Twitter Facebook Linkedin Youtube

2019’UN ARDINDAN BULGARİSTAN

Rafet ULUTÜRK

21 asrın ilk 20 yılı geride kalmışken anlaşılıyor ki; geçtiğimiz yüzyılı daha da detaylı okumak gerek. Çünkü değişen takvim yapraklarında kitaba işlenmemiş sırlar var. Geçmişi geleceğe bağlayan düğüm ise 2019 yılında da çözülemedi.

Anlatmak istediğim 1700’lü yıllarından beri dillerde olan ADALETTİR. 2019 yılından Bulgaristan’da “adalet” namına kalan nedir, giden ne? BGSAM ve BULTÜRK olarak öncelikle Bulgaristan Türkleri, Türkiye’deki soydaşlarımız ve Batı ülkelerindeki gurbetçi kardeşlerimizin menfaatlerini savunan bir oluşum olduğumuzdan dolayı analiz ve yorumlarımızı genellikle bizi ilgilendiren gerçekçi açıdan yapmaya çalışıyoruz.

Hak ve Özgürlük Hareketi Bulgaristan Türklerinin politik kimliğine uzanan bir harekettir. Günümüzde lider ve yönetimi hareketi yoğuran kitleden kopmuş durumdadır. Derin ve çok yönlü bir bunalım yaşayan Bulgaristan’da son 30 yılda ayakta kalan sistem partilerinden biridir. Yeni bir siyasi düzen kurmak amacıyla hayata çağrılan hareket, özellikle azınlık hakları bakımından misyonunu bugüne kadar yerine getirememiştir. Kısa adı HÖH veya DPS olarak yaygın olan bu hareket 2019 aynasına şöyle yansıdı:

HÖH 2019’da Bulgaristan’da yapılan iki seçime de katıldı. Avrupa Birliği (AB) meclisi milletvekilleri ve belediye ve muhtarlık yöneticileri seçildi. DPS’nin oyları 610 binden 320 bine kadar düşmüştür. Son seçimde seçmenin 200 bini Türk’tür. Bu oyların 200 bini partinin omurga kadrosundan gelirken, diğer oyları da (Romen-Millet, Kuzey Batı Bulgaristan’daki Ulahlar ve yoksul Bulgarlardan ve mali oligarşi temsilcisi olan milletvekili Delyan Peevski’nin kontrolündeki sermayeden toplanan vatandaştan geldi. 2009’da Hak ve Özgürlük Partisi 620 bin oy almıştı. 2009’dan beri muhalefette olsa da, Amerika’dan 8 adet F-16 uçağı alımına oy verdi, sağlık, eğitim ve sosyal alana daha fazla finans ayrılmasında ısrar etmedi.

Silkinen ve güçlenen GERB partisi oldu. On yıldan beri iktidarda bulunan GERB partisi, son seçimlerde oy kaybetse de, son iki seçimi yine kazandı. 2019’da iktidar partisini de sarsan olaylar oldu. “Amerika’nın Sesi” radyosunun açıklamalarıyla iktidar partisinin dolandırıcılık, dalavere ve rüşvet yumağına dolaştığı ortaya çıktı. GERB Partisinin Başkan Yardımcısı ve meclis grubu başkanı Tsvetanov istifaya zorlandı. Aşırı sağ kanattan faşizan ortaklarla sorunlar yaşandı. “Yurtsever Cephe” adındaki bu ortaklıkta parçalanma ve bölünmeler yaşandı. Aynı zamanda, AB meclisi seçimleri öncesi Bulgar siyasi sağının ilk partisi Demokratik Güçler Birliği (CDC) ile GERB arasında ortaklık sözleşmesi imzalandı. Yıl içinde GERB partisi Birleşik Amerika’dan ön ödemeli 8 adet F-16 savaş uçağı alarak ve Başbakan B. Borisov’un Başkan D. Tramp’la samimi geçen Washington ziyaretiyle ikili ilişkilerdeki süregelen soğukluk ve güvensizliği aşabildi.

Büyük muhalefet BSP partisi lideri Bayan Kornelya Ninova, yerel seçimlerde Sofya Büyük Şehir Belediye Başkanlığına aday göstermeme veya babasının dosyasında 1944-46 yılları arasında Ruse (Rusçuk) şehrinde 1 300 kişiyi katlettiği yazılı bir adayı Ruse’ye Belediye Başkan adayı gösterme gibi hareketlerle kuşku uyandırmaya devam etti. Bunlara rağmen parti 2017 Martından beri oylarını arttırıyor. Gençliğinde Bulgaristan Komünist Partisi (BKP) üyesi olmayan Bayan Ninova, Başkanlık süresini uzatmak için 2020 baharında Milli Kongre topluyor. Partinin verdiği gensorulardan sonuç alınamadı.

2014-2017 yılları arasında GERB hükümetine katılan Reformcu Blok (RG) dağılıp silinmesinden sonra oluşan “Demokratik Bulgaristan” Cephesi yerel seçimde başkent Sofya’da orta kesimin oylarını almayı başardı. Sofya’da 8 Belediye Başkanlığı kazandı. Böylece Bulgaristan’da son 30 yıldır süregelen sol sağ didişmesi, konservatizm – liberalizm didişmesi alanına çekildi. Şimdiye kadar “sol” dendiğinde BKP, BSP veya anti-komünistler anlaşılıyordu.

Fakat 2019’dan başlayarak Bulgaristan’da “liberal” dendiğinde öncelikle 1948 halk oylamasıyla Çar isminin kaldırılmasıyla bir vatandaş olan, 2001-2005 yılları arasında Başbakan seçilen İkinci Simeyon Saks-Kobur-Gotski çevresi anlaşılıyor. Oysa Avrupa Birliği meclisinde temsil edilen Avrupa liberalleri, bu arada Hak ve Özgürlük Partisi ALDE üyesi olarak aktiflik gösteriyor.

17 Aralık’ta Sofya’da ALDE liderlerinden, AB milletvekili, diplomat Sır Green Lotsın “Liberal Avrupa Oluşturma” stratejisini açıkladı. Amaçlarında olan, Bulgaristan Türklerinin sosyal bataklığa daha derin itilmesi ve yeni durumun dengesinden sorumlu birkaç zengini beslemektir. Şimdiye kadar yazılan ve Bulgarca basılan kitaplarda Liberalizmin siyasi tablosu tam olarak açıklanamadı. Etnik azınlıkları, en yoksul kesimi ve özellikle anadilinde konuşması yasak kesimi temsil eden Bulgar Liberalizmine ve onun rolüne kesin tanım getirilmesi imkânsız gibidir.

Adalet için politika sahnesine çıkan güçler arasında “Demokratik Bulgaristan”dan başka “Böyle Bir Devlet Olamaz” partisi de seçim sisteminde ve politik rejimde köklü değişikleri gündeme taşıyor ve buna devam edecek gibi. Bu atılım 2016’daki halk oylamasında 2,5 milyon oy almıştır.

2019’da konservatizmin (tutuculuk) yakın geçmişimizle ilgili “İkinci Dünya Savaşından önce ve savaş esnasında Bulgaristan’da faşizm, faşist ve Nazici yoktu” gibi tanımları tepki uyandırdı. Aralık ayında yazar Petya Naydenova “Bulgaristan’da Yahudi Düşmanı Yasalar” başlıklı bir araştırma yayınladı.

Bu eserde Bulgarların Yahudileri ve Roman-Milletin Nazi ölüm kamplarına gönderdiği reddediliyor. Dayanak noktası “Belge olmaması” dır. Belgeler yok edilmiştir. Bu konu, yine 2019 Aralığında “1941-1944 Tarihleri arasında Bulgar İşgali Altındaki Ege Bölgesinde ve Makedonya’da Yahudilerin Kaderi” başlıklı yeni bir inceleme eserinde işlenmişti. Bulgar modern tutucuları, ne yazık ki, 1941-1944 yılları arasında Bulgaristan’da faşist rejim olduğunu, Yahudilerin ölüme gönderildiğini, mallarına ve mülklerine el konduğunu, iş kamplarında yıllarca taş kırdıklarını, öldüklerini veya ölümü beklediklerini kabul edilmiyor. Olayların insan hakları açısından analiz edilmesini, yorumlanmasını ve kınanmasını da kabul etmiyorlar. Bu gelişmeler ışığında Bulgaristan’da 2019 yılında faşist düşüncenin yayılması ve yaygınlaştırılması yollarının genişlediğini söyleyebiliriz.

Avrupa ülkelerinde faşist güçlerin kol kanat açması Bulgaristan tutucularını etkiliyor. Irkçılık, aşırı gericilik ve faşizm gibi konularda konservatif siyasi uyanışın VMRO, İç Makedon Devrim Hareketi, NDSB, Bulgaristan’ı Kurtarmak İçin Milli Hareket ve “Ataka” gibi halkı rahatsız eden gerici güçlerin yerini tutucuların alması kimseyi şaşırtmasın. İnsanlığa karşı suç işlendiği kabul edilmezken, bu gelişmeler biz Bulgaristan Müslümanları için tehlike çanları çalıyor. “Holkost” un (Yahudi soy kırımının) reddedilmesi Bulgaristan’da adalet anlayışını ebediyen gömecek niteliğindedir. “Nazi katliamlarına belge yok” tezinin sosyal medyada yer alması ve “Faşist ve Nazici yoktu” (ırkçı değiliz) iddiaları, Bulgaristan’a mezar olabilir. Irkçılığın tırmanması milli tehlike oluyor.

Adalet isteyenler Cumhurbaşkanı Radev’ten destek bekliyor. Bulgaristan’da meclis dışı çelişkilerin keskinleştiği ikinci merkez Cumhurbaşkanı Rumen Radev ile Başbakan Boyko Borisov arasındaki sert diyalogdur.  Cumhurbaşkanı seri görüşmelerle Büyük Millet Meclisi toplayıp ve başsavcılık, seçim sistemi ve yargı reformu vb konuları ve anayasa değişikliğini gündeme taşımaya çalışıyor. Bulgaristan’da olağan meclis ve cumhurbaşkanı seçimleri 2021 yılında yapılacaktır. Adalet kurumlarının yenilenmesi savaşımı kızışıyor.

Pernik ilindeki su sıkıntısı, hemşirelerin maaşlarına zam problemi, Üniversitelerde 40 bin boş yer olması, doktorların memleketi terk etmesi ve nüfus krizi erken seçime neden olabilir.

1942-1944 faşizm yıllarının kirli çamaşırlarının ipe serilip kınanacağına ve faşizmin her çeşidinin yasaklanıp lanetlenmesi devlet tarafından özendirileceğine, faşist-ırkçıların-katillerin torunları hükümete çekilip bakan, bakan yardımcısı, Başbakan Yardımcısı konumuna yükselebiliyor.

Bundan tam 77 yıl önce Ege kıyısında köy ve kentlerinden, Vardan nehri boyundan ve Üsküp’ten toplanan elleri kelepçeli 20 bine yakın Yahudi ve Romen-Millet gece karanlığında yük vagonlarına doldurulmuştu. “Almanya’ya işe gidiyorsunuz” yalanıyla insanların canlı canlı yakıldığı Nazi Ölüm Kamplarına gönderilmişlerdi.

Bulgaristan topraklarında ise, 48 bin Yahudi evlerinden çıkarılıp iş kamplarına toplanmış, bedava çalıştırılıyorlardı. Türkler, Pomaklar ve Roman Milletten erkekler de yol, köprü yapıyor, tünel kazıyor, demiryolu döşüyorlardı. Yine bu ırkçı siyasetin sonucu olarak 1878’den günümüze Türklere, Pomaklara, Müslümanlara zulüm aralıksız devam ederken baskı ve teröre dayanan bir devlet politikası şeklinde yoğunlaşırken, azınlıklara, onlardan olmayanlara karşı SOYKIRIM DENEMESİ uygulaması haddine varmıştır.

1972-73 ve 1984-89 dönemleri yalnız Bulgar tarihinin değil, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uygulanan soykırım denemelerini, kültür kırım uygulanmasını, azınlık halkların dillerinin yasaklanmasını, anadil yasağını, aydınlarının kıyılmasını yahut göçe zorlanmasını kınayıp durdurmamakla suçludur. Bu yıl 1989 göçünün 30. Yıldönümü bütün ülkede ve Göçmen Derneklerinde anıldı. Paneller düzenlendi. Anı eserleri basıldı ve dağıtıldı.

Avrupa’nın çark ettiğini gösteren son olay Kasım 2019’da yaşandı. Nobel Edebiyat Ödülü bu sene Avusturyalı Yazar Peter Hanke’ye verildi. O, Lahey İnsan Hakları Mahkemesi tarafından 8 bin Müslüman’ın katledildiği Bosna – Srebrenitsa Soykırımından idam cezası alan katil General Svoboden Miloşeviç’in cenazesine gitti ve mezarı başında konuşma yaptı. Bu gelişmelerde Rusya soykırımcıların ardında ve saflarındaydı. Olay dünya demokratik kamuoyu tarafından kınansa da Nobel Komitesi kararından vazgeçmedi. Protestolar para etmedi.

İşte bu cümleden olmak üzere, Bulgarların kendilerinin dil ve stil olarak, satır araları düşmanlık ve Türkleri ötekileştiren ifadelerle dolu İvan Vazov’un “Esaret Altında” romanını yıllar önce Nobel Ödülüne aday göstermenin anlamsızlığı ve saçmalığı 2019’da bir daha gün ışığında göründü.

Bizler Nobel Ödülünün Balkanlar’da milli azınlıkların çilesini anlatan yazarlardan birine veya 4 milyon sığınmacıya sıcak kucak açan Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a layık görülmesini beklemiştik.

Birleşmiş Milletlerin ele aldığımız kararında, faşist zulmü öven ve yaşatmaya çalışan bütün sanat eserlerinin toplanıp yok edilmesi isteğinin yer almasını sabırsızlıkla bekliyorduk. Çünkü Bulgaristan’da “Lukov Gösterileri” gibi faşist hortlama eylemlerinin, faşist katilleri kahraman gösteren VMRO gibi partilerin, ülkemizde alabildiğine yayınlanan Roman Milleti düşmanlığının hemen durdurulmasını isterken, adalet ilkelerinin hukuksal üstünlüğüne dayanan yeni atılımlar bekliyoruz. 21.Yüzyılda Nazi-Hitler ırkçılığına yer yoktur, ırkçıları, faşistleri, onların uşak ve uzantılarını, azınlık düşmanlığını körükleyen her eylem yargılanıp kökü kazınmalıdır.

Öte yandan, İkinci Büyük Savaşta Hitler kadar insan kıyan Sovyet lideri Stalin, birçok defa mezar değiştirdikten sonra, günümüzde dikey propagandanın güçlü etkisiyle yeniden dirildi ve yapılan son sosyolojik araştırmalarda Rusların % 79’unun takdirini kazandı. Bu gelişmelerin kökünde acı gerçekler var. 1950’de onun emriyle 250 bin Bulgaristan Müslümanı vatandan kovulmak istendi. 150 bini göçe zorlandı. Milletin tozu toprağı, taşınırı taşınmazı elinden alındı. Okul ve camilerimiz kapanınca ağır bir karanlık çöktü. Bugün Bulgaristan Türklerinin başına dikilen bostan korkuluğu Stalinci Moskofçuların ödüllerini taşıyor. Bulgar iktidarına faşist partilerin tırmanmasına yol verdi. Zenginlerin daha zengin olmasına, alın terimize kıyarak Bulgar soyundan milyoner oluşmasına olanak yarattı. Bulgaristan’da azınlıklar ise Avrupa Birliği’nde en yoksul, en fakir, en sefil ve kör cahil duruma itildi. Ve bütün bu dibe çökme hatta dibe çakılmanın sebebinin kökünde Rus esareti, katmerli kölelik ve zalimlerin kölesi olmayı kabul edenler var. İsimlerinin Ahmet, Osman, Lütfi olması kölelik yükünün hafifletildiği anlamına gelmiyor.

Ömür boyu düğüm çözmeye çalışan büyük düşünür Umberto Eco, “Geriye Dönüş Yok” eseri yazdı. Eco’dan 300 yıl önce yolları kapatmadan ilerlemeyi düşünen ve geçen yıl İngiliz Kraliçesi tarafından “Medeniyetlere Hizmet” ödülüyle ödüllendirilen, sosyal bilim insanı Adam Smith’le (1723-1790) ilk kez sınıf savaşından söz edendi. 21 yüzyıl düğümünde üç ip bunmaktadır. İkisi sınıf savaşı veren işçi sınıfı ile burjuvazi elindeyken, üçüncüsü Smith’in kendilerinden söz etmediği liberallerin elindedir. Onlar toplumların parazitlerdir. Bulgaristan Müslüman toplumuna dışarıdan girmiş ve yerleşmiştir. Mali sermayeyi temsil eden bu parazit zümrenin elleri nasırlı değil, onların iş bulma ya da iş verme gibi sorunu yok. Onlar kökü olmayan kan emicileridir. Sınıf savaşının sosyal ve ekonomik ortamındaki döküntülerinden oluşurlar. Üretimle ilişkileri yok gibidir, piyasada oluşurlar, orada büyüyen ve gayrı meşru yollardan parayı ele geçirenlerdir.

Artık gettolardan, mahalle, köy ve kentlerden, vatan bildiğimiz memleketimizden kovulma yolu kapanmıştır. Faşist Belediye başkanları, faşist çılgınların şefi An. Cambazki artık durdurulacak. Plovdiv’e bağlı “Voyvodino” olayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşındı, emsal karar bekleniyor. Bilenler bilir, Strasbourg AİHM kararları Avrupa Konseyi Hukuk Komisyonu’nda değerlendiriliyor. Bulgaristan’a gönderildikten sonra birinci dereceli yerel mahkemede görüşüldükten sonra yürürlüğe konuyor.

Ne yazık ki Bulgaristan makamları AİHM kararlarının hepsine onay vermiyor, uygulanmasını engelliyorlar. Örneğin Bulgaristan’da yaşayan Makedonların OMO örgütü tescil kararları 3 defadır Strasbourg AİHM Mahkemesinden ve Avrupa Konseyi Hukuk Komisyonundan onaylı gelse de Blagoevgrad Belediye Mahkemesi tarafından reddediliyor. Aynı zamanda 2018’den beri Makedon kimliği sorununun yeniden dirilmesiyle birlikte birçok yerlinin kafasına Pirin Makedonya’sı ve Karasu (Struma) boyunda yaşayanların otonomi fikri aşılanmasıyla çok farklı gelişmeler oldu.

Bir defa Avrupa Konseyi Komisyonu ülkemizde Makedon, Pomak, Roman, Türk ve başka azınlıklardan insanlar yaşıyor mu, dilleri, dinleri, nüfus içindeki yerleri, yerel kültürleri üstüne kapsamlı araştırma yaptı. Türkler hakkında “İslamlaştırılmış Bulgarlar” diyen makamlara pek inanan olmamıştır. Roman-Millet nüfusun kalabalık oluşu, Batı Rodoplar’da Pomak köylerinde farklı avtantik bir kültür yaşadığı kayda geçmiştir.

Bulgaristan, Avrupa İnsan Hakları Çerçeve Anlaşmasını imzalamış olsa da insan hakları, azınlık hakları, azınlıkların dillerini konuşmaları, dinlerini ve geleneklerini yaşatma konularında sert davranıyor ve 2007’den beri AB üyesi olsa da hukukun üstünlüğünü tanımıyor.

2018’de Bulgaristan’da 1000 bebek hastanelerde bırakılırken, 3200 okul çağında çocuk da sosyal makamlar tarafından alınarak bakım ve eğitim için Velingrad ve Balçık Çocuk Esirgeme Yerleşkelerine toplandı. Bu olayın 2019’da da Avrupa Konseyi tarafından desteklendiği, sosyal ve mali imkânsızlıkları fazla olan ailelerin çocukların okuldan alındığı ve bilinmeyen bir yerlere götürüldüğü haberleri isyan patlattı.

Adaletsizliği temelinde 2019 yılında da insan hakları, azınlık hakları, ayrımcılık, ırkçılık ve ötekileştirme olduğunu herkes gördü. Toplumdaki sosyal yapı parçalanarak derinleşme devam ediyor. Çıkış yolu adcalete uyanmaktır.

 

Rafet ULUTURK
Bulgaristan Türkleri Kültür ve Hizmet Derneği (BULTÜRK) Genel Başkanı
www.bulturk.org.tr
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

 

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz