Türkiye’nin kritik maden politikasının temel hedefi, yeraltı kaynaklarını millî sanayinin teknolojik gücüne dönüştürmektir. Eskişehir Beylikova’daki nadir toprak elementleri sahası, bu hedef bakımından önemli bir imkân sunmaktadır. Ancak ekonomik kazancı ve stratejik ağırlığı belirleyecek unsur, cevherin büyüklüğü kadar ayrıştırma, rafinaj ve nihai ürün üretiminin Türkiye’de geliştirilmesidir. Yerli ve millî üretim anlayışı, maden politikasında da bilgi birikiminin, mühendisliğin ve yüksek katma değerin ülke içinde kalmasını gerektirir. Uluslararası ortaklıkların başarısı, bu kapasiteye yaptıkları katkıyla ölçülmelidir.
Kritik madenler neden önemli?
Kritik madenler, ekonomik ve teknolojik faaliyetler için gerekli olmalarına rağmen tedariklerinde kesinti riski bulunan girdilerdir. Lityum ve grafit bataryalarda, bakır elektrik altyapısında, bazı nadir toprak elementleri ise güçlü kalıcı mıknatıslarda kullanılır. Nadir toprak elementleri, kritik madenlerin tamamını değil, 17 elementten oluşan özel bir grubu ifade eder. Elektrikli motorlar, rüzgâr türbinleri ve ileri savunma sistemleri açısından önemleri, küçük miktarlarda kullanıldıklarında dahi ürün performansını belirleyebilmelerinden kaynaklanır. Dolayısıyla güvenli tedarik, sanayi üretiminin sürekliliği ve savunma kabiliyetiyle doğrudan ilişkilidir.[1,17]
Uluslararası Enerji Ajansının 2026 değerlendirmesi, nadir toprak rafinajında Çin’e ait başlıca tedarikçinin payının 2025’te yüzde 85 düzeyinde olduğunu göstermektedir. ABD ve Malezya’daki yatırımlar yoğunlaşmayı azaltmaya başlamış olsa da işleme aşamasında güçlü bir bağımlılık sürmektedir. Bu yapı, kaynak sahibi ülkeler için yeni yatırım fırsatları yaratırken teknolojiye erişimin önemini artırmaktadır. Türkiye açısından maden politikası, enerji dönüşümüyle savunma sanayisinin ihtiyaçlarını birlikte ele alan uzun vadeli bir üretim politikası olmalıdır.[17]
Türkiye’nin potansiyeli ve sanayileşme eşiği
Eti Maden’in TBMM’deki sunumunda Beylikova için 694 milyon ton cevher kaynağı ve yaklaşık 12,5 milyon ton nadir toprak oksidi büyüklüğü açıklanmıştır. Bu iki sayı, farklı kavramları ifade eder. Toplam cevher tonajının, başka ülkelerin oksit eşdeğeri rezervleriyle doğrudan karşılaştırılması yanıltıcıdır. Kaynağın ekonomik olarak işletilebilir kısmının belirlenmesi; tenör, geri kazanım verimi, maliyet ve çevresel yükümlülüklerin birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Türkiye’nin uluslararası konumunu güçlendirecek adım, bu potansiyelin şeffaf teknik raporlama ve sürdürülebilir üretim sonuçlarıyla desteklenmesidir.[16,18]
Beylikova’da kurulan pilot tesis, yerli mühendislik kapasitesinin geliştirilmesi için somut bir başlangıçtır. Eti Maden’in açıkladığı yıllık 1.200 ton pilot cevher işleme kapasitesi, ticari ölçekte saf oksit üretimiyle karıştırılmamalıdır. Aynı sunumda endüstriyel tesis için yıllık 570 bin ton cevher işleme ve 10 bin ton nadir toprak oksidi üretme hedefi belirtilmiştir. [1,4]
Teknik güçlükler, yerli teknolojinin hangi alanlarda geliştirilmesi gerektiğini de göstermektedir. Beylikova cevherinde bastnazit, florit, barit ve kalsit birlikte bulunur; toryum içeren bileşenler de işlem süreçlerinde dikkate alınmalıdır. Hacettepe Üniversitesindeki araştırma, florit ve baritin ayrı satılabilir ürünler olarak kazanılmasının işletme ekonomisi bakımından önemini ortaya koymaktadır. MTA araştırmacılarının çalışmasında ise kavurma, liç, çözücü ekstraksiyonu ve çöktürme yoluyla yüksek saflıkta karışık nadir toprak oksitleri elde edilmiştir. Laboratuvar başarısının sürekli ve ekonomik sanayi üretimine taşınması, sonraki kritik aşamadır.[7–9]
Bu aşama, yatırım takvimi kadar idari eşgüdüm gerektirir. Pilot tesisten endüstriyel tesise geçişte izinlerin, kurumların görevlerinin ve yatırım sorumluluklarının açık biçimde tanımlanması gerekir. Kamu kaynaklarının araştırmadan üretime uzanan somut çıktılarla izlenmesi, yatırımın etkinliğini artıracaktır. Saflık düzeyi, ürün başına maliyet, su tüketimi ve atık yönetimi gibi ölçütler birlikte değerlendirilmelidir. Çevresel sorumluluk, uluslararası pazara erişimi ve projenin toplumsal kabulünü destekleyen bir üretim şartıdır.
