Twitter Facebook Linkedin Youtube

PARİS SALDIRILARI VE ORYANTALİST BAKIŞ AÇISI

C.Bünyamin AKSAKAL

Cihangir AKSAKAL

Geçen hafta yaşanan Paris saldırılarından sonra, terör saldırılarını ve bu tarz şiddet eylemlerini İslam’ın doğasında bulunan özelliklerle açıklamaya çalışan Oryantalist yaklaşımlar yine çokça dillendirilir oldu. Oryantalistler, tek bir bütün olarak ele aldıkları ve genelde Kur’an ve hadis’e başvurarak açıklamaya çalıştıkları İslam kültüründen bahsederken, emperyalizmin Ortadoğu’daki etkisine, işgallere, siyasal ve sosyo-ekonomik dönüşüme neredeyse hiç önem vermez. Doğuya dair üretilen bilginin önemli bir kısmını oluşturan Oryantalistlere karşı en önemli eleştiri, Edward Said’in çalışmaları ile ortaya çıkmıştır. Oryantalizmin yaptığı tahribat, onun eleştirileri sayesinde fark edilmiştir. Ona göre Oryantalizm, Doğu ve Batı arasında fark olduğunu iddia eden bir yaklaşım olarak, Doğu üstünde tahakküm kurmak ve otorite inşa etmeyi hedeflemektedir.

Oryantalistler, IŞİD gibi örgütlerin çıkış kaynağını İslam’ın bizatihi kendisinde arar. Bu nedenle, bazı İslami terimleri bu örgütlerin militanlarını tarif etmek için bazen tek başına bazen birbirine bağlayarak kullanırlar. Örneğin “İslami terörizm”, “Selefi Cihatçı”, “Cihatçı”, “Ulusötesi Cihatçı Şebeke” ve “Sünni Savaşçı” gibi kavramlar, dillerinden kolaylıkla dökülür. İşin en acı tarafı, akademik camiada çok etkili oldukları için bu ürettikleri kavramlar Oryantalist olmayanlar tarafından bile kullanılır. Bu kavramlarla İslam’ın kendisi ile doğrudan bağlantı kurarak, İslam dinini ve kültürünü şiddet eylemleri ile özdeşleştirir ve düşman ilan ederler. Paris saldırılarında olduğu gibi, saldırı gerçekleştirenlerin isimleri üzerinden İslam’a yönelik bir suçlama ve tahkir yeniden üretilir durur.

Bu çerçevede, IŞİD’in günümüzde geldiği noktayı Irak’ın işgalini hesaba katmadan değerlendirirsek, Oryantalistlerin tuzaklarına düşmüş oluruz. 11 Eylül sonrasında Amerikan politikaları nedeniyle Irak’ta devlet otoritesinin önemli ölçüde zayıflaması, bu örgütler için bulunmaz bir fırsat ortaya çıkarmıştır. IŞİD’in Irak’ta bu denli güçlenmesinin en önemli nedeni, Amerikan işgalinin neden olduğu kaos ve Bağdat hükümetinin Sünnilere karşı uyguladığı olumsuz politikalardır. Bunun yanında, dünyanın değişik bölgelerinden gelen savaşçıların hangi amaçlarla ve kimlerin desteği ile geldiğine dair ayrıntılı bir bilgi mevcut değildir. Yalnız şunu söyleyebilirim ki bu ülke ülke gezip duran savaşçılar, bugünün konusu değildir. Bu savaşçıların ilk örnekleri, 1979’da başlayan Sovyetler Birliği işgaline karşı Afganistan’da savaşan fakat çoğunlukla Afgan olmayan tecrübeli savaşçılardan oluşuyordu. Bu savaşçılar hem çatışmalarda, hem lojistik ve maddi destek, hem de örgütlenme konusunda yardımcı olabilecek kapasiteye sahiptiler. Afganlı olmayan bu “Afganlılar”, Suudi Arabistan, Pakistan Gizli Servisi ve CIA tarafından Mücahit kamplarında eğitilmişlerdi. Sovyetler Birliğine karşı savaşmak üzere eğitilen bu savaşçılar, Körfez Savaşında Irak ile, Cezayir’de GIA ile, Keşmir’de Hareket-i Ensari ile, Yemen’de Cihad hareketi ile birlikte savaştılar. Filipinler, Çeçenistan, Mısır ve Bosna’da diğer bazı radikal gruplara katıldılar. Bugün de IŞİD’e katıldılar. Geçmişlerini göz ardı ederek yapılacak analizler, yanlış sonuçlara varabilir. Bu yüzden, her ihtimali hesaba katarak ve komplo teorilerinden uzak durarak değerlendirme yapmak ve en azından Oryantalistlerin kasıtlı ve tahakküm kurucu açıklamalarına karşı dikkatli olmak, Müslüman ülkelerin araştırmacılarının boynunun borcudur.

.

C. Bünyamin AKSAKAL

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

Cihangir Bünyamin AKSAKAL Hakkında

Cihangir Bünyamin AKSAKAL: (Ankara) Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden lisans, Pennsylvania Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümünden yüksek lisans derecesi almıştır. Gazi Üniversitesi’ndeki doktora çalışmalarına devam etmektedir.

Yorum Ekleyebilirsiniz