dhubab’a ulaşması ve Perim’i ele geçirmesi, Kızıldeniz–Aden Körfezi arasındaki deniz geçişi üzerinde stratejik bir konum sağlıyor.

Suudi Arabistan’ın tepkisi
Suudi Arabistan, Husilerin ilerleyişini kendi güvenliği ve Kızıldeniz’deki ticaret açısından tehdit olarak görüyor. Haberlerde Suudi hava saldırıları ve hükümet yanlısı güçlerin karşı operasyon hazırlıkları yer alıyor.
11 Eylül’de Suudi Arabistan’ın, ABD Başkanı Donald Trump’tan Husilere karşı askeri yardım istediği; ABD’nin ise doğrudan saldırı düzenlemek yerine istihbarat ve hedefleme desteği sağlamayı tercih ettiği bildirildi.
Bu gelişmeler ne anlama geliyor?
Yemen’de savaşın yeniden genişlemesi ihtimali ciddi biçimde arttı. Husilerin batı kıyısındaki ilerleyişi, yalnızca Yemen içindeki güç dengesini değil, Kızıldeniz’deki uluslararası deniz taşımacılığını da etkileyebilir.
Yemen halkının durumu: Savaşın en ağır sonucu
Yemen’deki savaşın en büyük mağduru, çatışan tarafların dışında kalan sivillerdir. Yerinden edilmiş Yemenli aileler… Savaşın sonuçları arasında şunlar bulunmaktadır:
Birleşmiş Milletler ve diğer yardım kuruluşları Yemen’i dünyanın en ağır insani krizlerinden biri olarak değerlendirmektedir. Eylül 2026’da çatışmaların yeniden şiddetlenmesi, zaten kırılgan olan insani durumu daha da kötüleştirme riski taşıyor.
Sonuç
Yemen iç savaşı, basitçe “Şiiler ile Sünniler arasındaki savaş” değildir. Esas olarak:
– Yemen’in kötü yönetilmesi ve devletin zayıflaması,
– Husilerin iktidarı ele geçirmesi,
– Suudi Arabistan’ın güvenlik ve bölgesel nüfuz kaygıları,
– İran’ın bölgesel rekabeti,
– Güney Yemen’in bağımsızlık talepleri
gibi unsurların birleşmesiyle ortaya çıkmıştır.
Bugün Yemen’de iki ana cephe Husiler ile uluslararası tanınan hükümet etrafındaki güçlerdir. Ancak bu cephelerin içindeki ayrılıklar, özellikle güney meselesi, savaşın çözümünü zorlaştırmaktadır. Yemen’de kalıcı barış için yalnızca İran ile Suudi Arabistan’ın anlaşması değil, Yemenli tarafların da ülkenin nasıl yönetileceği konusunda uzlaşması gerekir.
.
Not: Bu çalışma, yapay zekadan yararlanılarak hazırlanmıştır.
Hazırlayan: Süleyman ERDEM

Babülmendep Boğazı