Twitter Facebook Linkedin Youtube

TARİH NEDİR? (KİTAP ÖZETİ)

BusraErdogan

Büşra ERDOĞAN

Edward Hallet Carr’ın yazmış olduğu “Tarih Nedir?” isimli kitabın Misket Gizem ÖZTÜRK tarafından tercüme edilen ve İletişim Yayınlarından (18. Baskı) yayınlanan nüshasının özeti, okuyucularımızın istifadesi için aşağıda sunulmuştur.

Tarihçi ve Olguları

Pozitivistler, önce olguları ortaya koymayı, sonra sonuç çıkarmayı öngörürler. Ampirik bilgi teorisi özne ile nesne arasında tam bir ayrılmaya zorlar. Olgular duyu izlenimleri gibi dışarıdan gözlemciye kendilerini zorlarlar, gözlemcinin bilincinden bağımsızdır. Alış süresi edilgendir; gözlemci verileri aldıktan sonra bunların üzerinde çalışır.

Tarihi olguları geçmişe ilişkin öteki olgulardan ayıran nedir?

Tarihi olgu: Sağduyucu görüşe göre; adeta tarihin omurgasını oluşturan ve bütün tarihçiler için değişmez olan, bir takım temel olgular vardır. Ancak kesin doğruluk bir ödevdir erdem değildir.

Olgular yalnızca tarihçi ona başvurunca konuşurlar, hangi olgulara hangi sıra ya da bağlam içinde söz hakkı verileceğine tarihçi karar verir. Tarihçi zorunlu olarak seçmecidir.

5. yy Yunanistan’ın Bir Atinalı yurttaşa nasıl göründüğünü biliyoruz fakat bir İranlıya nasıl göründüğü hakkında çok az şey biliyoruz. Tablo rastlantıyla olmaktan çok, bilerek ya da bir dünya görüşüne sahip ve bu görüşünü destekleyen olguların saklanılmaya değer olduğu düşüncesindeki kişilerce önceden belirlenmiştir.

19. yy olgular fetişizmi bir belgeler fetişizmi ile tamamlamıştır. Hİçbir belge o belgeyi yazanın kendisinin ne düşündüğünü söylemez. Olgular ve belgeler kendi başına tarih oluşturamazlar.

Tarihin aslında geçmişi yaşanan anın gözlerinden ve o anın sorunlarından göremekten oluştuğu ve tarihçinin başlıca işinin kaydetmek değil, değerlendirmek olduğu anlamında, Croce bütün tarihin çağdaş tarih olduğunu ilan etmiştir. Çünkü tarihçi değerlendirme yapmayacak olursa, neyin kaydedilmeye değer olduğunu nasıl bilecektir?

Tarih yorum demektir. Tarihçi hakkında yazdığı kimselerin zihinleriyle ilişki oluşturmadıkça tarih yazılamaz.

Pragmatist yaklaşım; ( Nietzche ) Bir görüşün yanlışlığın ona karşı çıkmamız için bir neden değildir. Sorun onun ne ölçüde hayatı sürdürücü, hayatı koruyucu, türleri koruyucu ve geliştirici olduğudur.

Toplum ve Birey

Dostoyevski: İntihar bireye açık olan tek tekin özgür eylemdir. Başka her eylem onun topluma üyeliğini işin içine katar.

İnsan doğası: Ülkeden ülkeye çağdan çağa o kadar çok değişmiştir ki onu egemen toplumsal koşulların ve göreneklerin biçimlendirdiği bir tarihi olgu saymamak mümkün değildir.

Çağdaş dünyanın doğuşuna eşlik eden,git gide artan bireycilik, uygarlığın ilerlemesinin olağan bir sürecidir. Toplumsal bir devrim, erk yerlerine yeni toplumsal gruplar getirdi. Kapitalizmin ilk aşamalarında üretim ve dağıtım birimleri geniş ölçüde tek tek bireylerin elinde olduğundan yen toplumun ideolojisi, toplumsal düzende bireysel girişkenliğin rolü üstünde ısrarla durmuştur.Fakat bütün bu süreç, tarihi gelişim içinde özgül bir aşama gösteren toplumsal bir süreçti; bireylerin topluma karşı ayaklanması diye okunamaz bir süreç.

Toplum dışından duran soyut bir birey fikri ile iş görmeye kalkışırsak ne geçmiş ne de bugün üstüne gerçek bir anlayışa varabiliriz.Tarihçi bir tarihin parçasıdır. Tarihçinin bu geçit alayı içinde kendini bulduğu nokta onun tarihi görüş açısını belirler.

Tarihçinin kendisinin konuya yaklaşımındaki hareket noktası kavramadıkça onun çalışmasını tam olarak anlayamaz ya da değerini veremeyiz, ve o hareket noktasının kendisi toplumsal ve tarihi bir temelden kaynak alır. Tarihçi tarih yazmaya başlamadan önce tarihin ürünüdür.

Acton, insanın tarih görüşünde hiçbir şey, bireysel kişilerin esinlendiği ilgiden daha büyük yanlışlık ve haksızlığa yol açamaz.

Tarihçinin olağan koşullarda tek bir hoşnutsuz köylüyü ele alması gerekmez. Fakat binlerce köydeki milyonlarca hoşnutsuz köylü hiçbir tarihçi tarafından yadsınamaz. Tarihte önemli olan sayılardır.

Tarihin insan niyetiyle açıklanması ya da kişilerin kendi dürtüleri hakkında kendilerinin söyledikleri ya da bireylerin kendilerine göre neden öyle davranmış olduklarını temelinde yazılabileceğini ileri sürmek ortada apaçık duran gerçeğe karşı çıkmaktır. Tarihin olguları, gerçekten de insanlar hakkında olgulardır ama bireylerce yapılmış davranışlar ya da bireylerin gerçek veya hayali olarak kendilerini öyle hareket ettirdiğini sandıkları dürtüler hakkında olgular değildir.

Burckhardt’ın deyişiyle; tarih bir dönemin öbüründe kayda değer bulduklarının yazımıdır.
İnsan geçmiş toplumu anlamasını ve bugünün toplumuna daha çok egemen olmasını sağlamak tarihin çifte işidir.

Tarih, Bilim ve Ahlak

Aralarında tarihin de bulunduğu toplumsal bilimler kavramı, 19 yüzyıl boyunca derece drece gelişti. Bilimdeki evrim, tarihte ilerlemeyi destekledi ve tamamladı. Tarihçinin bugün kendini bilim dünyasında hissetmek için yüzyıl önce olduğundan daha çok nedeni vardır.

Yasa kelimesi Galileo ve Newton’dan gelmiştir. Toplumu inceleyenler, kendi çalışmalarının bilimselliğini göstermek arzusuyla, aynı dili benimsediler ve kendilerinin aynı yöntemi izlediklerine inandılar. Matthus; nüfus yasası, Marx; ekonomi yasası, Smith; piyasa yasaları..

Bilimsel yöntemin özünde döngüsel olduğunu ileri sürenlerde vardır. Buna göre; “Olgu olduğu ileri sürülen deneysel malzemeleri kullanarak ilkeler için kanıtlar elde ederiz, deneysel malzemeleri de ilkelere dayanarak seçer, analiz eder ve yorumlarız.”

Tarih- Bilim ayrıdır diyenler;

1- Tarih yalnız ve biricik olan şeylerle bilim ise genel şeylerle ilgilenir

2- Tarihten ders çıkmaz

3- Tarih geleceği önceden haber veremez

4- Tarihte insan kendini gözlediği için, tarih zorunlu olarak özneldir

5- Tarih bilimin tersine din ve ahlak sorunlarını işin içine katar

Tarihçi gerçekte biriciklerle değil, biricikler içinde genel olanla ilgilenir. Genelleme; bir olaylar dizisinden başka bir olay olaylar dizisine geçerek tarihten ders çıkarmaya yarar.Genellemeyi bir yana bırakıp, tarihin tamamıyla biricik olanlarla ilgilendiğinde ısrar edenler tarihten bir şey öğrenebildiğini reddedeler, tarihten bir şey çıkarılamayacağını söylerler. Tarihçi genelleme yapmak zorundadır. Bunu yaparken de özgül öngörüler olmamakla birlikte gelecekteki eylemler için hem geçerli hem de yararlı genel yol gösterici kuralları verir. Fakat özgül olayları önceden kestiremez çünkü özgül olan biriciktir ve içinde rastlantı öğesi girmektedir.Aslında amaçlar ve yöntemler temelinde fizik bilimiyle benzemez değildir.

Toplumsal bilimlerde özneyle nesnenin aynı bölüme ait olduğu ve karşılıklı olarak birbirlerini etkilediğidir. Tarihi bilince sahip kişiler arasında tarihin kendini ender olarak yinelemesinin bir nedeni oyuncuların ikinci gösteride birincinin bitişini bilmeleridir; eylemleri bu bilgiden etkilenmiştir.

Bugün tarihçiden tarihinde geçen kişilerin özel hayatları üzerine ahlaki yargılarda bulunmaması beklenir. Tarihçi adam asmaya meraklı bir yargıç değildir. Bireyleri değil, olayları ya da siyasetleri hakkında ahlaki yargıda bulunmak tarihçi için önemli yargılardır. Bireyler hakkında ahlaki yargıda ısrar şiddetle ısrar edenler bazen bilinç dışı olarak bütün gruplar ve toplumlar için özür hazırlamaktadırlar(Almanlar/Hitler)

Bazı köle sahiplerinin yüce gönüllü olduklarının temsil edilmesi, köleliğin ahlakça aykırı olduğunun reddedilmesi için sürekli bir özür olarak kullanılmıştır.

Bazılarının yararının başkalarının acılarını meşru kıldığı tezi her türlü hükümet fikrinin içinde vardır. Bu köktenci bir öğreti olduğu kadar tutucudur da. Daha az kötü olma var olan eşitsizliklerin sürdürülmesinin haklı olarak göstermek için kanıt olarak kullanılmıştır.

Tarihte Nedensellik

Tarih incelemesi nedenlerin incelemesidir. Nedenler ve yasalar bazen mekanik bazen biyolojik terimler içinde, bazen metafizik olarak, bazen ekonomik, bazen psikolojik olarak düşünüldü. Kabul edilen teori tarihin düzenli bir neden sonuç sırası içinde geçmişin olaylarını ardarda düzenlemekten ibaret olduğudur.

Bazıları tarihte nedenden söz etmez, “açıklama” ya da “yorum” veya “durumun mantığı” ya da olayların iç mantığından söz edeler; işlevsel yaklaşımı savunur.

Tarihçi ağırlık verdiği nedenlerle tanınır. Her tarih tezi nedenlerin önceliği sorunu çevresinde döner. Tarihçinin nedenlerin çoğaltılmasıyla olduğu kadar basitleştirilmesiyle de uğraşması gerekir.

Tarihselcilik Hegel ve Marx’ın sözde determinist tarih felsefesidir. Bu tarihte rastlantıya yer vermediği iddiasıyla eleştirilmiştir. Determinizm; olmuş olan her şeyin nedenlerin ya da nedeni bulunduğu ve bunlar değişik olmadıkça farklı bir şeyin olamayacağın inancı olarak tanımlanabilir

İlerleme Olarak Tarih

Tarihte bütünüyle yeni bir öğe getirenler, tarih sürecin bir hedefe doğru ilerlediğini varsayanlar Yahudiler ve Hıristiyanlar olmuştur. Tarihin hedef kazanması, tarihin sonu demektir, tarihin kendisi bir tanrı savunusu ve ya kanıtlaması haline gelmiştir.

Tarihçilik, kendisi ilerleyici bir bilimdir, olaylar sürecinde sürekli genişleyen ve derinleşen bakış açıları sağlamak amacı anlamında ilerleyen bir bilimdir. Çağdaş tarihçilik son 200 yılda gelişmeye olan ikili inanış içinde gelişmiştir ve bu olmasan yaşayamaz, çünkü ona anlamlılık ölçütünü yani gerçekle rastlantısal, ayırt etme ölçütünü sağlayan budur.

Goethe; dönemler çökerken, bütün eğilimler özneldir; öte yandan yeni bir çağın koşulları olgunlaşırken, bütün eğilimler nesneldir.

Hiç kimse tarihin ya da toplumun geleceğine inanmak zorunda değildir. Toplum yıkılsın, dönüşsün ya da çürüyerek ortadan kalksın tarih din bilimine, edebiyata dönüşsün. Fakat bu son 200 yıldır bildiğimiz anlamındaki tarih olmaz
Hegel’in tarihte “yalnızca devlet kuran halkların dikkatine değdiği” yargısı, ilkece doğrudur ve tarih öncesi ile tarih arasındaki bilinen ayrımı yansıtmaktadır; yalnızca kendi toplumları örgütlemekle belirli bir derecede başarılı olmuş halklar ilkel yabaniler olmaktan çıkar ve tarihe girerler.

Tarih “ertelenmiş başarı”yı kabul eder Bugün görünüşte başarısızlık olan leyler yarının başarısına hayati katkısı bulunan bir şeyler diye ortaya çıkabilir. Bunlar zamanından önce doğan peygamber gibidir.

Değerler olguların içine girerler ve onların vazgeçilmez bir parçasıdırlar. Çevremize uyma çevremizi kendimize uydurma yeteneğimiz ve çevremiz üzerine egemen oluşumuz, değerlerimizin aracılığıyla gerçekleşir ve tarihi bir ilerleme öyküsü kılan da budur.

Tarihte ilerleme olgular ile değerlerin karşılıklı bağımlılığı ve etkileşimiyle meydana gelir.

Tarihçi olgu ile yorum, olgu ile değer yargısı arasında dengededir.

Durağan bir dünyada tarih anlamsızdır. Tarih özünde değişimdir, harekettir ya da ilerlemedir.

İsterseniz geçmişin anlamını tarih-dışı ve akıl-üstü herhangi bir güce bağlayarak tarihi din bilimine dönüştürebilirsiniz. Ancak tarih adına layık olan tarih, tarihin kendi içinde bir yön duygusu bulan ve bunu kabul eden kimselerce yazılabilir. Bir yerlerden gelmiş olduğumuz inancı bir yerlere gitmekte olduğumuz inancıyla sıkı sıkıya bağlıdır

Genişleyen Ufuklar (Akıl)

Tarih insanlara zamanın geçişini doğal süreçlerin terimleriyle değil de, insanın bilinçli olarak karıştığı ve etkileyebildiği belli olay dizilerinin terimleriyle düşünme başladığı zaman başlar. Burckhardt; tarih bilincin uyanışının neden olduğu doğadan kopuştur, der.

Marx’ta tarih; birbirinden ayrılmayacak; tutarlı ve akli bir bütün oluşturan üç anlam taşmaktadır;

1- Olayların nesnel, özellikle de ekonomik yasalara uygun hareketi

2- Düşüncenin diyalektik bir süreç içinde gelişmesi

3- Devrimin teorisiyle uygulanmasını uzlaştıran ve birleştiren, sınıf çatışması biçimindeki eylem. Tarihçi içinFreud’un önemi iki yönlüdür. Birinci olarak Freud insanların bir hareket yaptıkları zaman, hareketi yaptıran dürtülerin gerçekte onların eylemlerini açıklamada yeterli olduğunu savunmuştur. Psikanaliz uygulaması durumu araştırılan hastanın şaşırtmacalı biçimde sorguya çekilmesine dayanır. Oysa ölüler sorguya çekilemez.

İkinci olarak Freud, tarihçinin kendisine ve tarih içindeki kendi konumunu üstünde çalıştığı konuyu ya da dönemi yeğlemesini olguların seçimini ve yorumlayışını yöneltmiş olan dürtüleri kendi bakış açısını belirlemiş olan ulusal ve toplumsal çevreyi geçmiş hakkındaki anlayışını biçimlendiren gelecek hakkındaki anlayışını incelemesini istemiştir.

4-Toplumsal devrim ile teknolojik devrim ve bilimsel devrim aynı tek sürecin ayrılmaz parçaları ve bölümleridir.

● Profesyonel reklamcılar ve kampanya yürüttükleri öncelikle var olan olguların üstünde durmazlar. Alıcının ustalıklı bir davranışla inandırabileceği ya da istemeye yönlendirebileceği şeylerle ilgilenirler.

● 20. yüzyılda değişmez hale gelen Avrupa idi, Asya hareket ediyordu.

● Hıristiyan Kilisesi, orta çağların tek akli kurumu; bunun için de tek tarihi kurumu.

● Günümüzde, liberalizmden arda kalan ne varsa her yerde toplumun tutucu bir öğesi haline gelmiştir.

.

Büşranur TENİK – SASAM Stajyeri

Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.

Sahipkıran Akademi Hakkında

Sahipkıran AKADEMİ; üniversite öğrencilerine çalışmalarını yayınlayabilecekleri bir platform sağlamak ve öğrencilerin kendilerini geliştirmelerine katkı sağlamak üzere, Merkezimiz çatısı altında yeni oluşturulmuş bir yapıdır. “Türkiye’nin geleceğinin mimarları, Sahipkıran’da buluşuyor!” sloganı ile gayretli ve üretken üniversitelileri, çalışmalarını bu platformda paylaşmaya ve SASAM’ın etkinliklerine katılmaya davet ediyoruz. Sahipkıran AKADEMİ üyeliği, tamamen gönüllülük esasına dayanmaktadır. Üye olan öğrenciler, istedikleri zaman üyelikten çıkabilmektedirler. Üye olmak veya üyelikten çıkmak için bilgi@sahipkiran.org adresine, talebinize ilişkin e-posta göndermeniz yeterlidir. Talebiniz, en geç 3 iş günü içinde sonuçlandırılacaktır.

Yorumlar (2)

  1. Habib Shakir dedi ki:

    harikka bir özet olmuş ellerinize sağlık

  2. Güzel bir özet fakat kısa olmuş sanki.

Yorum Ekleyebilirsiniz