Site icon Sahipkıran Stratejik Araştırma Merkezi – SASAM

MEKKE İTTİFAKI’NIN TAHRAN’DAKİ DÖRTLÜ ZİRVESİ NE ANLAMA GELİYOR? 

Bu haftanın başında başkent Tahran’da Türkiye, Suudi Arabistan, Pakistan ve İran heyetleri arasında bölgesel güvenlik, İsrail’in bölgedeki yasadışı faaliyetleri, Husiler, Hürmüz, Lübnan ve Filistin’deki gelişmeleri içeren bir toplantı yapılmıştır. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai’nin ev sahipliğinde gerçekleşen toplantıya katılan isimlere bakıldığında bu görüşmenin stratejik önemi kendini göstermiştir. İran adına Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Türkiye’yi temsilen MİT Başkanı İbrahim Kalın, Suudi Arabistan’ı temsilen Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Pakistan’ı temsilen ise Genelkurmay Başkanı Asım Münir görüşmede yer almıştır. İstihbarat, askeriye, savunma temelleri üzerinde dönen kritik bir görüşme olmuştur.  

Mekke İttifakı oluştuğu andan itibaren, bunun “ABD-İsrail” yörüngesinde bir pakt olduğuna dair iddialar yer almıştır. Husiler meselesi ve Türkiye’nin Suudi Arabistan’a asker göndereceğine dair iddialarla da de söz konusu şüpheler güçlenmiştir. Tüm bu iddia ve şüpheler arasında bu kritik görüşmenin İran ile ve Tahran’da yapılması oldukça önemlidir.  

İddiaların aksine İranlı yetkililer, ilk etapta paktın çıkışına sıcak bakmamış olsalar da “bölgede ABD güvenlik şemsiyesinden kurtulma ve yerel bir güvenlik denklemine ihtiyaç olduğu”na yönelik açıklamalar yaparak pakta mesafeli durmakla birlikte ılımlı karşılamıştır. Hatta paktın kurulmasını izleyen günlerde İran’a davet gittiği de konuşulanlar arasında olmuş ve yine İranlı yetkililer bu durumu “değerlendirdiklerini” söylemiştir. Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını artırmasından bu yana ilk kez üst düzey bir toplantı gerçekleştirilmiştir.  

Geçtiğimiz hafta İran’dan gelen “paktta yer alınmalı” seslerinin arkasından bu görüşmenin gelmesi önemlidir. Burada Mekke İttifakı’na yönelik iki önemli konu bulunmaktadır. İlki, İttifak üyeleri tarafından Tahran ile birebir görüşmelerin yapılması; İttifak’a yöneltilen “ABD eksenli olma” suçlamalarının düşmesine neden olmasıdır. İttifak, “İran karşıtı olma” spekülasyonlarından kurtulmuş gibi görünmektedir.  

Gerilimin üst safhada olduğu bir dönemde böyle bir görüşmenin yapılması İsrail’de, hatta Yunanistan’da dahi ses getirmiştir. İsrail basınında, İsrail’in ilerleyen süreçte yaşanacak gelişmeleri “yakından takip ettiği” ifadelerine yer verilmiştir. İttifak açısından bir diğer önemli nokta ise meşruiyet ve hareket açısından gerçekleşmiştir. “Bölgesellik” vurgusu yapan ve “önleyici olma” iddiasında olan İttifak’ın söylem düzeyinden eylem düzeyine geçmesi, hem kurumsallığın sağlamlaştırılması hem de kamuoyu ve devletler özelinde “harekete geçen, vaatlere hapsolmayan” bir yapıda olduğu izlenimiyle meşruiyetini güçlendirmiş olmaktadır. Nitekim birçok uluslararası analist de Tahran’daki görüşmeyi “Mekke İttifakı’nın işlevini yerine getirdiğine dair somut bir gösterge” olarak değerlendirmiştir. 

Diğer yandan toplantının bir başka önemi de bölge ülkelerini İran’a karşı savaşa sürüklemeye çalışan ve bölgede Sünni-Şii çatışması çıkarmaya çalışan ABD-İsrail’e yönelik verdiği mesajdır. Suudi Arabistan’ın dörtlü toplantıda bulunması, Riyad’ın İran ile gerilimleri azaltmayı ve bir tür karşılıklı güvence sağlamayı hedeflediğini göstermektedir. Bu da karşılıklı güvenlik endişelerini azaltacak ve tarafların birbirlerine tehdit olmayacaklarına yönelik güvence aradıklarının bir tezahürüdür. 

İran medyasının “son on yılın en önemli bölgesel toplantılarından biri” olduğunu ifade ettiği görüşme, Tahran açısından da kritiktir. İran’ın toplantıya ev sahipliği yapması; İttifak’ı kendisine karşı bir yerde konumlandırmadığının, hatta bazı İranlı analistlere göre “mümkünse katılmaya istekli olduğunun” bir göstergesidir. İran’dan gelen, görüşmelerin devam edeceğine dair ifadeler, Tahran’ın Mekke İttifakı için sessiz de olsa bir aday olduğunu göstermektedir. Fakat Yemen konusu, olası bir katılımı geciktirebilecek bir düğümdür. Eğer bölgesel bir düzen kurulacaksa, İran’ın bölge ülkelerine karşı kışkırtıcı faaliyetlerden vazgeçmesi gerekmektedir. 

İran’ın olası katılımı, bazı mezhep odaklı çevrelerin iddia ettiği kadar uzak olmayabilir. Daha önce Mısır’da Mursi, İran’da Ahmedinejat döneminde; bölgenin en kritik ülkeleri Mısır-Türkiye-İran arasında bir ittifak girişimi yapılmış fakat Mursi’nin devrilmesiyle -ki bununla ilgili Netanyahu’nun şaibeli açıklamaları olmuştur- gerçekleştirilememiştir. İsrail’in en son isteyeceği şey bu üç büyük ülkenin bir araya gelmesidir. İran’ın, ne yapacağına karar vermesi gerekmektedir. Buradaki zayıf nokta, İran içindeki bazı aşırı akımların pozisyonlarıdır. Mezhepçilik ekseninden ve bölgede otorite olma hırsından uzaklaşılmalıdır. İran’ın olası katılımı, Tahran’daki toplantıyla güçlenmekle birlikte bölgesel risklerin iyi yönetilmesi gerekmektedir. Bölgede son iki senede yaşanan gelişmeler sonrası bölgede nüfuzu azalan ve ekonomik olarak hayli sıkışık olan İran için Mekke İttifakı önemli bir fırsattır. 

.

Dilruba YILDIZ

SASAM İran Uzmanı

Yazarın diğer çalışmaları için tıklayınız

Exit mobile version