Twitter Facebook Linkedin Youtube

KOLEKTİF GÜVENLİK ANTLAŞMASI ÖRGÜTÜ’NE (KGAÖ) ÜYELİK NE VAAD EDİYOR?

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen ardından Rusya eski SSCB’ye dahil olan Avrasya coğrafi mekanına yeni güçlerin dahil olmasını önlemek amacıyla bazı eski Sovyet cumhuriyetlerinin katılımı ile “Kolektif Tehlikesizlik Antlaşması” adlı askeri yapılanmayı kurarak ve günümüzde de üyelik dışında gözlemci statüsü ile diğer devletleri de buraya dahil ederek Güney Kafkasya ve Kara Deniz Havzası bölge ülkelerini NATO ve Batı’nın etkisinden uzaklaştırmaya çalışmaktadır.
İlk ortaya çıktığında üye ülkelerin güvenliği ve bölgesel barışı temin etmek amacıyla kurulduğu ifade edilen Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) bu amaçları temin edecek bir teşkilatı yapısına ve hukuki statüye sahip olamamasından dolayı daha faaliyet başlamadan imaj düşüklüğü ile karşı karşıya kalmıştır. Bu başarısız girişimi yeniden aktif etmek amacıyla 7 Ekim 2003 tarihinde Rusya, Beyaz Rusya, Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan devlet başkanları Kolektif Güvenlik Antlaşması’nın Kolektif Güvenlik Teşkilatı’na dönüştürülmesi ve “tek bir güvenlik kuvveti” kurulması hakkında antlaşma imzalamışlardır.
Ancak “tek bir güvenlik kuvveti” mottosu Rusya başta olmak üzere teşkilata dâhil olan diğer ülkelerin birbirileriyle olan medcezirli ilişkileri bakımından çokta gerçekçi değildir. Örneğin teşkilata üye olan ülkeler arasındaki gerçek dostluk ilişkileri, askeri çıkarların eşitliği ve ortak teminatın sağlanması gibi hususlarda ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Ayrıca bu örgüte üye olan ülkelerin birbirilerine karşı olan toprak iddiaları da örgütün etkililiğini ve güvenirliğini şüphe altına almaktadır. Örneğin Rusya ile Beyaz Rusya arasındaki ilişkiler ciddi askeri-geo-stratejik ilişki olmaktan çok uzaktır. Ayrıca Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan arasındaki tartışmalı çeşitli etnik sorunlar ve 29 Nisan 2021’da Tacikistan ve Kırgızistan arasındaki sınır sorununa ilişkin Rusya’nın Tacikistan’a yönelik yanlı tutumu ve daha sorun bitmeden 9 Mayıs Zafer Günü münasebetiyle Putin’in eski SSCB ülkelerinden sadece Tacikistan devlet başkanını Rusya’ya davet etmesi üye ülkelerin eşit haklarını şüphe altına almaktadır. Bu özellikleriyle KGAÖ daha çok yöneten ve yönetilen sınıfını koordine eden bir yapıya benziyor.


KGAÖ yönelik Gürcistan’ın tutumu ise daha net olmuştur. Gürcistan bu örgüte üye olmak istemediğini defalarla beyan etmiş, hatta kendi ülkesinden Rusya askeri üstlerinin çıkartılması talebini ileri sürmüş ve bunu başarmıştır.
Özbekistan’ın eski Cumhurbaşkanı İslam Kerimov ise, Aralık 2010’da Moskova’da gerçekleştirilen KGAÖ toplantısında Moskova’nın örgütün tüzüğünde “operatif toplu müdahale”ye imkan sağlayacak bazı değişikliklerin yapılmasına yönelik tutumunu eleştirerek, KGAÖ’nün esas görevinin Bağımsız Devletler Topluluğu ve KGAÖ’ ye üye olan ülkelerde mevcut olan devletlerarası ve ülke içi sorunları ve çatışmaları çözmek değil, üye ülkeleri dış tehlikelerden korumaktan ibaret olduğunu ifade etmiştir.


Kanaatimizce Rusya’nın KGAÖ ‘ü NATO benzeri bir kuruluşa çevirme isteğindeki en temel sebep, bölgeyi tek bir askeri-strateji teşkilatla bağımlı hale getirmek ve böylece bölge de gerçekleşecek bir sıra askeri, stratejik ve siyasi olayları kendi denetimi altında tutma amacıdır. Bununla birlikte KGAÖ, NATO benzeri bir örgüt olabilme kapasitesinden çok uzaktır. Zira KGAÖ’ e dâhil olan ülkelerin askeri gücünün çok etkisiz ve zayıf olması, askeri-geo-stratejik çıkarlarının birbirinden çok farklı olması ve aynı pencerede farklı ideolojik bakış açılarının olması NATO’nun sahip olduğu kolektif hareket etme kapasitesini sağlayan temel ideolojiden KGAÖ’ nun çok uzak olduğunu göstermektedir.

Azerbaycan bakımından ise, Azerbaycan KGAÖ ‘ü kuran Antlaşmayı 24 Eylül 1993 tarihide imzalamış ancak örgüte üye olmamıştır. 1999 yılında ise tamamen bu Örgütten ayrılmıştır. Son zamanlarda ise Azerbaycan’ın da bu teşkilatta yeniden “katılımcı” statüsünde yer alabileceğine yönelik iddialar dolaşmaktadır. Bu bir spekülasyon da olabilir, gerçekte. Eğer gerçekse, Bakü’nün KGAÖ’e katılma isteği kanaatimizce Karabağ’a yönelik yeniden alevlenen “statü” meselesiyle yakından ilişkilidir. Diğer bir ifadeyle Bakü Moskova’nın lehine taviz vererek ve neticede KGAÖ’e dâhil olarak “statü” sorunu yine Moskova vasıtasıyla tamamıyla ortadan kaldırabileceğini düşünmüş olabilir. Ancak bizim için belirleyici husus, yukarıda örnekleriyle açıkladığımız bu kusurlu Örgüt’ün Azerbaycan’a ne vaat edebileceği meselesidir. Moskova daha 2004 yılında Astana’da Bağımsız Devletler Birliği toplantısında Bakü’ye KGAÖ’a üye olma teklifinde bulunmuştur. Bakü ise Ermenistan ile Azerbaycan arasında Dağlık Karabağ sorunu halledilmeyinceye kadar ve Azerbaycan’ın toprak bütünlüğün yeniden temin edilmeyinceye kadar kendisinin bölgesel güvenlik meseleleriyle ilgili tutumunda herhangi bir değişikliğe gitmeye, herhangi bir askeri teşkilata dâhil olmaya hiçbir gerekçe olmadığını ifade ederek, KGAÖ’e dâhil olmaktan imtina etmiştir. Kanaatimizce bugünde “Karabağ Sorunu” sorun olmaktan tam olarak çıkmamıştır. Şöyle ki Azerbaycan II. Karabağ Savaşı’yla birlikte topraklarının büyük bir çoğunluğunu işgalden kurtarmıştır. Ancak Dağlık Karabağ’ın statüsüne ilişkin baskılar hala aynı hızda devam etmektedir. Bu durumda KGAÖ’e sadece katılımcı statüsünde dâhil olmak Karabağ’ın statüsü meselesi sorununu ortadan kaldırmayacaktır. Ayrıca KGAÖ’ü kuran Antlaşmaya göre, teşkilata üye olan ülkeler, birbirilerine karşı olan askeri birliklere girmeyeceklerdir. Bu durumda kendisine sadece “katılımcı” statüsü vadeliden Azerbaycan bu güvenceden de yoksun olacaktır.


Yine KGAÖ Antlaşması’nın 2. ve 4. Maddelerine göre, bir ya da birkaç üye ülkenin güvenliği, toprak bütünlüğü ve bağımsızlığı herhangi bir tehdide maruz kaldığı durumlarda, tehdidin ortadan kaldırılması için ortak danışma mekanizması faaliyete geçirilecektir.
Yine bu Antlaşama’ya göre, üye ülkelerden herhangi birine karşı yapılacak askeri saldırı durumunda, diğer üye ülkelerin hepsi, başta askeri olmak üzere söz konusu ülkeye gereken yardımı sağlayacaktır, ayrıca BM Antlaşması’nın 51. Maddesine uygun olarak, kolektif savunma hakkının sağlanması için denetimlerinde bulunan araçlardan yararlanarak, destek vereceklerdir. Antlaşma hükümlerinden de görüldüğü üzere Örgüt’ten aktif faaliyet içerisinde fayda sağlanabilmesi için üyelik şartı olmazsa olmazdır.


KGAÖ bakımından ifade edilmesi gereken en önemli husus KGAÖ’nün NATO sistemine üye olan ülkeler gibi güçlü askeri ve ekonomik üyeliklerle temsil olunmaması ve envanterinde olan askeri teçhizatın yeterli nitelikten yoksun olmasıdır. II. Karabağ Savaşı’ndan örnek verecek olursak, Azerbaycan savaştan önceki son yıllarında hem ordusunu hem de silahlarını NATO’nun en güçlü ikinci ordusu olarak addedilen Türk Askeri sistemine göre dizayn etmiştir. Bununla birlikte KGAÖ üyesi Ermenistan ise hem ordusunu hem de envanterinde olan silahlarını Rus sistemine göre tasarlamıştır.
II. Karabağ Savaşı’nda Azerbaycan, Türkiye’den ithal ettiği İHA (insansız hava aracı) ve SİHA’lar (silahlı insansız hava aracı) vasıtasıyla Ermenistan’ın, Rusya’dan ithal ettiği hava savunma sistemleri de dahil olmak üzere 300’den fazla silahlını ve çok sayıda ordu birliğini yok etmiştir. Ermenilerin 30 yılı aşkın bir süredir kurdukları savunma sistemleri ordusunun ve envanterinde olan silahların modern askeri teçhizat yapısından yoksun olmalarından dolayı 44 günlük kısa bir süre de yok edildi. Dolayısıyla Rusya’nın NATO’ya alternatif olarak kurduğu KGAÖ, NATO’nun yukarıda açıkladığımız nedenlerden dolayı sahip olduğu tüm özelliklerden neredeyse yoksundur.


Azerbaycan bakımından ifade edilmesi gereken belirleyici unsur 15 Haziran 2021’de Türkiye ve Azerbaycan devlet başkanları arasında imzalanan “Şuşa Beyannamesi”dir. Şuşa Beyannamesi NATO Antlaşması’nın 4. ve 5.maddelerine benzer bir düzenleme yaparak, taraflardan (Azerbaycan ve Türkiye) herhangi birinin toprak bütünlüğüne ve egemenliğine yönelik bir tehdit ya da saldırı olması halinde birlikte hareket etmeyi taahhüt etmektedir. Yine bu Beyanname’de, iki ülkenin silahlı kuvvetlerinin çağdaş standartlara uygun olarak yeniden şekillendirilmesi ve modernleştirilmesi yönünde birlikle hareket edecekleri düzenlenmiştir. Yine bu Beyannameye esasen, Azerbaycan ve Türkiye diğer dost devletlerin orduları ile birlikte askeri eğitim programları ve tatbikatlarının gerçekleştirilmesini destekleyeceklerdir. Bu son hüküm ileride herhangi bir askeri örgüte gerek duyulmaksızın Türkiye ve Azerbaycan’ın diğer dost devletlerin katılımıyla birlikte yeni bir askeri ittifakın temelini koyabileceklerine yönelik bir zemin hazırlar niteliktedir.

Mehmet İSMAİLOV – ASBÜ Uluslararası Hukuk Doktorantı

Yorum Ekleyebilirsiniz


%d blogcu bunu beğendi: