İktisat ilminde yeni başlayanlara öğretilen ilk kurallardan biri olan “İhtiyaçların sınırsız ancak kaynakların sınırlı olduğu” öğretisidir. Bu öğreti, dünya ekonomik, sosyal ve siyasi olarak da daha homojen ve geçişken hale getirilmeye çalışılırken anlam kazanmış ve insanoğlunun kurduğu döngüyü her dönemde farklı argümanlarla etkilemeye devam etmiştir.
Son yüzyılda dünya nüfusunun 8 milyara dayandığı ve ihtiyacın ötesinde arzu, istek, elde etme çabasının kamçıladığı sahiplenme duygusu, bu ihtiyaca cevap verecek üretme/arz tarafının temel motivasyonu olmuş ve üretimi daha profesyonel hale getirerek fayda-maliyet analiz gibi yönetmeleri geliştirerek en yüksek çıktıyı alma zorunluluğunu ortaya çıkarmıştır.
Ayrıca teoride, “Mutlak Üstünlükler”, “Karşılaştırmalı Üstünlükler” gibi kuramlarla her şeyi üretmeye çalışmak yerine en düşük fırsat maliyetiyle üretebildikleri mal ve hizmetlerde uzmanlaşma öncelenmiş ve nüfus artışı ve sınırsız arzular, küreselleşen dünyada kıt kaynakların en yüksek verimle kullanılmasını zorunlu kılmış, bu da uluslararası ticaretin ve iş bölümünün temel itici gücü haline gelmiştir.
Konu zorunlu ihtiyaçlar olunca, özellikle yaşanan pandemi sürecinden sonra savaşlarla desteklenen risk ortamının getirdiği olumsuz hava gıda, tarımsal üretim, gıda arz güvenliği gibi başlıkların ön plana alınmasını politik sahnede başka bir farkındalık seviyesine çekmiş ve ülkelerin, hükümetlerin başta su olmak üzere enerji güvenliği, toprağın korunması, karbon salınımı gibi alanlarda çeşitli politika araçlarını işler hale getirmesini hızlandırmıştır.
Dünya Tarımsal Üretim Verileri
Önümüzdeki 10 yıl içinde küresel tarım ve su ürünleri üretiminin %13- %14 oranında artması beklenmekte ancak büyümenin, alan genişlemesinden ziyade teknolojik verimlilik odaklı olması beklenmektedir. Böylece tarımsal üretim artmasına rağmen, doğrudan sera gazı emisyonlarının verimlilik teknolojileri sayesinde sadece %6 oranında artacağı tahmin edilmektedir.[1]
Şu an için dünya tarımsal üretiminde ABD 181 milyar dolar ihracat geliri ile ilk sırada yer alırken Hollanda yaklaşık 160 milyar dolar gelir ile 2’inci sırada, Türkiye ise tarımsal hasılada (üretimde) dünyada 7’nci sırada olmasına rağmen ihracat rakamlarında 2025 yılı verilerine göre yaklaşık 32 milyar dolar ile dünyada 14’üncü sırada yer almaktadır.[2]
Hollanda’nın Dünya Bankası ve FAO (Gıda ve Tarım Örgütü) verilerine göre ekilebilir alanı (Geçici Tarım Ürünleri/Tarlalar) yaklaşık 1 milyon hektarla kara yüzölçümünün yaklaşık %30’una denk gelirken, mera, otlak ve kalıcı çok yıllık mahsuller (meyve bahçeleri, seralar vb.) dahil edildiğinde toplam tarımsal kullanım alanı 1.8 milyon hektara yani ülke topraklarının yaklaşık %66’sına ulaştığı görülmektedir.[3]
Dünya Bankası, FAO ve TÜİK verilerine göre ise Türkiye için ekilebilir alan (geçici tarım ürünleri/tarlalar) yaklaşık 20-23,9 milyon hektar arasındadır. Bu alan, Türkiye’nin toplam kara yüzölçümünün yaklaşık %26,3’üne denk gelirken bu alana çayır, mera, meyve bahçeleri, zeytinlikler ve seralar gibi tüm tarımsal alanlar eklendiğinde toplam tarım alanı yaklaşık 38,5 milyon hektara çıkmaktadır. Bu veri Türkiye topraklarının yaklaşık %50,1’ine karşılık gelen kısımda tarımsal faaliyet olduğu anlamına gelmektedir.[4]
Avantajlar/Fırsatlar
Yukarda yer alan veriler Hollanda ile kıyaslandığında Türkiye, yaklaşık 20 kat daha fazla ekilebilir alana ve yine yaklaşık 20 kat daha büyük toplam tarım arazisine sahipken ihracatta ise 5 katlık bir fark ile Hollanda daha önde görülmektedir.