Yerli kapasiteyi büyüten uluslararası iş birlikleri
Türkiye ile Çin arasında 16 Ekim 2024’te imzalanan doğal kaynaklar ve madencilik mutabakatı, Çin’in işleme tecrübesinden yararlanma arayışının bir parçasıdır. Bakanlık açıklaması, özellikle kritik minerallerde Türkiye’de ortak çalışma hedefini vurgulamaktadır.[5] Sonraki dönemde Bloomberg’e dayandırılan haberlerde, cevherin Çin’de işlenmesi ve teknoloji transferi konularında görüş ayrılıkları yaşandığı ileri sürülmüştür.
Türkiye’nin Mineraller Güvenlik Ortaklığı Forumuna (MSP) katılımı, Avrupa Komisyonunun 27 Eylül 2024 tarihli duyurusuyla belgelenmektedir. ABD ve Avrupa Birliğinin birlikte yürüttüğü bu platform, madencilik, işleme ve geri dönüşüm yatırımlarında proje geliştirme ve politika diyaloğu imkânı sunmaktadır. Katılımın Çin mutabakatından önce gerçekleşmiş olması, Türkiye’nin yaklaşımını tek yönlü bir eksen değişikliğinden ziyade eş zamanlı ortaklık çeşitlendirmesi olarak okumayı gerektirir.[10]
Bu çeşitlendirme, Türkiye’nin pazarlık gücünü artırabilir. Ortaklıkların teknoloji lisanslarını, Türk mühendislerin yetiştirilmesini ve üretim bilgisinin yerli kurumlara aktarılmasını kapsaması öncelik taşımalıdır. JORC (Maden Kaynakları ve Cevher Rezervlerinin Raporlanmasına İlişkin Avustralasya Kodu) gibi uluslararası raporlama standartlarına uygun teknik çalışma arayışı da bu çerçevede değerlendirilebilir. Böyle bir raporlama, kaynak hakkında güvenilir bilgi sağlar; tek başına işletilebilirlik garantisi veya mülkiyet devri oluşturmaz.[2,6]
Bununla birlikte, ABD Temsilciler Meclisinde 5 Mart 2025’te düzenlenen Türkiye oturumunda Beylikova’nın gündeme gelmesi, Amerikan tarafının ilgisini göstermiştir. Oturuma katılan uzmanlar, nadir toprak alanını Çin’e bağımlılığın azaltılması ve Türkiye ile ekonomik iş birliği bağlamında değerlendirmiştir. Bununla birlikte oturumda belirli bir yatırım veya teknoloji transferi anlaşması açıklanmamıştır.[13] Basındaki mülkiyet devri tartışmalarına karşı İletişim Başkanlığı, 8 Ekim 2025’te sahanın ABD’ye devredileceği iddiasını reddetmiş, çalışmaların Türkiye’nin egemenliği altında yürütüldüğünü bildirmiştir.[14]
Ocak 2026’da Özbekistan ile imzalanan kritik mineraller ve nadir toprak elementleri mutabakatı, araştırma ve ortak proje ağının genişlemesine örnektir.[12] NATO’nun Temmuz 2026’da Ankara’da duyurduğu savunma açısından kritik ham maddeler projesine Türkiye’nin katılması da konunun güvenlik boyutunu güçlendirmiştir. Tedarik, depolama, taşıma ve geri dönüşüm alanlarını kapsayan girişim, müttefiklerin savunma üretimindeki kesintileri azaltmayı amaçlamaktadır.[15] Türkiye bu platformlardan, yerli savunma sanayisinin girdi güvenliğini artıracak ve ulusal üreticilerin kabiliyetlerini geliştirecek biçimde yararlanmalıdır.
Üretim zincirinin Türkiye’de tamamlanması
Millî İstihbarat Akademisi tarafından yayımlanan raporda, 2035’e uzanan öneri niteliğinde bir yol haritası sunulmaktadır. İlk aşamada kaynak doğrulaması ve araştırma altyapısı, ardından entegre rafineri ve mıknatıs üretimi, son aşamada ileri ürünlerle geri dönüşüm kapasitesi öne çıkmaktadır. Bu çerçeve, kesinleşmiş bir yatırım programı olarak değil, politika tasarımına katkı sağlayan bir öneri olarak değerlendirilmelidir.[2] Uygulamada öncelik, pilot tesiste kazanılan bilginin sanayi kuruluşlarına aktarılmasına ve yerli tedarikçilerin üretim süreçlerine katılmasına verilmelidir.
Savunma, otomotiv ve enerji şirketlerinin ihtiyaçlarının ortak bir talep haritasında toplanması, hangi element ve ürünlerin önce geliştirileceğini belirlemeyi kolaylaştıracaktır. Üniversitelerin malzeme araştırmaları, üreticilerin kalite ve süreklilik beklentileriyle eşleştirilmelidir. Hurda mıknatıslar ve elektronik atıklardan geri kazanım da birincil madenciliği tamamlayan yerli girdi kaynağı olarak planlanabilir.
Yatırım kararlarında toplam oksit miktarı kadar element bileşimi de önemlidir. Her nadir toprak elementinin kullanım alanı ve piyasa değeri aynı değildir. Bu nedenle yüksek tonajlı bir kaynak, mıknatıs sanayisinin talep ettiği girdileri aynı ölçüde karşılamayabilir. Üretim planlamasının müşteri ihtiyaçlarıyla eşleştirilmesi, satılabilir ürünün niteliğini ve rafineri tasarımını doğrudan etkiler. Kamu desteğinin de yalnızca tesis inşasına değil, ürün geliştirme, kalite doğrulama ve nitelikli insan kaynağına yöneltilmesi yerinde olacaktır.[1,2]
Türkiye’nin Avrupa pazarlarına yakınlığı ve mevcut imalat altyapısı, bu yatırımlar için tamamlayıcı avantajlardır. Bunun değerlendirilmesi, yerli firmaların yalnızca ham madde sağlayıcısı olarak değil, işlenmiş malzeme ve bileşen üreticisi olarak uluslararası zincirlere katılmasını gerektirir. Teknoloji ortaklıklarında bakım, süreç iyileştirme ve yeni ürün geliştirme yetkinliklerinin de kazanılması, dış tedarikçiye sürekli bağımlılığı sınırlar. Millî kapasitenin korunması, böylece ortaklık sözleşmelerinde ve yatırımın günlük işleyişinde somut karşılık bulur.
Sonuç
Türkiye’nin nadir toprak stratejisi, yerli sanayi kapasitesinin geliştirilmesi ile uluslararası teknoloji ve finansman imkânlarının birlikte kullanılmasına dayanmaktadır. Beylikova’nın sunduğu potansiyel, Eti Maden’in uygulama tecrübesi ve araştırma kurumlarının birikimi, millî üretim hedefi için güçlü bir başlangıç zemini oluşturur. Bu zeminin kalıcı ekonomik güce dönüşmesi, ayrıştırmadan mıknatıs üretimine kadar uzanan bilgi ve üretim zincirinin Türkiye’de yerleşmesine bağlıdır. Ortak seçiminde esas ölçüt, ulusal kaynaklar üzerindeki egemenliği koruyarak yerli katma değeri artırmak olmalıdır.
Çin, ABD, Avrupa ve diğer ortaklarla ilişkileri çeşitlendirmek, Türkiye’nin stratejik özerkliğini destekleyebilir. Ancak diplomatik temasların yatırım, mühendislik ve üretim sonuçlarına dönüşmesi gerekir. Alternatif tedarik merkezlerine yönelik yatırımlar hızlanırken Beylikova’nın zamanında ve ekonomik koşullarda geliştirilmesi önem taşımaktadır. Kaynak raporlaması, öngörülebilir uygulama takvimi ve çevresel sorumluluk, bu sürecin güvenilirliğini güçlendirecektir. Yerli ve millî güç, nadir toprak alanında da kendi kaynağını kendi sanayisinin ihtiyaçlarına göre değerlendirebilen, teknolojisini geliştiren ve ortaklıklarının koşullarını belirleyebilen bir Türkiye ile somutlaşacaktır.
Not: Bu çalışmada yer alan değerlendirme, yorum ve öngörüler tamamen yazara ait olup herhangi bir kamu kurum veya kuruluşunun resmî görüşünü yansıtmamaktadır.
.
Arda ÖZÇAĞLAR – SASAM Çin Uzmanı
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
__________________________
Kaynakça
[1] Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı. Nadir Toprak Elementleri.
[3] Sayıştay (2024). Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2023 Yılı Düzenlilik Denetim Raporu.
[4] TENMAK. Kurumsal Raporlar.
[5] Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı (16.10.2024). Bakan Bayraktar Çin’de İmzayı Attı.
[6] Bloomberg (06.10.2025). Turkey Eyes US Rare Earths Deal After China, Russia Talks Slow
[9] Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı. Thorium.
[10] Avrupa Komisyonu (27.09.2024). EU and US welcome new members to Minerals Security Partnership.
[15] NATO (07.07.2026). NATO Allies launch new project on critical raw materials for defence.
[16] USGS (2026). Mineral Commodity Summaries 2026. Rare Earths.
[18] TBMM (2025). Eti Maden sunumu. Tutanak Hizmetleri Başkanlığı, kayıt 4168.

