Twitter Facebook Linkedin Youtube

KORONAVİRÜSÜN PSİKOLOJİK ETKİLERİ – 2

Prof. Dr. Recep Recepov

 KORONAVİRÜS PANİGİ VE BİLİŞSEL-DAVRANIŞSAL ETKİLERİ

Koronavirüs salgının yayılmasına dair bilgilerin yayılmaya başlaması, farklı insanlarda farklı sonuçlar doğurmaktadır. İnsanların seyahat programlarını iptal etmeleri, tedarik amaçlı marketlere akın etmeleri, onların panik havasına girmiş olduklarının belirtileridir.

Bu paniğin psikolojik nedenleri nasıl açıklanabilir? Panik havası insanların ruh hallerinden dolayı bağışıklık sistemini etkileyebilir mi? Koronavirüs paniği insanları bilişsel ve davranışsal olarak etkisi altına aldığında bağışıklığın zayıflamasına neden olabilmekte midir?   

Aslında bu soruların cevapları insanların bilgilerin etkisi altında kaldıklarında verdikleri geleneksel ve basmakalıp tepkileride saklıdır. Günümüz Rusya’sının yeni nesil post modern klasik yazarı olarak ün kazanmış Pelevin’in deyime dönüşmüş sözlerinde belirttiği gibi “Günümüz insanları, ne düşünüyorlarsa, bunu televizyondan duyuyorlar”. İşte bu iğretimle anlatılmak istenen, kitlesel iletişim araçlarının etkisinin, insanların dikkatlerini, tetikleyici teşviklerin peşinden sürüklenmekte olduğunu ima etmektir.

Günümüzde en çok kullandığımız emojiler birer görsel deodorantlardır. Genelde, sosyal medya kullanıcıları, emeojileri kötü kokularını kamufle etmek için kullanırlar ve karşılarındaki alıcılara kendilerinin yüzde yüz çok iyi koktuğunu ispatlamaya çalışmaktadırlar. Bu tür ufak teşvikler bile alıcılar için önem arz etmeye başlar ve sadece onların dikkatlerini değil, düşüncelerini bile ele geçirip yönlendirmeye başlar. Bu tür etkilerden dolayı da, bazı insanlar, ayaklı televizyon gibidir, haberlerden duyduklarını, etraflarına duyurmaya çalışırlar. Bu tür davranışlar insanlar için yeni ve sadece koronavirüs paniği ile ilgili değildir. Daha önceki yıllarda baş vermiş “Ebola” virüsü, “Domuz gribi”, “Kuş gribi” gibi salgınlar karşısında da insanlarda bu tür tepkiler gözlemlenmiştir. Koronavirüs paniğinde de insanların davranış yönelimlerinin duygusallığa doğru yönelmesine yol açmaktadır. İnsanların davranışlarının duygusallığın etkisi altında kalması, yukarıda bahsetmiş olduğumuz geleneksel ve basmakalıp tepkiler vermesine neden olmakla birlikte, aşırı duygusal tepkiler vermesine neden olur. Aşırı duygusal tepkiler kaygının fobik karakterli, geniş yelpazeli türlerinin ortaya çıkmasına neden olmakla birlikte, ilk olarak insanın içsel ruh halini yansıtmaktadır. Bu yansıma, çoğu kez, var olan diğer nedenleri dengelemek için insanların dış tetikleyicilere karşı aşırı tepki vermelerine getirmektedir. Bunun gibi durumlarda her şeyi anlayabilmek için sadece üç saniye sakin kalıp düşünme yeterlidir. Ancak, bu durumda sakin kalıp düşünebileceğimiz üç saniye nerede? Hangi birimizin hayatımızda bu üç saniye var? Panik ortamlarında, biz insanlar, o kadar heyecanlıyız ki, bir anlık bile olsa durup düşünemiyoruz. Çünkü sadece bizim hayatımız değil, ölümümüz bile koşuşturmaca içindeyken bizi yakalamaktadır.

Bunun gibi durumlarda paniğin ortaya çıkmasına neden olan, duygusal etkenler ve objektif bilgilerin uyumlu hale gelip, koronavirüs adı verilen hastalığın hızlı yayılmakta olduğunu ve taşıyıcı ile en ufak temasta bile bulaşabilir algısının oluşmasıdır. Önemli olan, bizim sağlığımızı tehdit eden bu duruma dengeli yaklaşmamız, gerçekten de pandeminin var olduğunu, tüm dünyada çok sayıdaki insana da dokunabileceğini, aynı zamanda da gereksiz panikten uzak durmamızın gerektiğini idrak etmemizdir. Koronavirüs pandemisi ilan edilmiş olmasına rağmen içinden geçmekte olduğumuz süreçte bu olaya aşırı iyimser yaklaşmakta olan ülkeleri de görmekteyiz. Aşırı iyimser yaklaşım ile aynı zamanda insanların sağlığını tehdit eden bu hastalığın önemini küçümsemek, çok sayıda insanın risk altında kalmasına ve aşırı derecede paniğin ortaya çıkmasına neden olabilir. Çünkü günümüz insanları aynadan ve televizyondan başka her yerde metafizik âlemlerindeki cini, iblisi, şeytanı görmeye alışkınlardır ki, canları sıkılır, ruhsal bozukluklarla karşı karşıya kalabilirler. Bu durum salgın çemberinden kurtuluşun olmadığı, ölümün kaçınılmaz olduğu görüşünün oluşturduğu felaket senaryoları karşısında panik tepkilerin ortaya çıkması için temel teşkil etmektedir. Hani derler ya, hayat tuhaflıklarla dolu, kuyuya düştüğünü anlayabilmek için, önce kuyuya düşmen lazım diye. Panik tepkilerin temelini oluşturanlar da, panik yayan insanların kıyamet senaryolarıdır ki, kıyamet senaryoları kurgulayanların ürkütücü rüyaları ya da kurgulatılanlar tarafından kurgulanan felaket senaryolarıdır.

Sosyal medyada panik yaymayı amaçlayan çoğu koronavirüs paylaşımları güvenilir olmayan kaynaklara dayalı bilgileri kullanarak “Ateşe körükle gidip” riski aşırı derecede abartmaktadırlar. Evet, koronavirüse bağlı ölümlerin oranı yüksektir, ama bu ölümler hastalığı ağır olanlar için geçerlidir. Dünyadaki koronavirüse yakalanan insanların çoğu hafif koronavirüs hastalığına yakalanmaktadırlar. Hastalık hafif olsa bile yine de hoş olmayan bir durum vardır ortada. Ancak, panik yapıp yapmama, felaket senaryoları kurgulayıp kurgulamama yine de insanların kendi tercihlerine bağlıdır.

Çin’de ortaya çıkan koronavirüsle ilgili bilginin yayılmasıyla insanların verdiği ilk tepki Yer Değiştirme ve Bastırma adını verdiğimiz savunma mekanizmalarıdır. Bu mekanizmalar başlangıçta insanlarda bu problemin sadece Çinlilere ait olduğuna dair düşüncelerinin devreye girmesine neden olmaktadır. Ancak virüsün dünyaya yayılması ve hasta sayısının artmasıyla, psikolojik problemin ta kendisi olan korku dalgasının yükselmesine, iğretileme olarak ifade edersek, duygusal taşkınlığa, paniğe ve hatta çaresizliğe kadar sürükleyebilen bulaşıcı psikolojik salgının dokuzuncu dalgasında boğulmalarına kadar götürebilen bir durum ortaya çıkmaktadır.

Bulaşıcı psikolojik salgının dokuzuncu dalgasında boğulmayla ilgili önemle üzerinde durmamız gereken bir husus vardır ki, panik, koronavirüs salgınının yayıldığı şu günlerde insanların virüse yakalanması için kritik önem taşıyan bağışıklığın zayıflamasına neden olabilecek olası nedenlerdendir. Koronavirüsün aşısı da, ilacı da bulunmamakta olmasından dolayı, halkımızın salgına yakalanmamada esas dayanak noktası da kendi bağışıklıklarıdır.

Somatik olarak bağışıklığımızı “düzene” sokabilmemiz için hekimlerin tavsiye etmekte olduğu dinlenme ve sağlıklı yaşam biçimimiz yanında ruh halimiz de önemlidir. Ruh halimiz ile bağışıklığımız bir bütün sistemin parçasıdır. Bağışıklık ruhumuzun ahenk içinde çalışmasını sağlamakla rahatlatıcı ve dengeleyici etkiye sahiptir. İnsanın kendisini kaybetmesi, dengesinin bozulması ile insanlar paniklemeye başlarlar ve savunmasız kalırlar. Sadece enerjilerini kaybetmekle kalmazlar, bilişsel fonksiyonlarının da zayıflamasına ve tükenmişlik sendromunu yaşamalarına kadar götürebilir. Bu durum da, sırasıyla, insanların dikkatlerinin dağılmasına, belleğin zayıflamasına, tepki hızının düşmesine, farkındalıklarının azalmasına, amaca yönelik ve kararlı davranışlarda bulunmalarının etkilenmesine ve herhangi bir hastalık karşısında daha da savunmasız hale düşmelerine getirmektedir. Sonuçta, kapılmış oldukları panikten dolayı en istenmeyen durum olan o andaki tükenmişlik sendromu sayesinde kronik yorgunluk, enerji tüketiminde yaşanan problemlerden dolayı görülen asteni (güç yitimi) ile karşı karşıya kalınmaktadır.

Eskiden karşılaşmış olduğumuz virüsler ile kıyasladığımızda koronavirüs daha uzun bir sürece yayılmasından dolayı, kritik durumu ciddiye almayan insanlar, panik safhasından yıpranma safhasına kadar ulaşabilirler. Bu safhaya ulaşanlarsa panik durumlarının devam etmesiyle birlikte kronik korku ve stres yaşayacaklardır. Akut stres bağışıklığı mobilize etmekteyse, kronik stres bağışıklığın iflasına getirmektedir. Bu durumun ortaya çıkmasında insanların genel sağlık durumlarının zayıflamasının yanı sıra gerçekte var olan imkân ve gereksinim bulunurken mantıklı önlemler alamamasından dolayı dikkatinin dağılması, bilişsel ve irade fonksiyonlarının zayıflamasına getirmekte.

Koronavirüs salgını ve benzeri durumlarda insanların bağışıklığı direkt olarak onların farkındalıkları ve sağduyulu davranışlarına bağlıdır. Bu durumda psikologlar durumu etkileyebilirler ve insanlara kendilerini düşünmelerinin ne kadar önemli olduğunun farkına varmalarını izah edebilirler. İnsanların hem somatik hem ruhsal sağlıklarını korumalarında psikologlar önemli rol oynamaktadırlar. Çünkü bağışıklığın en etkili yardımcısı mantıklı davranış ve ahenkli zihinsel faaliyetlerde bulunmadır.

Bahsini etmiş olduğumuz ilk faaliyet alanı sağlık kurumlarının görevi olmakla, bu organizasyonda tıbbi psikoloji uzmanları da yer alabilmektedirler. Bu alanda yapılacak işler koronavirüsün ne olduğuna, risk düzeyi ve sonuçlarına dair senaryolar, aynı zamanda da alınması gereken önlemler hakkında net bilgilendirmelerin yapılmasını kapsamaktadır. Tüm bunlar sade, anlaşılır ve yararlı bilgilerin verilmesi yoluyla bilgi gereksinimlerini karşılayarak insanların stres düzeyinin düşürülmesinde yardımcı olmaktadır.

İkinci faaliyet alanı psikologların çalışma alanını oluşturmakta olup, insanların rasyonellikten uzak olan “herkes ölecek”, “bu bir mahşer günüdür”, “hayatta kalmak gerçek olamaz”, “şahsen ben bu durumu diğerlerine nazaran daha kötü geçiririm” gibi düşüncelerinden vazgeçmeleri konusunda yardımcı olmaktır. Koronavirüs ve benzeri durumlarda psikologlar, insanlara olayların gerçek yüzünü görebilmeleri, geçekleri uygun bir şekilde algılamaları, düşünce ve davranışlarını organize etmeleri konusunda yardımcı olmaktadırlar. İnsanların düşünme yetilerini ve davranışlarını etkileyebilecek kıyamet kuramlarına karşı koyabilmelerine yardımcı olabilirler.

Neden, kıyamet kuramları epidemi zamanı ya da doğal afetler sırasında ortaya çıkmakta?

Bunun nedeni de yine insanların psikolojisinde saklıdır. Çoğu kez bunun altında, büyülü düşünme yoluyla, insanları gerçeklerden uzaklaşmaya yardımcı olabileceğini sandıkları ve de basit ve hızlı sonuç verebileceğini düşündükleri karar doğrultusunda davranmaları yatmaktadır. İnsanlar kendileriyle ilgili olup biten veya olabilecek her bir şeye bir açıklama getirme eğilimindedirler. Bunları Allah’ın, Kâinat Ananın gazabına bağlamaktadırlar. İnsanlar koronavirüsün ortaya çıkmasıyla kendi yaşamlarına dair bir boşluğun oluşmasına mahal vermeye hazır olamadıklarından, oluşan boşluğa karşı da duyarsız kalamadıkları için bu boşlukları kendilerinin uzaya, dünyaya ilişkin büyülü düşünceleri sayesinde kendisine özgü, evrenin yaratılışı ile ilgili samimi ilişkide bulunma isteği ile güdülenmiş olmasından dolayı kötü davranılırsa intikam alan, iyi davranılırsa mükâfatlandıran yüce güçlerin gazabı hakkında kuramları ortaya atmaya başlamaktadır. İnsanlar kendileri için gerçeği yansıtan bilgiler ve bu bilgiler sayesinde en uygun davranışta bulunabilmeleri için gereken bilgileri elde etmek için uğraşmak yerine, kendilerini kandırmak, bir şeyleri uydurmak yoluyla ilkelliğe başvurup, çocuksu, mistik yöntemlerle bilgileri işlemeye çalışmaktadır.

Bu durumda sağgörülülüğü ve çalışma yeteneğimizi nasıl koruyabiliriz?

Bu ve buna benzer durumlarda gerçekler ve mantık en iyi öğreticidir. Objektif bilgilere mantıklı yaklaşmak ve felaket senaryolarından uzak durarak gerçeklerle yüzleşmek en uygun yaklaşım biçimidir.

Bu durumlarda risk bulunmakta mıdır?

Evet, kesinlikle bulunmaktadır. Muhakkak bu riskler vardır ve onlara yeterince uygun bir biçimde yaklaşılması gerekmektedir.

Koronavirüsle ilgili risklerin olmaması kabul edilebilir bir durum değildir. Ancak bunlar sağlık ve temizlik önlemlerinin alınmasıyla asğarıya indirile bilinmektedir. En zor olan aşamaların birisi de olası karantinadır.

Zor olan aşama dediğimiz karantinada ne yapmalyız?

– Karantinada durum karşısında bilinçli davranmak, durumu olduğu gibi kabullenmek, kendi hayatınızı zorlaştırmama ve felaket senaryolarıyla karşı karşıya kalmamanızda önemlidir.

– Riski asğarıya indirebilmek için sağduyuyu, objektif bilgileri, kitle iletişim araçlarının yaydığı bilgi kirliliğine, duygusallık temeline dayalı varsayımlar ve dedikodular yerine davranışlarımızın ana dayanağı olarak tercih etmeliyiz.

 KORONOPSİKOZ PARODİSİ

Günümüzde koronavirüs kelimesiyle beraber hayatımıza giren toplu psikoz ve medya modasının akut döneminin kapısını aralamadan önce, insanlığın geçmişten günümüze kadar sürüp gelen, ezeli değerlerinin biri olan, toplumsal “Marsıvan eşikliğinden” de bahsetmemiz gerekmektedir. Bir varlık olarak insan sürü halindeyken oldukça aptal ve korkak hayvandır. Ancak, aynı insan, sürü dışında kaldığında, akıl ve cesaret örneğini sergileyebilecek, oldukça yetenekli bir birey haline gelmektedir.

“Çöplük Medyası”, hızlı bir şekilde fakirlerin “Fırtına kuşlarının” ve “Davos yandaşlarının” yapamadıklarını yapabilen tabut ustası haline gelirler. Acı olan da, siyasi salgının ertelenmesinin bedelini milletlere koronavirüs beklentisini oluşturarak ödetmeye çalışmalarıdır.

İnsanlar, domuz gribinden veya kuş gribinden, salyalı atkılara sarınarak, sokaklarda Tamiflyu peşinde koşup kurtulmuşlarsa, şimdiyse, bir kez daha, Facebbok’ta korkuya kapılıp, birazda İnstagram’da ölmeye hazırlanmaktadırlar.

KORONAPSİKOZ MEKANİZMASININ ÇARKINA KENDİSİNİ KAPTIRMAMIŞLAR İÇİN ÜÇ BASİT HATRLATMA

Birinci hatırlatma. Tüm virüslerde olduğu gibi koronavirüsün de boyutları “nano”, yani, genel olarak kullandığımız, temel ölçüm birimimiz metrenin milyarda biri boyutundadır. Sizin kullanmakta olduğunuz kumaş ya da gaz bezinden hazırlanmış maskeleriniz koronavirüsü kesinlikle acı verici ölüme doğru sürükleyecektir. Koronavirüs, kendisine acı vererek ölümüne neden olacak devasa deliklere bakarak, ölürse ölürse, ancak kahkaha krizinden ölebilir.           Belki de “Marsıvan eşeği” gribi ortaya çıktığında, “Marsıvan otu” ıtırlı maskelerimizi takarak, bu gripten kurtulabiliriz. Ancak, bu tür maskelerimizi neremize takacağımız konusunda henüz bilimsel bir bilgiye sahip değiliz.

İkinci hatırlatma. “Komşular! İnsanlık tarihinde ilk kez kanepede yatıp, televizyon seyrederek, insanlığı kurtarabiliriz. Lütfen insanlığı utandırmayalım, evde kalalım, hayatta kalalım”. “Sıcak yerde yatalım, daha çok çay içelim, internet çöplüğünü karıştırmayalım, Facebook ve İnstagram’ı rahatsız etmeyelim!”

Üçüncü hatırlatma. Kanepede yatıp insanlığı kurtarabiliyorsak, kendimizi de korumanın yolu yine de kanepede yatmaktan, televizyon seyretmekten, evde kalmaktan, çekirdek çıtlatmaktan geçmektedir. Çünkü koronavirüs var oldukça, dertsiz başımızı derde sokan, diğer insanlardır.

İnsan sevecenliğiniz ve iletişim kurma istekleriniz ile çalışma azminiz sizi rahat bırakmıyor, kendi bağışıklığınızın kutsallığına olan güveniniz de zirve yapıyorsa “tura yazı atıyorsunuz” anlamına gelmektedir. İstatistiklerle teyit edilen tüm bilgilerin aksine, çoğu durumda, kaybeden taraf siz olacaksınız. Elbette ki, bunları kabul etmeyebilirsiniz, “Bana bir şey olmaz”, “Türk genine bir şey yapamaz” deme, milli geleneğimizin bir parçasıdır ve sizi hem anlayacaklardır hem de destekleyeceklerdir.

(Devam edecek)

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz