Site icon Sahipkıran Stratejik Araştırma Merkezi – SASAM

IRAK’TA YENI HÜKÜMETİN İNŞASI : Şİİ KOALİSYONLAR, DEVLET KRİZİ VE YÖNETİLEBİLİRLİK SORUNU

Irak siyasal sisteminin 2003 yılındaki ABD müdahalesi sonrasında geçirdiği yapısal dönüşüm, modern devlet inşası literatüründe “yukarıdan aşağıya liberal barış” inşasının ve etno-mezhepsel güç paylaşımı modellerinin en karmaşık örneklerinden birini teşkil etmektedir. Saddam Hüseyin liderliğindeki Baas rejiminin devrilmesi, sadece bir lider değişikliği değil, devletin kurumsal kimliğinin, toplumsal sözleşmesinin ve iktidar bölüşüm mantığının radikal bir biçimde yeniden tanımlanması sürecini başlatmıştır. Bu sürecin merkezinde, Irak toplumunu Şii, Sünni ve Kürt olmak üzere üç ana kompartımana ayıran ve iktidarı bu kimlikler arasında paylaştıran ” Muhasasa el-Taifiyye ” (mezhepsel bölüşüm) sistemi yer almaktadır. Ancak yirmi yılı aşkın bir sürenin ardından gelinen noktada, sistemin çatışma çözümü noktasındaki işlevselliğinin sınıra ulaştığı, devletin kurumsal kapasitesini aşındıran, yönetilebilirlik krizlerini derinleştiren ve toplumsal meşruiyeti sarsan bir yapıya dönüştüğü gözlemlenmektedir.

Siyasal Sistemin Tarihsel Kökenleri ve Muhasasa Düzeni

 Irak’ta 2003 sonrası kurulan siyasal düzenin mimarisi, işgalin hemen ardından tesadüfen ortaya çıkmış bir yapı değildir. Bu düzenin entelektüel ve siyasal temelleri, 1990’lı yıllarda sürgündeki Iraklı muhalif grupların yürüttüğü faaliyetlere dayanmaktadır. Özellikle Ekim 1992’de düzenlenen Selahaddin Konferansı, gelecekteki Irak’ın etno-mezhepsel bir denge üzerine inşa edilmesi gerektiği fikrinin olgunlaştığı ilk platformdur.

Salah al-Din İlkeleri ve Sanal Nüfus Sayımı

Selahaddin Konferansında bir araya gelen muhalif aktörler, Saddam sonrası dönemde devleti yönetmek üzere bir “bekleme hükümeti” (government-in-waiting) tasarlamışlardır. Bu tasarımın en kritik unsuru, devlet makamlarının toplumdaki nüfus oranlarına göre dağıtılmasını öngören “Selahaddin ilkeleri” olmuştur. O dönemde güvenilir bir nüfus sayımı bulunmamasına rağmen, konferans katılımcıları Şii, Kürt ve Sünni nüfus oranlarına dair “sanal bir nüfus sayımı” (virtual census) üzerinde uzlaşmış ve kamu görevlerini bu oranlara göre paylaştırmışlardır. Bu yaklaşım, vatandaşlık temelinde bir ulus inşasından ziyade, kimliklerin kurumsallaştığı bir “seçkinler paktı” (elite pact) modelini Irak siyasetinin merkezine yerleştirmiştir.

2003 yılında Koalisyon Geçici Otoritesi (CPA) tarafından kurulan Irak Geçici Konseyi (IGC), bu gayrı resmi uzlaşının kurumsal bir form kazanmış halidir. Konseyin oluşum süreci, liyakatten ziyade etno-mezhepsel bir dengeleme eylemi olarak tezahür etmiştir. Bu süreçte Kürdistan Demokrat Partisi (KDP), Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Irak İslam Devrimi Yüksek Konseyi (SCIRI), Dawa (İslami Davet Partisi ) ve Irak İslam Partisi gibi yapılar, sistemi domine eden yedi ana aktör olarak öne çıkmış ve Muhasasa sistemini kendi siyasal varlıklarını tahkim etmek için bir araç olarak kullanmışlardır.