Elbette coğrafi durum, iklim şartları, ihracat potansiyeli, limanlar ve sosyoekonomik riskler tüm bu rakamları doğrudan ya da dolaylı olarak etkilese de Türkiye gibi genç nüfusu, dinamik üretim iştahı olan bir ülkeden beklenen tabii ki daha iyisi olmalıdır.
Bu uzun ve verilerle dolu girişin temel amacı rakamların keskin dilini ortaya koymak ve neyin daha iyi yapılabileceğine ilişkin soruların sorulmasını öncelemekten ibarettir.
Program Ziyaretleri
Bu minvalde sorulara alternatif cevaplar bulmak için tarımsal ihracatın öncü ülkelerinden Hollanda’da, Sahipkıran Stratejik Araştırma Merkezi (SASAM) tarafından “Akıllı Tarım ve Yapay Zekâ Kullanımı” konulu bir ERASMUS+ hareketliliği gerçekleştirilmiş ve konunun uzmanları tarafından Wageningen Araştırma ve Uygulama Üniversitesi’nde Uniform Tarım Araştırma Enstitüsü, Saxion Araştırma ve Uygulama Üniversitesi’nde Tarımda Akıllı Mekatronik Enstitüsü, yerel yönetim örneği olarak Deventer Belediyesi ve aynı şehirde yer alan De Weuste çiftliği ve Giesbeeh şehrinde Soil Valley Toprak Araştırma ve Geliştirme Enstitüsü ziyaret edilmiştir.
Ziyaret kapsamında yapılan gözlemlerde, tarımsal üretime temas eden üniversitelerin, araştırma enstitülerinin, özel firmaların, proje paydaşlarının ve start-up’ların kampus şeklinde bir arada olduğu, öğrenci, akademisyen, araştırmacı, müteşebbis ve sermayedarların bir araya getirildiği, daha çok konu odaklı toplulaştırılmış merkezlerin, adeta bir “inovatif tarım habitusu” oluşturacak şekilde dizayn edildiği görülmektedir.
Tarımsal Üretim Teknolojisinde Yöntem
Oluşturulan bu yapı sayesinde teknik beceriler geliştirilirken işin araştırma, inovasyon, deney, ölçeklendirme, üretim ve nihayetinde pazarlanabilirlik konuları baştan sona kadar şeffaf şekilde gözlemlenebilir hale getirilmiş ve atılan adımların sonuçları daha baştan tahmin edilmeye çalışılmıştır. İlk kez NASA tarafından uzak ve gökbilimi projelerinde kullanılan, ülkemizde daha çok ağır sanayi, savunma sanayi ve TÜBİTAK ile Avrupa Birliği tarafından desteklenen Ar-Ge projelerinde kullanılan TRL (Technology Readiness Level) bizdeki tanımıyla THS (Teknoloji Hazırlık Seviyesi) sistemi Hollanda’da tarımsal mekanizasyon ve AR-GE alanında yoğun şekilde kullanılmakta ve sistemin 1’den 9’a kadar olan aşamaları, oluşturulan “inovatif tarım habitusları” sayesinde efektif olarak kullanılmaktadır.
Hollanda gibi yüzölçümü küçük ve sınırlı bir nüfusla tarımsal üretimde bu denli katma değeri yüksek kapasite ortaya çıkmasının elbette politik sebepleri de ziyaret kapsamında gözlemlenmiştir. Özellikle yerel yönetim ziyaretlerinde ülke tarım politikasının çıkmazları, üretici/çiftçi, yönetici, halk arasında toprak paylaşımına ilişkin farklı görüşlerin olduğu, Avrupa Birliği normlarının ulusal politikaya doğrudan etkileri gözlemlenmiştir.
AB Ortak Tarım Politikası
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra AB’nin ilk ortak politikalarından biri olan Ortak Tarım Politikası (OTP) 1962’de uygulama konulmuş ve savaş sonrası yaşanan kıtlığın aşılması, gıda arz güvenliğinin sağlanması ve kırsalda refahın artırılması için oluşturulan fonlar başta Fransa, Almanya ve zamanla sulak arazilerini tarımsal araziye dönüştürmeyi başaran Hollanda’nın, tarımsal kapasitesini artırmaya yardımcı olmuş ve oluşturulan ekonomik büyüklük bu alanda istihdam edilenlerin politik sahnede de zamanla güçlenmesini sağlamıştır.[5]
Hollanda/AB Politikası/Çiftçi Üçgeni
ERASMUS Programı kapsamında Belediye ziyaretinde yapılan görüşmelerde Hollanda’nın bu denli yüksek üretime ve başka ülkelerin tabiri caizse doyurulmasına ve beslenmesine aracılık etmesine artık ihtiyaç olup olmadığının tartışıldığı, aşırı kullanım sonucunda kirlenen toprak ve suyun geri dönülemez zararlara yol açtığı, yeni yerleşimler için gerekli olan arazi kullanımlarının tarımsal üretimden ve fonlardan faydalanan çiftçilerin/üreticilerin direnci ile karşılaştığı yetkililerce ifade edilmiştir. Öyle ki yıllardır çoğunlukla tarım için kullanılan topraklar sebebiyle şehirleşme sınırlı kalmış ve özellikle küçük kasabaların elektrik alt yapısı bugünkü ihtiyaçlara cevap veremez hale gelmiş, bu sorun sebebiyle arazi kullanımının efektif hale getirilmesi için artık yerelde de yüksek katlı yapılaşmaya geçilmesinin ülke içinde tartışılmaya başlandığı gözlemlenmiştir.
Söz konusu ziyaretin gerçekleştirildiği Deventer Belediyesinin ilginç özelliklerinden bir tanesi de önceki dönem Deventer Belediye Meclis Üyesi ve Başkan Yardımcısı Jaimi Van Essen’nin şu an Hollanda Tarım, Balıkçılık, Gıda Güvenliği ve Doğa Bakanı olarak görev yapıyor olmasıdır. Bu anlamıyla yerelde tartışılan hususların hükümet nezdinde bir yerlerde tartışılmaya devam ettiği düşünülebilir. Şöyle ki, tarım alanlarının kamulaştırılması veya çiftçilere para ödenerek tarım alanlarının kapattırılması gibi uygulamalar devasa çiftçi protestolarına sebep olmakta ve çiftçiler ile politikacıları karşı karşıya getirmektedir. Aynı gün De Weuste isimli çiftliğe yapılan ziyarette 50 yıldan uzun süredir ve 3 kuşaktır hayvancılık yapan çiftlik sahibi beyefendinin hükümet politikalarını eleştirine tutumu aslında durumu özetlemektedir.
Emisyon-Karbon Salınımı Meselesi
Tüm Avrupa ve Hollanda’da son 15-20 yılda yenilenebilir enerji, karbon salınımının düşürülmesi, sera gazı emisyonlarının azaltılması tartışmaları etrafında yoğunlaşan politikalar, esasında Hollanda özelinde yıllardır toprağın, suyun aşırı kullanımı ile doğrudan ilişkilidir. Bu sebeple yıllardır AB üyesi ülkelerin söz konusu sorunlara cevap bulmak için uyguladığı sıkı regülasyonlara efektif cevap alamadığı, son yaşanan pandemi süreci ve Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle yaşanan anlık enerji krizlerinin bile temel ihtiyaçların karşılanmasında ne kadar büyük öneme sahip olduğu anlaşılmış, bu sebeple 17 temmuz 2026 tarihinde Avrupa Komisyonu tarafından Elektrifikasyon Eylem Planı ile Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi’nin (AB ETS) gözden geçirilmesine ilişkin bir teklif yayınlamıştır. Bu kapsamda 2005 yılından beri uygulanan ve emisyonlarda yüzde 50’ye kadar azaltım sağlayan mevcut sistemde yıllık %4,3 olan emisyon üst sınırı azaltım oranının, sanayi üzerindeki baskıyı hafifletmek amacıyla 2031-2035 dönemi için %3,7’ye, 2036-2040 dönemi için %1,7’ye düşürülmesini amaçlamıştır.[6] Öyle görünüyor ki AB emisyon azaltım baskısını hafifletmeye çalışmakta, diğer taraftan kurulan yeni fonlarla aslında emisyon azaltma, karbonsuzlaşma faaliyetlerinden vazgeçmediğini hissettirmekte, verilen desteklerin ileride daha çok karbonsuzlaşmaya kaynak oluşturulacak yatırımlara aktarılmasını şart koşmaktadır. Böylece hem eski politika ertelenmek suretiyle devam ettirilecek hem de fonların daha efektif kullanımı sağlanmak istenecektir.
Gelecek ve Beklentiler
Sonuç olarak, tüm bu tartışmaların gölgesinde Hollanda tarımının nasıl etkileneceğini uzun bir zaman süresince gözlemleme fırsatı bulacağız. Hollanda tarımının kilit argümanı olan verimlilik ve yüksek katma değerli ürün AR-GE ile birleştiğinde oluşan ciddi kapasite ortadadır. Üretici, politikacı, işveren-işçi ve araştırmacıların tarım ekosisteminde beraberce yer aldığı, coğrafi konum itibariyle deniz taşımacılığındaki avantajları, Avrupa Birliği regülasyonlarının ve buna bağlı olarak oluşturulan fonların finanse ettiği sistemin fırsatlarını inovatif yaklaşımlarla lehine geliştiren ülkede tarımın ekonomideki önemini uzun süreler çeşitli tartışmaların gölgesinde devam ettireceği anlaşılmaktadır.
Türkiye ise hali hazırda, sulama projeleri, tarımsal destekler, dayanıklı ürün/tohum, planlı tarım gibi alanlarda yoğun çaba sarf etse de üretim, sıcaklık ve su stresi yaşan bir ülke olarak iklim şartlarına yüksek oranda bağımlılık göstermekte, arazi parçalılığı ve ölçek sorunları, ekonomideki girdi maliyetlerinin özellikle üretici üzerinde bırakılması ve üretim sonrası pazarlamada yaşanan aracı/komisyoncu gibi sorunlarına çözüm aramaya devam etmektedir.
.
Erol KARAGÖZ
Dipnotlar
[1] OECD‑FAO Agricultural Outlook 2026‑2035, https://www.oecd.org/en/publications/oecd-fao-agricultural-outlook-2026-2035_47874669-en.html
[2] Polat, M.A., 2025, Comparative Analysis of Turkey’s Competitive Position in Agricultural Exports with Selected Competitor Countries, Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi Dergisi, 60(4), 4245-4265.
[3] World Bank, “Arable land (hectares) – Netherlands,” World Bank Development Indicators, compiled from Food and Agriculture Organization (FAO), accessed 2026, www.worldbank.org
[4] T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, “Kişi Başına Tarım Alanı ve Çevresel Göstergeler Raporu,” ÇŞİDB Gösterge Portalı, 2024. Erişim tarihi: 10 Eylül 2026. [Çevrimiçi]. Erişilebilir: Çevresel Göstergeler Portalı
[5] İktisadi Kalkınma Vakfı, Ortak Tarım Politikası, https://www.ikv.org.tr/ikv.asp?ust_id=31&id=244
[6] Commission boosts Europe’s competitiveness, decarbonisation and independence with Electrification Action Plan and ETS review, 17.07.2026, https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_26_1596