Site icon Sahipkıran Stratejik Araştırma Merkezi – SASAM

YUNANİSTAN – MAKEDONYA GERİLİMİ

Tarih boyunca çok uluslu, çok kimlikli ve değişken siyasi dengelere sahip olan Balkanlar, kimlik, tarih ve egemenlik meselelerinin güvenlik sorunlarına dönüşebildiği coğrafyaların başında gelmektedir. Yunanistan ile Kuzey Makedonya arasındaki ilişkilerde 2018 tarihli Prespa Anlaşması ve anlaşmanın Şubat 2019’da yürürlüğe girmesiyle devletlerarası isim ve kimlik ihtilafının önemli bir bölümü hukuki ve diplomatik zeminde çözüme kavuşturulmuş olsa da, tarihsel hafıza, dil, kültürel kimlik ve azınlık algıları etrafındaki toplumsal fay hatları bütünüyle ortadan kalkmış değildir.

Bu kırılganlığın güncel bir örneği, Yunanistan’ın Florina (Lerin) bölgesindeki Meliti (Ovçari) yerleşiminde 19 Temmuz 2026’da düzenlenen bir festivalde seslendirilen Makedonca bir şarkının Eylül ayında yeniden gündeme gelmesiyle ortaya çıkmıştır. Sosyal medyada yayılan görüntülerde, tarihsel Makedonya, Filip ve Büyük İskender’e ilişkin ifadelerin yanı sıra Yunanlara yönelik dışlayıcı sözlerin yer aldığı şarkının seslendirilmesi tepki çekmiş; 8–9 Eylül tarihlerinde iki Yunan vatandaşı görüntüleri Florina Savcılığına sunarak olayın hukuki açıdan incelenmesini talep etmiştir.

Olayın ardından gerilim yalnızca kültürel ve hukuki tartışma düzeyinde kalmamış, sosyal medya üzerinden daha sert ve güvenlik boyutu taşıyan söylemlerin ortaya çıkmasına da zemin hazırlamıştır. Eylül ayının ortasında Kuzey Makedonya merkezli olduğu bildirilen Egejski Glas (Ege’nin Sesi)adlı bir platformun, Yunanistan’ı hedef alan ve “silahlı öz-örgütlenme” çağrısı içeren ifadeler yayımladığı haberleştirilmiştir.

Söz konusu çağrı, bazı Yunan siyasetçiler tarafından da güvenlik açısından incelenmesi gereken bir konu olarak gündeme taşınmıştır. Bununla birlikte, mevcut açık kaynaklar bu söylemlerin gerçek bir silahlı örgütlenmenin oluştuğunu veya bölgede fiilî bir silahlı yapılanma bulunduğunu göstermemektedir. Dolayısıyla söz konusu gelişmenin mevcut aşamada operasyonel bir tehditten ziyade radikalleşme ve güvenlikleştirme riski bakımından değerlendirilmesi daha ihtiyatlı olacaktır.

Bu gelişmeler, Prespa Anlaşması’nın devletlerarası uyuşmazlığı hukuki bir çerçeveye oturtmasının, yerel ve toplumsal düzeydeki kimlik tartışmalarını kendiliğinden ortadan kaldırmadığını göstermektedir. Kültürel ifade özgürlüğü, tarihsel aidiyet, dil kullanımı ve azınlık kimliği gibi konuların güvenlik meselesi olarak ele alınması; buna karşılık güvenlik endişelerinin de kimlik temelli radikal söylemler tarafından istismar edilmesi, karşılıklı bir güvenlikleştirme döngüsü yaratma potansiyeline sahiptir. Nitekim Yunanistan’ın ikili ilişkilerde Prespa Anlaşması çerçevesini temel almaya devam ettiği, ancak Kuzey Makedonya’nın Avrupa Birliği sürecindeki ilerlemesinin de Atina tarafından yakından takip edildiği görülmektedir.

Bu makale, Yunanistan–Kuzey Makedonya hattındaki mevcut gerilimi yalnızca son olay üzerinden değil, Balkanlar’daki tarihsel kimlik çatışmaları, toplumsal hafıza, kültürel haklar ve güvenlik algıları arasındaki etkileşim çerçevesinde ele almaktadır. Çalışmada öncelikle bölgedeki sosyo-kültürel ve sosyo-psikolojik dinamikler incelenecek; ardından Meliti olayının tetiklediği son gelişmeler ve bunların dijital ortamda ortaya çıkardığı radikal söylemler değerlendirilecektir. Bunun devamında, sınır coğrafyasının ve devletlerarası egemenlik ilkelerinin olası yasa dışı silahlı yapılanmalar bakımından yaratabileceği fırsat ve sınırlılıklar analiz edilecektir.

Temel mesele, kültürel ve kimliksel taleplerin güvenlik tehdidi olarak algılanması ile gerçek güvenlik risklerinin birbirinden ayrıştırılabilmesidir. Çünkü kültürel bir ifadenin kriminalize edilmesi, tek başına bir güvenlik tehdidini ortadan kaldırmayacağı gibi; kimlik temelli radikal söylemlerin de kültürel haklar üzerinden meşruiyet üretmesine imkân verebilir. Dolayısıyla Yunanistan açısından olduğu kadar Kuzey Makedonya açısından da temel sınama, güvenlik kaygılarını göz ardı etmeden kültürel haklar, hukuk devleti, demokratik temsil ve sınır güvenliği arasında sürdürülebilir bir denge kurabilmektir.

Bu çerçevede çalışma, baskıcı veya yalnızca güvenlikçi yaklaşımların uzun vadeli sonuçlarını sorgulamakta; demokratik hukuk mekanizmalarının, şeffaf soruşturma süreçlerinin ve iki ülke arasındaki kurumsal iletişim kanallarının güçlendirilmesinin bölgesel istikrar bakımından önemini tartışmaktadır. Amaç, mevcut gelişmeleri olduğundan daha büyük bir çatışma olarak sunmak değil; kültürel bir gerilimin hangi koşullarda güvenlik sorununa, güvenlik söyleminin ise hangi koşullarda yeni bir kimlik çatışmasına dönüşebileceğini ortaya koymaktır.

Sosyo-Kültürel ve Sosyo-Psikolojik Kökenler

Yunanistan ile Kuzey Makedonya arasındaki gerilimin temelinde, onlarca yıla yayılan derin bir sosyo-kültürel ve sosyo-psikolojik arka plan yatmaktadır. Sosyo-kültürel açıdan bakıldığında, sınır bölgesinde yaşayan Makedon azınlığın dil, folklor ve kültürel varoluş çabaları, ulus-devlet refleksi gösteren merkezi yapılar tarafından uzun süre bir “güvenlik tehdidi” olarak algılamıştır. Kültürel ifadelerin, şarkıların ve dilsel mirasın kamusal alandan dışlanması, sosyo-kültürel bir asimilasyon korkusunu sürekli canlı tutmaktadır.

Bu durumun sosyo-psikolojik boyutu ise “tanınma açlığı” ve “kolektif travma” kavramlarıyla açıklanabilir. Bir grubun kendi kimliğiyle kabul görmemesi, bireylerde ve toplulukta derin bir dışlanmışlık, adaletsizlik ve ötekileştirilme duygusa yaratır. Kendini psikolojik olarak baskı altında hisseden azınlık grupları, kimliklerini koruma refleksini zamanla marjinalleşme veya radikalleşme eğilimleriyle dışa vurabilir. Sosyo-psikolojik huzursuzluk, bastırıldıkça büyüyen ve en ufak bir kıvılcımla parlamaya hazır bir toplumsal dip dalgaya dönüşmektedir.

Son Yaşanan Olaylar ve Sürecin Tetiklenmesi

Makedonya ile Yunanistan arasındaki 27 yıllık isim anlaşmazlığını bitiren ve Makedonya Cumhuriyeti’nin adını Kuzey Makedonya Cumhuriyeti olarak değiştiren 2018 yılındaki Prespa Anlaşması, iki devlet arasındaki diplomatik isim krizini hukuken çözmüş gibi görünse de, toplumsal tabandaki sosyo-kültürel fay hatlarını tamamen kapatamamıştır.

Yunanistan’ın kuzeybatısında yer alan Florina (Lerin) bölgesindeki etnik ve kültürel dengeler, Temmuz 2026’da Meliti kasabasında düzenlenen bir kültür festivalinde seslendirilen Makedonca şarkılar nedeniyle ciddi bir yargısal krize dönüşmüştür. Eylül 2026’da iki Yunan vatandaşının şikayeti üzerine Florina Savcılığı tarafından başlatılan resmi soruşturma, Atina yönetimi ile bölgedeki Makedon azınlık arasındaki tarihsel hassasiyetleri ve kırılgan dengeleri tamamen sarsmıştır.

Kültürel bir etkinliğin güvenlikleştirilmesi ve hukuki bir baskı aracına dönüştürülmesi, bölgedeki sosyo-psikolojik birikimi tetiklemiştir. Bu durum, tepkisel olarak kendisini “Ege Makedonya Kurtuluş Ordusu” gibi adlarla tanımlayan radikal milliyetçi yapıların ortaya çıkmasına ve dijital mecralarda silahlanma ile turizm bölgelerine yönelik tehdit deklarasyonlarının yayınlanmasına zemin hazırlamıştır. Yaşanan son kriz, kültürel hakların kısıtlanmasının, asimetrik ve radikal söylemleri nasıl beslediğini ve süreci nasıl hızla tırmandırdığını açıkça göstermektedir.

Asimetrik Tehdidin Operasyonel Gerçekliği: Coğrafi ve Hukuki Boşluklar

Makalenin teorik bir anlatıdan sıyrılarak bölgesel gerçeklerle örtüşmesi adına, ortaya çıkabilecek yasa dışı silahlı bir yapının operasyonel kabiliyetlerini ve zemin bulabileceği boşlukları analiz etmek bir zorunluluktur. Bu teknik detaylar, asimetrik tehdidin hangi şartlarda hayatta kalabileceğini gösteren rasyonel dayanaklardır. Bu tür bir radikal yapının varlığını sürdürebilmesi ve kalıcı bir silahlı güç tehdidine dönüşebilmesi, tamamen coğrafi avantajlar ile uluslararası hukukun gri alanlarına bağlıdır.

Coğrafi Barınma ve Kırsal Sığınak Koşulları: Yunanistan ile Kuzey Makedonya arasındaki sınır hattı, Varnous ve Baba Dağları gibi son derece engebeli, sarp, dik ve yoğun ormanlık dağ silsilelerinden oluşmaktadır. Bu tür zorlu araziler, modern gözetleme teknolojilerinin (uydu ve termal kameralar) görüş açısını daraltarak küçük ve mobil illegal grupların uzun yıllar tespit edilmeden barınmasına olanak tanır. Örgüt, bu dağlık bölgedeki doğal mağaraları, eski avcı sığınaklarını veya kırsal alandaki izole yerleşimleri lojistik üs ve güvenli ev olarak kullanma potansiyeline sahiptir. Eylemlerini ise bu dağlık siperlerden lojistik olarak beslenerek, yakınlardaki turistik merkezlere veya kritik ulaşım hatlarına yönlendirebilir.

Uluslararası Hukuk Boşlukları ve Sınır Kalkanı: Örgütün hayatta kalmasını sağlayacak en büyük stratejik koz, uluslararası hukukun devlet egemenliğine verdiği kutsallıktır. Egemenlik hakları gereği, Yunan güvenlik güçlerinin sınır ihlali yapması ve komşu ülkenin topraklarına izinsiz girmesi yasaktır. Silahlı bir yapı, Yunanistan topraklarında gerçekleştireceği olası bir saldırının hemen ardından sınır çizgisini geçerek Kuzey Makedonya tarafındaki dağlara sığındığında, uluslararası hukuku kendisine koruyucu bir kalkan yapacaktır. “Sıcak takip” mekanizmasının kara sınırlarındaki yasal sınırlandırmaları, iki devlet arasında doğrudan bir askeri krize yol açmama adına Yunan güvenlik güçlerinin müdahalesini sınır hattında durduracaktır. Ayrıca bu tür yapılar, yakalanma riskine karşı kendilerini “terörist” olarak değil, uluslararası kamuoyuna “insan hakları ve azınlık savunucusu siyasi mülteciler” olarak pazarlayarak hukuki bir dokunulmazlık zırhı elde etmeye çalışacaktır.

Baskıcı Politikaların Çözümsüzlüğü ve Riskler

Tarihsel tecrübeler kanıtlamıştır ki; etnik, kültürel ve kimliksel temelli sorunları katı güvenlikçi ve baskıcı politikalarla çözmeye çalışmak mümkün değildir. Aksine, kültürel sembollerin yasaklanması ve cezalandırılması, sorunu çözmek bir yana, ılımlı unsurları marjinalleştirmekte ve radikal yapıların taban bulmasını kolaylaştırmaktadır. Eğer bu kriz, katı asimilasyonist veya baskıcı yöntemlerle bastırılmaya çalışılırsa, toplumsal meşruiyet zeminini kaybeden hareketlerin yukarıda bahsettiğimiz coğrafi ve hukuki avantajları kullanarak kalıcı, yasa dışı ve silahlı bir yapıya dönüşme ihtimali oldukça yüksektir. Şiddet sarmalına evrilen bir yapı, Balkanlar’ın genel huzurunu ve sınır güvenliğini kalıcı olarak tehdit etme potansiyeline sahiptir. Dolayısıyla, sorunun çözümü polisiye tedbirlerde değil; daha hukuki, daha şeffaf ve daha demokratik yolların inşa edilmesinde aranmalıdır.

Egemen Güçlerin Desteği ve Demokratik Denge Unsuru Olarak Yunanistan

Yunanistan ile Kuzey Makedonya, sadece coğrafi olarak değil, tarihsel ve komşuluk bağlarıyla da birbirine kenetlenmiş iki ülkedir. Uluslararası ilişkiler dinamikleri çerçevesinde Yunanistan; AB ve NATO üyeliği, ekonomik gelişmişliği ve küresel egemen güçlerin koşulsuz stratejik desteğine sahip olması yönüyle bölgede asimetrik bir gücü elinde bulundurmaktadır. Ancak rasyonel bir bölgesel liderlik ve kalıcı barış için bu gücün, komşu ülke Kuzey Makedonya üzerinde bir veto, izolasyon veya baskı mekanizması olarak kullanılması stratejik bir hatadır. Yunanistan, uluslararası hukukun temel ilkeleri çerçevesinde, Kuzey Makedonya’yı bir rakip ya da tehdit unsuru olarak değil, eşit bir komşu ve stratejik ortak olarak görmelidir. Atina, elindeki bu küresel desteği ve kurumsal birikimi, komşusunu ezmek için değil; bölgedeki demokratikleşme, insan hakları ve hukukun üstünlüğü standartlarını yükseltecek yol gösterici bir denge unsuru olarak devreye sokmalıdır.

Sonuç

Yunanistan ve Kuzey Makedonya hattındaki gerilimin kalıcı olarak sönümlenmesi, tarafların birbirlerinin varlığına ve kültürel kimliklerine demokratik bir olgunlukla yaklaşmasından geçmektedir. Gücü elinde bulunduran aktörlerin baskı dilini terk ederek uluslararası hukuk und insan hakları zemininde adımlar atması, asimetrik yapıların dağlık sınır hatlarını ve hukuki boşlukları istismar etmesini engelleyecek, Balkanlar’ı yasa dışı silahlı yapılanmaların gölgesinden kurtararak bölgeyi barışçıl bir geleceğe taşıyacaktır.

.

Akın DÖNMEZ
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız 

Exit mobile version