Site icon Sahipkıran Stratejik Araştırma Merkezi – SASAM

HAZ VE HIZ ARASINDA KAYBOLAN BİR TOPLUM 

Osman GÜRESER

Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan üzücü hadiseler, sadece münferit olaylar olarak görülmemelidir. Bu hadiseler, derinlerde yatan daha büyük bir kırılmanın, bir yön kaybının ve bir değer erozyonunun işaret fişekleridir. Bugün yaşadığımız sorunları anlamak için yüzeydeki görüntüye değil, o görüntüyü oluşturan zihniyete bakmak zorundayız. 

Modern dünyanın bize dayattığı kapitalist sistem, insanı “tüketen” bir varlığa indirgemiştir. Bu sistemde haz, hayatın merkezine yerleştirilirken; hız ise hayatın ritmini belirler hale gelmiştir. Artık insanlar düşünmeden tüketmekte, sorgulamadan hareket etmekte ve sonuçlarını hesaplamadan yaşamaktadır. Oysa insan, sadece haz peşinde koşan bir varlık değildir. Ruhu, vicdanı ve sorumluluğu olan bir emanet ve yeryüzünün halifesi sıfatını taşıyan bir varlıktır. Haz ve hız arasındaki bu dengesizlik, bireyi sabırsız, tahammülsüz ve kontrolsüz bir hale getirmektedir. İşte bu kontrolsüzlük, toplumsal olaylarda kendini açıkça göstermektedir. 

Eğitim sistemimiz de bu kırılmanın bir diğer boyutudur. Bilgi aktarımına indirgenen, ahlak ve değer eğitimini geri plana atan bir anlayış, genç nesilleri eksik yetiştirmektedir. Okullar sadece akademik başarıyı hedeflerken; merhameti, sabrı, adaleti ve sorumluluğu yeterince kazandıramamaktadır. Türkiye Maarif Modeli çalışmaları her ne kadar umut verici olsa da tüm eğitim camiasının siyasi kaygıları bırakarak top yekûn bu modele inanması ve bu modeli öğrencilerin kalbine ve aklına nakşedecek uygulamalar yapması gerekir. Yoksa Böyle bir ortamda yetişen bireyler, karşılaştıkları sorunları çözmek yerine çoğu zaman şiddete başvurma eğilimi göstermektedir. 

Bir diğer önemli etken ise medya ve özellikle televizyon dizileridir. Şiddeti normalleştiren, suçu cazip gösteren ve kötülüğü sıradanlaştıran içerikler, özellikle çocuklar ve gençler üzerinde ciddi bir etki oluşturmaktadır. Ekranda gördüğünü gerçek hayata taşıyan bir nesil yetişmektedir. Rol model olarak sunulan karakterlerin çoğu, değer üretmek yerine güç, intikam ve çıkar üzerinden tanımlanmaktadır. Bu da toplumsal yapının zeminini zayıflatmaktadır. 

Ancak tüm bu sorunların temelinde daha büyük bir kopuş yatmaktadır: Nebevi metottan uzaklaşma… Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) hayatında gördüğümüz denge, merhamet, sabır ve hikmet merkezli yaklaşım; bugün yerini aceleye, öfkeye ve ölçüsüzlüğe bırakmıştır. Oysa Nebevi metot, insanı inşa eden bir yol haritasıdır. Ahlakı merkeze alır, bireyi olgunlaştırır ve toplumu huzura kavuşturur. 

Kur’an’ın hükümlerinden uzaklaşmak da bu sürecin en kritik noktalarından biridir. Kur’an sadece okunmak için değil, yaşanmak için indirilmiştir. Hayatın her alanına rehberlik eden ilahi ölçüler terk edildiğinde, insan kendi nefsinin ve sistemlerin esiri haline gelir. Adaletin yerini güç, merhametin yerini çıkar, sabrın yerini öfke alır. 

Bugün yaşanan olaylar bize açık bir gerçeği hatırlatmaktadır: Eğer bir toplum, değerlerinden koparsa; haz ve hızın esiri olursa; eğitimde ahlakı ihmal eder ve maneviyattan uzaklaşırsa, sonuç kaçınılmaz olarak toplumsal çözülme olur. 

Çözüm ise bellidir. Yeniden dengeyi kurmak, haz ile sorumluluğu; hız ile hikmeti buluşturmak zorundayız. Eğitimde ahlakı merkeze almalı, medyada sorumluluk bilincini artırmalı ve en önemlisi Kur’an’ın rehberliğine ve Nebevi metoda yeniden sarılmalıyız. 

Unutulmamalıdır ki; bir toplumun gerçek gücü, sahip olduğu teknolojide ya da zenginlikte değil, taşıdığı ahlakta ve yaşadığı değerlerde gizlidir.  

Sizlere konu ile ilgili okumanızı tavsiye ettiğim faydalı iki link bırakıyorum; 

-Mehmet Emin Efe’nin Eğitimde Nebevi Metod adlı makalesi: 

https://share.google/c86clxWZyg6cFYxSH

-Ve yine Sahipkıran Stratejik Araştırma Merkezi’nin Akran Zorbalığı ve Suça Sürüklenen Çocuklar adlı çalıştay sonuç raporu:

https://www.sahipkiran.org.tr/wp-content/uploads/2025/12/SASAM-AFYONKARAHISAR-CALISTAY-RAPORU-1.pdf

.

Osman GÜRESER

Exit mobile version