Twitter Facebook Linkedin Youtube

DAĞLIK KARABAĞ SORUNU VE HOCALI KATLİAMI

Beril KAHRAMAN

Ermenistan’ın 1918’e kadar kendine ait bir devleti olmamıştır ve bağımsız bir devlet olarak uluslararası arenaya çıkınca, yayılmacı bir politika izlemeye başlamıştır. Ermenistan’ın genel olarak verimsiz arazilerinin olması ve “Büyük Ermenistan’ı gerçekleştirme” arzusu, onun Azerbaycan Cumhuriyeti’ne ait olan Dağlık Karabağ Bölgesi üzerinde toprak hakkı iddiasında bulunmasına neden olmuştur.

Güney Kafkasya’nın barışa yanaşmayan ve uzlaşması zor olan devleti olarak Türk Dünyasının aklına kazınan Ermenistan, Dağlık Karabağ’ı işgal etmiş ve binlerce Azerbaycan Türkünün hem katledilmesine hem de anavatanlarından göçe zorlanmasına neden olmuştur. Dünya kamuoyu ne yazık ki bu acı verici olaya yeterince ses çıkarmamıştır.

1992’de Hocalı kentinde gerçekleşen toplu katliamlar, tecavüzler ve işkenceler, uluslararası hukuk tarafından yapılan soykırım suçu tanımına uymaktadır. Dağlık Karabağ’ın stratejik Hocalı şehri, 1905-1907 ve 1917-1918 yıllarında Ermeniler tarafından tahrip edilmiştir ama varlığını sürdürebilmiştir.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca çıkarılmış olan Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması adlı sözleşmenin kabul tarihi, 09.12.1948’dir. Yürürlüğe girdiği tarih ise 12.01.1951’dir. Sözleşmenin 1. maddesine göre, sözleşmeye taraf olan devletler sözleşmede belirtilen soykırım tanımını kabul edeceklerdir. Bu taraflar, hem barış döneminde hem de savaş döneminde işlenen soykırım suçunu engellemekle ve cezalandırmakla yükümlüdürler çünkü soykırım suçu, uluslararası hukuka resmen aykırıdır.

1948 Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ndeki soykırım tanımı: “Soykırım; ırk, canlı türü, siyasal görüş, din, sosyal durum ya da başka herhangi bir ayırıcı özellikleri ile diğerlerinden ayırt edilebilen bir topluluk veya toplulukların bireylerinin, yok edicilerin çıkarları doğrultusunda, bir plan çerçevesinde ve özel bir kastla yok edilmeleri anlamına gelmektedir”şeklinde yapılmıştır.

Uluslararası Hukukun soykırım suçu kapsamında belirttiği tüm fiiller, Ermeni Taşnak Çeteleri tarafından Azerbaycan Türklerine karşı gerçekleştirilmiştir. Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre, soykırım suçu bir müstakil suç olarak nitelendirilmiştir ve soykırımın uluslararası hukuk için suç olduğu, ilk defa bu sözleşme kapsamında onaylanmıştır. Soykırım suçundan devletlerin sorumlu tutulduğu gibi, gerçek kişiler de sorumlu tutulabilmektedir. Bu noktada, eğer fail milli, ırki, etnik veya dini bir sebepten ötürü bu suçu işlemişse, hukuken özel kast olarak kabul edilir.

Ermeni çetelerinin Karabağ’da Hocalı kentini kuşatmasının temel nedeni, Hocalı’nın bölgenin stratejik açıdan en kritik kenti olmasıdır. Çarlık Rusyası Dönemi’nden beri, tarih sahnesinde Ermenilerin hep Ruslarla ortak hareket ettiği görülmektedir. Osmanlı Devleti zamanında çıkarılan Sevk ve İskân Kanunu (Tehcir, Göç Kanunu) Ermeniler tarafından soykırım olarak adlandırılırken, Ermeni Diasporası adı altında kendi yaptıkları soykırım suçunu reddetmekte ve kendilerini uluslararası toplum nezdinde temize çıkarmaya çalışmaktadırlar. Kendi işledikleri soykırım suçunu kabul etmeyen Ermenistan, bugün bizim tarihte soykırım suçu işlediğimizi öne sürmekte ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine leke sürmeye çalışmaktadır. Şüphesiz ki Ermenistan Hükümeti düşmanca tavırlarından ve politikalarından vazgeçmediği sürece, Türklerle olan sorunlarını diplomatik bir şekilde çözemez.

1918 yılında Mehmet Emin Resulzade’nin bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti’nin temelini atarken ve milli bilinci uyandırırken söylediği: “Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez” sözü, bizlere bayrağımıza, vatanımıza ve topraklarımıza ne pahasına olursa olsun sahip çıkmamız gerektiğini göstermiştir.

Amerikalı gazeteci Thomas Goltz’un yazdıklarına göre; “Hocalı kentinde Ermeni çeteleri tarafından gerçekleştirilen Hocalı Soykırımı sonucunda, cesetlerin bazıları tanınmayacak haldeydi ve bunların bir kısmının kafa derileri yüzülmüştü.” İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün ifadelerine göreyse; “Hocalı kentinde meydana gelen bu katliam, Karabağ’ın işgalinden bu yana gerçekleşen en kapsamlı sivil kırımdır.” Bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Hocalı kentinde Ermeni Taşnak Çetelerinin Azerbaycanlı sivillere yönelik, fiziksel ve psikolojik şiddet içeren etnik bir temizlik yaptığı açıkça görülmektedir.

Hocalı kentinde yaşananların sonucunda, 700 çocuk ebeveynlerini kaybetmiş, 487 kişi sakat kalmış ve 1 milyondan fazla kişinin evi yakılarak anavatanlarından kovulmuşlardır. Ermenistan Hükümeti, “Ermeni Diasporası” adı altında Azerbaycan Türklerine acımasız politikalar uygulamış ve her şeyden önce, evrensel insan haklarını büyük ölçüde ihlal etmiştir.

Kardeş ülkemiz Azerbaycan Cumhuriyeti’nin yanında olduğumuzu belirterek, onların vatanlarını korumak için verdiği mücadeleyi görüyoruz ve Azerbaycan halkı ile gurur duyuyoruz. Karabağ Azerbaycan’ın toprağıdır ve daima öyle kalacaktır. Güney Kafkasya’daki güncel durumu değerlendirecek olursak, Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti çok başarılı bir dostluk, kardeşlik politikası yürütmüş ve uluslararası barışı korumaya yönelik bir tutumda bulunmuştur. Ermenistan Hükümeti ise ateşkesi ihlal ederek, Azerbaycan’a ciddi saldırılarda bulunmuştur. Azerbaycan halkını zaferlerinden dolayı kutlar, bir daha bu derin acıları yaşamamalarını temenni ederim.

Beril KAHRAMAN – Bilkent Üniversitesi (Lisans), Hacettepe Üniversitesi (YL) Mezunu
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

Yorum Ekleyebilirsiniz