Gayriresmi Konfesyonalizm ve Kurumsal Yapı

Irak’taki güç paylaşımı modeli, literatürde “gayriresmi konfesyonalizm” olarak adlandırılmaktadır. 2005 Anayasası, bu modelin pek çok unsurunu doğrudan isimlendirmese de, uygulamada cumhurbaşkanlığının bir Kürt’e, meclis başkanlığının bir Sünni’ye ve başbakanlığın bir Şii’ye verilmesi geleneği sarsılmaz bir kural haline gelmiştir. Bu sistemin temel amacı, derin bölünmüş bir toplumda kimlik temelli çatışmaları engellemek ve her grubun sistemde temsil edilmesini sağlamaktır. Nitekim Muhasasa sisteminin savunucuları, sistemin çatışma azaltma ve savaş sonrası hükümet kurma süreçlerinde hayati bir işlev gördüğünü ileri sürmektedir.

Ancak bu modelin Irak’taki uygulaması, “ulusal birlik hükümetleri” adı altında karar alma mekanizmalarının felç olduğu hantal yapıların doğmasına yol açmıştır. Her seçim sonrası kurulan koalisyonlar, devletin kaynaklarını siyasi aktörler arasında bir patronaj ve kaynak dağıtım mekanizmasına dönüştürmüştür. Bakanlıklar, kamuya hizmet sunan kurumlardan ziyade, korporatist idari birimlere dönüşmüştür.

Devlet Kapasitesi ve Yönetilebilirlik Krizi: State Capture Fenomeni

Irak devletinin 2003 sonrası en belirgin özelliği, devlet kapasitesinin partizan çıkarlar tarafından kuşatılmasıdır. “State capture” (devletin ele geçirilmesi) olarak tanımlanan bu durum, kamu kurumlarının bağımsız birer yapı olmaktan çıkıp, seçkinlerin çıkarlarına hizmet eden araçlara dönüşmesini ifade etmektedir.

Kamu İstihdamı ve Patronaj Ağları

Muhasasa sistemi, devletin ekonomik kaynaklarını ve istihdam olanaklarını siyasi sadakat karşılığında dağıtılan bir ödüle dönüştürmüştür. 2003 sonrasında uygulanan “Baassızlaştırma” (de-Ba’athification) politikası, mevcut sivil bürokrasinin tasfiyesine ve yerlerine Muhasasa sistemini destekleyen partilerin üyelerinin getirilmesine zemin hazırlamıştır. Bu durum, devlet memuru sayısında muazzam bir artışa neden olmuştur. 2004 yılında yaklaşık 850.000 olan devlet memuru sayısı, 2016 yılına gelindiğinde 7 ile 9 milyon arasına yükselmiştir. (Dodge, n.d.)

Bu “şişkin bürokrasi”, Irak ekonomisinin en büyük yükü haline gelmiştir. Kamu istihdamı, liyakat yerine mezhepsel ve partizan aidiyet üzerinden şekillendiği için devletin hizmet sunma kapasitesi ciddi şekilde aşınmıştır. Özellikle petrol gelirlerine olan yüksek bağımlılık, devletin bu devasa memur ordusunun maaşlarını ödeme kapasitesini petrol fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı aşırı hassas hale getirmiştir. 2020 yılında yaşanan petrol fiyatı düşüşüyle, hükümet temel hizmetleri dahi fonlayamaz hale gelmiş ve bu durum sistemin yönetilebilirlik krizinin derinleştiğinin göstergesi olarak okunmuştur.

İstihbarat ve Güvenlik Sektörünün Parçalanmışlığı

Devlet kapasitesindeki aşınma sadece sivil bürokraside değil, güvenlik ve istihbarat yapılarında da gözlemlenmektedir. 2003 sonrası Irak’ın eski istihbarat yapılarının tamamen lağvedilmesi, yerini parçalı ve partizan bir güvenlik mimarisine bırakmıştır. Bu süreçte kurulan yeni istihbarat birimleri, devletin genel çıkarlarından ziyade, kendilerini kuran veya kontrol eden siyasi fraksiyonların çıkarlarına hizmet eden “paralel organlar” haline gelmiştir.

Güvenlik bürokrasisindeki bu “fraksiyonlaşma”, Irak’ın terör örgütü IŞİD’in 2014’teki yükselişine karşı hazırlıksız yakalanmasının temel nedenlerinden biri olarak kabul edilmektedir. İstihbarat verilerinin manipülasyonu, birimler arası koordinasyonsuzluk ve güvenlik atamalarındaki yolsuzluklar, devletin egemenlik haklarını ve güvenlik tekeli inşasını sekteye uğratmıştır. Günümüzde de devam eden bu otoriter alışkanlıklar ve şeffaflıktan uzak yapı, demokratik ve hesap verebilir bir güvenlik sektörünün inşasının önündeki en büyük engeldir.

Anayasal Yapı ve Yargı Aktivizmi: Federal Yüksek Mahkeme’nin Rolü

2005 Irak Anayasası, liberal bir demokrasi vaadi ile başlasa da, barındırdığı belirsizlikler ve uygulamadaki esneklikler nedeniyle siyasi krizlerin ana kaynağı haline gelmiştir. Bu bağlamda, Federal Yüksek Mahkeme (FSC), anayasal yorum yetkisini kullanarak siyasal dengeyi şekillendiren en güçlü aktörlerden birine dönüşmüştür.

Federal Yüksek Mahkeme’nin Tartışmalı Meşruiyeti

Irak Federal Yüksek Mahkemesi, teorik olarak güçler ayrılığının ve anayasal düzenin koruyucusu olarak tasarlanmıştır. Ancak mahkemenin mevcut yapısı ve 2021 yılında gerçekleştirilen yeniden yapılandırma süreci, kurumsal meşruiyetine dair ciddi tartışmaları beraberinde getirmiştir. 2005 Anayasası’nın 92. maddesi, mahkemenin kurulması için parlamentoda üçte iki çoğunluk gerektiren bir yasa öngörse de, yirmi yıl boyunca bu hüküm yerine getirilmemiş; bunun yerine 2021 yılında mevcut yasa üzerinde yapılan bir değişiklikle atamalar gerçekleştirilmiştir. Bu “yasal kestirme yol”, mahkemenin siyasi pazarlıkların bir ürünü olduğu algısını pekiştirmiştir.

Kritik Kararlar ve Siyasal Etkileri

Mahkemenin aldığı kararlar, özellikle 2021 seçimleri sonrasındaki hükümet kurma sürecinde belirleyici olmuştur. Mukteda el-Sadr’ın “ulusal çoğunluk hükümeti” kurma girişimi, mahkemenin anayasal yorumları aracılığıyla hukuki engellere takılmıştır. (Bobseine, 2022)

Karar \ Olay İçerik ve Gerekçe Siyasal Sonuç Kaynak
Cumhurbaşkanı Seçimi Kotası Cumhurbaşkanı seçimi için parlamentoda üçte iki oranında bir oturum yeter sayısı şart koşuldu. Sadr’ın çoğunluk koalisyonunun hükümet kurması engellendi; “bloke edici üçte bir” gücü yaratıldı. (al-Amin, 2025) – (Bobseine, 2022) FSC Decision No. 7/Federal/2022
IKBY Petrol Yasasının İptali Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) 2007 tarihli petrol ve gaz yasasının anayasaya aykırı olduğu ilan edildi. Erbil ve Bağdat arasındaki ekonomik kriz            derinleşti; merkezi yönetimin kaynak kontrolü arttı. (al-Amin, 2025) FSC Decision No. 59/Federal/2012 (2022 Kararı)
Meclis Başkanı’nın Azli Meclis Başkanı Muhammed el-Halbusi’nin görevden alınması kararı verildi. Sünni siyasal alanında         liderlik boşluğu ve istikrarsızlık tetiklendi. (al-Amin, 2025) – (Hasan, 2026) FSC Decision No. 9/Federal/2023
Khor Abdullah Anlaşması Kuveyt ile yapılan deniz sınırı ve seyir anlaşmasının onaylanması iptal edildi. Körfez ülkeleriyle ilişkilerde diplomatik krize yol açtı. (al-Amin, 2025) – (Hasan, 2026)

 

Mahkemenin bu aktif tutumu, onu tarafsız bir hakem olmaktan çıkarıp siyasi rekabetin bir parçası haline getirmiştir. Kararların genellikle Koordinasyon Çerçevesi (CF) gibi statükoyu savunan blokların lehine olması, yargının siyasal araçsallaştırılmasına dair eleştirileri artırmaktadır. (Bobseine, 2022) , (al-Amin, 2025)

Şii Siyasetindeki Büyük Yarılma: Sadr ve Koordinasyon Çerçevesi

Irak’ta 2021 seçimleri sonrası yaşanan ve bir yıldan fazla süren hükümet kurma krizi, Şii siyasal alanı içindeki iki farklı vizyonun çatışmasıdır. Bu çatışma, sadece bir koltuk kavgası değil, Muhasasa sisteminin geleceğine dair temel bir ayrışmadır. (Bobseine, 2022)

Sadr’ın “Ulusal Çoğunluk” Hamlesi ve Üçlü İttifak

Mukteda el-Sadr, 2021 seçimlerinden 73 sandalye ile birinci çıktıktan sonra, Irak siyasetinde 2003’ten beri devam eden “tüm ana partilerin hükümete dahil olması” kuralını yıkmaya çalışmıştır. KDP ve Sünni Egemenlik İttifakı ile “Vatan Kurtarma İttifakı”nı (Üçlü İttifak) kuran Sadr, Şii rakiplerini, özellikle de Nuri el-Maliki’yi dışlayan bir “ulusal çoğunluk hükümeti” kurmayı hedeflemiştir. (Bobseine, 2022)

Sadr’ın bu hamlesi, Şii siyasi birliğini (Şii Evi) bozma riskine rağmen, devleti Muhasasa sisteminin getirdiği yolsuzluk ve hantallıktan kurtarma iddiasını taşımaktadır. (Bobseine, 2022)

Koordinasyon Çerçevesi’nin Savunma Stratejisi

Sadr’ın dışladığı gruplar (Kanun Devleti, Fetih Koalisyonu vb.), Koordinasyon Çerçevesi (CF) adı altında birleşerek sistemi savunmaya geçmiştir. CF, Sadr’ın çoğunluk hükümetini engellemek için hem sokak gücünü hem de yargı kanallarını kullanmıştır. Federal Yüksek Mahkeme’nin üçte iki oturum yeter sayısı kararı, CF’ye bir “bloke edici üçte bir” imkanı vererek Sadr’ın parlamento üzerinden cumhurbaşkanı seçmesini ve dolayısıyla hükümet kurmasını imkansız hale getirmiştir. (Bobseine, 2022)

Bu siyasi kördüğüm, Haziran 2022’de Sadr’ın tüm milletvekillerini istifa ettirerek siyasetten çekildiğini açıklamasıyla yeni bir evreye girmiştir. Sadr’ın bu radikal kararı, parlamentodaki dengeleri CF lehine değiştirmiş ve Muhammed Şiya el-Sudani’nin başbakanlığının önünü açmıştır. Ancak bu süreçte yaşanan ve 30’dan fazla kişinin hayatını kaybettiği Ağustos 2022 Yeşil Bölge çatışmaları, Irak’taki siyasi rekabetin ne denli kolay şiddete evrilebileceğini ve yönetilebilirlik krizinin can güvenliğini tehdit eden boyutlarını göstermiştir. (Bobseine, 2022)

Güvenlik Mimarisinde Hibritleşme: Haşdi Şabi ve Devlet Otoritesi

Irak devletinin egemenlik ve şiddet tekeli önündeki en özgün ve karmaşık engel, Haşdi Şabi (Popüler Seferberlik Güçleri – PMF) olarak bilinen yapıdır. 2014 yılında IŞİD tehdidine karşı kurulan bu yapı, zamanla devletin resmi bir parçası haline gelmiş ancak otonomisini korumuştur.

Paramiliter Paradigma ve Devlet İçindeki Konum

2016 yılında çıkarılan yasayla Haşdi Şabi, doğrudan Başbakan’a bağlı bir askeri birim olarak tanımlanmıştır. Ancak bu yasal entegrasyon, yapısal bir entegrasyona dönüşmemiştir. PMF bünyesindeki 60’tan fazla milis grubu, emirleri devletin merkezi komuta zincirinden ziyade kendi siyasi ve ideolojik liderlerinden (birçoğu İran destekli) almaya devam etmektedir. Bu durum, Weberyan anlamda devletin şiddet tekelini elinde bulundurması ilkesini derinden sarsmaktadır.

Haşdi Şabi sadece askeri değil, aynı zamanda devasa bir ekonomik ve siyasi aktördür. 204.000 ile 238.000 arasında kayıtlı personele sahip olan bu yapı, devlet bütçesinden doğrudan pay almakta ve aynı zamanda kontrol ettiği bölgelerdeki ekonomik faaliyetlerden (kaçakçılık, vergilendirme, yeniden inşa projeleri) gelir elde etmektedir. PMF’nin bu hibrit yapısı, devletin güvenlik politikalarını bağımsız bir şekilde yürütmesini imkansız kılmakta ve Irak’ı bölgesel çatışmaların bir parçası haline getirme riski taşımaktadır. (European Union Agency for Asylum [EUAA], 2024) , (Felbab-Brown & Salloum, 2019)

DDR ve Reform Çabalarının Önündeki Engeller

Irak’ta devlet otoritesinin tesisi için önerilen silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon (DDR) süreçleri, Haşdi Şabi örneğinde büyük engellerle karşılaşmaktadır. PMF’nin yerel tabanı, IŞİD’e karşı kazanılan zaferdeki rolü nedeniyle sahip olduğu popülarite ve dış desteği, bu grupları tasfiye etmeyi imkansız kılmaktadır. Tarihsel DDR vakalarıyla yapılan karşılaştırmalar, Irak’ta bu sürecin ancak geniş çaplı bir güvenlik sektörü reformu ve siyasi kapsayıcılıkla mümkün olabileceğini göstermektedir. Aksi takdirde, dış baskıyla yapılacak bir terhis girişimi, milislerin devlete karşı topyekün bir savaşa girmesini tetikleyebilir.

Bölgesel Jeopolitik Dinamikler ve Dış Müdahale

Irak’ın hükümet kurma süreçleri ve iç siyasal dengeleri, hiçbir zaman bölgesel ve küresel aktörlerin etkisinden bağımsız olmamıştır. Irak, Tahran ve Washington arasındaki güç mücadelesinin en önemli sahası olma özelliğini korumaktadır.

İran ve ABD: İkili Vesayet ve Denge Arayışı

İran’ın Irak siyaseti üzerindeki nüfuzu, mezhepsel bağlar, milis gruplar üzerindeki kontrol ve ekonomik bağımlılık (gaz ve elektrik ithalatı) üzerinden şekillenmektedir. Tahran için Irak, “Direniş Ekseni”nin en kritik halkasıdır ve burada kendisine düşman bir hükümetin kurulması kabul edilemez bir tehdittir. ABD ise Irak üzerindeki etkisini daha çok finansal sistem (dolar akışının kontrolü), askeri danışmanlık ve diplomatik tanınma araçlarıyla sürdürmektedir.

Irak’ın mevcut krizi, bu iki güç arasındaki “minimal uzlaşı” zeminini kaybetmesiyle daha da derinleşmiştir. 2026 yılındaki gelişmelere göre, ABD’nin İran yanlısı milisleri dizginleyemeyen Sudani hükümetine olan güvenini kaybetmesi ve Nuri el-Maliki gibi isimlere yönelik doğrudan vetoları, Irak’ın uluslararası meşruiyetini ve ekonomik istikrarını sarsmıştır.

Türkiye ve Körfez Ülkeleri ile İlişkiler

 Türkiye, Irak’ın kuzeyindeki güvenlik operasyonları ve Kalkınma Yolu Projesi (DRP) gibi stratejik projelerle Irak siyasetinde etkisini artırmaktadır. Ankara için Irak, hem terörle mücadele hem de Orta Doğu’ya açılan bir ticaret kapısıdır. Körfez ülkeleri ise son yıllarda Irak’ı İran ekseninden uzaklaştırmak amacıyla diplomatik ve ekonomik yatırımlara ağırlık vermiştir. Ancak Iraklı milislerin Kuveyt, Suudi Arabistan ve Bahreyn’e yönelik drone saldırıları, bu ilişkilerin kırılganlığını ve Bağdat hükümetinin milisleri kontrol etmedeki yetersizliğini ortaya koymaktadır.

Bölgesel Güç Müdahale Araçları Temel Öncelik Kaynak
İran PMF milisleri, dini partiler, enerji transferi. ABD varlığının sonlanması, rejim güvenliği derinliği. (SIPRI, 2023) -(Pollack, 2007)
ABD Dolar rezervleri (FED kısıtlamaları), terörle mücadele desteği. İran etkisinin sınırlandırılması, IŞİD’in geri dönüşünün engellenmesi. (SIPRI, 2023) -(Hasan, 2026)
Türkiye Su politikaları, enerji boru hatları (Kalkınma Yolu), askeri üsler. PKK tehdidinin bertaraf edilmesi, ticaret koridoru inşası. (Cook & Kaya, 2026) – (Mansour, 2025)
Körfez Finansal yatırımlar, diplomatik izolasyon tehdidi. Bölgesel istikrar, Şii milis tehdidinin azaltılması. (Hasan, 2026) -(Barzegar, 2010)

 

Toplumsal Sözleşmenin Çöküşü ve Tişrin Hareketi

Muhasasa sisteminin yarattığı yönetilebilirlik krizi, toplumsal tabanda derin bir öfke ve yabancılaşma yaratmıştır. Ekim 2019’da başlayan ve Tişrin Hareketi olarak anılan protesto dalgası, Irak’ın 2003 sonrası toplumsal sözleşmesinin fiilen çöktüğünün ilanıdır.

Kimlik Siyasetinden Vatandaşlık Talebine

Tişrin Hareketi, Irak gençliğinin (toplumun büyük çoğunluğu) mezhepsel ve etnik bölünmelere dayalı siyaseti reddettiği bir “kırılma anı”dır. Protestocular; liyakat, temel hizmetlerin sağlanması ve Muhasasa sisteminin tamamen tasfiyesi gibi vatandaşlık odaklı taleplerle sokağa dökülmüştür. Bu süreçte devletin ve devlet dışı silahlı aktörlerin göstericilere yönelik şiddet kullanması, can kayıpları ve aktivistlerin suikasta uğraması, sistemin meşruiyetini korumak için baskı araçlarına ne denli bağımlı hale geldiğini göstermiştir.

2021 Seçimleri ve Sonrası: Reformun Sınırları

Tishreen baskısıyla gidilen 2021 erken seçimleri, seçim yasasında yapılan kısmi reformlar sayesinde Emtidad gibi protesto kökenli hareketlerin parlamentoya girmesini sağlamıştır. Ancak bu başarı kalıcı olamamıştır. 2025 seçimleri öncesinde geleneksel siyasi partilerin seçim yasasını tekrar kendi lehlerine (Sainte-Laguë sistemi) değiştirmesi ve reformcu adayların çeşitli yollarla diskalifiye edilmesi, sistemin statükoyu koruma ve kurumsal esneklik gösterme eğilimini ortaya koymaktadır.” Tishreen hareketinin siyasal alanda parçalanması ve geleneksel patronaj ağlarının finansal gücü, sivil toplumun sistem içinden değişim yaratma umutlarını zayıflatmaktadır.

Sonuç: Irak Siyasetinin Geleceği ve Yapısal Krizin Yönetimi

Irak’ta 2003 sonrası inşa edilen siyasal sistemin dönüşümü, bir “geçiş dönemi” olmaktan çıkıp kronik bir “devlet krizine” dönüşmüştür. Muhasasa Taife sistemi, her ne kadar seçkinler arası çatışmayı minimize eden bir konsensüs sağlasa da, bu konsensüs devletin kurumsal kapasitesi ve toplumun refahı pahasına elde edilmektedir.

Hükümet kurma süreçlerinin her seferinde daha sancılı hale gelmesi, Federal Yüksek Mahkeme’nin siyasallaşmış kararları, Haşdi Şabi’nin devlet içindeki otonom gücü ve bölgesel aktörlerin bitmek bilmeyen rekabeti, Irak’ı yönetilebilir bir devlet olmaktan uzaklaştırmaktadır. Devletin temel gelir kaynağı olan petrolün yarattığı “rantiyer devlet” modeli, liyakatsizliği ve yolsuzluğu kurumsallaştırarak toplumsal sözleşmeyi imkansız hale getirmektedir.

Irak için çıkış yolu, sadece kağıt üzerinde kalan anayasal reformlar veya kabine değişiklikleri değil; etno-mezhepsel kotaların yerine vatandaşlık hukukunu koyan, kamu istihdamını liyakat temeline oturtan ve şiddet tekelini tek bir merkezi otoritede toplayan radikal bir “devlet restorasyonu”dur. Ancak mevcut siyasi elitlerin bu değişimden en çok zarar görecek grup olması, Irak’ın yakın gelecekte de krizler, toplumsal patlamalar ve kırılgan istikrar dönemleri arasında gidip geleceğini göstermektedir. Sistemin meşruiyet krizinin derinleştiğine dair toplumsal tepkiler artarken, yönetenlerin statükoyu koruma çabası Irak’ı bir “limbo” durumunda tutmaya devam edecektir.

.

Arya Yaren DİMİCİ
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

_________________________
KAYNAKÇA

Mansour, R. (2025). Iraq’s foreign policy: Between domestic fragmentation and the search for national sovereignty.

Cook, S. A., & Kaya, Z. (2026, February 20). The evolving Middle Eastern regional order: Türkiye-Iraq relations in context.

Barzegar, K. (2010). Balance of power in the Persian Gulf: An Iranian view. Pollack, K. M. (2007). Prospects for increased Iranian influence in Iraq.

Hasan, H. (2026, April 29). Politics in a parallel universe: Iraq’s leadership crisis and the Iran war.

Stockholm International Peace Research Institute (SIPRI). (2023). Iraq in 2023: Challenges and prospects for peace and human security.

Felbab-Brown, V., & Salloum, R. (2019). Iraq’s protest movement and the future of Iraq.

European Union Agency for Asylum (EUAA). (2024). 2.2. Popular Mobilisation Forces (PMF). In Country guidance: Iraq.

Dodge, T. (n.d.). Iraq and Muhasasa Ta’ifia; the external imposition of sectarian politics. Sectarianism, Proxies & De-sectarianisation (SEPAD).

Bobseine, H. (2022, September 15). Iraq: A crisis of elite, consensus-based politics turns deadly.

Exit mobile version