Twitter Facebook Linkedin Youtube

YENİ BİR GÜVENLİK KAVRAMI OLARAK SOSYOLOJİK SAVAŞ

 Umut Berhan ŞEN / SASAM Uzmanı

    Ülkemizde 200’ün üzerinde üniversite mevcut. Bunların tamamına atamayla rektör belirleniyor. Kamuoyu, 1 Ocak gecesi Resmî Gazete’de yayımlanan kararla Prof. Melih Bulu’nun Cumhurbaşkanlığı tarafından Boğaziçi Üniversitesi’nin yeni rektörü olarak atandığını öğrendi. Boğaziçi üniversitesine yapılan bu atama sonrası üniversitedeki bazı öğrenciler ve bazı öğretim üyeleri bu karara tepki gösterdi. Tepkiler kısa sürede eyleme dönüştü. Peki, neden şimdi yapıldı bu eylem? Niçin Melih Bulu’nun atanması bir sorun haline getirildi? Bugüne dek tüm rektör görevlendirmeleri bu şekilde yapılırken ve bu atama şekli Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına uygunken, niçin salgın sürecinde Boğaziçi Üniversitesinde yüzlerce gencin katıldığı bir eylem için bu zamanlama seçildi? Bu eyleme hangi terör örgütleri niçin destek veriyor ve bu eylemleri koordine ve manipüle ediyor? Bu eylem için neden ‘İkinci Gezi’ yakıştırması yapılıyor? Tüm bu sorular, ülke ve devlet olarak, Boğaziçi eylemlerinin başlamasıyla maruz kaldığımız kamu düzeni ve güvenliği tehdidinin boyutlarını kavrayabilmemiz ve süratli bir kontratakla bertaraf edebilmemiz açısından önem arz etmektedir.

  1. yüzyılın ikinci çeyreğine girerken, gizli servislerin yeni savaş stratejileri, büyük ölçüde toplum yapısıyla ilgilenmektedir. Bu değişim, yeni bir savaş dalının doğmasına neden olmuştur; Sosyolojik Savaş.

Ülkemizin ve tüm ulus devletlerin kamu düzenini ve güvenliği tehdit eden terörizm çağımızın en büyük sorunlarından biridir. İçinde bulunduğumuz çağın değişim ve dinamizm özellikleri terör örgütlerinin saldırı kabiliyetlerini arttırmaktadır. Terör örgütleri kendi organizasyonlarını değişen konseptlere hızlı şekilde adapte edebilmektedir. Terör örgütlerini yöneten ve konfigüre eden gizli servisler yeni savaş yöntemlerini de yaratarak, terör örgütlerinin kullanımına sunmaktadır. Sosyolojik Savaş yöntemi de tıpkı yakın süreçte literatüre giren hibrit savaş gibi yeni ve güncel bir kavramdır. Sosyolojik savaşı kısaca tanımlarsak; hedefi kamu düzenini ve güvenliğini yıkarak sosyolojik alan hakimiyeti kurmak olan savaş türüne sosyolojik savaş adı verilmektedir. (Konuyla ilgili tavsiye kaynak; Kemal Bayazıt, Sosyolojik Savaş, KHO Yayınları.)

Sosyolojik Savaş, sosyolojik etki odaklı bir savaştır. Bu savaşta, hedeflenen topluma, uzun vadede geri dönüşü olacak sosyolojik operasyonlar yapılır. Sosyolojik savaşın iki etkisi bulunmaktadır: Yabancılaşma etkisi ve Değişim etkisi. Yabancılaşma etkisinde amaçlanan hedefler: birey-ahlak yabancılaşması, toplum-değerler yabancılaşması, aydın-halk yabancılaşması, toplum-devlet yabancılaşması, alt kimlikler arası yabancılaşmalar, bölgesel kimlik yabancılaşmalarıdır. Değişim etkisinde ise, toplumun kimlik bileşenleri arasında ayrışma ve kutuplaşmanın gerçekleşmesi, tüm kamusal ve evrensel kurumlar ve kimlikler arası gerilimlerin artması amaçlanan hedeflerdir. Nihayetinde varılmak istenen sonuç; bu sosyolojik savaş sürecini kurgulayıp yöneten gizli servislerin ve onların koordine ettiği eylemlerin meşrulaşacağı bir anarşi ve çatışma ortamının oluşmasıdır. Kuşkusuz bu sosyolojik savaşın nihai hedefi, Türkiye Cumhuriyeti’nin devlet otoritesine, milli birlik ve beraberliğine, kamu düzeni ve güvenliğine zarar vermektir.

Sosyolojik savaşta, toplum mühendisliği en önemli taktik unsurdur.  Toplum mühendisliği iki alt unsurdan oluşur;

1-Objektif (kendiliğinden gelişen unsur)

2-Subjektif (bilinçli) unsur

Objektif unsur, terör örgütlerini kontrol ve komuta eden gizli servislerin adına çalışan toplum mühendislerinin (özellikle gazeteci, akademisyen, siyasetçi, sanatçı meslek gruplarına dahil olanlar) bilinçli ve düzenleyici iradesinden bağımsız olarak meydana gelen sosyal hareketleri ifade eder. Subjektif bilinçli unsurda; sosyal hareketlerin, gizli servisler adına şekillendirilmesi ve istihbaratların ürettiği toplumsal algıların toplumdaki bireylerin düşüncelerinde yansıması söz konusudur. Dolayısıyla, sosyolojik savaşın özgün istihbarat stratejileri, toplumsal hareketlerin kontrol edilmesi ve etki altına alınması açısından, objektif unsurlar üzerine herhangi bir değişikliğe veya güncellemeye yol açmazken, subjektif unsurlarda ise, tam tersine, stratejinin uygulama alanı geniş ve çeşitlidir. Zira, gizli servislerin stratejileri, toplumsal hareketleri hızlandırabilir veya yavaşlatabilir. Nihayetinde, istihbarat stratejisinin, sahadaki üstünlüğüne veya başarısızlığına bağlı olarak, hareketler en dolambaçlı yollara yöneltilebilir ya da daha zorlu ve sancılı süreçlere yol açılabilir. Unutmamak gerek, istihbarat insan yaşamının zorunlu bir parçasıdır. Sosyolojik savaşın temel öznesi de insandır.

   Terör örgütleri her türlü popüler kültür argümanını ve geçmişteki Marksist terör ve kitle önderlerini (Karl Marx, V. İlyiç Lenin, Che Guevara vb.) kullanarak, Türk toplumunun değerlerine saldırmakta ve gençlerimize her türlü milli ve kültürel değeri olumsuzlayan bir psikolojik savaş yöntemiyle, büyük çoğunluğu Y ve Z kuşağından oluşan üniversite gençliğini sosyolojik savaşın yabancılaşma ve değişim etkilerine doğru sürüklemektedirler. Gençler zekalarının yüksekliği yanında, yaşları gereği toy ve tecrübesiz olduğundan çok kısa sürede yönlendirilebilmektedir.

Boğaziçi eylemlerinde net olarak görülen şudur; farklı marjinal illegal gruplar ve Bölücü terör örgütleri (Pkk, Dhkp-c) Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kamu düzeni ve güvenliğini hedef alan bir hibrit terr eylemi yürütmektedirler. Bu eylemler her türlü ideolojik argüman ve algı unsurları gerçekleştirilmektedir. Normalde bu örgütlerle yan yana gelemeyecek olan toplum katmanları, sosyal medya üzerinden mantıksız ve gerçekdışı hezeyanlarla, Boğaziçi eylemlerine kuyrukçu yapılmaktadırlar. Zira Marksist ideolojinin 20. yüzyıldaki en önemli isimlerinden olan Lenin’in devrimci terör stratejisi, iktidara muhalif olan tüm kitleleri sübjektif olarak kendilerine kuyrukçu yapma ilkesine dayanmaktadır. Lenin ‘Ne Yapmalı?’ adlı uzun makalesinde, ‘Bolşevikler dışında tüm muhalif kitleleri de sübjektif olarak devrimci teröre kuyrukçu yapma’ taktiğini önemle vurgulamıştır.

Yakın dönemde bölücü terör örgütleri Pkk, Dhkp-c, TKP-ML’nin ülkemize ve devletimize karşı bir ittifak oluşturduklarını deklare ettiklerini unutmamak gerekiyor. Zira, hem kırda hem kentte sıkışan ve kırsaldaki militan mevcutlarının tamamını kaybetme noktasına gelen bu terör örgütlerinin son çırpınışları sayılabilecek alternatif sokak eylemleri, ülkemizdeki muhalif siyaset kuruluşlarının kitlelerini sübjektif bir şekilde aslında parçası olamayacakları bir eyleme kuyrukçu yapma stratejisinin hayata geçirilmesidir.

Bölücü terör örgütü Pkk’nın aktif kır bölgesi militan sayısının neredeyse 300’ün altına gerilediği bir ortamda (İçişleri Bakanlığımız tarafından açıklanan son durum) kentlerde ve özellikle üniversitelerde sokak provokasyonlarını besleyecek eylemler yapılması ve gençlerin bu eylemlere kuyrukçu edilmek istenmesi, aslında kırsalda yok olmaya doğru giden örgütün, kentlerde her türlü hibrit terör unsurunu kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı bir sosyolojik savaş stratejisini devreye soktuğunun göstergesidir. Sonuç olarak; ülkemize ve devletimize karşı yürürlüğe sokulan bu yeni savaş stratejisini bertaraf edebilmek için ilgili güvenlik ve istihbarat kurumlarında ‘sosyolojik savaş birimlerinin oluşturulması ve konfigüre edilmesi’ elzem hale gelmiştir.

(Konuyla ilgili okuma tavsiyesi: Çağlayan, Yusuf: Sosyolojik Savaş, İstanbul, 2019.)

umutsen91@outlook.com

Yorum Ekleyebilirsiniz