Twitter Facebook Linkedin Youtube

TÜRKİYE’NİN MİLLİ GÜVENLİK KONSEPTİNE YÖNELİK BİR TEORİ: MESKÛN MAHAL BİRLİKLERİ OLUŞTURULMALIDIR

GİRİŞ

Türkiye bir süredir güvenlik konseptini geliştirme eğilimdeyken bu konsepte katkıda bulunmak için oluşturulmuş bu teori mevcut gelişmelere göre her daim güncellenebilir. İkinci Dünya Savaşı öncesi modern anlamda oluşturulmuş kentlerden ve güvenlik kavramının profesyonelleşmesinden bahsetmemiz olanaklı değildir. 1940’lara kadar savunma genel olarak askeri niteliklidir ve istihbarat dahil askeri bir büro olarak görev yapmaktadır. Ancak 1941’den itibaren Amerika Birleşik Devletleri’nde psikolojik savaş uygulamasının kurumsal olarak icra edilmesi ve bu girişimlerin neticesinde ordudan bağımsız istihbarat teşkilatının oluşması ile Milli Güvenlik kavramı temellendirilmeye başlanmıştır. Soğuk Savaş’ın devam ettiği 1960’lı yıllardan itibaren Latin coğrafyasındaki gerilla faaliyetlerinin şehirlere taşınması yönünde oluşturulmuş teoriler ve uygulamalar kısa bir müddet sonra dünyaya yayılmıştır. Günümüzde devletler kırsal ve meskûn mahal bölgelerinin bütün olarak güvenliğini temin etmek durumundadırlar ancak devletlerin varlıklarını tehdit eden girişimlerin meskûn mahal bölgelerinde yoğunlaşması da yeni güvenlik çözümlemelerini beraberinde getirmiştir. Bu çalışmada öncelikle arazi ve kırsal bölgedeki piyade stratejisi incelenecek ve akabinde meskûn mahal bölgelerinin artan önemi üzerinde durulacaktır.

                    Arazi – Kırsal Savunma ve Piyade Gücü

Savunma, uygun bir arazi kesiminde mevzilenerek, ateş, engel ve yakın muharebe ile düşmanın taarruz gücünü ve azmini yok etmeyi esas alan bir muharebe şeklidir. Savunma harekâtı; ateş, engel ve tahkimata dayanır. Savunma düşmanın ateş etkisini azaltmak, kendi ateş etkimizi artırmak için tahkimat yapılır. Mevzi önüne düşmanı durdurmak veya yavaşlatmak amacıyla ateşle korunan engeller inşa edilir. Düşman savunma mevzine yaklaştıkça mevcut bütün imkânlar kullanılarak ateş altına alınır. Savunma harekâtının Mevzi Savunması ve Oynak Savunma olmak üzere başlıca iki temel uygulama şekli bulunmaktadır. Aktif Savunma ise oynak savunma içerisinde takım/manganın uygulayacağı bir tekniktir. Mevzi savunmasında, düşman taarruzlarının asıl muharebe hattı önünde kırılması, oynak savunmada, düşmanın mevzi içine çekilip karşı taarruzlarla imhası, aktif savunmada düşman taarruz gücünün mevzin derinliği içinde taarruz ve savunma muharebeleri ile eritilmesi esas alınır. Klasik piyade güçleri bu üç şekil dışında, bölüğün bir parçası olarak aşağıda belirtilen savunma türlerini icra edebilir;

  • Geri yamaç savunması
  • Çevre savunması
  • Bölge savunması
  • Direnek noktasında savunma.

Bu şekiller Türk Piyade, Hava İndirme Piyade ve Komando Birlikleri Talimnamesi’nde ayrıntılı olarak ele alınır.

Savunma harekâtında ise aktif ve taaruzi bir anlayışla sevk ve idare edilir.

  • Savunmada düşman, mümkün olduğu kadar ileriden ateş altına alınır.
  • Komutanlar düşmanın taarruz yer ve zamanını tespit ettikleri anda savunmada inisiyatifi ele alırlar ve dikkatli planlama, hazırlık, koordinasyon ve prova ile inisiyatifi ellerinde tutarlar.
  • Komutanlar, kıta sevk ve idare usulünü kullanarak bir harekâta hazırlanmak için gerekli adımların atılmasını sağlar. Vazife, düşman, arazi, mevcut kuvvetler ve zaman faktörlerini ele alarak en iyi hareket tarzını belirlerler.
  • Komutanlar, düşmanın nasıl savaştığını bilmek bu bilgilerin ışığında araziyi incelemek, gözetleme postalarıyla muhtemel yaklaşma istikametlerini kontrol altında tutmak ve etkili keşif kollarından bilgiler almak suretiyle düşmanı tanır ve keşfederler.
  • Taktik engeller ile ateş gücü birleştirilerek düşman taarruzları durdurulur ve bozulur.
  • Taarruz halindeki düşmanın komuta ve kontrol düzeni bozulur.
  • Düşmanın zayıf noktası yakalanır ve ateş ve manevrayla taarruza geçilir.
  • Düşmanın ihtiyat birliklerine karşı savunmaya geçebilmek için çok süratli bir biçimde yeniden tertiplenmelidir.[1]

Arazi koşullarında talimnameler her ülkede farklılık göstermelerine rağmen genel olarak piyade güçlerinin savunma biçimleri bu eksende şekillenmektedir. Teknolojik olanakların ordulara entegresi, ordu personelinin kuvvet uygulama ve başarı parametrelerini yükseltmiştir. Ancak arazi ve kırsal koşullarda piyade güçlerinin varlığı da en az teknoloji kadar önemli durmaktadır.

                  Meskûn Mahal ve Yeni Savunma Biçimleri

 Meskûn mahal savunma biçimleri ise klasik piyadelerin inisiyatifinden daha çeşitli kuvvetlerin ve müdafaa prensiplerinin belirlenmesini gerektirmektedir. Kentleşmenin yüksek yoğunluklu olduğu yerlerin güvenliği her zaman ülke güvenliğini daha büyük oranda etkiler. Sosyal ve iktisadi hayatın genişliği, psikolojik kırılganlık, büyük kamu kurumları, şirketler, üniversiteler ve dijital alt yapı olanaklarının inşaları metropolleri ve meskûn mahalleri asayiş profesyonelliği bakımından öne çıkartmaktadır. Çağdaş toplumlarda asıl önemli yerlerin büyük yerleşim merkezleri olduğu, endüstri, zenginlik ve gücün birkaç büyük şehirde toplandığı ülkelerde, diğer yerlerde ortaya çıkan ayaklanma ve terörist hareketlerin merkezi yönetim için çoğu zaman önemli bir tehlike teşkil etmediği görülmüştür. Böyle bir durumla karşılaşan ülkelerde yöneticilerin endüstri merkezlerinde hakimiyeti ellerinde tuttuktan sonra diğer yerlerdeki olayları bastırmak üzere büyük miktarlarda kuvvet göndererek rahatlıkla teröristlerin üstesinden gelebileceği anlaşılmıştır.[2] Bu yeni savunma/güvenlik biçimi değişik ülkelerde farklı tatbikatları, güvenlik birimlerini ve müdafaa hususlarını beraberinde getirmiştir.

  • Fransa Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzeydoğu Fransa’da Sissonne bölgesinde oldukça büyük Kentsel Savaş Merkezi bulunmaktadır.
  • İspanya Silahlı Kuvvetleri’nin tarihi şehirlerinden birisi olan Toledo’da bulunan Piyade Okulunda İspanyol mimarisine uygun olarak inşa edilmiş tesis mevcuttur.
  • Portekiz Silahlı Kuvvetleri’nin başkentleri Lizbon’da bulunan Piyade Okulunda kentsel eğitim tesisleri vardır.
  • Danimarka Silahlı Kuvvetleri’nin Brikby de kentsel eğitim tesisleri bulunmaktadır.[3]

Olağanüstü olaylarda meskûn mahal bölgelerinde, huzur, asayiş, genel güvenlik ve kamusal hizmetin devam etmesini sağlamak için ek tedbirler alınmaktadır ve bu tedbirler içerisinde askeri kuvvetlerden faydalanma seçeneği de yer almaktadır. ABD’nin ve Avrupa Birliğinden bazı ülkeler yakın zaman öncesinde meskûn mahallerde askeri kuvvetleri görevlendirmişlerdir. ABD’de, George Floyd’un öldürülmesi üzerine başlayan olaylarda toplumsal kargaşayı önlemek için 62000 Ulusal Muhafız görevlendirilmişti.[4] 6 Ocak 2020 tarihinde dönemin ABD Başkanı Donald Trump’ın gerçekleştirdiği mitin sonrasında ise kendisine gönül veren kitleyi savaşmaya davet etmesi üzerine taraftarları Washington DC’de bulunan Kongre binasını kuşatma ve yağmalama girişimini başlatmışlardı. Kongre Polisinin yetersiz kalması üzerine DC’ye 6200 Ulusal Muhafız sevk edilmiştir.[5] Ancak toplumsal olayları bastırabilmek için görevlendirilen Ulusal Muhafızlar, eyalet valilerinin çağırısıyla görev üstlenmektedirler. Fakat burada önemli bir ayrıntı iç güvenliğe katkıda bulunmak için görevlendirilen muhafızların valilere bağlı olması ve Amerikan Savunma Bakanlığı/Pentagon ile ilişkisinin bulunmamasıdır. Bu durum Amerikan Anayasasında belirtilmiştir ve askerin iç güvenlik temininde değerlendirilmesi yasaklanmıştır.

Dünya’nın 2020 yılının başından itibaren karşılaştığı Covid 19 (Koronavirüs) pandemisinde hükümetlerin çeşitli yasaklar uygulamak istemesi üzerine yasakların denetlenmesi ve kargaşanın önlenebilmesi için çeşitli Avrupa ülkelerinde meskûn mahallerde ordu birlikleri göreve davet edilmiştir. Bu durum virüsün ikinci dalgası olarak adlandırılan süreçte de devam etmiştir.[6] Ancak ABD ve AB ülkeleri küçük veya orta çaplı da olsa sokak eylemleri ve düşük yoğunluklu çatışmalara alışkın değildir ve askerlere başvurulması bu durumun temel açıklamasıdır.

Türkiye 1984 yılından beri terör örgütü PKK ile mücadele etmektedir ve öncelikle kırsalda gayrı nizami harp yeteneğini özellikle Jandarma ve Polis Özel Harekât birliklerince kazanmıştır. Anarşi, ayaklanma, terör eylemlerinin ise meskûn mahal bölgelerine yayılmasında güvenlik güçleri müdahale durumunda kendilerini güncelleyebilmişler ve toplumsal soğukkanlılık zamanında temin edilebilmiştir. Türkiye’de yakın tarihte toplumsal olaylara müdahale edebilmek ve meskûn mahal güvenliğini sağlayabilmek için Emniyet ve Asayiş Yardımlaşma Protokolü imzalanmıştı ancak protokol güvenlikten ziyade siyasi tartışmaların gündeminde bulunmuştur.

Emniyet-Asayiş-Yardımlaşma/ EMASYA, Erbakan hükümetinin Haziran 1997’de askerlerce istifaya zorlanmasının ardından 28 Şubat sürecinde kurulan hükümet döneminde İçişleri Bakanlığı ile Genelkurmay arasında 7 Temmuz 1997’de imzalanmış, 27 Mayıs darbesinden itibaren yetkileri dışında fiilen faaliyette bulunan askeri birlikler böylece yasallaşmıştı. Bu protokolün önemli hükmü 9. Madde idi:

EMASYA komutanlıkları, aynen bir sıkıyönetimde olduğu gibi, mülki amirin daveti olmaksızın toplumsal olaylara doğrudan müdahale hakkına sahip kılınmıştı. Protokol’ün kanuna ve hukuka aykırı olduğu ilk defa, Bülent Ecevit’in başkanlığı döneminde 25 Nisan 2002’de toplanan Mülki İdare Şûrasında saptandı: 5442 sayılı İller İdaresi Kanunu Madde 11/D[7] ile çatışıyordu. Getirdiği hükümlerle, mülki idare amirinin takdir yetkisini ve hareket serbestisini kısıtlıyor, onu askere bilgi vermekle yükümlü kılıyordu. Asayiş Harekât Merkezi ve Müşterek İstihbarat Merkezleri şeklinde sürekli örgütlenmelere gidilmesi, başta 5442 sayılı yasa olmaz üzere, iç güvenliği düzenleyen tüm yasalara aykırıydı. Fakat, o tarihte sivil iktidar askeri vesayet karşısında çok zayıf olduğu için, bu saptamanın ötesine geçilemedi. EMASYA, Mart 2006’da hazırlanan TBMM Şemdinli Araştırma Komisyonu raporunda ağır biçimde tenkit edildi ve AB İlerleme Raporlarında da her yıl yer aldı. Protokol kâğıt üzerinde de kalmamıştı. 19 Aralık 2000’de, 30 tutuklu ve mahkûmun hayatını kaybettiği Hayata Dönüş operasyonunda kullanıldı. 2011’de ulaşılan Jandarma belgelerinde bu operasyonun adı Tufan olarak geçmekteydi ve hazırlıkların yapılması için emri Jandarma Genel Komutanlığı 1 Ekim 2000’de vermişti. Operasyonda görevli subaylardan E. Binbaşı Zeki Bingöl Bayrampaşa Cezaevi Gerçeği adlı kitabında atılan yuvarlık lastik topa benzeyen gaz bombalarının EMASYA 66.Tugay Komutanı tarafından getirildiğini yazdı.[8] Neticede tartışmaların odağındaki EMASYA yürürlükten kaldırılmıştır.[9]

Protokol’ün kaldırılmasından sonra basında, sivil bürokrasinin nasıl bir zihniyet içinde olmaya devam ettiğini göstermesi açısından ilginç bir haber görüldü: Erzurum Valisi, jandarmaya gönderdiği 15 Mart 2011 tarihli cevabi yazıyla, kaldırılmış bulunan EMASYA protokolünü ”İlgi” diye göstererek, jandarmanın polis bölgesinde istihbarat faaliyeti yapmasına izin vermişti. Bu türden bir duruma, Nisan 2012’de Trabzon’da da rastlanacaktır.[10]

Türkiye’de 2013-2016 sürecinde terör eylemleri, şehir savaşları adıyla meskûn mahale taşınmıştır ve geniş çaplı protestolar/gösteriler de yaşanmıştır.

  • 2013 yılında gerçekleşen Gezi olayları yakın tarihteki en geniş sivil itaatsizlik eylemi olarak başlamıştır ve eylemler uzadıkça içerisindeki unsurların şiddet ve yağma vakaları gözlenmiştir. Buna rağmen polis, jandarma takviyesi dahi olmadan olayları bastırabilmiştir.
  • 2015 yılının Temmuz ayında başlayan terör ayaklanması tam olarak meskûn mahal denilebilecek bölgelerde yaşanmıştır. Teröristlerin kazdıkları hendekler sebebiyle, güvenlik güçlerinin müdahaleleri, Hendek Operasyonları olarak adlandırılmış, stratejik güvenlik planlamasında jandarma ve polis ekipleri yer almıştır. Teröristler, sivilleri canlı kalkan yapmışlar, evler aralarında ikmâl amaçlı koridorlar kazmışlar, cansız mankenlere terörist kıyafetleri giydirerek güvenlik güçlerinin dikkatlerini dağıtmak istemişlerdir.
  • 2016 yılının Ocak ayından itibaren ise ağırlıklı olarak meskûn mahal bölgelerini hedef alan terör saldırıları düzenlenmiştir:
  • 12 Ocak IŞİD’in Sultanahmet’te canlı bomba saldırısında 11 şehit, 17 yaralı
  • 14 Ocak PKK, Diyarbakır Emniyet lojmanları saldırında 6 şehit, 39 yaralı
  • 17 Şubat Ankara Kava Kuvvetleri Komutanlığı önünde bombalı saldırıda 29 şehit, 61 yaralı
  • 13 Mart Ankara Güvenpark bombalı saldırıda 37 şehit, 125 yaralı
  • 19 Mart İstiklâl Caddesi DEAŞ canlı bomba saldırısında 4 şehit, 37 yaralı
  • 31 Mart Diyarbakır Bağlar ilçesinde polis servis aracına saldırı 8 şehit, 12 yaralı
  • 27 Nisan Ulu Camii mevkiine terör örgütü TAK’ın bombalı saldırısında 16 yaralı
  • 12 Mayıs Diyarbakır saldırısında 16 şehit
  • 7 Haziran İstanbul Vezneciler saldırısında 18 şehit, 36 yaralı
  • 28 Haziran İstanbul Atatürk Havalimanı canlı bomba saldırısında 44 şehit, 237 yaralı

Görüldüğü üzere meskûn mahal bölgelerini hedef alan terör saldırılarında güvenlik güçleri ve siviller zarar görmüşlerdir ve bu saldırı eşiklerinin yükseldiği dönemde konvansiyonel bir silahlı girişim olan 15 Temmuz 2016 askeri darbe girişimi yaşanmıştır. Meskûn Mahal saldırıları bu bakımdan darbe girişimine de zemin hazırlamıştır. Ancak bu saldırılar genel olarak bombalı terör faaliyetlerini içermektedir. Meskûn mahal güvenliği ilerleyen dönemde daha çeşitlenecektir.

Güvenlik Teorisi: Meskûn Mahal Eğitim ve Koordinasyon Merkezleri ve Meskûn Mahal Birlikleri

 Meskûn Mahal ve silahlı kuvvetler arasındaki ilişki ise Türkiye’nin yapısına göre düzenlenmelidir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin darbe girişimlerine meşruiyet kazandırdığı gerekçesiyle vatanı içten ve dıştan korumakla ilgili olan 35. Madde değiştirilmiştir dış güvenlik endeksli bir zihniyetin oluşması istenmiştir. Türk Silahlı Kuvvetlerinin, iç güvenlik ile ilgili olacak bazı görevleri ise şu biçimde sıralanabilir:

    1. 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/D Maddesi ile valilerin, “ilde çıkabilecek veya çıkan olayların, emrindeki kuvvetlerle önlenmesini mümkün görmedikleri veya önleyemedikleri; aldıkları tedbirlerin bu kuvvetlerle uygulanmasını mümkün görmedikleri veya uygulayamadıkları takdirde, diğer illerin kolluk kuvvetleriyle bu iş için tahsis edilen diğer kuvvetlerden yararlanmak amacıyla, İçişleri Bakanlığından ve gerekirse Kara Kuvvetleri Komutanlığının sınır birlikleri dahil olmak üzere en yakın kara, deniz ve hava birlik komutanlığından mümkün olan en hızlı vasıtalar ile müracaat ederek” yardım talebinde bulunmaları halinde kamu düzenini bozan her türlü toplumsal olayın engellenmesi maksadıyla kolluk güçlerine destek olmakta,
    2. 5442 Sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 11/J Maddesi ile “Genel kolluk kuvvetlerinin imkân ve kabiliyetlerini aşan durumlarda terörle mücadele için gerekli olması veya terör eylemlerinin kamu düzenini ciddi şekilde bozması hâlinde, İçişleri Bakanlığının teklifi üzerine Cumhurbaşkanı kararıyla” Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevlendirilmesi durumunda, 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda belirtilen yetkiler ile kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlamada sahip olduğu yetkileri kullanarak verilen görevleri yerine getirmekte,
    3. Benzer şekilde, “Memleketin umumi emniyet ve asayiş işlerinden” sorumlu İçişleri Bakanı’nın, “bu işleri, kendi kanunları dairesinde hareket eden Emniyet Umum Müdürlüğü ile Umum Jandarma Komutanlığı ve icabında diğer bütün zabıta teşkilatı vasıtası ile ifa” edeceği ve “lüzum halinde Cumhurbaşkanı kararı ile ordu kuvvetlerinden” istifade edeceğine yönelik 3201 Sayılı Emniyet Teşkilatı Kanunu’nun 1’inci maddesi uyarınca, “umumi emniyet ve asayiş işlerinde” kolluk güçlerine destek sağlamakta,
    4. “Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması veya şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması” nedeniyle ilan edilen olağanüstü hal üzerine, 2935 Sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun 21 ve 22’nci Maddeleri uyarınca valilerin “askerî birliklerden yardım istemesi halinde”, yardım istenen askerî birlikler “Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda belirtilen yetkiler ile kolluk kuvvetlerinin genel güvenliği sağlamada sahip olduğu yetkileri kullanarak” olayların önlenmesinde kolluk güçlerine destek olmakta,
    5. Yer sarsıntısı, yangın, su basması, yer kayması, kaya düşmesi, çığ ve benzeri tabii afetlere 211 Sayılı İç Hizmet Kanunu Md.112 ve 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun Md.7 çerçevesinde yapılan yardımlara destek vermekte,
    6. 3497 Sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun Md.2 uyarınca kara sınırlarını korumak ve güvenliğini sağlamaktadır.[11]

Türkiye özelinde tasarlanan Meskûn Mahal Birlikleri teorisi, TSK’nin toplumsal şiddeti en yüksek olaylarda bile kullanılmadan kolluğun yetersiz kalması durumunda devreye girecek mekanizmayı tarif etmektedir. Ayrıca tehlike artık yalnızca terör ve ayaklanmalar ile sınırlı değildir.

Artık terör eylemi, düşük yoğunluklu çatışma, yeni nesil hibrit savaşlar, olağanüstü afetlerin meskûn mahal bölgelerine yayılmaları ülkelerin güvenlik bütünlüklerini büyük oranlarda tehdit etmektedir. İktisadi ve kültürel hareketliliğin ağırlıklı olarak büyük şehirlerde bulunmaları, bu şehirlerin zarar görmeleri ya da komşu illerle bağlantılarının kesilmeleri durumunda en ücra kırsal bölgelere kadar merkezden çevreye doğru akışı gerçekleşen etki oranına sahiptir. Bu nedenle Meskûn Mahal Eğitim ve Koordinasyon Merkezlerinin kurulmaları suretiyle, Meskûn Mahal Birliklerinin oluşturulması yöntemi belirlenmelidir.

  • Meskûn Mahal Eğitim ve Koordinasyon Merkezleri bünyelerinde güvenlik güçleri (silahlı kuvvetler-jandarma-polis), psikolog-psikiyatr, sağlık personeli, AFAD gibi kurum personelleri görevlendirilmelidir. Ancak meskûn mahal dahilinde görevlendirilecek personelden asker kişilerin, o görevle ilgili tabi olacakları yasa, askeri kanunlar olmamalı ve Genelkurmay-Milli Savunma Bakanlığı ile görevleri ile ilgili olarak aralarında komuta zinciri bulunmamalıdır.
  • Meskûn Mahal Birlikleri’nde görev alacak personel arasında Rıza Uzmanı/Kanaat Önderi-Eşik Bekçisi amaçlarına haiz kişilerin bulunması çok önemlidir. Çünkü birlik oluşturulduğu zaman toplumun bazı kesimlerinde eleştirilere maruz kalmak suretiyle yeni model kontrgerilla olarak adlandırılacak hatta özel şahıs ordusu olarak lanse edilmeye çalışılacaktır. Bu durumda karşı algıların üretilmeleri önemlidir. Meskûn Mahal savunmasının özel ihtisas alanına sahip olduğu gerekçesiyle özel eğitim usullerinden geçmiş personelin belirli koşullarda görevlendirilmesi gerektiği amacı topluma izah edilerek anlatılmalıdır.
  • Günümüz itibariyle meskûn mahal savunmasını dar perspektiften terör ve şiddet eylemlerine karşı strateji geliştirmek olarak yorumlayabiliriz. Ancak yakın gelecekte meskûn mahal savunması çok çeşitli mecraları kapsayacaktır. Drone saldırıları, kimyasal saldırılar, şehir şebeke sularına yönelik saldırılar, GSM operatörlerinin hedef alınması, eletirik tesislerine gerçekleştirilmesi muhtemel saldırılar, banka-finansal kuruluş-hastane gibi önemli yerlere gerçekleştirilecek elektronik saldırılar, subliminal saldırılar yeni meskûn mahal çatışma konseptlerini oluşturacaktır. Ayrıca 5G ve ötesine geçilmesi insan hayatına ‘Nesnelerin İnterneti’ kavramını getirecektir ve eşyalarında dijital sisteme entegreleri sağlanacaktır. Bu durumda akıllı şehirlerin inşa edilmeleri gündeme gelecektir. Akıllı şehirler, sensörleri, robot polisleri, sürdürülebilir enerji sistemleri, otonom taşıtları, otomatik çöp toplama sistemi ve geri dönüşüm gibi yeni deneyimleri içerecektir. Bu durumda şehirleri kilitlemek veya aksatmak hackleme ve sisteme sızılma gibi durumlarda gerçekleşeceği gibi akıllı algoritmaların inisiyatifi de insan hayatını kolaylaştırabilecek ya da zor durumda bırakacaktır. Yeni model bir şehirde darbe yapmanın da cennet oluşturmanın da neredeyse birkaç tuşla mümkün olacağı bu ortamda klasik güvenlik güçlerinin hatta sağlık personelinin toplum yararına sağlayabilecekleri fayda düşük seviyede kalacağından profesyonel bir yapılanmaya ihtiyaç bulunmaktadır.
  • Meskûn Mahal Birlikleri, salgın-doğal afet gibi durumlarda, ikmal, sığınak inşası ve sivil halkın gözetimi, ruhi teskin, konvansiyonel ve sosyal medyada yer bulacak panik verici ya da yanlış propagandalara karşı gerçek bilgilerin üretilmesi gibi durumlarla da ilgileneceklerdir.
  • Günümüzde ve gelecekte askerlerin ve dijital askerlerin iç sahada görevlendirilmesi kesin olarak engellenmelidir ve en son tedbir olarak Meskûn Mahal Birlikleri devreye sokulmalıdır. Birliklerin yetersiz kaldığı durum zaten savaş hali demektir ve bu durumda ordu konvansiyonel olarak görev yapabilecektir. Ancak bünyelerindeki kimyasal, biyolojik, radyoaktif, nükleer KBRN yeteneklerinden dolayı askeri hastaneler/GATA önemli bir mevkiye sahiptir. Günümüzde askeri cerrahinin, Sağlık Bakanlığından ayrı olarak yeniden Savunma Bakanlığı-Genelkurmay bünyesinde oluşturulması düşünülmektedir. Bu yönde bir girişim uygundur ve askerin iç olaya müdahalesi olarak değerlendirilemez. Bu yönüyle oluşturulacak askeri sağlık sistemi, Meskûn Mahal Birlikleri’ne dolaylı olarak katkıda bulunabilecektir.

Meskûn Mahal Birlikleri Eğitim, Konuş ve Yargılanma Durumları

 Meskûn Mahal Akademisi, Cumhurbaşkanlığına bağlı olarak oluşturulmalıdır. Güvenlik güçlerinden ve çeşitli sahalardan seçilen personelin oryantasyon ve eşgüdümleri üzerinde ağırlıklı durulmalıdır.

Meskûn Mahal Birlik Merkezleri belirlenen illerde bulunacaktır. Birlik, güvenlik ve işleyiş için geçici personelin bir kısmı olağanüstü durumların olmadığı her anda birliklerinde muvazzaf görevli durumunda bulunacaklardır. Meskûn Mahal Birlikleri, ağır silah ithal etme ve kullanma yetkisine sahip olmakla birlikte gerekli dijital, biyolojik, kimyasal vs çalışmaları yapabilmek için resmi olarak kurumlardan talepte bulunabilir ve bu talepler mutlaka yerine getirilmelidir.

Meskûn Mahal Birliklerine mensup olan kişiler resmi görev çağrıları bulunmadığı müddetçe bağlı oldukları kurumlarında resmi görevlerini ifa edeceklerdir ve hiçbir ayrıcalıkları bulunmayacaktır.- Meskûn Mahal Birliklerindeki daimi personel hariç- Meskûn Mahal Birlikleri’ne mensup kişilerin görevleri ile ilgili suç isnatları iç denetim bakımından müfettişler ya da adli olarak valilik onayıyla mahkemeler tarafından yürütlmelidir. Gizlilik derecesi olan olaylarla ilgili gerçekleştirdikleri görevlere yönelik sunulabilecek suç isnatları ise ‘Devlet Güvenliği’ gerekçesiyle ancak Cumhurbaşkanı onayınca, Ankara Ağır Ceza Mahkemesince ve kamuoyuna gizli olarak icra edilmelidir.

Meskûn Mahal Birlikleri/MMB dokunulmazlık ya da devlet içerisinde bir güç odağı olarak değil millete ve devlete hizmet maksadıyla oluşturulmalıdır.

Şehir-Metropol-Meskûn Mahal bölgelerinde gerekli görülmesi halinde bu birlikler Valilik görüşü, İçişleri Bakanlığı talebiyle, Cumhurbaşkanlığı onayıyla ya da direkt olarak Cumhurbaşkanı kararınca görev üstlenebileceklerdir.

Meskûn Mahal ve İstihbarat

 Meskûn Mahal Birlikleri, gerektiği durumunda kolluk kuvvetleriyle istihbarat paylaşımında bulunacaktır. Meskûn Mahal Birlikleri her ne kadar valilik-içişleri-cumhurbaşkanı[12] onayıyla görev alacak olsalar bile resmi güvenlik güçlerinin üzerinde bir konuma sahip olmamalıdırlar. İl ve ilçelerin jandarma komutanları ve emniyet amirleri o il de ve ilçeler de görev yapan Meskûn Mahal Birliklerinin amiri konumunda bulunmalıdır. Bu sebeple birlikler temin ettikleri istihbaratı kollukla paylaşmak mecburiyetinde olmalıdır. Kollukta istihbaratı bu birliklere aktarmalıdır. Ancak Meskûn Mahal Birlik amirlerinin görev yerlerinin değiştirilmeleri, görevden el çektirilmeleri ya da cezai işlem uygulanması, il ve ilçe kolluk amirinin yetkisi dahilinde bulunmamalıdır. Meskûn mahal Birlik amir ve yardımcıları vilayet valilerine bağlı olarak görev alacaklardır. Bölgelerde görev yapan Meskûn Mahal Birlik Amiri’nin talepleri teamül olarak il ve ilçe asayiş amiri tarafından dikkate alınmalı ve amirin emrindeki kolluk gücü bu yönde sevk edilmelidir. Meskûn Mahal Birlik amirlerinin talimatıyla, birliğin görev yaptığı mevkideki kolluk amirinin talimatının çelişmesi durumunda birlikler, birlik amirinin direktifini yerine getirirler. Bu durumda karşılaşılabilecek suiistimallerden birlik amirinin yanı sıra emri uygulayan birlik personeli de sorumlu olacaktır.

SONUÇ

 Meskûn Mahal savunma stratejileri yeni dünya düzeninde hükümetlerin üzerinde en çok emek harcadıkları konular aralarında yer almaktadır. Avrupa kıtasında genel olarak olağanüstü durumlarda askeri unsurların görevlendirilmesi kendi kültür ve coğrafi yapılarına uygun bir seçenektir. Türkiye’ye özgü oluşturduğumuz Meskûn Mahal Birlikleri teorisi öncelikle askeri unsurların hiçbir koşulda-savaş hali hariç- iç güvenlikte yer almaması ve kolluk kuvvetlerinin yetersiz kalmaları durumunda başvurulacak en son mercii olarak bu birliklerin görev üstlenmelerini kapsamaktadır. İkinci husus bu yeni yapının alternatif bir ordulaşma teşebbüsü durumunda bulunmadığı ve postmodern güvenlik biçimine göre şekillenen modern dünyanın gerekliliklerine, Türkiye’ye özgü birikimlerle adapte olunması gerektiğini içermektedir. Son olarak ise meskûn mahal bölgelerinin yakın gelecekte değişecek çehreleri klasik ayaklanma ve terör yöntemleriyle tehdit edilmelerinin ötesinde yeni tehdit ve tehlikeleri beraberinde getirecektir ve bu yeni tehditlere karşı toplumsal güvenliğin sağlanmasında kolluk kuruluşlarının yetersiz kalması durumunda daha özel olarak teşkilatlanmış Meskûn Mahal Birliklerinin görev üstlenmeleri, siyasal, sosyal, ekonomik istikrara olumlu derecede katkıda bulunacaktır.

[1] Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı Kara Kuvvetleri Komutanlığı Piyade Manga ve Takımı Talimnamelerine bağlı kalarak oluşturulmuştur, Kara Kuvvetleri Basımevi Müdürlüğü, 2018

[2] Haluk Karadağ ve Kadir Tamer Türkeş, DDSA’lar ve Devletin Koruma Sorumluluğu, Mehmet Akif Memmi (Ed.), Ortadoğu’da Devlet Dışı Silahlı Aktörler Terör Örgütleri Milisler Vekil Güçler, 1. Baskı, İstanbul, SETA Kitapları, Aralık 2018, s.153

[3] Suat Begeç, Meskûn Mahallerde Savaş Stratejisi, 1.Baskı, Ankara, Nobel, Kasım 2020, s.196

[4] https://www.forbes.com/sites/alexandrasternlicht/2020/06/02/over-4400-arrests-62000-national-guard-troops-deployed-george-floyd-protests-by-the-numbers/?sh=6fba10f7d4fe

[5] https://edition.cnn.com/2021/01/07/politics/national-guard-troops-deployed-dc-capitol/index.html

[6] https://www.sabah.com.tr/dunya/2020/10/24/son-dakika-avrupada-ordu-yeniden-goreve-cagrildi-corona-virus-vaka-sayisi-hizla-artiyor

[7] Valiler, il de çıkabilecek veya çıkan olayların, emrindeki kuvvetlerle önlenmesini mümkün görmedikleri veya önleyemedikleri; aldıkları tedbirlerin bu kuvvetlerle uygulanmasını mümkün görmedikleri veya uygulayamadıkları takdirde, diğer illerin kolluk kuvvetleriyle bu iş için tahsis edilen diğer kuvvetlerden yararlanmak amacıyla, İçişleri Bakanlığından ve gerekirse Kara Kuvvetleri Komutanlığının sınır birlikleri dahil olmak üzere en yakın kara, deniz ve hava birlik komutanlığından mümkün olan en hızlı vasıtalar ile müracaat ederek yardım isterler. Bu durumlarda ihtiyaç duyulan kuvvetlerin İçişleri Bakanlığından veya askeri birliklerden veya her iki makamdan talep edilmesi hususu, yardım talebinde bulunan vali tarafından takdir edilir. Valinin yaptığı yardım istemi geciktirilmeksizin yerine getirilir. Acil durumlarda bu istek sonradan yazılı şekle dönüştürülmek kaydıyla sözlü olarak yapılabilir.

[8] Baskın Oran, ”Emasya Protokolü”, Baskın Oran (ed.) Türk Dış Politikası, Kurtuluş Savaşından Bugüne Olgular, Belgeler, Yorumlar, Cilt III (2001-2012), 3. Baskı, İstanbul, İletişim Yayınları, 2017, s. 97-98

[9] EMASYA Yürürlükten Kaldırıldı, 4 Şubat 2010

[10] Oran, A.g.e, s.98

[11] https://www.tsk.tr/Sayfalar?viewName=Gorevi

[12] Bu haliyle Meskûn Mahal Birlikleri teorisi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemine uygun olarak hazırlanmıştır. Sistem revizesi ya da parlamenter sistemin yeniden uygulanması gibi olasılıklarda Meskûn Mahal Birlikleri’nin bu biçimde yetkilendirme esasında gecikme yaşanabilir. Bu durumda birliklerin askeri nitelikleri bulunmadığı için direkt valiler ya da Cumhurbaşkanı tarafından göreve davet edilmeleri durumunda sahada görev alabileceklerdir.

Onur DİKMECİ – SASAM İstanbul İl Başkanı

Onur Dikmeci Hakkında

Onur DİKMECİ: (İstanbul) 1987 İstanbul doğumludur. Haliç Üniversitesi İşletme Lisans bölümünden mezun olduktan sonra Harp Akademileri Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Yüksek Lisans programına devam etmiştir. Güvenlik, istihbarat, NATO gibi konularda çeşitli eğitim programlarına katılmış ve bu alanlarda “Beyaz Kitap” ve “Devlet Aklı” adlarıyla 2 adet kitap yayımlamıştır. Türkiye’nin ilk özel istihbarat platformu Türkiye Algı Merkezi’nin (turkiyealgimerkezi.org) kurucusu ve direktörüdür. Bireysel ve kurumsal danışmanlık görevini sürdürmektedir.

Yorum Ekleyebilirsiniz