7 Ağustos 2026’da Mekke’de, Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif tarafından tarihi bir savunma anlaşması imzalandı.
“Mekke Ortak Savunma Anlaşması” adını taşıyan pakt, NATO’nun 5. maddesine benzer bir kolektif savunma ilkesi öngörüyor. Bu anlaşmaya göre üç ülkeden herhangi birine yönelik silahlı bir saldırı, tamamına yapılmış bir saldırı olarak kabul edilecek. Türkiye’nin savunma sanayii kapasitesini, Suudi Arabistan’ın finansal gücünü ve bölgesel nüfuzunu, Pakistan’ın ise nükleer caydırıcılığını bir araya getiren anlaşma, Rus basınında da geniş bir yer buldu.
Rus basınında anlaşmaya dair “İslami NATO mu kuruldu?” sorusu gündeme getirilse de bu nitelendirmenin ne ölçüde isabetli olduğu tartışmalı bir konu olarak kaldı.
Bazı haber sayfalarında Türkiye ve Pakistan’dan “askeri dev” olarak söz eden Rus medyası, Suudi Ordusundan ise göstermelik ordu olarak bahsetmiştir. Mekke Anlaşması’nın, ABD-İsrail-İran savaşının bölgede yarattığı güven bunalımının ardından imzalanmasına da dikkat çekmiştir. (1)
Genellikle uluslararası kaynaklara dayandırılarak yapılan haberlerde, anlaşmanın genel çerçevesi (imza töreni, taraflar, kolektif savunma maddesi) nötr ve teknik bir dille okuyuculara duyuruldu.
Ülkenin en önemli haber ajanslarından biri olan Rus Haber Ajansı TASS, “Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan bir ülkeye yapılan saldırıyı hepsine yapılmış sayacak” başlığıyla haberi okuyucularına duyurdu. (2)
Öte yandan Vzglyad (VZ.ru), “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan askeri ittifak kurdu” başlığı ile servis ettiği haberinde, anlaşmanın gayri resmi adının “İslami NATO” olarak vurgulamaktadır. Ayrıca İslamabad’ın, paktın diğer ülkelerini nükleer şemsiyesi altına aldığına da dikkat çekmektedir. (3)
Devlet televizyonu Rossiya’nın haber sitesi Vesti.ru ise Reuters’a dayandırdığı haberinde, “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan askeri ittifak kurdu” başlığıyla, Müslümanların en kutsal yeri Mekke’de Cuma günü yapılan anlaşmaya taraf ülkelerin askeri kapasitesine dikkat çekmiştir. (4)
Rusya’nın en büyük gazetelerinden İzvestiya ise konuyu tek bir kısa haberle duyurmak yerine, daha kapsayıcı bir şekilde ele almıştır.
Haberde, anlaşmanın 2025’te Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan ikili savunma ittifakının bir genişlemesi olduğu, üç ülkenin de farklı derecelerde İran’ı kontrol altında tutmayı hedeflediği, ancak Tahran ile gerilimin temelinde aslında nüfuz mücadelesinin (özellikle Güney Kafkasya’da) ve enerji kaynakları rekabetinin yattığı vurgulanmıştır.
İzvestiya’ya göre ittifakı mümkün kılan bir diğer ortak nokta da savunma sanayii geliştirme isteğidir: Orta Doğu ülkeleri genellikle ABD, İngiltere, Fransa veya Rusya’dan silah satın alırken, yaşanan son gerilimlerin ardından kendilerini yalnız hissetmişlerdir. Bu bağlamda son 20 yılda hızla büyüyen Türk savunma sanayisi ile büyük silah alıcısı konumundaki ama üretimi çoğunlukla yurt dışına bağımlı olan Suudi Arabistan’ın yatırım gücü birbirini tamamlayan unsurlar olarak sunulmuştur.
Habere göre uluslararası basının ittifakı şimdiden “İslami NATO” olarak nitelendirmesi erken bir yargıdır; ittifakın ileride Azerbaycan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün gibi ülkelerle genişleyebileceği, üye sayısı üçte sabit kalsa dahi bunun küresel örgütlerin gerileyen rolünün yerini savunma sanayii, ortak tatbikat, istihbarat paylaşımı ve kriz koordinasyonu etrafında şekillenen bölgesel bloklara (Avrupa’da NATO, Asya-Pasifik’te QUAD ve AUKUS örneklerinde olduğu gibi) bırakmasına yönelik küresel eğilimin bir parçası olarak okunabileceği değerlendirilmiştir. (5)
Rusya’nın önemli ekonomi gazetelerinden Kommersant, “Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye savunma ittifakı kurdu.” Başlığıyla okuyucularına duyururken, Türkiye’nin NATO’nun en büyük ikinci ordusu olma niteliğini, Pakistan’ın nükleer kapasitesini ve Suudi Arabistan’ın küresel petrol ile finansal gücünü bir araya getiren bu anlaşmayı Türkiye’nin Ocak ayından beri istediğini aktarmıştır. (6)
Bağımsız/yurt dışı merkezli mecralarda ise haber tonu benzer kalmakla birlikte, anlaşmanın somut yükümlülükler içerip içermediğine dair şüpheci bir vurgu öne çıkmıştır.
Meduza, “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan kolektif savunma anlaşması imzaladı” başlıklı haberinde, ortak açıklamada taraflara ait somut yükümlülüklerin belirtilmediğine dikkat çekmiştir.
Öte yandan, ABD ve İsrail’in İran’la savaşı ve Gazze’de yaşananların ardından artan bölgesel istikrarsızlık ortamında, bu anlaşmanın üç büyük Müslüman devlet arasındaki iş birliğini güçlendireceği vurgulanmıştır. (7)
The Moscow Times’ın Rusça servisi ise “Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Ortadoğu’da yeni bir askeri blok oluşturacak” başlığıyla, tarafların yaklaşık bir yıldır süren müzakerelerinin altını çizmiştir.
The Moscow Times’da yayınlanan haberde; Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ın toplam 1,2 milyon askeri personeli, yaklaşık 4.000 tankı ve 700’den fazla savaş uçağı bulunuyor. Üç ülkenin toplam savunma harcaması yılda 125 milyar dolara ulaşıyor. Ordularının büyüklüğü Hindistan’ınkiyle kıyaslanabilirken, askeri harcamaları açısından dünyanın en büyük askeri güçleriyle yarıştığının altı çizilmiştir. (8)
Rus basınında çıkan haberlere ek olarak bazı bölge uzmanlarından da Mekke Anlaşmasına dair değerlendirmeler, Rus basınında yer bulmuştur.
Askeri Uzman Yuri Lyamin, Vzglyad’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan’ın onlarca yıldır ABD’yi güvenliğinin başlıca garantörü olarak gördüğünü, ancak ABD-İsrail-İran savaşının Washington’a duyulan güveni sarstığını ve Riyad’ı yeni müttefikler aramaya ittiğini belirtmiştir. Lyamin’e göre anlaşma kağıt üzerinde kalabilir; asıl sınav, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki Husilerle olan mücadelesinde Türkiye ve Pakistan’ın ne ölçüde fiilen destek vereceğidir.(9)
Benzer şekilde, Rus diplomat ve Orta Doğu Uzmanı Andrey Baklanov, devlet televizyonu Rossiya 24’ün haber sitesi Vesti.ru’ya verdiği röportajda anlaşmanın dayandığı temelleri değerlendirmiştir.
Üç ülkenin bir araya gelme nedeni olarak, ABD’nin bölgeye dair talepleri karşılayamamasına dikkat çeken Baklanov, iş birliği ile üye devletlerin bölgede daha hakim bir konumda olacağını söylemiştir. (10)
Rus siyaset bilimci Ivan Mezyukho ise Lenta.ru’ya yaptığı açıklamada, yeni ittifakı “NATO alternatifi” olarak nitelendirmenin durumu fazla basitleştireceğini, bunun öncelikle Trump yönetiminin dengesiz dış politikasının ve İran’a yönelik askeri maceracılığının bölgedeki güvenlik mimarisini bozmasının bir sonucu olduğunu savunmuştur. (11)
News2.ru’daki analiz ise anlaşmanın yeni bir eksen mi yoksa yalnızca medyatik bir olay mı olduğunu sorgulayarak, tarafların rollerini; Suudi Arabistan’ın finansal kaynak ve kutsal topraklar hamiliği statüsü, Türkiye’nin savunma sanayii atılımları ve Pakistan’ın ise nükleer gücü olarak nitelendirmiştir. (12)
Mekke Anlaşması’na dair, Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’dan veya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova’dan henüz bir açıklama yapılmamış olsa da dikkat çekici bir ayrıntı olarak, anlaşmanın imzalandığı gün Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin ile Birleşik Arap Emirlikleri Cumhurbaşkanı Muhammed Bin Zayed Al Nahyan arasında bir telefon görüşmesi gerçekleşmiş ve Kremlin basın servisi açıklamasında, İran’daki ticaret gemileriyle ilgili olarak Basra Körfezi’ndeki durumun kapsamlı olarak ele alındığı belirtilmiştir. (13)
_________________
KAYNAKÇA:
1- https://vz.ru/news/2026/8/7/1440914.html
https://orientalexpress.info/articles/islamskoe-nato
2- https://tass.com/world/2170183
3- https://vz.ru/news/2026/8/7/1440914.html
4- https://www.vesti.ru/ns/turciya-saudovskaya-araviya-i-pakistan-obedinilis-v-voennyj-alyans
6- https://www.kommersant.ru/doc/8874894
9- https://vz.ru/news/2026/8/7/1440939.html
10- https://www.vesti.ru/ns/tri-strany-sozdali-blizhnevostochnoe-nato-mnenie-ehksperta

