Twitter Facebook Linkedin Youtube

Amerikan Başkanlık Seçimleri, Toplumsal Karmaşa ve Sosyal Medyanın Politik Geleceği

6 Ocak 2021 günü ne oldu? Peki ya 20 Ocak 2021’deki seçilmiş başkan Joe Biden’ın yemin töreninde ya da takip eden günlerde ne olacak? Amerikan politik sisteminde bir çıkmazın yaşandığı kesin, peki bu karmaşa nelere gebe? Neredeyse son yüz yılda olduğu gibi ABD’de yaşananlar Kelebek Etkisi yaratır mı?

ABD’nin en önemli ihraç maddesi demokrasidir. Normlarının tek taraflı olarak yazıldığı liberal demokratik ve ekonomik düzen, Amerikan “özgür” ve “demokratik” yaşam tarzı, özellikle Soğuk Savaş döneminde Washington’a önemli kazanç sağlamıştır. 1990’larda ivme kazanan “demokrasi getirmek” amaçlı askeri müdahaleler ve sonuçları ise pek çok devlet tarafından eleştirilmektedir. Öyle ki ABD askerlerinin dahil olmadığı ancak dış ödenekli belirli sivil toplum kuruluşlarının öncülük ettiği pek çok politik gelişme de bu çerçevede incelenmiştir ve bu durum kimilerine göre Beyaz Saray’ın  yumuşak güç inisiyatiflerinin  etkinliğini azaltan gelişmeler olarak nitelendirilmiştir. Örneğin, Rus kaynaklarında sıklıkla rastlanabileceği üzere, ABD destekli, kâr amacı gütmeyen kuruluşlar aracılığıyla kontrol edilen (NGO-orchestrated), çeşitli sivil toplum hareketleri ve toplumsal hareketler ile Washington’un çıkarlarına aykırı hareketlerde bulunan eski Sovyet ya da Rus yanlısı iktidarların devrilmesi yakın tarihte oldukça yaygın. Hatta, bunu şahsi bir tehdit algılayan Kremlin, bu durumu Soğuk Savaş’ın mirası, yeni bir çevreleme (containment) politikasının bir parçası olarak görmekte ve Ukrayna’daki Turuncu Devrim (2004), Gürcistan’daki Gül Devrimi (2003) gibi olayları da kendi “etki alanı” (sphere of influence) altındaki bölgelere yapılan bir saldırı olarak sunmaktadır. Buna karşı, kültürel temelli gerekçelendirmeler ile şekillenmiş “Egemen Demokrasi” (Sovereign Democracy) adında bir tanım dahi geliştirmiştir.

Kimilerince şüpheli yaklaşılan dış destekli sivil toplum örgütlerinin yanı sıra, özellikle gelişmekte olan ülkelerde sosyal medya kullanımının artması ve ilerleyen süreçte bir çeşit kartelleşmiş yahut sansürlü medya kuruluşları ve iletişim araçlarını ekarte eden yeni bir iletişim ağı haline gelmesi ile demokratikleşme yolunda girişilen mücadele hız ve kuvvet kazanmıştır. Örneğin, bazı kaynaklarda, 2010 yılında Mısır’da başlayan Arap Baharı “Twitter Revolution” (Twitter Devrimi) olarak kaydedilmiştir.

Dönelim esas konumuza… 6 Ocak’taki Temsilciler Meclisi baskınının yaşanmasında seçim sistemi (election treshold), iki partili sistemdeki temsil sorunu ve daha da önemlisi Trump gibi popülist liderlerin ve radikal destekçilerin sosyal medyada örgütlenmesi etkili sayılıyor.  Gelinen noktada, sözüm ona fikir özgürlüğünün payitahtı ABD’de,  seçilmiş başkan ise benzerine rastlanmamış bir şekilde  selefinin yaptıklarını ancak “Putin’in yapabileceği şeyler “ olarak betimledi, 20 Ocak’ta yapılacak yemin törenine Trump’ın katılmayacağını belirtmesinin ardından “ İyi, çünkü o ülkemiz için bir utanç kaynağı” sözünü telaffuz etti ve protestocuları  “terörist” olarak tanımladı. Bunların hepsi ABD’nin sahip olmakla övündüğü “politik kültür” dahilinde değil. Bu duruma bir de sansasyonel olarak Twitter, Facebook gibi servis sağlayıcılarının, Trump ve 70 bin diğer vatandaşın şahsi hesaplarını, “toplumda daha fazla şiddet eylemine yol açabileceği” gerekçesiyle askıya alması, neredeyse otuz yıldır Beyaz Saray’ın diline pelesenk ettiği  ifade özgürlüğü gibi temel demokratik hakların korunması ve toplumsal kutuplaşmanın dengelenmesi noktasında, ciddi bir değişimin gerekliliğine işaret ediyor. Basit ifade ile “toplumdaki herkesi kucaklayacağını” iddia eden Biden’ın ise Trump destekçisi genellikle orta sınıf Beyaz Amerikalıları bu toplumsal barışa ne kadar dahil edebileceği meçhul. Zira, seçim sonuçlarının açıklanmaya başladığı ilk anda kendi destekçilerini “dört sene önce kaybettikleri ülkenin kalbine, mavi duvar inşa etmiş” olmaları sebebiyle tebrik etmiş ve bu durumu adeta ülkenin bekası ve toplumsal düzen açısından önemli bir gelişme olarak göstermişti.

“Amerikan Rüyası” sınır içinde de sınır ötesinde de ciddi darbe almışken bunun ne şekilde iyileştirileceği ya da uluslararası kamuoyuna etki edeceği ise net değil. Peki bu denklemde, son olaylarda şaşırtıcı bir şekilde önem kazanan Facebook, Twitter gibi ticari yapıların rolü ne olacak? Küreselleşmenin, bilhassa maliye politikaları üzerinden devlet egemenliğini sarstığına dair tartışmaların olduğu şu dönemde, yaşanan bu teknolojik devrim neticesinde devletlerin geleceğine dair ne söyleyebiliriz? Yalan haberler içeren ya da toplumsal kargaşaya neden olan hiçbir paylaşımın kabul edilemeyeceği açıktır. Fakat bu gibi sorunlara dair ele alınan inisiyatiflerin sistematiği ne olacaktır? Yıllardır yalan haber yayan, başkalarının adına açılan sahte hesaplarla dolan ya da uygunsuz içerik paylaşan hesapları arayan yapay zeka uygulamaları üzerinde çalışırken, diğer kullanıcılara herhangi bir şüpheli durum karşısında “hesabı şikayet etme” imkanı tanıyan bu yapıların samimiyetinden emin miyiz? Örneğin, geçtiğimiz aylarda yaşanan Karabağ Savaşı esnasında hakikatten uzak, provokatif paylaşımlar yapan Kim Kardashian’ın yaklaşık 200 milyon takipçiye sahip instagram hesabı, onca şikayet ve yoruma rağmen askıya alınmadı. Burada yetkili karar mercii kim olacak? Binlerce kilometre uzaktaki yabancı kullanıcıları için yerel hizmet bürosu açmaya erinen, vergi ödemeyen ve hatta kullanıcılarının bilgilerini üçüncül taraflara satarak kar elde etmek şeklinde bir ajandaya sahip olan bu şirketlerin, bu konudaki ölçme değerlendirme sistemi ya da yeterliliği nedir? Bu tek taraflı hareketi sadece yeni başkan Biden ile ilişkileri geliştirmek adına atılan pragmatist bir adım olarak mı yorumlamalı yoksa herhangi bir acil durumda, bugüne dek depolanmış olması muhtemel verileri ABD’nin haz etmediği liderlerin ve bürokratların aleyhinde kullanabilecek ya da belirli grupların gönderilerini öne çıkarırken devletin vatandaşlar ile etkili iletişimini sekteye uğratabilecek yeni bir silah olarak mı tanımlamak gerek? Yoksa demokrasi ihracatında yeni bir lojistik aygıttan mı bahsediyoruz?

Pek çok gelişmekte olan ülke gibi, demokrasinin “sandığa sığdırılamayacağı” şeklindeki muhalif yorumlara hepimiz aşinayız. Yeniden sayım kararlarına, provokasyonlara ve algı yönetimi çabalarına da… Hatta son dönemde bu gibi tartışmaları alevlendirebilecek yeni gelişmelere de şahit olduk. Hatırlayacak olursak, Demokrat Parti’nin adayı Joe Biden’a yönelik kurumsal sempatisini gizlemeyen Amerikan Posta Servisi, pandemi koşullarında posta yoluyla oy kullanımına aracılık etmişti. Buna ek olarak, bilhassa deniz aşırı ülkelerde görev yapan askerler için blockchain aracılığıyla mobil oy kullanımı ve 2016’daki seçimlere Rus hackerlerın müdahale ettiğine dair iddialar ortaya atılmıştı. Eşzamanlı olarak her seçimden sonra başta facebook olmak üzere çeşitli uygulamalarda kullanıcıya “oy kullandınız mı?” şeklinde sorular yöneltildiği ya da seçim öncesi sosyal medya anketleri ile tahmini sonuçlar yayınlandığını da düşünürsek, tüm bunlar kritik konularda bir çeşit bilgi kirliliği vehatta palarel bir gerçeklik yaratıp, toplumda şüphe yaratmaz mı? Tüm bunlar, provakatif manada da kullanıldığında meşruiyet tartışması ve kaosa neden olmaz mı?

Bilindiği üzere siyasette topal ördek (lame duck) sendromu denilen, herhangi bir liderin görevdeki yeterliliğinin azaldığını savunan ve dolayısı ile meşruiyetini sorgulanabilir hale getiren bir olgu vardır. Profesyonellerin çalışmalarının yanı sıra, fazlasıyla kontrolsüz facebook, twitter gibi platformlarda bu gibi bir oluşuma yönelik propaganda kolaylıkla yapılabilir. Peki ya bu denklemde, art niyetli kişilerin gönderileri ön plana çıkartılırken, sıradan vatandaşların ya da yetkili mercilerin gönderileri geri plana atılabilir mi? Diğer çok konuda olduğu gibi bu konuda da bir çifte standart ve seçici kullanım (selective usage) yapılabilir mi? Aksine nasıl kanaat getireceğiz?

Bütün bu yaşananlar, sadece Amerikan politik kültüründe ezber bozan gelişmeler olmanın yanı sıra, sosyal medya aracılığıyla toplumda yepyeni bir perspektif üretmek ve var olanın meşruiyetini sorgulanması ile Amerikan dış politika ajandası dahilinde de kullanıma açılabilir, bir çeşit “sözde” siyasetini yaygınlaştırabilir.

İlknur Şebnem ÖZTEMEL

 

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz