Twitter Facebook Linkedin Youtube

ORTA ASYA’NIN MERKEZİ ÖZBEKİSTAN; BATI ASYA’NIN YILDIZI TÜRKİYE

GİRİŞ

Orta Asya’nın kalbi konumundaki Özbekistan ve üç kıtanın kesiştiği noktada bulunan Türkiye arasında tarihin derinliklerinden gelen güçlü bağlar mevcuttur. Türk soylu halklar arasında hem geçmişte hem de günümüzde devlet kurabilmiş Özbekler ve Anadolu Türkleri arasındaki ilişkiler, kimi zaman işbirliği kimi zaman hasımâne bir seyir izlemiştir.

33 milyon nüfusuyla Orta Asya’nın en kalabalık ülkesi olan Özbekistan’ın, doğal kaynakları, köklü kültürel gelenekleri, stratejik öneme sahip coğrafyası ile önümüzdeki yıllar içinde Asya Kıtası’nın ve dünyanın yıldız ülkelerinden birisi olmaya adaydır. Son iki yüz yıldır modernleşme ve batılılaşma mücadelesi veren Anadolu Türklüğü de bundan yaklaşık 100 yıl önce kurdukları Türkiye Cumhuriyeti ile Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının kesişim noktasında çok büyük jeostratejik bir önem ve değere sahiptir. Bu iki dev Türk soylu halk arasındaki ilişkilerin uluslararası ilişkiler perspektifi çerçevesinde incelenmesi, değerlendirilmesi ve gelecek için bir projeksiyon çizilmesi çok gereklidir.

“ORTA ASYA” YA DA “ASYA’NIN MERKEZİ”-ÖZBEKİSTAN

“Orta Asya”; coğrafi, siyasi ve idari açılardan oldukça farklı tanımlara sahip bir bölge olagelmiştir. En dar anlamda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) tarafından yapılan tanımlamalarda “Orta Asya”; idari/mülki açıdan Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan’ın oluşturduğu alan olduğu belirtilmiştir. SSCB’nin dağılmasının ardından Orta Asya tanımlaması içerisine Kazakistan da dâhil edilmiştir. Geniş anlamda ise “Orta Asya”; Afganistan ve Pakistan’ın kuzeyi, Doğu Türkistan, Rusya’nın güneydoğusu, Moğolistan ile İran’ın kuzeydoğusu ve Asya’nın okyanuslardan uzak iç kesimlerini tanımlamak için kullanılmaktadır. Bunların dışında daha birçok tanım olsa da akademik çalışmalarda “Orta Asya” kavramı, daha çok SSCB’nin dağılması sonrası ortaya çıkan devletleri kapsayacak şekilde kullanılmaktadır.

  1. Yüzyıldan itibaren sürekli genişleyen Rusya; Kazan, Astrahan ve Sibirya hanlıklarını ele geçirmesinin ardından 17. yüzyılla birlikte Orta Asya bölgesine yönelik askerî eylemler başlatmıştır. Bölgede uzun yıllara dayalı önemli ticari faaliyetleri bulunan Ruslar, bu dönemde İngiliz tüccarların Orta Asya’daki etkinliklerinden rahatsız olmaya başlamışlardır. Rusya’nın güney sınırlarının güvenliğini sağlama düşüncesi de bu eylemlerde önemli bir rol oynamıştır.

Ruslar bölgeye geldiği tarihlerde Orta Asya’da birkaç hanlık bulunmaktaydı. Göçebe yaşam tarzının görüldüğü kuzey bölgesinde Kazak Hanlığı hüküm sürerken, yerleşik yaşam tarzının olduğu güney bölgelerinde ise Buhara ve Hive hanlıkları yer almaktaydı. Bölge hanlıkları I. Petro dönemine kadar Rus saldırılarına karşı koyabilmişlerdir. I. Petro’nun tahta çıkması ve ülkesini bir imparatorluk haline getirme isteği, Rusya’nın Orta Asya politikasını esastan değiştiren önemli etkenlerden biri olmuştur. Hindistan ile ticari bağlantılar kurmak isteyen I. Petro, Orta Asya’yı kilit bir pozisyonda görmüştür. Güney yönünde Rus birlikleri, Hive Hanlığı’nı mağlup etseler de Petro döneminde Orta Asya’yı bütünüyle ele geçirememişlerdir. I.Petro sonrası dönemde; Ruslar, 1735’te Orenburg, 1754’te İletsk, 1773’te Orsk şehirlerini kurarak Orta Asya seferlerine lojistik üs yapmışlardır.

  1. yüzyılda Rusya ve İngiltere arasında yaşanan ve “Büyük Oyun” adı verilen küresel mücadelede Orta Asya’nın önemi daha da artmıştır. Bu yıllarda, Çar II. Aleksandr ile birlikte Rusya, bölgede askerî anlamda büyük başarılar kazanmıştır. 1865’te Taşkent, 1866’da Cizzak ele geçirilmiş ve 1867 yılında da Rusya’ya bağlı Türkistan askerî bölgesi oluşturulmuştur. Hive ve Hokand hanlıkları mağlup edilerek Semerkant ve Buhara işgal edilmiştir. 1880’li yıllarda Orta Asya tamamen Rus Çarlığı tarafından ele geçirilmiştir.

Üç yüzyıldan fazla süren Rusya’nın Orta Asya’ya egemen olma siyaseti ve İngiltere ile rekabeti, 1907 yılında imzalanan bir anlaşmayla noktalanmıştır. Bu anlaşmayla Rusya Afganistan’ın İngiltere nüfuzu altında olduğunu kabul ederken İngiltere de Orta Asya’yı Rusya’ya terk etmiştir. Rusya’nın Orta Asya üzerindeki resmi hâkimiyeti SSCB’nin 1991 yılında dağılmasına kadar sürmüştür.

SSCB’nin dağılması sonrasında 1 Eylül 1991 tarihinde bağımsızlığını elde eden Özbekistan, Orta Asya’nın nüfus itibarıyla en kalabalık, alan olarak da üçüncü en büyük ülkesidir. Jeopolitik anlamda diğer Orta Asya ülkeleriyle çevrelenmiş tek bölge ülkesi konumundadır ve denize sınırı bulunmamaktadır.

İki bin yıllık bir tarihi geçmişe sahip, zengin kültürel mirası bulunan Özbekistan, İpek Yolu’nun en önemli güzergâhlarından birisi olmuştur. Buhara, Hive ve Semerkant gibi şehirleri, İslam dünyasının hem Türk dünyasının siyasi, ticari ve kültürel merkezleri olagelmiştir. Yerleşik yaşamı asırlar önce benimseyen, uzun yıllar kültür ve eğitimin merkezi olan bu bölge, Orta Asya içinde özel bir yere ve değere sahiptir.

Tarihsel süreçte Rus işgalleri ve doğal olmayan yöntemlerle Orta Asya ülkeleri arasında sınırlar çizilmesi, bu ülkelerin arasında ciddi sorunlara yol açmıştır. Özellikle Özbek nüfusun Orta Asya’da geniş bir alana dağılması, 1990’lı yıllarda bölge ülkeleri arasında sıkıntılı bir sürecin yaşanmasına neden olmuştur. Bölge ülkeleri arasındaki en önemli sınır sorunu Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan arasında bulunan Fergana Vadisi’nden kaynaklanmıştır. Sorunun nedeni, söz konusu bölgede üç etnik grubunda ayrı ayrı çoğunlukta olduğu yerleşim yerlerinin bulunmasıdır. Orta Asya’nın tam merkezinde bulunan Fergana Vadisi tüm bölge ülkeleri açısından çok büyük bir değere eyedir.

Fergana vadisinde üslenmiş olan aşırı dini akımlar tüm bölge ülkelerini rahatsız etmektedir. SSCB’nin uyguladığı sınır politikaları, bugün bölge ülkelerinin üstesinden gelemediği sorunlarla karşılaşmalarına sebep olmuştur. Sınırları içinde diğer komşu ülkelerin soydaşlarını barındıran bölge ülkeleri, bu özelliği kültürel bir zenginlik olarak görme yerine, ülke istikrarına tehdit oluşturabilecek bir unsur olarak kabul etmektedirler.

Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan devletlerinin ortasında, Tanrı ve Pamir Dağları’nın arasında bulunan Fergana Vadisinde yerleşim ve uygarlık, tarihin derinliklerine uzanmaktadır. Günümüzde yaklaşık 10 milyon kişinin yaşadığı Fergana Vadisi, Orta Asya’da nüfusun en yoğun olduğu bölgelerden biridir: Coğrafi alan olarak Orta Asya’nın %5’ini teşkil etmesine rağmen, Orta Asya nüfusunun %25’i bu vadide yaşamaktadır. Bölgenin dağlarla çevrili olmasından dolayı dışa açılan tek geçit Khujand Geçidi’dir. Doğu-Batı yönünde 330 km uzunluğunda ve kuzey-güney yönünde 170 km genişliğinde Fergana Vadisi’nde; Celalabad ve Oş şehirleri Kırgızistan’a, Sogd bölgesi Tacikistan’a, Namazgah, Andican, Fergana şehirleri ise Özbekistan’a bağlıdır.

Orta Asya’da kilometre kareye 14 kişi düşerken Orta Asya’nın merkezinde yer alan Fergana’da ise kilometre kare başına 360 ile 500 kişi düşmektedir. Fergana’daki nüfus Tacikistan ve Kırgızistan nüfusunun üçte birine, Özbekistan nüfusunun ise dörtte birine denk gelmektedir. Fergana’daki her türlü gelişme; bölge ülkeleri olan Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan’ı da ekonomik, siyasi ya da dinsel yönden etkileyebilme kapasitesine sahiptir.

Çin’i Hindistan ve Avrupa’ya bağlayan Fergana Vadisi, aynı zamanda sahip olduğu kaynaklar ve dünyada en büyük ikinci pamuk üretim yeri olmasıyla da dikkatleri üzerine çekmektedir. Fakat bu özelliklerinden daha çok Fergana, bölgede istikrarsızlık kaynağı olması nedeniyle gündeme gelmektedir. Fergana’da istikrarsızlık yaratan hususlardan birisi dinsel yapı ve oluşumlarla ilişkilidir. SSCB döneminde tespit edilen ve 1991 sonrasında bölge ülkelerinin sınırları olarak kabul edilen sınır çizgileri mevcut problemleri içinden çıkılmaz bir hale sokmanın yanında, aşırı dinî akımlara karşı alınması gereken ülkeler arası önlemler ile yapılması gereken eşgüdümler konusunda da problemlere de yol açmaktadır. Mesela, Özbekistan’da 2005 Mayıs’ında meydana gelen olaylar Fergana’daki “Oş”, “Celalabat” ve “Andican” üçgeni içinde gerçekleşmiştir. Bu olaylar irdelendiğinde, Fergana’daki aşırı dinî akımların Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan rejimlerinin geleceği için bir tehdit olduğu ortaya çıkmaktadır. Önümüzdeki dönemlerde, benzer sorunların ve çatışmaların yaşanmaması için bu bölgedeki aşırı dinsel akımların güçlenmesini önlemek ve bu akımlarla ilgili sorunları eşgüdüm halinde çözmek gerekmektedir.

Kültürel ve dinsel yapılanmaların Fergana Vadisi’ndeki sosyal ve siyasi süreçler üzerinde önemli etkileri olabilmektedir.  Fergana Vadisi’nin izole konumu aynı zamanda birçok siyasi ve dinî kişi ile entelektüel için sığınak konumunda olmasına neden olmaktadır. Bu durum ise Vadinin bir yandan muhafazakârlara, diğer yandan ülke yönetimlerine muhalif düşüncelere sahip kişilere ev sahipliği yapması sonucunu doğurmaktadır.

Diğer yandan bölgede temel problemlerden birisini “su” konusu teşkil etmektedir. Orta Asya’daki tüm ülkeler kendi topraklarındaki akarsular üzerinde mutlak egemenlik hakları olduğunu savlamaktadırlar. Bu durum ise, özellikle Aral Havzası’ndaki yukarı kıyıdaş ülkeler olan Kırgızistan ve Tacikistan ile aşağı kıyıdaş ülkeler olan Kazakistan, Özbekistan ve Türkmenistan arasında sudan kaynaklanan krizin muhtemel bir çatışmaya dönüşmesi ihtimalini barındırmaktadır. Bu paralelde, bölgede su konusunda sözleşmeler imzalanmışsa da bölge ülkelerinin taahhütlerini yerine getirmemeleri veya karşılıklı olarak birbirlerini suçlamaya devam etmeleri, su ihtilafının çözülmeden devamına neden olmaktadır. Örneğin Özbekistan ve Tacikistan arasında su ve enerji kaynaklarının kullanımına ilişkin her yıl yenilenmesi öngörülen bir sözleşme mevcuttur; Özbekistan ve Tacikistan birbirlerini sözleşmenin gereklerini yerine getirmemekle suçladıklarından sorun çözüme kavuşturulamamaktadır. Söz gelimi; kendi topraklarından akan suyun sahibi olduğunu ifade eden Tacikistan, Özbekistan’dan kullandığı suyun karşılığında ücret istemektedir. Özbekistan ise Tacikistan’ı suya; sanayi ve tarımsal zehirli atıklar ile kanalizasyon suları karıştırarak hastalığa sebep olmakla itham etmektedir. Kırgızistan ve Tacikistan sahip oldukları su kozunu kullanarak komşu olduğu diğer ülkelerden ucuz gaz, petrol ve tarımsal ürün almak istemektedir. Benzer şekilde, Kırgızistan 2001 yılında doğalgaz alabilmek için Özbekistan’ı takas yapmaya zorlamıştır.

Fergana’da toprağı bulunan her üç bölge devleti, burada önemli doğal kaynaklara sahiptir. Petrol, kömür, doğal gaz, demir, bakır, cıva, gümüş, tuz, bizmut, boksit, antimon yatakları bölge devletleri arasında paylaşılmıştır. Önemli doğal kaynaklara sahip olmanın yanında, otomotiv, kimya ve petrokimya endüstrisi gibi endüstrinin önemli dalları da Fergana’da yoğunlaşmaktadır. Tarım alanında ise bölgede pamuk üretimi baskın olmakla birlikte, ipekçilik, çiçekçilik ve sebzecilik de Fergana Vadisi’nde geçim kaynağını teşkil eden önemli tarımsal geçim kaynaklarıdır.

SSCB sonrasında 29 Aralık 1991 tarihinde yapılan seçimlerde Özbekistan Komünist Partisi Birinci Sekreteri olan İslam Kerimov, ülkenin ilk cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Eski Özbekistan Komünist Partisi 1991 Eylül’ünde adını Demokratik Halk Partisi olarak değiştirmiş ve Özbekistan parlamentosunda çoğunluğu elde etmiştir. 1994’ün aralık ayında ülkedeki ilk çok partili seçim gerçekleştirilmiştir.

Özbekistan parlamentosu çift kanatlıdır; meclis dar bölge seçim sistemine göre siyasi partilerin katıldığı oylamalar sonucunda seçilen 120 milletvekilinden oluşmakta olup görev süresi beş yıldır. Özbekistan senatosu ise bölgesel temsil esasına göre seçilen 100 senatörden meydana gelmektedir. Karakalpakistan, 12 vilayet ve Taşkent şehrine bağlı şehir ve ilçe meclislerine seçilen yerel meclis vekilleri tarafından gerçekleştirilen toplantılarda, toplam 84 senatör belirlenmektedir. Geriye kalan 16 senatör ise, cumhurbaşkanı tarafından bilim, sanat, edebiyat, ekonomi ve diğer alanlarda önemli konuma sahip saygın kişiler arasından atanmaktadır.

Özbekistan nüfusunun %51’i kentlerde yaşamaktadır. Bağımsızlıktan itibaren Özbekistan yönetimi tarımsal üretimi çeşitlendirmeye yönelik çaba gösterse de Özbek tarımı büyük ölçüde pamuk üzerinde yoğunlaşmıştır. Dünyanın en büyük yedinci pamuk üreticisi olan Özbekistan, ihracatta da beşinci sıradadır. Pamuk haricinde altın ve doğalgaz ihracatı, Özbek ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır.

Enerji kaynakları Fergana Vadisi’nde yoğunlaşmış olan Özbekistan’ın, sahip olduğu en büyük enerji kaynağı, büyük bölümü Fergana Vadisi’nde bulunan doğal gazdır. Özbekistan’ın toplam doğalgaz rezervlerinin 1,8 trilyon m³ ile 5,4 trilyon m³ dolaylarında olduğu tespit edilmiştir. Özbekistan’ın Ukrayna, Kırgızistan, Kazakistan ve Tacikistan ile doğal gaz anlaşmaları bulunmaktadır. Sahip olduğu doğal gazın %25’ini ihraç eden Özbekistan, yıllık olarak 15 milyar metreküp doğal gazı Rusya’ya ihraç etmektedir. Ayrıca Özbekistan, Çin’e, 2010 yılında imzalanan anlaşmayla doğal gaz satmayı yükümlenmiştir. Özbekistan, gaz satışlarında Bişkek-Almaatı boru hattını kullanmaktadır. Bununla birlikte, bu hatta hem Kazakistan ve Kırgızistan’ın ödemelerini düzenli yapmaması, hem de Kırgızistan’da gazın zaman zaman kaçak yollardan alınması nedeniyle, Özbekistan bu ülkelerle ilişkilerinde ciddi sorunlar yaşamaktadır.

Diğer yandan Özbekistan’da ispatlanmış petrol rezervi ise 144 milyon ton, tahmini rezervleri 4,4 milyar tondur. Nevai-Kurgan-Kağan, Termez, Kokant, Andican ve Suljuk, Özbekistan’daki işletilmekte olan petrol yataklarının başlıcalarıdır.

Eylül 2016’da Kerimov’un hayatını kaybetmesinin ardından 13 yıl başbakanlık görevinde bulunan Şevket Mirziyoyev, 4 Aralık 2016 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmıştır. Şevket Mirziyoyev, iç politikada hızlı ve radikal adımlar atarken, dış politikada önceki dönemde komşularla ve uluslararası toplumla olan bozulmuş ilişkileri hızlı bir şekilde onarmaya çalışmıştır. Özellikle komşularla olan ilişkilerin geliştirilmesi ve sorunların çözülmesi, bu dönemdeki politikaların temel hedefi olmuştur. Bir yıl içerisinde Kazakistan ve Türkmenistan ile çok sayıda ikili görüşme gerçekleştirilmiş ve önemli anlaşmalar imzalanmıştır. En önemlisi de Özbekistan’ın yıllardır ulaşım, iletişim ve sınır sorunları gibi sorunlar yaşadığı Kırgızistan ve Tacikistan ile olan sorunların çözümü için olumlu adımlar atması olmuştur. Mirziyoyev Kırgızistan’a hem de Tacikistan’a tarihî önemde ziyaretlerde bulunmuştur. 2010 yılından itibaren Özbekistan’ın tek taraflı olarak kapattığı Özbek-Kırgız sınır kapısı tekrar açılmıştır.

Mirziyoyev yönetimi Özbekistan’ın çevrili olduğu tüm Orta Asya devletlerini ziyaret ederken Rusya, Çin, Türkiye, ABD, Suudi Arabistan ve İran gibi bölgeyi etkileyen diğer güçlü ülke ve aktörlerle de ikili görüşmeler gerçekleştirmiştir. Mirziyoyev ile başlayan yeni dönemde, bir anlamda Özbekistan’ın uluslararası toplumdan soyutlanması sona ermiştir. Bağımsızlıktan itibaren kapalı bir ülke konumunda kalarak 30 milyonu aşkın nüfusunun ve zengin doğal kaynaklarının potansiyelini pek etkin kullanamayan Özbekistan, gelecek perspektifinde dış politikada atacağı adımlarla Asya’nın yükselen yıldızlarından biri haline gelmektedir.

Mirziyoyev Cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte bölgesel ekonomik işbirliğini artırmak öncelikli politikalarından birisi olmuştur. Ülkeye uluslararası yatırımları çekmek, korumacılığı sonlandırmak, dalgalı döviz kuruna geçmek, serbest piyasa ekonomisinin işletilmesi gibi ekonomik öncelikler kamuoyu ile paylaşılmıştır.7 Şubat 2017 tarihinde Mirziyoyev tarafından imzalanan 2017-2021 Kalkınma Stratejisi Kararnamesi ile politik hedefler bir strateji belgesine dönüştürülmüştür. Bu strateji 5 aşamadan oluşmaktadır. Bunlar şu şekilde sıralanabilir;

-Devlet sisteminin ve kamusal yapılanmanın iyileştirilmesi,

-Hukukun üstünlüğünün sağlanması ve yargı sisteminin reformu,

-Liberal ekonomi ile iktisadi Kalkınma,

-Sosyal yaşamın geliştirilmesi,

-Kamu düzeni, etnisiteler arası uyum ve dini hoşgörü,

 

BATI ASYA’NIN YILDIZI TÜRKİYE İLE ÖZBEKİSTAN’IN İLİŞKİLERİ

1991 yılında Özbekistan’ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke Türkiye olmuş ve iki ülkenin diplomatik ilişkileri de 1992 yılında başlamıştır. Bu dönemde Türkiye’yi ziyaret eden Özbek lider İslam Kerimov, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlılığını ifade edip ekonomik alanda Türk serbest piyasa sistemini arzu ettiğini belirtmiştir. Bu ziyaret Türkiye açısından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştır. 1992 yılında dönemin Başbakanı Süleyman Demirel ve bir süre sonra da dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Özbekistan’ı ziyaret etmiş ve ülkeler arası diplomatik ilişkiler süratle gelişirken iki devlet arasında 90’ın üzerinde protokol ve ikili anlaşma imzalanmıştır.

Özbekistan ile Türkiye ilişkilerini incelemek için, ikili ilişkilerinin geçmişe kısaca değinmek gerekir. Çünkü; geçmiş bilinmeden geleceğe yürünemez. Özbekistan, tarihte, “Uluğ Türkistan” olarak geçen Orta Asya’nın tam merkezinde yer almaktadır. Anadolu Türkleri, Osmanlı İmparatorluğu ve daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti olarak Türkistan’daki soydaşları ile SSCB Devri’nde bile ilişkilerini devam ettirmiştir. Söz gelimi, İmam Maturidi, İmam Tirmizi, Ali Kuşçu, Ali Şir Nevai, Ahmet Yesevi, Mirza Uluğ Bey, Bahauddin Nakşibendi, İmam Buhari, İbni Sina gibi birçok Türk ve İslam büyükleri bizim ortak değerlerimizdir. Bu kişi ve kişilikler Anadolu’da da büyük ve özel bir değere sahiptir. Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı (1919-1922) devam ederken Mustafa Kemal Paşa, 26 Nisan 1920’de, Meclis’in açılışından hemen sonra yazdığı mektupla, Sovyetler Birliği’nden silah, cephane ve malzeme yanında mali destek da istemiş, bu talep üzerine Sovyetler, belli aralıklarla Ankara Hükümeti’ne cephane, savaş malzemesi ve para göndermiştir. Sovyet yardımı olarak bilinen bu desteklerin gerçekte Buhara halkı tarafından bağış yoluyla toplanan yardımlardır. Türk Ordusunun Sakarya Zaferi sonrasında, Buhara Halk Şuralar Cumhuriyeti (1920-23) Cumhurbaşkanı Osman (Hocaoğlu) tarafından bir heyet diplomatik temaslar yapmak üzere 17 Ocak 1921’de Ankara’ya gelmiştir. Bu heyet, beraberinde getirdiği üç adet altın yaldızlı kılıç ile Timur’a ait kıymetli eşyayı Atatürk’e armağan etmiştir.

SSCB Döneminde sessizliğe bürünen ilişkiler SSCB’nin dağılması sonrasında yeniden hareketlense de kısa bir süre sonra bozulmuştur. İslam Kerimov yönetimi, kimi Özbek dinî grupların Türkiye kökenli tarikatlardan destek gördüğünü düşünmüş ve bu durum Özbek otoritelerinin Türkiye’ye kuşku duymasına neden olmuştur. Ayrıca devlet başkanlığı seçimlerinde İslam Kerimov’a rakip olan Muhammed Salih ve bazı Özbek muhaliflere Türkiye’nin sığınma hakkı tanıması da Özbek yönetiminin şiddetli tepkisine sebep olmuştur. Özbekistan yönetimi 1994 yılında bu sebeple önce büyükelçisini, 1999 Şubat’ında ise Türkiye’de eğitim gören Özbek öğrencileri geri çağırmıştır.

Siyasi ilişkilerin krize girmesi, iki ülke arasındaki ticareti de etkilemiş ve Türkiye-Özbekistan ekonomik ilişkileri istenen düzeye ulaşamamıştır. 2003 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, ilişkileri onarmak için Özbekistan’ı ziyaret etmiş ancak muhalif lider Muhammed Salih’in Türkiye’deki varlığı ve 2005 yılında gerçekleşen Andican olaylarında Türkiye’nin Kerimov yönetimini eleştiren tavrı, ilişkilerin düzelmesini engellemiştir.

Uzun bir süre bir araya gelmeyen Türkiye ve Özbekistan dışişleri bakanları 2008 yılında Fransa’da AB ve Orta Asya Forumu’nda bir araya gelmiş ve ikili görüşmelerde bulunmuşlardır. Türkiye’nin dış politikada çok boyutlu bir siyaset izlediği bir süreçte ikili ilişkilerin tekrardan istenilen düzeye çıkması amacıyla diplomatik girişimler 2012’de yeniden hız kazanmıştır. Eylül 2012’de dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, New York’ta BM temasları çerçevesinde Özbekistan Dışişleri Bakanı ile görüşmüştür. Bu görüşmede 2013-2015 yıllarını kapsayacak şekilde bir işbirliği planının hazırlanması konusunda mutabakata varılmıştır. Böylece kesilen ilişkiler yeniden başlatılmıştır. Özellikle 2014 yılı şubat ayında Recep Tayyip Erdoğan ve İslam Kerimov’un Soçi’de görüşmesi önemli bir adım olarak değerlendirilmiştir. Nitekim bu görüşmenin ardından Türkiye, Taşkent’e yeniden büyükelçi atamıştır.

Türkiye’nin Özbekistan ile geliştirmek istediği stratejik ilişkiler, Şevket Mirziyoyev’in iktidara gelmesinden sonra daha somut bir gelişme göstermiştir. Mirziyoyev ile Özbekistan’da başlayan değişim rüzgârına Türkiye de dâhil olmuştur. Daha 2016 kasım ayında, sayın Mirziyoyev’in başkanvekilliği yaptığı dönemde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, oldukça kalabalık bir heyetle Özbekistan’a tarihî bir ziyarette bulunmuştur. İkili ilişkilerin derinleştirilmesine yönelik bu hamle kısa sürede büyük sonuçlar vermiştir. Nitekim bu ziyaretin ardından Pekin, Astana ve New York’ta gerçekleştirilen uluslararası toplantılarda da bir araya gelen Erdoğan ve Mirziyoyev, ikili ilişkileri hızlı bir şekilde geliştirme kararı almışlardır. 1,3 milyar dolar olan ikili ticaret hacminin beş yılda 5 milyar dolara, 10 yılda ise 10 milyar dolara çıkarılması gibi hedefler belirlenmiştir. Şevket Mirziyoyev’in 2017 Ekim’inde Türkiye’yi ziyaret etmesi, 20 yıl aradan sonra Özbekistan’dan Türkiye’ye cumhurbaşkanı düzeyinde gerçekleşen ilk ziyaret olarak tarihe geçmiştir. Bu ziyaret sırasında ekonomiden savunma sanayine, sağlıktan tarıma, eğitimden kültüre pek çok alanda 24 farklı anlaşma imzalanmıştır. 2018 Nisan’ında Erdoğan, Özbekistan’ı bir kez daha ziyaret etmiş, bu ziyaret ikili ilişkilerin önemini iyice ortaya koymuştur. Yaşanan tüm bu gelişmeler Türkiye-Özbekistan ilişkilerinin önümüzdeki süreçte daha da ilerleyeceğinin önemli bir göstergesidir.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Nisan 2018’de yaptığı Özbekistan ziyaretinde iki ülke arasında “Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi” kurulmuştur. İki taraf arasında toplam 25 anlaşma imzalanıp ticaret hacminin 5 milyar ABD dolarına çıkarılması hedeflenmiştir. Türkiye, Özbekistan’ın en büyük ticaret ortaklarından biri olarak Rusya, Çin, Kazakistan ve Kore’den sonra 5. sırada yer almaktadır. 2000 yılından bu yana iki ülke arasındaki ticaret hacmi yedi kat artmıştır.

Özbekistan-Türkiye dış ticareti 2004 yılından 2018 yılına kadar Türkiye aleyhine sürekli olarak açık vermiştir. Özbekistan Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in iktidara gelişinden sonra dış ticaret hacminde de kayda değer bir artış görülmektedir. Bu çerçevede, 2017 yılında yüzde 25 oranında artış gösteren ticaret hacmi, 2018 yılında ise yüzde 16 artış göstermiştir. Son yıllarda Özbekistan’a Türkiye’nin ihracatının hızla artması çerçevesinde dış ticaret dengesinde Türkiye lehine fazla vermeye başladığı görülmektedir. 2019 yılında Türkiye’nin Özbekistan’a ihracatı 1 milyar 136,7 milyon dolar, bu ülkeden ithalatı ise 1 milyar 76,2 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Bugün iki ülke arasındaki dış ticaret hacmi hızla artmaktadır ve hedef olan 5 milyar dolar seviyesinin kısa bir zaman sonra gerçekleşmesi söz konusudur.

Özbekistan’da, halen Türk sermayeli 1306 şirket faaliyette bulunmaktadır. 2018’de 1,7 milyar dolar olan Özbekistan ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi 2019’da %26,6’lık bir artışla ilk defa 2 milyar 212 milyon ABD dolarına ulaşmıştır. 2018 yılında Türkiye’nin Özbekistan’a yaptığı ihracat %19,4 artışla ilk defa 1 milyar doların üzerine çıkarak, 1 milyar 135,7 milyon ABD doları olurken, aynı dönem Türkiye’nin bu ülkeden ithalatı da %35,3 artışla 1 milyar 76,2 milyon dolar olarak gerçekleşmiştir. 2019’da Türkiye’nin Özbekistan ile dış ticaretindeki fazlası 59,5 milyon dolar olmuştur.

Bankacılık alanında 1993 yılında Özbekistan’ın ilk yabancı sermayeli bankası olarak finans sektöründe faaliyete başlayan Ziraat Finans Grubu, Aralık 2017’de ortağı olduğu UTBANK’ın Özbek Agro Bankasına ait hisselerinin tamamını satın almasından sonra Ziraat Bank Özbekistan olarak ülkedeki faaliyetini geliştirip genişletmiştir. Banka, son olarak Taşkent’teki üç şubesinin ardından, ülkedeki dördüncü şubesini de Semerkant’ta açmıştır.

Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın Özbekistan Cumhurbaşkanı sayın Mirziyoyev ile yaptığı görüşmelerde Özbekistan’ın Türk Keneşi (TÜRKKON) üyeliğinin dile getirilmesinin ardından, Ekim 2019’da Azerbaycan’da düzenlenen Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Devlet Başkanları 7. Zirvesi’nde, Özbekistan bu Konsey’e tam üye olmuştur. Bu şekilde tarihte olduğu gibi günümüzde de Özbekistan, Türk Dünyasının en esaslı ülkelerinden birisi olduğunu göstermiş oldu.

SONUÇ

Özbekistan, Orta Asya’nın tam ortasında merkezi konumu ile belirleyici ve güçlü bir ülke olarak bölgesel ve küresel etki yaratırken Batı Asya’nın parlayan yıldızı Türkiye Cumhuriyeti ile tarihin derinliklerinden gelen bağlar ile geleceğe doğru güçlü adımlarla yürümektedir. Her iki egemen ve bağımsız ülke, hem kendi aralarındaki ikili ilişkileri geliştirirken diğer yandan da uluslararası birçok kurum ve kuruluşta dayanışma içinde hareket etmektedirler.

Hem Türkiye hem Özbekistan’ın önünde çok büyük işbirliği fırsatları olduğu gibi riskli sorun alanları da bulunmaktadır. Söz gelimi, Fergana Vadisi’nde toprağı bulunan ülkeler tarafından peşinden koşulan çıkarların tetiklediği ayrılık ve çatışmalar gerek Fergana’yı gerekse de bütün Orta Asya’yı istikrarsızlaştırma potansiyeline sahiptir. Fergana Vadisi’ndeki potansiyel problem alanları göz önüne alındığında, burası, sadece bölge ülkeleri için değil, ama aynı zamanda dış güçler için de bölgesel istikrarın devamı konusunda önemlidir. Geçmiş dönemde yaşanan anlaşmazlık ve çatışmalara bakıldığında, önümüzdeki yıllarda bu konunun önemli bir sorun kaynağı olacağı açıktır. Proaktif bir yaklaşımla sorunlar çatışmaya dönüşmeden ön alınmasında fayda mülahaza edilmektedir.

Öte yandan, Fergana bölgesinin uluslararası terörizme, silah ve uyuşturucu kaçakçılığına ortam sağlaması da 11 Eylül saldırıları ertesinde Rusya, ABD, Çin gibi dış güçlerin bölgeyle ilgilenmesi için yeterli mazereti teşkil edebilmektedir. Bu bağlamda, Orta Asya’nın istikrarının, Fergana’dan geçtiğini söylemek mümkündür.

Gelecek perspektifinde Orta Asya üzerindeki küresel mücadelede “yabancı savaşçılar/Cihatçılar” konusu önemli bir yer tutacaktır. Batılı düşünce kuruluşlarının ve basının Orta Asya bölgesini istikrarsız olarak göstermesi ve yeni bir çatışma alanı olarak sunması da dikkat çekicidir. Son dönemde bölge ülkelerinin yaşadığı dönüşüm dikkate alındığında Orta Asya’da istikrarsızlıktan bahsetmek oldukça zordur. Tam aksine bölge ülkeleri hem kendi aralarında bir uyum sağlamış hem de uluslararası sisteme daha fazla katılım göstermişlerdir. Bu sebeple küresel güçlerin bölgeyle ilgili atacağı adımlar dikkatle izlenmeli ve Orta Asya’nın bir çatışma alanına dönüştürülmemesi için mücadele edilmelidir. Türk Dünyasının en önemli merkezlerinden biri olan Orta Asya, durnukluluk ve gönenç ile anılmalıdır.

Özbekistan açısından, Orta Asya halklarına etnik olarak yakın olan Uygurlarla ilişki konusu, Çin ile arasında problem oluşturabilecektir. Zira Uygur bağımsızlık hareketlerinin tarihi, doğrudan Fergana Vadisi (Hokand Hanlığı) tarihiyle ilişkilidir. Doğu Türkistan’da dini ve ruhani ileri gelenler grubunu oluşturan Hocalar sınıfı genel olarak Fergana kökenlidir.

Orta Asya’daki su sorununa getirilebilecek çözümün “entegre havza” yaklaşımı olabileceği düşünülmektedir. Bu yaklaşımda, su kaynaklarının planlaması ve yönetimi havzadaki tüm yer altı ve yer üstü suların birlikte ele alınmasını gerektirmektedir. Aral Havzası gibi uluslararası havzalar birden fazla devletin sınırları içinde yer aldığından, bu tür kaynakların kullanımı ve korunması tüm devletlerin bir araya gelerek iş birliği yapmaları neticesinde ortaya çıkabilecek bir düzenlemeyle sağlanabilecektir.

Türkiye ve Özbekistan, tarihsel olarak bir kökten gelen iki ulus ve devlettirler. Aynı kökten beslendikleri için gelecekleri de muhtemelen bu kök tarafından şekillendirilecektir. İlişkilerin rasyonel temelde, iki egemen devlet ve ulusun kazançlı çıkacağı şekilde geliştirilmesinde ve kurgulanmasında büyük zaruret vardır. Baylık ve gönenç bölüşüldükçe artacaktır.

 

Nematova Dilfuze Tolanboyevna, Özbekistan Milliy Üniversiteti, Sosyal Bilimler Fakülteti, Sosyoloji Bölümü, Öğretim Üyesi
H. Cesurhan Taş, SASAM Başkan Yardımcısı

KAYNAKÇA

1-Arı, T. (1996). Sovyetler Birliği sonrasında Avrasya: Din, etnik yapı, ekonomi ve dış politika.

2-Babadjanov, B., Malikov K. ve Nazarov A. (2011). Islam in the Ferghana Valley: Between national identity and Islamic alternative. İçinde S.Frederick Starr (Ed.) Ferghana Valley – The heart of Central Asia (ss.297-372). New York, London: M.E.Sharpe.

3-Baycaun, S. (2001). Orta Asya’da krizin diğer adı: Su’dan bahaneler, su’dan savaş (mı)? Stratejik Analiz, 2(13), 48-52.

4-Bıyıkoğlu, N. (2010). Orta Asya’da su sorunları. 2023 Dergisi, 9(110), 64-68

5-Bichsel, C. (2009). Conflict transformation in Central Asia – Irrigation disputes in the Ferghana Valley. London-New York: Routledge.

6-Dermanoğlu, S. ve Muhammadiyev, N. (1997). Özbekistan Kılavuzu. Ankara: Mine Matbaası.

7-Fuller, G.E. (1994). Central Asia: The quest for identity. Current History,93(582), 145-149.

8-Gleen, J. (1999). The Soviet legacy in Central Asia. New York: St. Martin’s Press.

9-Haghayeghi, M. (1995). Islam and politics in Central Asia. New York: St. Martin’s Press.

10-Kangas, R.D. (1994). Uzbekistan: Evolving authoritarianism. Current History, 93(582), 178-182.

11-Kessikbayev, A. (2007). Soğuk savaş sonrası Avrasya jeopolitiği: Orta Asya’da yapısal dönüşüm. Marmara Üniversitesi, İstanbul.

12-Kodaman, T. ve Birsel, H. (2006). Bağımsızlık sonrası Özbekistan ve dış politikası. Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 16(2), 413-442.

13-Lubin, N., Rubin B.R. ve Martin, K. (1999). Calming the Ferghana Valley,development and dialog in the heart of Central Asia. Report of the Ferghana Valley Working Group of the Center for Preventive Action.New York: The Century Foundation Press.

14-Megoran, N. (2004). The critical geopolitics of the Uzbekistan–Kyrgyzstan Ferghana Valley boundary dispute, 1999–2000. Political Geography, 23(6) 731-764.

15- Oğan, G. (2006). ‘Andican olayları’ sonrasında Özbekistan dış politikası.Stratejik Analiz, 6(69), 71-76.

16-Olcott, M. B. (1994). Nation building and ethnicity in the foreign policies of the new Central Asian state. İçinde R. Szporluk (Ed.), National identity and ethnicity in Russia and the new States of Eurasia (ss. 209–229).London: M. E. Sharpe.

17-Rashid, A. (2002). Jihad: The rise of militant islam in Central Asia. New Haven: Yale University Press.

18-Starr, S.F. (2011). Ferghana Valley – The heart of Central Asia. New York, London: M.E.Sharpe.

19-Zelkina, A. (1999). Islam and security in the new states of Central Asia:How genuine is the islamic threat? Religion, State & Society, 27(3-4),354-372.

20-Zokirov, S. ve Umarov, K. (2011). Economic development in the Ferghana Valley since 1991. İçinde S. Frederick Starr (Ed.) Ferghana Valley – The heart of Central Asia (ss.232-252). New York, London: M.E.Sharpe.

21- Cengiz Sürücü, 2007, “Türkiye-Özbekistan İlişkilerinin Üç Evresi”, Türkiye’nin Avrasya Macerası (Avrasya Üçlemesi II) derleyen Mustafa Aydın, Nobel, Ankara, s.345 * 368.

22-“Özbekistan’ın Siyasi Görünümü”, T.C. Dışişleri Bakanlığı, http://www.mfa.gov.tr/ozbekistan-siyasi-gorunumu.tr.mfa

23-Özbekistan, https://www.okan.edu.tr/avrasyamerkezi/sayfa/961/ozbekistan/

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz