Twitter Facebook Linkedin Youtube

TERÖRLE MÜCADELEDE YENİ GÜVENLİK STRATEJİLERİ

      Ulusal ve uluslararası güvenliği tehdit eden terörizm çağımızın en büyük sorunlarından biridir. Terörizmle mücadele doğru ulusal politikalar kadar uluslararası işbirliği alanında güçlü politika ve stratejiler geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Zira içinde bulunduğumuz çağın değişim ve dinamizm özellikleri terör örgütlerinin saldırı kabiliyetlerini arttırmaktadır. Terör örgütleri kendi organizasyonlarını değişen konseptlere hızlı şekilde adapte edebilmektedir.

    Terör, tarih boyunca değişen bir olgudur. Terör eylemlerinde terörist unsurların kullandıkları strateji, taktik ve silahlar sürekli olarak değişim içindedir.  Etimolojik kökünü, Latince ‘terrere’ sözcüğünden alan terör kavramı ‘korkudan sarsıntı geçirme’ veya ‘korkudan dehşete düşmeye sebep olma’ anlamlarına gelmekte olup, ilk defa Dictionnarire de l’Academie Française’nin 1789 yılında yayınlanan ekinde rastlanmaktadır. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1.maddesinde (Değişik-19.07.2003/25173); ‘Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.’ Şeklinde tanımlanmaktadır. (Değişik İkinci Fıkra:19.07.2003/25173-4928/20 md.) İki veya daha fazla kimsenin birinci fıkrada yazılı terör suçunu işlemek amacıyla birleşmesi halinde bu Kanunda yazılı olan örgüt meydana gelmiş sayılır. Örgüt terimi ise Türk Ceza Kanunu ile ceza hükümlerini içeren özel kanunlarda geçen her türlü teşekkül, cemiyet, silahlı cemiyet, çete veya silahlı çeteyi kapsamaktadır.

Soğuk Savaş’ın bitişinden bugüne değin geçen süreçte ülkelerin güvenlik algılamaları büyük oranda değişikliğe uğramıştır. Dolayısıyla, iki kutuplu sistemin hakim olduğu dönem boyunca öncelikli güvenlik tehdidi olarak kabul gören ülkelerarası konvansiyonel savaş tehlikesinin yerini etnik ve dini radikal terör örgütleri, ekonomik savaş, siber saldırılar, yıkıcı istihbarat faaliyetleri, sosyal kargaşa, sabotaj faaliyetleri, organize suç faaliyetleri, bilgi savaşı ve propaganda ve biyolojik savaşlar almıştır. Tüm bu tehditlerin tek çatı altında topyekûn kullanıldığı savaş modeline ise hibrit savaş adı verilmektedir. Hibrit savaş modeli, hedefteki ülkelere karşı, düşman gizli servisler veya onların yönlendirdiği terör örgütlerince ya da devlet dışı silahlı oluşumlarca yürürlülüğe sokulmuştur. (Hibrit kelimesi Farsça karma, melez anlamına gelmektedir. İngilizce’de ise ‘hybrıd’ şeklinde kullanılmaktadır.) Hibrit savaşın büyük güçler tarafından tercih edilmesindeki en önemli etken, faaliyetleri mümkün olduğunca gizli yapmak suretiyle, müdahale edilen bölge halkı tarafından direnç oluşturulmasının önüne geçmek ve diğer devletlerin ve uluslararası toplumun müdahale şansını ortadan kaldırmaktır. Dolayısıyla, faaliyetlerin ağırlıklı olarak konvansiyonel olmayan unsurlar aracılığıyla yürütülmesi gerekmekte ve inkâr politikası ön planda olmaktadır.

  1. yüzyılın yeni güvenlik realitesinde, konvansiyonel bir savaş ulus devletler tarafından istenen son alternatif halini almıştır. Hibrit savaşın olmazsa olmaz unsurlarından konvansiyonel kabiliyetin kullanılması hem ekonomik anlamda hem de yukarıda ifade edilen nedenlerden dolayı politik anlamda maliyetli olmaktadır. Politik maliyet sadece dış politikayı kapsamamaktadır. Zira konvansiyonel unsurların kullanılması sonucu oluşabilecek kayıplar iç siyasette hükümetler üzerinde önemli baskılar oluşturmaktadır.

2020 yılı itibariyle, artık temel insan içgüdüsü; ”Bir sonraki hareketini düşünmelisin, asla rahatlayamazsın, kimse güvende değil”  mantalitesine sahip olmuştur. (HANÇER, Hakan, ‘Gelecekle Savaş: Yüzyılın Bilimi ve Geleceğin Savaşları’, syf.1) Dolayısıyla düşmanlık ve müttefiklik kavramları da göreceli hale gelmiştir.

Terör örgütleri son yıllarda giderek artan bir biçimde hibrit taktikleri kullanmaya başlamıştır. Dış servislerin konfigüre ettiği terör örgütleri terörizmi amaçlarına ulaşma noktasında başlıca yöntem olarak benimserken, farklı unsurları da eş zamanlı olarak kullanarak daha büyük bir etki oluşturmaya çalışmaktadır. Özellikle ülkemizin toprak bütünlüğünü, kamu düzenini ve toplumsal huzurunu tehdit eden PKK, DEAŞ ve FETÖ’nün son yıllarda hibrit çatışma modelinden yararlandıkları gözlemlenmektedir. Dolayısıyla bu terör örgütlerinin klasik terör örgütlerinden farkını ortaya koymak amacıyla hibrit terör’ kavramına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kavramın güvenlik literatürüne giriş yapması devlet dışı silahlı bir aktör olan Hizbullah’ın İsrail Savunma Kuvvetleri’ne karşı ortaya koyduğu sert mukavemet sonucunda gerçekleşmiştir. Hizbullah, İsrail ordusu karşısında bir yandan son teknolojik silahlardan yararlanmış bir yandan ise çatışmanın seyrini uzatmak amacıyla gayri nizami harp taktiklerini uygulamıştır. Ayrıca Hizbullah, 2006 yılındaki bu çatışmalar boyunca yürüttüğü propaganda faaliyetleriyle hem kendi iç kamuoyunun hem de uluslararası kamuoyunun algılarını amaçları doğrultusunda etkilemeyi başarmıştır. Hizbullah’ın pratiğe döktüğü bu yeni çatışma modeli, kısa sürede dünya üzerindeki diğer terörist örgütler tarafından da taklit edilmeye başlanmıştır. Dolayısıyla çok sayıda terör örgütü klasik terörist taktiklerin ötesine geçerek bir dizi enstrümanı koordineli şekilde kullanmaya başlamıştır. Türkiye olarak karşı karşıya olduğumuz PKK, DEAŞ ve FETÖ terör örgütlerinin hibrit terörün bir unsuru olan organize suç faaliyetlerini de yoğun biçimde sürdürdüğü görülmektedir. Ayrıca bu üç terör örgütü de uyguladıkları ekonomik terör yöntemleri, siber saldırılar, bilgi savaşı ve propaganda teknikleriyle klasik terör örgütlerinden ayrılmaktadır.

Hibrit terör tehdidine karşı, ülkemizin iç güvenliğinin etkin bir şekilde sağlanması için elde edilen tecrübelerle belirlenen ihtiyaçların belli bir stratejik planlama çerçevesinde karşılanması elzemdir. Zira, yakın süreçte özellikle iç güvenlik teşkilatlanması konusunda yeni paradigmaların oluşturulamaması, millî güç unsurlarının önemli bir kısmının doğru şekilde konfigüre edilmesine engel olmuştur.

Kuşkusuz, iç güvenlik ile ilgili kurumların içinde bulundukları çevresel faktörlerde yaşanan hızlı değişimler, iç güvenlik kurumlarını bu değişimlere gecikmeden, zamanında ve etkili bir şekilde cevap verecek bir örgütsel yapıya dönüşüme zorlamaktadır. Dünyadaki gelişmelerle eşgüdümlü olarak Türkiye’nin iç güvenlik yapılanmasında da bu alanda yaşanan sorunlara çözüm olacak ve değişim zorunluluklarına cevap verebilecek şekilde yeni bir iç güvenlik teşkilatlanmasına ihtiyaç duyulmaktadır. 21. yüzyılın ikinci çeyreğine doğru hızla yol alırken, Türkiye^nin iç güvenliği; görev, sorumluluk ve fonksiyonları net olarak belirlenmiş, hedef, süreç ve metodoloji odaklı, geniş kapsamlı bir yaklaşımla, merkezî sevk ve idare edilebilecek yeni bir iç güvenlik teşkilatı ile korunabilir.

Ülkemizde iç güvenlik yapılanmasının karşı karşıya olduğu sorunlar incelendiğinde  dokuz temel sorun ortaya çıkmaktadır:

1- Hudut Güvenliği Sorunu: Hudut Güvenlik Teşkilatı’nın kurulması gerekmektedir.

2- İç İstihbarat Karmaşası:  İstihbaratın stratejik, operatif ve taktik seviyede zamanında paylaşılması iç güvenlikte sağlanacak başarının anahtarıdır. Dolayısıyla, oluşturulmasını savunduğum Milli İstihbarat Direktörlüğü Sistemi, ülkemizdeki tüm istihbarat kuruluşlarının stratejik ve yönetimsel liderliğini, genel güç konfigürasyonunun sağlanmasını ve aynı zamanda oluşturulması gereken Milli İstihbarat Programı’nın yöneticiliği ile gözlemciliğini yapma misyonunu yürütebilecektir.

3- Görev Alanı Yetkileri ve Emir Komuta Karmaşası: İç güvenlik hizmet ve görevlerin yürütülmesinde, kanunla verilen yetkilere dayalı bir görev paylaşımının dışında, aynı görevlerin farklı coğrafi alanlarda farklı kurumlarca yapılması iç güvenlik açısından büyük bir handikaptır.

4- İç Güvenlik Kurumları Arasında Koordinasyon ve Eş Güdüm Sorunu

5- Devlet Seviyesinde Stratejik Planlama Sorunu

6- Yeni Bir Tehdit Modeli olarak Ortaya Çıkan Hibrit Savaş ve Hibrit Terör Sorunu

7- Ülkenin bekasını ve bütünlüğünü bozabilecek her türlü tehdide ve ülke genelinde veya bir bölümünde düzeni bozabilecek büyük çaplı salgınlar ve doğal afetler

8- Siber Güvenlik Sorunu: Siber Güvenlik Teşkilatı’nın kurulması gereklidir.

9- Ekonomik terör tehditlerine karşı Finans Güvenliği Teşkilatı’nın kurulması gerekmektedir.

Bugün, yeni bir tehidt modeli olarak ortaya çıkan hibrit savaş unsurları ve hibrit terör tehditleri göstermiştir ki, çok yakında su yüzüne çıkacak olan yeni dünya dengelerinde sürprizler ve ezber bozan gelişmeler her zamankinden daha fazla olacaktır. Bu, tüm dünyada yeni güvenlik paradigmalarına ve post-istihbarat stratejisine ihtiyaç duyulacak bir dönemin de işaretidir. Özellikle ABD ve Avrupa ülkelerinde mevcut iç güvenlik paradigmalarının süratle değiştiği ve daha bütüncül paradigmalar oluşturulduğu göze çarpmaktadır. Dolayısıyla ABD ve Avrupa’da oluşan yeni güvenlik paradigmaları, emniyet ve asayişin, kamu düzeni ve güvenliği kavramlarının dışında, ülke içinde güvenliği tehdit edebilecek büyük çaplı salgın, doğal afet, göç hareketleri, siber saldırılar, sınır güvenliği vb. çok geniş ve farklı alanları kapsamaktadır. Ülkemizde ise mevcut iç güvenlik yapılanmasında ve yeni terör tehditleriyle mücadelede yeni sınırların ve ölçütlerin tanımlanması konusunda yeni bir paradigma stratejisi henüz mevcut değildir. Ancak son yıllarda özellikle iç güvenlik ve terör harekatlarında İçişleri Bakanlığı ve ona bağlı kurumların olağanüstü bir gayret ve kararlılıkla mücadele ettikleri görülmektedir. Dolayısıyla yeni güvenlik paradigmalarının oluşumu için ülkemizde oldukça güçlü bir İçişleri Bakanlığı güç konfigürasyonu mevcuttur. Kuşkusuz bu güçlü zeminde yeni paradigmalar ve yeni güvenlik teşkilatlanmaları somut biçimde oluşturulabilir.

İç güvenlik kurumları arasında eş güdüm ve devlet seviyesinde stratejik planlama sorununa yönelik bir değerlendirme yaptığımızda karşımıza çıkan sonuç ve çıkarımlar şu şekildedir:

Terörizmle mücadelenin yanında, çağdaş iç güvenlik anlayışının öngördüğü  başka alanları da (sosyal güvenlikten kriz ve afet yönetimine kadar geniş bir alanda faaliyet yürüten) içeren yeni bir teşkilatın kurulması gerekmektedir. Bu teşkilat, iç güvenliğin bir merkez altında toplanması esasına uygun olarak  “İç Güvenlik Teşkilatı” olarak tanımlanabilir. Bu teşkilat, ülkemize yönelik tüm hibrit tehditleri etkisiz hale getirecek güçte operasyonel bir kurum olarak inşa edilmelidir. İç Güvenlik Teşkilatı’nın, yine kurulmasını savunduğumuz diğer oluşum ve teşkilatlar olan; Milli İstihbarat Direktörlüğü, Siber Güvenlik Teşkilatı, Hudut Güvenlik Teşkilatı ve Finans Güvenliği TeşkilatI ile sağlıklı bir eşgüdüm ve koordinasyon ile müşterek çalışabilmesi için Cumhurbaşkanlığı’na bağlı bir ‘Hibrit Terörle Mücadele Merkezi’ nin kurulması gerekmektedir. Bu yeni model sayesinde, iç güvenlik ve hibrit terörle mücadeledeki tüm faaliyetlerin konfigürasyon ve koordinasyonunun tek bir merkezden sağlanması mümkün olacaktır. Ayrıca, iç güvenlik kurumlarımızın terörle mücadele stratejisinin, mevcut tüm unsurların eş zamanlı ve senkronize olarak konfigüre edilmesi de sağlanmış olacaktır.

Sonuç olarak; Hibrit Terörle mücadelede klasik terörizmle mücadele yöntem ve taktiklerinin yeterli gelmeyeceği açıktır. Dolayısıyla hibrit terör örgütlerine karşı yürütülen mücadelenin de hibrit bir karaktere sahip olması gerekmektedir. Bu bağlamda, ilgili devlet kurumlarında hibrit terör tehdidine karşı farkındalık oluşturmak, yeni risk ve tehditler karşısında devletimizin mevcut kapasitesini daha da güçlendirmek ve hibrit terörün ülke sınırlarını aşan boyutu karşısında uluslararası işbirliği tesis temek için yukarıda ifade ettiğimiz yeni güvenlik paradigmasının inşa edilmesi zorunlu hale gelmiştir.

Umut Berhan ŞEN – SASAM Uzmanı

   -KAYNAKÇA-

-AĞAR, Abdullah, IŞİD ve Irak, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2015.

-ARARAT, Osman, PKK Terörü ve Türkiye, Alter Yayıncılık, 2015.

-BAŞBUĞ, İlker, Terör Örgütlerinin Sonu, Remzi Kitabevi, 2011.

-EROL, Mehmet Seyfettin-Şafak Oğuz, “Hibrit Savaş Çalışmaları ve Kırım’daki Rusya Örneği”, Gazi Akademik Bakış, Cilt:9, Sayı:15, Kış 2015.

-GERASIMOV, Valery, “The Value of Science Is in the Foresight; New Challenges Demand Rethinking the Forms and Methods of Carrying Out Combat Operations”, çev. Robert Coalson, Military Review, Ocak-Şubat 2016.

-HANÇER, Hakan, Gelecekle Savaş: Yüzyılın Bilimi ve Geleceğin Savaşları, Atayurt Yayınevi, Ankara, 2020.

-İçişleri Bakanlığı İç Güvenlik Stratejileri Dairesi Başkanlığı, Hibrit Tehdit Terörizm, 2020.

-İçişleri Bakanlığı İç Güvenlik Stratejileri Dairesi Başkanlığı,  DEAŞ Terör Örgütü, 2019.

-MGK Genel Sekreterliği, Yeni Küresel Eğilimler, 2012.

-SEÇGİN, Bahaddin, Hendeklerde Vurulduk: Sur Gazisinin Kaleminden Hendek Operasyonları, Atayurt Yayınevi, Ankara, 2019.

-T.C 7-100 “Hybrid Threat”, ABD Kara Kuvvetleri Karargâhı, 26 Kasım 2010.

-JENKİNS, Brian, International Terrorism: A New Kind of Warfare, RAND Corporation, 1974.

 

 

Umut Berhan ŞEN Hakkında

1991 yılında İstanbul’da doğdu. Okumayı çok küçük yaşlarda (okul öncesi) öğrendiğinden beri tarihe olan ilgisi hiç bitmedi. Lise yılarına geldiğinde, çeşitli internet site ve gazetelerinde yazmaya başlamıştır. Yayınlanmış bir adet tarih araştırma kitabı ve bir adet polisiye-casusluk türünde romanı bulunmaktadır. Günümüzde ise düzenli olarak ulusal basında yazmaya devam etmektedir. Bu yayın organları ve gazetelerin başlıcaları; ATAYURT Tarih Dergisi (devam), STAR Gazetesi AÇIK GÖRÜŞ EKİ (devam-halen AKŞAM Gazetesi yayın organı olarak devam etmektedir.), YURT Gazetesi (devam), -KARAR Gazetesi, CUMHURİYET Gazetesi (devam), HİSTODİA Tarih Dergisi (devam), MİSAK (Milli Stratejik Aaraştırmalar Kurulu-devam) Yayınlanmış kitapları: SAHİPKIRAN EMİR TİMUR (Araştırma-ATAYURT Yayınevi-2019 Nisan), FIRÇA TEMASI (Polisiye-casusluk seri roman-ATAYURT Yayınevi-2019 Kasım) Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Sosyoloji Eğitimi alan yazar, Gazi Üniversitesi Sanat tarihi bölümünü de bitirmiştir. Ayrıca İstanbul İşletme Enstitüsü’nde Finansal Yönetim eğitimi ve sertifikası almıştır. Orta Asya Türk Tarihi, Osmanlı Silah Sanatı ve Teşkilat’ı Mahsusa konusunda çalışmalarını sürdürmektedir. Genelkurmay Başkanlığı ATASE Arşivinde Türk İstihbarat Tarihi, ATATÜRK’ün Yaşamı, Teşkilat’ı Mahsusa ve 1. Dünya Savaşı konusunda araştırma, inceleme ve tetkiklerde bulunmuştur. Ayrıca çeşitli araştırma merkezlerinde ‘work shop’ ve yuvarlak masa çalışmalarına da katılmaktadır. Devlet Tiyatroları için yazdığı ve henüz yayınlanmamış ‘ENVER’ adlı bir tiyatro eseri de bulunmaktadır. Bununla birlikte, tiyatro eserleri konusunda eleştiri yazıları da kaleme almaktadır. Yazar, Ahmed Yesevi Vakfı üyesi ve genel sekreteridir. Ayrıca Azerbaycan Kültür Derneği üyesi ve Türk Anıtlar Derneği yedek yönetim kurulu üyesidir.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz