Twitter Facebook Linkedin Youtube

BATI’NIN DÜŞÜŞÜ VE BATI DIŞI DÜNYALARIN YÜKSELİŞİ

Umur Tugay YÜCEL

Dünya’nın altı üstüne geliyor. Kuzey-Güney, Doğu-Batı gibi kavramlar anlamını yitiriyor. Yeni güç merkezleri ortaya çıkıyor. Bu merkezlerin etkileri düşünce dünyamızdan, iktisadi hayatımıza, siyasal sistemlerimizden, kültürel kodlarımıza kadar her şeyi içeriyor. Değişim ve gelişim süreci yaşıyoruz. Batı dünyası ne olduğunu anlamak için çırpınıyor. Lakin Batı’nın devlet aygıtı, kurumsal yapıları, sivil toplum kuruluşları belirsizlik ve kararsızlık içinde yolunu bulmaya çalışıyor. Aslında Batı cephesinde gerileme hızlanıyor. Batı merkezli kurulan dünyamız artık sorgulanıyor. Batı’nın yarattığı bütün uluslararası kuruluşlar etkisini ve vizyonunu hızla yitiriyor. Bunu en tepedeki Gelişmiş 7 ülkenin fikir ayrılıklarında görebiliyoruz. Sadece fikir ayrılıkları çoğalmıyor, birbirleri ile fiili olarak özellikle ekonomik sahada mücadele söz konusudur. ABD başkanı Donald Trump’ın tek taraflı, hukuk tanımaz, tehditkâr politikaları ile küresel düzen büyük bir çıkmaza doğru ilerliyor. Kendi kurduğu sistemi yıkmak ile tehdit eden bir ABD başkanı var. Artık bu düzenin ABD’nin işine yaramadığını ve yıkılması gerektiğini ifade ediyor. Açıkçası tamamen Amerikan sömürüsü üzerine yeni bir düzen istiyor. Yalnız kaçırdığı bir şey var ki o da batı merkezli sistemin sonuna geldiğimizdir. Bu uluslararası sistem artık dünyanın ihtiyaçlarını karşılamıyor ve acil şekilde revize edilmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler sisteme cevap vermiyor. IMF de işler iyi gitmiyor. Dünya bankası ticaret savaşları ile gittikçe işlevini yitiriyor. NATO ise kuruluş amacını uzun zaman önce yitirmişti. Bunu geçtiğimiz ay Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ‘’NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti.’’ Sözleri onaylamış oldu. Uluslararası ilişkilerde etkisiz bir NATO vardır. Şimdi ise ABD ve Avrupa arasındaki artan anlaşmazlıklar devam ederken Avrupa ülkeleri de kendi içinde fikir ve eylem birliğinden kopmuştur. Avrupa Birliği ve Avro Birliği hayalleri sona mı eriyor düşüncesi her yerde karşımıza çıkıyor. Tabi sadece uluslararası kurum ve kuruluşlarda sorun yok. İngiltere’de brexit sorunu, Fransa’daki 1 yıldır devam eden sarı yeleklilerin isyan hali, İtalya’da hükümet kurulamaması, İspanya’da ayrılıkçı hareketler derken Avrupa’nın her köşesinde artan ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve İslam karşıtlığı korkutucu düzeylere ulaşmıştır. Çünkü Irkçı partiler neredeyse tüm Avrupa’da yükselişte bir seyir izliyor. Bunun yanında Amerikan sistemi de bundan nasibini almıştır. Başkan Trump’ın özellikle Müslümanlara ve göçmenlere karşı ırkçı duruşu toplumda da bu tarz ırkçı hareketlerin ve göçmen düşmanlığının en büyük tetikleyicisidir. Bu konuda 2013-2017 yılları arası FBI eski direktörü olan James Comey Başkan Trump’a ırkçılık konusunda çağrıda bulunmuştur. Çünkü ırkçı ve silahlı saldırıların arttığı bir ABD, iç savaşa mı gidiyor? Sorularını gündeme getirmiştir. ABD ve Avrupa’da devlet sisteminin zayıfladığını, hükümetlere karşı uzun ve sert protestoların arttığını görüyoruz. Bunun üzerine bir de Avrupa ve İngiliz ekonomilerinin iyice durgunlaşması büyük kaygı uyandırmaktadır.

Batı dünyası uzun zamandır misyon ve vizyon konusunda sorun yaşıyor. ABD ve AB ortak sorunları olduğu gibi başka dertlerle de uğraşmaktadırlar. ABD’nin hem Irak’ta hem Afganistan’da sonuçlandırmadığı ve istikrar elde edemediği savaşlar sonucu yorgun düşmüş. Bunun sonucu Taliban gibi bir terör örgütü ile masaya oturarak Afganistan’ı paylaşma sürecine girmiştir. Tabi bir de Amerikan askeri gücünün sorgulanması ortaya çıkmıştır. Son dönemde Rusya, Venezuella ve İran konusunda uyguladığı sert yaptırımlar sonucu da istediğini elde edememiştir. Dünyanın neredeyse bütün bölgelerinde uygulan baskıcı politikalar Amerika’nın istediği sonuçları almakta başarısız olduğunu gösteriyor. Birçok müttefiki ile görüş ve eylem ayrılıkları yaşıyor. Aslında Amerika’nın hiçbir konuda ciddi ve uzun vadeli bir planı olmadığı açıktır. Batı dünyası artık Asya’da yok, Afrika’da yok, Ortadoğu’da yok ve arka bahçesi Güney Amerika’da etkisiz eleman olmaya doğru ilerliyor. Sadece silah satma peşinde olan tüccar bir Amerikan başkanı ile tüm dünya uğraşmaktadır. Ki bu konuda ülke içinde eski CIA ve FBI direktörleri radikal söylemler ile başkan Trump’ın politikalarına muhalefet olmaktadırlar. Avrupa’ya baktığımızda ise askeri gücü olmayan, ekonomik gücü gittikçe azalan, demografik yapısı yaşlanan, ırkçılığın kol gezdiği Orta çağ dünyasına doğru gidiyor. Sert güce sahip olmayan Avrupa yumuşak gücünü de tamamen yitirmek üzeridir. Peki Batı bu hala nasıl geldi? Aslında cevabı basit… Batı insan haklarını, demokrasiyi, özgürlüğü, refahı, üretmeyi, teknolojiyi, parayı sadece kendine sakladı. Asya’yı sömürdü, Afrika’yı sömürdü, Ortadoğu’yu sömürdü, Güney Amerika’yı sömürdü. Tamamen kazananın kendisi olduğu kaybedenin diğerleri olduğu bencil, paylaşmayan, tek taraflı bir sistem yarattı. Birde bunun hep böyle gideceğini düşündü. Oysa daha Batı dünyası yokken kadim tarihleri ve birikimleri olan köklü medeniyetleri yok saydı. Hem yok sayan hem sömürdüğü yerlerin gelişimi ile ilgilenmeyen bu sistem sonucu şimdi Batı sorgulanır oldu. Düşünün ki Afrika’ya yıllarca gitmeyen, Güney Amerika’yı sadece arka bahçesi diye tanımlayan, Asya’yı bir avuç barbar olarak gören batılı liderler bu kibirli görüşlerinden kurtulamadı. Bunun ile birlikte kendi yarattıkları sistem sonucu sınırların kalkması ile paranın, teknolojinin, internetin, gücün dolaşımı bu eski kadim medeniyetleri de etkiledi. Değişim ve gelişim süreci böylece başladı.

Batı ise kendini hala efendi diğerlerini köle olduğunu düşünüyordu. Genlerinde ki gözlerini kör eden ırkçılıktan kurtulamamanın bedelini ödeyecekleri günler yaklaşıyordu. O yüzden hala ABD/AB bloku dünyanın her noktasına Sudan’a, Ukrayna’ya, Libya’ya, Irak’, Afganistan’a ve Suriye’ye kadar dört bir yana müdahale etme hakkını kendilerinde gördüler. Bu müdahaleler tabi ki savaş getirdi, yıkım getirdi, soykırım getirdi. Diğerlerinin gelişimini hiç istemedi. Ama diğerleri durmadı. Bu süre zarfında her ne kadar bazen istikrarlı bazen istikrarsız (Batı etkisi ile) bir şekilde Asya’da, Güney Amerika’da ve Afrika’da bir gelişme ve değişim yakalandı. Bu gelişim seviyesini Batı’nın tüm müdahalelerine rağmen tutturan ülkelerin geçmişi büyük ve görkemliydi. Bu gelişim ve değişim sürecinin 4 kahramanı vardı. Bu kahraman ülkeleri Çin, Hindistan, Rusya ve Brezilya oluşturuyordu. Özellikle 2000’li yıllar ile başlayan bu süreçte ABD’nin daha makro seviyede batı dünyasının tek kutuplu sistemine karşı alternatif dünyalar ortaya çıkmaya başlamıştı. Çin küllerinden yeniden doğmuştu. Bilimin anavatanı Çin, yeniden dünyada teknolojik alanda ilerlemenin öncüsü olma yolunda hızla ilerliyor. 5G’de lider olan Çin, 6G çalışmalarına resmen başlamıştır. Son 40 yılda 700 milyon kişiyi yoksulluktan kurtaran Çin için artık Çin Rüyası deyimi kullanılmaya başladı. Dünyanın iki numaralı ekonomik gücü olan Çin savunma harcamalarında da ABD’den sonra hızlı bir yükseliş yakalamıştır. Özellikle deniz kuvvetlerini modernize ederek büyüten Çin yeni deniz imparatorluklarından biri olmaya adaydır. Çin insanlığa Batı’nın uzun zamandır ortaya koyamadığı vizyonu koydu. Asya’yı, Avrupa’yı, Afrika’yı hatta Kuzey ve Güney Amerika’yı birbirine bağlayacak Kuşak ve Yol girişimini sundu. Bu proje şuana kadar 137 ülke ve 30 uluslararası örgüt ile 197 işbirliği anlaşması yaptı. Bununla kalmayan Çin, 2020’de Mars keşif misyonuna hazırlanıyor. Çin, Afrika’da, Güney Amerika’da, Doğu Avrupa’da, Balkanlar’da hızlı ilerleme sağladı. Oysa Batı buralarda hızla geriledi. Diğer bir aktör ise 5000 yıllık kadim medeniyet Hint dünyasıdır. Bilişim teknolojilerinin cenneti, Yazılım dünyasının öncüsü, yeni Dünyanın silikon vadisi Hindistan büyük gelişme sağlamıştır. Dünyanın sayılı ekonomileri arasında bulunan refah seviyesini artıran Hindistan hızla dünyanın en büyük orduları arasında yer alan silahlı kuvvetlerini hızla modernize ediyordu. Afrika’da ve Ortadoğu’da ses getirmeye başlamıştı. Tüm bu gelişmeler Amerika’nın yeni süper güç Çin’e karşı –rakiplerinden biri olan- Hindistan ile ortak çalışmaya itmiştir. Asya-Pasifik söylemi yerine Hint-Pasifik söylemine geçen Amerika Hint dünyasının yükselişini de kabullenmiştir. Üzerinde durulması gereken bir nokta da aslında ABD’nin Asya-Pasifikte Çin ve Rusya’ya karşı kaybetti gerçeğidir. İsim değişikliğinde gözden kaçmaması gereken hem Hindistan’ın yeni güç merkezi olması hem de Çin-Rus ittifakının Asya’daki cephede başarılı olması sonucudur. Bu arada Çin-Hint-Rus donanmalarının gelişimi ve büyümesi sonucu artık Hint-Pasifik bir Amerikan gölü olmaktan çıkmıştır. Dünyanın değişimi ilk denizlerde gerçekleşiyor. Bir diğer aktörümüz ise Vladmir Putin liderliğinde geri dönen Rusya’dır. Batı’nın tüm yaptırımlarına rağmen ekonomik refahını ve ordusunu yeniden modernize eden Rusya, yeniden dünya gücüdür. Bunu Fransız diplomatlar dile getirdiği gibi Fransa Cumhurbaşkanı Macron’da Rusya’nın eşit ve ortak olarak görülmesini dile getirmiştir. Putin’in pragmatik ve diplomatik zekası ekonomik yönden sınırlı olan bir Rusya’ya çoğu oyunda başarı sağlamıştır. Günümüzün en başarılı sert güç uygulayıcı olan Rusya bunu Gürcistan, Ukrayna ve Suriye’de kanıtlamıştır. Ayrıca Rusya geçtiğimiz ay ilk defa Rusya-Afrika zirvesini gerçekleştirmiştir. Soçi’de gerçekleşen zirveye 50’den fazla Afrikalı lider ve 3000’den fazla temsilci katılmıştır. Rusya, Afrika ülkeleri ile 50’den fazla anlaşma imzalamıştır. Yine 30’dan fazla Afrika ülkesi ile askeri-teknik işbirliği anlaşması imzalanmış. Afrika’da yeni Rus askeri ve ticari üslerinin yolu açılmıştır. Ayrıca Rusya son 15 yılda saldırı ve savunma potansiyellerini başarılı şekilde modernize etmiştir. Uzay, istihbarat ve siber alanda büyük ilerleme sağlamıştır. Son aktörümüz Latin Amerika’nın bir numaralı ülkesi Brezilya’dır. Büyüklüğü ile baş döndüren bu ülke enerjisi ile dünyada kendinden söz ettirmiştir. Latin Amerika’da en başarılı kalkınma hamlesi Brezilya tarafından gerçekleşmiştir. 2003-2010 yılları arasında Lula dönemi geleceğin ülkesi denilen Brezilya küresel bir oyuncuya dönüşmüştür. Afrika’da söz sahibi olma çalışmalarına devam ediyor. Körfez ülkeleri ile işbirliğine yönelmiştir. Diğer yükselen güçler gibi ordusunu modernize eden Brezilya Güney Amerika’nın bir numaralı askeri gücüdür. Bu 4 büyük ülkenin öncülüğünde kurulan BRİCS grubu geçtiğimiz ay 11. Lider toplantısı Güney Amerika’nın lider ülkesi Brezilya’da gerçekleşti. Birçok alanda iş birliği anlaşmaları imzalandı. Çok taraflılığa ortak destek veren ülkeler korumacılığa ve ticaret savaşlarına karşı olduklarını deklare ettiler. Bu arada büyük heyecanla beklenen BRİCS ülkelerinden Brezilya’nın bu bloktan kopacağı öngörüsü gerçekleşmemiştir. Tam tersi özellikle Çin ve Brezilya arasında çok sayıda anlaşma imzalanmıştır. Şu bir gerçek ki son dönemde Latin Amerika’da Çin ve Rusya etkisi gittikçe hissedilmeye başlanmıştır. Aslında yükselişleri bir rastlantı ya da şans değildi. Birikimleri yüksek, tecrübe ve deneyimleri çok, nüfus güçleri yerinde, bu kıtasal ülkeler dünya için büyük potansiyellere sahip oldukları gibi dünya için vizyonları da vardı. Bu vizyon insanlığı sömürmeden, kolonileştirmeden, soykırıma uğratmadan Batı dışı bir hikayenin ürünüdür. Ortak paydada buluşan, ahenk ve uyum dolu, çok taraflı, kazan kazan anlayışına sahip Çin merkezli, Hint merkezli, Rus merkezli, Latin Amerika merkezli dünyaları konuşacağız. Bu dev hacimli ülkeler Batı’ya meydan okumayacaklar ama batı onları her zamanki gibi potansiyel düşman olarak tanımlayacaktı. O yüzden bu yükselen güçlerin yıllardır sahnede olmadıkları sert ve yumuşak güç sahasında sınanacakları zamanlar yaklaşıyor. Hepsi yeniden dünyaya kendilerini ispatlamak zorunda kalacaklardı.

Gerçekten batı dışı dünyaların varlığını kabul etmek zor gelebilir. Hatta batının lider olmadığı bir dünya korkutucu da gelebilir. Ama yaşlı dünyamız eski rotasına doğru yol alıyor. Kısaca GELECEK, ESKİ DÜNYADADIR.

Şimdiden kendinizi hazırlayın…

 

Umur Tugay YÜCEL – Siyaset Bilimci
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz