Twitter Facebook Linkedin Youtube

TOPLUMSAL DEĞİŞİM VE TEKNOLOJİK DETERMİNİZM

Cansın DEĞİRMENCİOĞLU

21.yy bir teknoloji çağı olmaya devam ederken gerek günlük hayatımızda gerekse ekonomik, siyasal, kültürel alanlarda teknolojinin iyi ya da kötü etkilerini sürekli gözlemliyoruz. Teknoloji ile değişen üretim araçlarının niteliğini ve buna bağlı olarak değişen ekonomileri, teknolojinin bir getirisi olan sosyal medya aracılığı ile şekillenen siyasal ve kültürel hayatımızın durumunu her geçen gün daha yüksek sesle tartışmaktayız. Gerçekten teknoloji, toplumları değiştirme adına etkin bir araç haline geldi mi? Bu anlamda teknoloji başat unsur mudur yoksa aslında sosyal ve ekonomik faktörler sonucu mu teknoloji doğmuştur? Kapitalist ekonomilerde ilerlemenin ve gelişmenin değişmez ölçüsü olan teknolojik birikim aynı kapitalist toplumların şekillenmesinde de yadsınamaz bir ölçüt müdür? Tüm bu sorular çerçevesinde yazımızda teknolojik gelişmelerin toplumsal değişim üzerindeki etkileri incelenerek teknolojik determinizmin varlığı tartışılacaktır.

1. Metodolojik Anlamda Teknolojik Bilgi ve Oluşumu

Teknolojik bilginin temelinde bir olayın oluş mekanizmasını açıklamak yatar. Ancak bu tek başına sadece insanın kişisel merakını gidermeye yönelik bir uğraştır. Teknolojik bilginin ortaya çıkmasında önemli olan, mevcut bilginin insanlığın kullanabileceği bir hale getirilmesi, o bilgiden nasıl yararlanabileceğinin ortaya konulmasıdır.

Suyun kaldırma kuvvetine dair ilk edinilen bilgi olan “ bir sıvı içerisine batırılan bir cisim, batırıldığı cismin yoğunluğuna bağlı olarak kendi hacmi kadar bir kuvvetle yukarı doğru itilir” bilgisi sadece olayın oluş mekanizmasını açıklamaktadır ve tek başına bir anlam ifade etmemektedir. Ancak bu bilginin işlenmesi sayesinde ve nasıl kullanılacağı bilgisinin keşfi sayesinde bugün deniz taşımacılığı gelişmiştir.

Kısacası; teknoloji genellikle bilimin üretmiş olduğu bilgilerin, insanlık tarafından kullanılabilir hale getirilmesidir.

2. Teknolojinin Tarihsel Gelişimi

Bilimin ilk tohumlarını, M.Ö. 3000 yıllarında medeniyetin pırıltılarının görüldüğü Mezopotamya uygarlığında görüyoruz. Bu nedenle bilim, ilk yolculuğuna doğu uygarlığından çıkar.

Mısır uygarlığından sonra Batıya geçen bilim, önce İyonya’ya, sonra Atina’ya, Güney İtalya’ ya gider ve yeniden İskenderiye’ye döner. Roma İmparatorluğunun çökmesi ve Ortaçağ bağnazlarının muhteşem İskenderiye Kütüphanesini yakması ile yok olmaya yüz tutan bilim, İslamiyetin doğuşu ile yeniden canlanır ve gelişir. 7. yüzyıldan 13. yüzyılın sonlarına kadar İslamiyetin himayesinde gelişen ve modern anlamda tohumları atılan bilim, yeniden Avrupa’da canlanmaya başlar.

Çinliler kâğıdı, barutu, pusulayı, baskı tekniğini ve abaküsü (ilk basit hesap makinası) bulurlar. M.Ö.246 yılında Çin İmparatoru ÇüHuang-ti, ulusal birliğin sağlanması için tüm kitapların yakılması gerektiğini söyler ve meydanlarda toplattığı tüm kitapları yaktırır. Böylece siyasi otoritenin düşünceye karşıtlığı ve tahammülsüzlüğü daha bu tarihlerde ortaya çıkar.  Teknolojik adımları da yavaş yavaş başlar.

Sanayi Devriminden sonra bilime dayalı teknolojiler dönemi başlar. Zanaatkar atölyeleri yerlerini, bilim adamının laboratuvarlarına, Araştırma-geliştirme (Ar-Ge) merkezlerine ve fabrikalara bırakır. Bu dönemde bilimin itici gücü sadece entellektüel merak değil daha çok sermaye olur. Bilimsel gücün para demek olduğunu anlayan birçok tüccar, bilim adamları ile yakın dostluk içerisine girerek onların çalışmalarını finanse eder. Böylece Avrupa, ticari sömürgeciliğin en iyi aracının bilim ve teknoloji olduğunu anlar ve bilime dayalı teknoloji çağı başlar.

Bilime dayalı teknolojinin ilk örneği Thomas Alva Edison’un laboratuvarına, bilimsel gelişmeleri ticari uygulamalara dönüştürerek gerçekleştirdiği elektrik teknolojisidir.

Henri Ford’un 1908 yılında seri olarak otomobil üretmesi ‘kütlesel üretim’ kavramını da ortaya koyar. 1895 yılında Röntgen’in X ışınlarını keşfetmesi ve arkasından doğal radyoaktivitenin keşfi (1896), Thomson’un elektronu keşfetmesi, Planck’ın kuantum kavramını ortaya atması ve Einstein’in foton kavramı (1905) ve genel rölativite teorisini ortaya koyması, daha önce temeli atılan modern bilimin doğuşunu da simgeler. Yoğun madde fiziği, malzeme bilimi ve elektroniğin gelişmesi sonucu bilgisayar ve telekomünikasyon teknolojileri ortaya çıkar.

M.Ö.3500 yılı civarında yazının, M.Ö. 170 yılında parşömenin, 1454′de matbaanın icadı ile gelişen yazılı iletişim, telgraf, sabit görüntülerin elektrikle iletimi, daktilo, telefon, fonograf, televizyon yayını, teleks, haberleşme uydusu, transatlantik fiberoptik kablo, telefax ile yazılı metinlerin yanında, ses ve hareketli görüntüyü de kapsayan telekomünikasyon teknolojilerine dönüşür. Bu sayede bilginin işlenmesi, iletilmesi, depolanması ve enformatik, yazılım, optoelektronik ve fotonik gibi yeni bilim alanları ve bunlara dayalı yeni teknolojiler ortaya çıkar.[1]

Bilim ve teknolojinin bu serüveni sonucunda, sınırları tanımlanmamış genişlemeye ve aynı zamanda sınırsız ihtiyaçlar yaratmaya yönelik istikrarsız bir yapı olan ‘bilgi toplumu’ ortaya çıkar.

3. Toplumsal Değişmenin Nedenleri

Değişim, neden sonuç bağlamında basitçe ele alındığında bile neden ya da nedenlerle ortaya çıkan farklılaşma olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu açıdan toplumsal değişmeyi de ele alırken, tanımlayarak sınırlarını çizmenin yanında hangi nedenlerle gerçekleştiğini ortaya koymak önemli bir başlangıç olarak görülmektedir.

Toplumsal değişimi tanımlarken, değişim olgusunu ele almak gerkmektedir. Zaman içinde her şeyin değiştiği olgusu vardır. Her gün yeni bir gündür ve her an zaman içinde yeni bir an olarak karşımıza çıkmaktadır. Yunan filozof Herakleitos‟un “Aynı ırmaklara girenlerin üzerinden farklı sular akar” fragmanı bu anlamda değişimin temel felsefesini anlamak için bize rehber olmaktadır. AnthonyGiddens bu fragmanı kişinin aynı nehre iki kez giremeyeceğini, su akıp gittiği için farklılaşma yaşandığını, kişinin de fark etmese de farklılaştığı şeklinde açıklamaktadır. Tabii ki burada nehirin şeklinde ya da biçiminde ya da nehire ikinci kez giren kişinin fiziğinde gözle görülür bir değişiklik olmadığını belirtmek gerekmektedir. Kısacası burada yaşanan ruhsal ve düşüncesel bir değişim ele alınmaktadır. Herakleitos bu fragmanla birlikte ırmak metaforu üzerinden değişimin sürekliliğini ortaya koymaktadır. Heraklitos‟un bu fragmanı değişimin kısa sürede yaşandığı gibi bir yanılsama yaratabilir. Ancak burada değişimin süresi değil sürekliliği için ırmak metaforu kullanılmıştır. Değişimin sürekliliğini ortaya koyması açısından önemli bir noktaya temas etmektedir. Giddens, bu noktadan yola çıkarak toplumsal değişim sürecinde, bir sistemin ne ölçüde ve neşekilde bir değişim sürecinde olduğuna karar vermek için, belirli bir zaman dilimi boyunca temel kurumlarda ne dereceye kadar bir değişiklik yaşandığını göstermemiz gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu noktada Giddens, başkalaşmanın yani dönüşümün değişimle karıştırılmaması gerektiğini ortaya koymaktadır. Giddens dönüşümün tam anlamıyla eskisine benzemeyecek şekilde yaşandığını, değişimde ise bazı kurumlarda dönüşüm yaşanırken bazı değerlerin sabit kaldığını hatırlatmaktadır.[2] Değişim ile dönüşümün bu farklılığı bize değişimi açıklarken, değişime neden olan etkenleri neleri değiştirip nelerin sabit kaldığını ortaya koymamamız gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Bu açıdan bakıldığında toplumsal değişimi açıklayabilmek için bazı etkenleri ortaya koymak gerekmektedir. Değişim her ne kadar bazen tek bir etkene bağlanabilecek kadar basit olsa da, toplum gibi karmaşık bir yapının değişiminde tek bir etkeni değişimin nedeni olarak ileri sürmek hatalı olacaktır. Her ne kadar özellikle teknolojik gelişmeler toplumsal değişimler için hareket noktası gibi görülse de, birçok teknolojik gelişmenin toplumun hazır olmadığı durumlarda değişime neden olmak için zamana ihtiyaç duyduğu da görülmüştür. Toplumsal değişimin etkenleri olarak, fiziksel etkenler, politik örgütlenme etkileri, kültürel etkenler, demografik etkenler, ekonomik etkenler ve ideolojik etkenler gösterilebilir.

4. Teknolojinin Ekonomik ve Sosyal Değişimlere Etkisi

Bu başlık altında önce özellikle üretim açısından teknolojinin etkileri incelenerek yeni üretim süreçlerinde ve ekonomik küreselleşme sürecinde teknolojinin etkisi tartışılacaktır. Daha sonra teknolojinin sosyal hayata etkisi ve özellikle bir teknoloji ürünü olan sosyal medyanın sosyal değişime etkisi ele alınacaktır.

4.1. Teknolojik Küreselleşme ve Üretim Teknolojileri

Teknolojik gelişmelerin, özellikle bilişim teknolojisindeki, küreselleşmeyi önemli ölçüde etkilediği literatürde geniş biçimde ifade edilmektedir. Teknolojinin gelişmesi ve küreselleşmenin artması karşılıklı olarak birbirini desteklerken, ikisi arasındaki etkileşim gelişimlerinin her aşamasında olmuştur. İletişim araçlarındaki gelişmeler işletme faaliyetlerinin dünya çapında yürütülmesine katkıda bulunurken, ekonominin küreselleşmesinde dayanak noktası olmuştur. Bilgisayar teknolojisindeki gelişmeler ve iletişim teknolojisi ile entegrasyonu dünya çapında gelişmelere hız kazandırmıştır. Bu bakımdan küreselleşme eğilimlerinin temelini oluşturan ve destekleyen önemli unsurlardan biri, hızlı biçimde değişen teknolojik çevredir. İletişim araçları ve veri işleme yeteneklerindeki değişiklikler dünya çapında araştırma, pazarlama ve üretim operasyonlarının koordinasyonuna olanak tanımaktadır. Bilişim teknolojisi sayesinde bir çok ülkede borsa ve finansal piyasalar artık dünya çapında birbiri ile entegre hale gelmekte, uluslar arası örgütler operasyonlarını daha kolay kontrol ve koordine etmekte ve nihai tüketiciler de istedikleri bilgilere daha kolay ulaşabilmektedirler.

Teknolojik gelişmeler, bilgi, finansal kaynak ve ürün hareketlerinde maliyet azalışı sağlayan iletişim, ulaşım ve finansal hizmet alanlarındaki yeniliklerde öncelikle hissedilmiştir. Bu teknolojilerin, küresek ekonomik yapı üzerindeki büyük etkileri ve uluslar arası faaliyetlerde ticarete yön veren özellikleri işlem maliyetlerini düşürmüştür. Örneğin, birçok işletme bilişim teknolojisinin bilimsel ve teknolojik bilgi temini ve araştırma geliştirme faaliyetlerinin dünya çapında kontrolüne olanak vermesinin sağladığı ölçek ekonomisinin üstünlüğünden yararlanmak için işletme faaliyetlerini küreselleştirmiştir. Nitekim,  küreselleşmenin artan yoğunluğu ve bilişim teknolojisindeki ilerlemeler küresel şirketlere bölgesel ya da ulusal pazarlardan daha çok küresel pazarların bütün ihtiyaçlarını karşılamak için dünya çapında faaliyetlerini yayma olanağı sunmaktadır.

4.2. Teknoloji ve Sosyal Değişme

Sosyal ağları insanoğlunun son sosyalleşme buluşu olarak niteleyebiliriz. Peki ama şimdiye kadar tarihsel örneklerde incelediğimiz kadarıyla yeni teknolojileri, özellikle sosyal ağlar gibi kitle iletişimi ilgilendiren teknolojik gelişmelerin kabul görebilmesi için, toplumsal ihtiyacın da oluşmuş olması lazım. Eğer sosyal ağların oluşumunu sadece web 2.0 teknolojisinin ortaya çıkması yani internetin etkileşimli bir döneme girmesiyle ele alırsak, karşımıza peki ama internet neden başta bu kadar etkileşimli bir yapıda değildi sorusu gelir. Oysa altyapı açısından web 2.0 teknolojisi, internetin genel kullandığı araçlar dışında yeni bir şey kullanmamıştır. Sadece kullanılan hali hazırda araçların gelişimini ve farklı kullanım alanlarını ortaya çıkarmıştır.

Teknik açıdan büyük farklar yaratmayan bir teknolojik gelişim sosyalleşme açısından nasıl farklar yaratabilir? Burada internet kültürünün etkisini azımsamamak gerekiyor. İnternetin paylaşım felsefesi, forumların internetin başından beri farklı belki daha kapalı şekillerde varlığını sürekli koruması gibi noktalar sosyal ağları hazırlayan ortamı bize anlatmaktadır. Tabii ki burada sosyal ağların yaygınlaşmaya başladığı 2000‟li yıllar sonrasında internetin dünyada yaygınlaşmaya başlamış olmasını da unutmamak gerekir. Bu tarih internetin hızlandığı, yaygınlaştığı ve ucuzladığı yani ulaşılabilirliğinin arttığı tarih olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak facebook gibi sitelerin asıl kullanıcı patlamaları 2000‟lerin ortalarında başladı. Tabii ki interneti kullanan belirli kitleler var kimin neden internet kullandığını bilmek önemli bir istatistiksel bilgi olmanın yanında zaman içinde sosyal ağların kullanımının artmasında hangi etkenlerin rol oynadığını anlamak açısından önemli. Mesela ne kadar insan için sosyalleşme açısından sosyal ağlar vazgeçilmez. Kısacası sosyal ağlar toplumda yeni bir sosyalleşme kültürü yarattı mı bu yeni nesil bir toplumsal değişim yaratabilecek ölçüde mi?

4.2.1. Teknoloji ve Sosyal Değişme Bağlamında Türkiye Örneği

Türkiye 80‟lerde dünyanın yaşadığı köklü dönüşümlerin dışında kalmamıştır. Daha önceki yıllarda teknolojik ve siyasi dönüşümleri daha geriden takip eden Türkiye artık dünyayı daha yakından takip etmeye başlamıştır. NoamChomsky‟nin yenidünya düzeni olarak tanımladığı bu dönem, paylaşma, bağımsızlık, özgürlük, sosyal demokrasi gibi siyasi ve felsefi kavramların yerine, verimlilik, büyüme, gelişme, tüketim gibi ekonomik kavramları öne çıkartmıştır. Türkiye 1980‟lerde bu değerlerle ve taleplerle çerçevesi çizilen bir politikayı hayata geçirme sürecini yaşamıştır.

Turgut Özal dönemindeki en önemli gelişme özel radyo ve televizyonların kurulmasıdır. Turgut Özal’ın 1990 yılı Ocak ayı sonlarında ABD’yi ziyareti sırasında beraberindeki gazetecilere “Yurtdışından Türkçe yayın yapılmasını engelleyen bir kural yok. Dış memleketten bir kanal kiralayan Türkiye’ye yayın yapabilir.” Şeklinde bir demeç vermesinin hemen ardından 7 Şubat 1990‟da Magic Box adlı TV kanalı yurtdışından yayın yapmak için Federal Almanya’dan bütün izinleri almıştır. Eutelsat uydusu üzerinden yayın hayatına 1 Mart’ta başlayan kanal, o dönemde belediyelerin kurdukları antenlerle kentlere ve kasabalara verdikleri yabancı uydu yayınlarına Star 1 kanalını da eklemesiyle ilk Türk özel TV’si Türk izleyicisiyle buluşmuştur.

Özal döneminde bilgisayar teknolojisinin de Türkiye’ye girdiği söylenebilir. Her ne kadar ilk bilgisayar Türkiye’ye 1960 yılında gelmiş olsa da 1980‟li yıllarda bilgisayar eğitimi veren dershanelerin kurulması, bilgisayarın toplumda kabul görmeye başlaması için ilk adım olmuştur. 1980‟li yılların ortalarına doğru dünyada ekrana kavuşmuş, eskisine göre küçülmüş kişisel bilgisayarlar ithalatını devlet kontrolünden kurtaran Türkiye’nin bugün PC (Personel Computer) olarak adlandırdığı kişisel bilgisayarların devlet dairelerine, ofislere, gazetelere girerek üretim ve çalışma alışkanlıklarında büyük değişimlere neden olmuşlardır. Kısa sürede her sektöre yönelik Türkçe içerik sağlayacak yazılım firmalarının gelişmesi, donanımsal ürünlerin ülke piyasasına girmesi 24 Ocak sonrası ithalatını liberalleştiren Türkiye’nin enformasyon devriminin gerisinde kalmasını engellemiştir.[3]  Her ne kadar bu açıdan bugün tüketici konumunda olsak bile toplumsal yapıda 80’lerde yaşanmaya başlayan dönüşümün özellikle 90’ların sonlarına doğru yaygınlaşan bilgisayarlarla çok daha hızlı bir şekilde bugünün toplumsal yapısını temelini attığı ortaya koymak gerekmektedir.

5. Teknolojik Determinizm

Pek çok teknolojik gelişmeye ilişkin olarak “dünyayı değiştirdiği” iddiası dile getirilir. Buhar makinesi, otomobil ya da televizyon gibi yeni teknoloji ürünleri tarafından yaratılan yeni bir tarihsel dönem, yeni bir dünya ya da yeni toplumsal dönemden sıkça söz edilir. Bu ifadelerde teknolojik gelişme bir “neden” olarak tanımlanmaktadır. Ancak onun ne tür bir neden olduğu ve diğer nedenlerle ilişkisi bu tür ifadelerde genellikle yer almaz. Bu konularda temel sorular sormak ve bunları yanıtlamak aslında çok kolay değildir. Neden-sonuç konusundaki bütün sorular, teknolojiyle toplum arasında olduğu gibi uygulamaya ilişkindir.

Örneğin, herhangi özel bir durumda; bir teknoloji ya da bir teknolojinin kullanımından, gerekli kurumlardan ya da özel ve değişebilir kurumlardan, bir içerikten ya da bir biçimden söz edip etmediğimizi, bu soruları yanıtlamaya başlamadan önce kesin olarak bilemeyiz. Bu belirsizlik aynı zamanda toplumsal bir uygulama sorunudur. Eğer teknoloji bir nedense biz onun etkilerini denetleme çabası içindeyizdir. Ya da eğer teknoloji bir sonuçsa, hangi nedenler ve eylemler ile bağlantılıdır? Bunlar soyut sorular olarak değil, sosyal-kültürel tartışmaları biçimlendiren ve uygulamada gerçek ve etkin kararları saptayan sorulardır

“Teknolojinin dünyayı değiştirdiğine” dair yaygın kabul gören ifade, örneğin internet bağlamında yeniden gözden geçirildiğinde birkaç olası tartışma kategorisi ortaya çıkmaktadır. Bu tartışmalar aşağıdaki ifadelerle özetlenebilir:

  1. İnternet bilimsel ve teknik araştırmalar sonucunda icat edilmiş ve doğası nedeniyle kendinden önceki tüm eğlence ve iletişim yollarını, geleneksel kurumlarımızı ve sosyal ilişki biçimlerimizi, gerçeklikle ilgili temel algılamamızı ve bu nedenle de birbirimizle ve dünya ile olan ilişkilerimizi; hatta toplumların ölçeğini ve yapısını değiştirmiştir.
  2. İnternet bilimsel ve teknik araştırmanın sonucunda ulaşılabilir bir duruma gelmiştir ve küreselleşmenin gereksindiği yeni tip büyük ölçekli ve atomize bir topluma hizmet etmektedir.
  3. Bilimsel ve teknik araştırmalar tarafından bir olasılık olarak keşfedilen internet, küreselleşen dünyada yeni toplumsal gereksinimleri karşılamak üzere yatırım ve gelişme için seçilmiştir.

Tüm bu açıklamaların daha iyimser ve daha kötümser biçimleri de geliştirilebilir. Benzer açıklamaların sayısı çoğaltılabilir. Ancak, tüm açıklama biçimleri, internetin nasıl ortaya çıktığına dair üç farklı bakış açısını yansıttığı gibi toplumsal değişimlerle ilişkisine dair de üç farklı bakış açısını yansıtmaktadır.

İnternetin nasıl ortaya çıktığına dair açıklamalar tüm diğer teknolojik gelişmelere genişletilebilir. Bu noktada “teknolojik yeniliğin kaynakları nelerdir?” biçiminde sorabileceğimiz bir soru karşımıza çıkmaktadır. Bu soruya bireyden ya da toplumdan yola çıkarak verilebilecek yanıtlar vardır. Bireyden yola çıkarak verilen yanıtlar bireysel yaratıcılık, hayal gücü ve bilginin rolüne vurgu yaparlar. Teknoloji tarihine baktığımızda bireysel yaratıcılığın ve hayal gücünün yeni teknolojilerin ortaya çıkışında önemli rol oynadığını, günümüzde ise teknolojik gelişmelerle, bilimsel bilginin birbirine sıkı sıkıya bağlı hale geldiğini kabul etmemiz gerekir. Öte yandan tarihsel gelişmeler toplumdan yola çıkılarak verilen yanıtları da doğrulamaktadır. Tarihsel gelişmeler, üretim sürecinde ham madde kıtlığını aşma, emek tasarrufu sağlama, üretim hacmini artırma ve savaş zamanlarında ise askeri gereksinimlerin karşılanması amaçlarının teknolojik gelişmelerle çok sıkı ilişki içerisinde olduklarını ve ayrıca teknolojik yapıntıların toplumsal ve kültürel farklılıklar tarafından şekillendirdiğini göstermektedir. Bu noktada üçüncü yaklaşım ise teknolojik gelişmenin birbiriyle rekabet eden icatlar arasından bir toplumun kültürüne dahil etmek üzere yeni ürünlerin ayıklanması, seçilmesi, yatırım yapılması ve geliştirilmesi süreci olduğu ve ekonomik ve askeri gereksinimler, toplumsal ve kültürel eğilimler ile teknolojik moda arayışlarının da bu ayıklanma sürecini etkilediği şeklindedir.

Teknoloji ile toplumsal değişimler arasındaki ilişkiyi açıklamaya dair yaklaşımlardan ilki, yukarıda da belirtildiği gibi, “teknolojinin bireylerin yaratıcılığı ve hayal güçleri sayesinde rastlantılar sonucunda oluştuğu” görüşünden hareketle, toplumsal yaşamın tüm alanlarında önemli değişimler ortaya çıkardığını iddia etmektedir. Burada teknolojinin kendi iç gelişiminin dışında, bir icadın niçin yapıldığı, niçin yapılmasının gerektiği konusunda özel bir neden yoktur. Teknolojinin ortaya çıkışının rastlantısal olması gibi, yarattığı sonuçlar da rastlantısal ve kaçınılmazdır. Çünkü bu sonuçlar doğrudan teknolojinin kendisinden kaynaklanmaktadır. Bu yaklaşım teknolojik determinizm (belirlenimcilik) olarak adlandırılır. Teknolojik determinizm toplumsal değişimin doğasına ilişkin, son derece yaygın bir görüştür. Bu görüş çerçevesinde toplumsal yaşamın tüm alanlarındaki ekonomik ve politik değişimler, teknoloji ve teknolojik gelişmelerle açıklanmaktadır. Teknolojik determinist yaklaşıma göre, teknolojinin bağımsız bir hareket tarzı vardır ve bu da ona bütün toplumsal etkinlikleri belirleme gücünü verir. Bu belirleme gücünün etkisi ekonomiden, politikaya, devletten gündelik yaşama dek tüm ilişki ve kurumları kapsamaktadır. Bu yaklaşımın içinde, iyimser ve kötümser olarak iki farklı görüş tespit etmek mümkündür. İyimser olan teknolojinin toplumun önüne zorunlu bir değişim hattı çizdiğini, bu değişim hattı izlendiğinde her zaman belirgin bir ilerlemenin gerçekleşeceğini, bu ilerlemenin maddi, toplumsal, kültürel yaşamın iyileşmesine katkıda bulunacağını iddia etmektedir. Teknolojinin herşeyi belirlediği ve “tek tipleştirdiği” yolundaki görüş ise, geleceğe dair kötümser beklentiler, eleştirel ögeler içermekte ve teknoloji karşıtı bir konuma yerleşmektedir. Ancak temelde, her iki görüş de, teknolojinin belirleyiciliğini öne sürmektedir. Teknolojik determinizmde, yeni teknolojiler bir araştırma ve geliştirme sürecinin içsel bir sonucu olarak keşfedilirler, tarafsızdırlar ve topluma dışarıdan müdahale ederler. Yeni teknolojileri üreten bilim insanları ve teknisyenler de bulundukları toplumsal ortamdan bağımsız ve belli grupların çıkarlarının üstünde kabul edilirler.

İkinci yaklaşım teknolojinin bir değişim sürecinin ürünü olarak erişilebilir olduğunu, ancak bu sürecin toplum ya da ekonomi tarafından belirlendiğini iddia etmektedir. Bu yaklaşımı da toplumsal ya da ekonomik determinizm olarak isimlendirmek mümkündür.  Bu yaklaşımın daha uç versiyonlarında toplumsal değişimin teknolojik gelişmeye değil, başka nedensel faktörlere dayandığı, teknolojinin bu belirlenmiş toplumsal sürecin yan ürünü olduğu vurgulanmaktadır. Böylece teknoloji, belirlenen ya da niyet edilen toplumsal sürecin zaten içerdiği amaçlar için kullanıldığında etkili bir konum elde etmektedir. Raymond Williams bu bakış açısını “semptomatik teknoloji” yaklaşımı olarak adlandırır (Willams 2003). Bu yaklaşımda yeni teknoloji toplumsal gelişmenin belli bir aşamasında gerekli hale gelmektedir. Örneğin, Edison’un ampulü keşfetmesi daha büyük ölçekli bir toplumsal gelişmenin sonucudur. Ancak Williams’a goresemptomatik teknoloji yaklaşımı, kompleks ve doğrusal olmayan bir yaklaşım olsa da, tıpkı teknolojik determinizm gibi yeni teknolojileri teknolojinin ortaya çıkışına kaynaklık eden araştırma geliştirme süreçlerinin içsel sonuçları olarak kabul etmektedir.

Teknolojik determinizm ve semptomatik teknoloji yaklaşımları teknolojinin toplumdan yalıtılmasına dayanmaktadır. İkisinde de ya yeni yaşam biçimleri oluşturan ya da onlara hizmet eden bir güç kendiliğinden işlemektedir. Willams işte bu kendiliğinden işleyen ve belirleyen güç yaklaşımına karşı dikkatli olmak gerektiğini öne sürer ve semptomatik teknoloji yaklaşımını da içine alacak şekilde tüm determinist yaklaşımları eleştirir. Williams, tüm biçimleriyle teknolojik determinizmin reddedilmesi gerektiğini ancak, belirlenmiş teknoloji fikrinin de onun yerini almaması gerektiğini savunur. Çünkü belirlenmiş teknoloji fikri belirleyen teknoloji fikrinin insani unsurun tek yollu bir şekilde öne çıkarıldığı bir uyarlamasıdır. Determinasyon gerçek bir sosyal süreç olsa da tümüyle denetleyeci ve şekillendirici değildir. Williams’a göre “tersine, determinasyon gerçeği, değişken sosyal uygulamaları derinden etkileyen, fakat asla zorunlulukla tümüyle denetlemeyen sınırların kurulmasına ve baskı uygulamasına dayanır”. Aslında, güç ya da kapital dağılımı, sosyal yada fiziksel miras grupları arasındaki genişlik ve büyüklük ilişkileri ve bunların tarihsel bağlamları düşünülmeden insan ve teknoloji arasındaki karşılıklı belirlenim ilişkisi tam anlaşılamaz.[4]

Sonuç

Yazımızda genel anlamda teknolojinin tarihsel gelişimini buna paralel olarak toplumsal değişmenin teknolojik gelişmelere ne derece bağlı olduğunu ve son olarak da teknolojik determinizm konusunu inceledik. Kuşkusuz kapitalist bir toplumda ekonomik kalkınmanın iktisadi koşullarından biri de üretim süreçlerinin homojen hale getirilerek üretim hatalarını sıfıra indirerek üretim maliyetlerini düşürmek ve karı arttırmaktır. Bu anlamda üretimin her aşaması George Ritzer’in dediği gibi “McDonaldlaştırılarak” homojen bir yapıya getirilmesi teknoloji sayesinde olmaktadır. George Ritzer’in Toplumun McDonaldlaştırılması adlı eserinde belirttiği gibi bir hamburger köftesini dünyanın her yerinde aynı incelik, lezzet ve boyutlarda üretmek şüphesiz teknoloji ile mümkündür. Yani günümüz kapitalizmi teknolojiye mecburen sıkı sıkıya bağlıdır. Teknoloji toplumsal değişmeyi önemli ölçüde etkiler, değişme hızına bir ivme kazandırır fakat bu teknolojinin toplumsal değişme bağlamında başat unsur olduğu anlamına gelmez. Söz gelimi, insanlar sosyal yönden gelişme göstermeselerdi yada iletişime ihtiyaç duyabilecek kadar sosyal yapı gelişmeseydi telefon icat edilmeyebilirdi. Şu anda bile uzay turizmi kulağa ne kadar yabancı ve tuhaf gelmektedir değil mi? Belki de şu an için toplumsal yapıdaki değişim insanların oksijensiz bir yere tatil amacıyla gitme fikrine alışabileceği kadar gelişmemiştir. Bu nedenle bu ifade bize şu an anlamsız geliyor olabilir. Açıkçası teknolojik gelişim devam edecektir, bu kaçınılmazdır. Ancak toplumsal yapının değişmesinde sosyal, kültürel ve ekonomik faktörleri dışlayarak teknolojiyi birincilik kürsüsüne koymakla aritmetik bir ilişkide bağımlı değişkenin teknoloji, bağımsız değişkenin insanın sosyal, kültürel ve ekonomik hayatı olacağını kabul edeceğimiz için insan ırkına haksızlık etmiş olacağız.

.

Cansın DEĞİRMENCİOĞLU

Devlet Gelir Uzmanı

Sosyoloji Bilim Uzmanı

 ATIFLAR

[1]Yeni İletişim Teknolojileri ve Değişim, Doktora Tezi, Mehmet Özçağlayan, 1996

[2]Anthony Giddens, Sosyoloji, Ayraç yay. 2000, s.551

[3] Levent Karadağ, Türkiye’de Bilişimin Tarihi ve Türkiye Bilişim Derneği, http://www.eteknoloji.com

[4] http://www.acikders.org.tr/pluginfile.php/3719/mod_resource/content/1/1.hafta.doc (Doç. Dr. Funda Başaran Özdemir, Ankara Üniversitesi, 10/8/2011, metnin hazırlanması, Araştırma Görevlisi Babacan Taşdemir, ODTÜ, 11/8/2011,  metnin revizyonu)

Kaynakça

1. George Ritzer Toplumun McDonaldlaştırılması, Metis yay., 2009 basım.

2. Margaret M.Poloma Çağdaş Sosyoloji Kuramları, Palme yay., 2010 basım.

3. Türkiye’de 1980-2010 Yılları Arasındaki Yeni Teknolojilerin Toplumsal Ağlardaki Değişimlere Etkisi, Yüksek Lisans Tezi, Ersoy Şahinkaya, 2010.

4. Yeni İletişim Teknolojileri ve Değişim, Doktora Tezi, Mehmet Özçağlayan, 1996.

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

Yorum Ekleyebilirsiniz