Twitter Facebook Linkedin Youtube

ŞİDDETİN KURBANI OLMAYALIM!

Aynur TALİBLİ

İnsan yaratılanların en yücesidir. Çünkü insan iradeye, maneviyata maliktir ve düşünme yeteneğine sahiptir. Ancak bazen insan düşünmeden hareket etmekte ve akli melekelerini kullanmamaktadır. Yaratılanların en yücesi olan insanı, yaratan yücelttiği halde, insan kendisini en aşağılık seviyeye indirebilmektedir. Ben düşünüyorum ki, insanın düşmanı her zaman insan olur. Çünkü insanın insana ve onun ruhuna verebileceği kadar etkili ve garezli zararı hiçbir güç veremiyor. Muasır çağımızda dünyada ve özellikle bizim toplumumuzda bunu daha açık ve kitlesel biçimde gözlemleyebiliyoruz. Bunu şu anda televizyon kanallarımızda yayınlanan haber ve programlar da kanıtlıyor. Hangi kanalı izlersek, günün farklı zaman dilimlerinde aile içi sorunlardan, aile içi fiziki aynı zamanda psikolojik şiddetten bahsediliyor ve bu duruma maruz kalan insanların ne kadar zarar gördüklerini görüyoruz. Hakikaten bilim ve teknoloji çağı gibi kabul edilen bu çağda psikolojik ve fiziki şiddete, tahkire maruz kalarak ezilen insanlar var. Evet, bu muasır çağımızda da en çok çocuklarımız ve kadınlarımız hakarete, aşağılamaya, eziyete, şiddete maruz kalıyor ve çoğu zaman aile içi şiddetin kurbanı oluyorlar.

Aile içi şiddet esas olarak “aile içinde bir birey tarafından diğer bireyin hayatının, vücudunun, psikolojik bütünlüğünün ya da özgürlüğünün güç ya da zorla tehlikeye maruz kalması” şeklinde tanımlanıyor. (Stewart ve Robinson,1998, s. 83) (1)  Aile içi şiddetin sebebleri ise genelde şunlardır: Düşük düzeyde evlilik içi tatmin; bireylerin saldırgan hareketler ve davranışlar sergilemesi; siyasi, duygu, düşünce, ırk ve din farklılıkları; bir eşin özellikle, kadının mesleğinin diğerinden daha iyi olması; daha fazla gelirinin olması; iletişim kurma yoksunluğu (özellikle çocuk ve yaşlılarda).

 Aile içi şiddete maruz kalmış kişilerde genelde şu özelliklerin bulunduğu görülmektedir:

  • Aile içinde belirgin bir konumu vardır (en küçük ya da en büyük olma gibi). Aile içinde genelde her şeyin suçlusu görülme eğiliminde, günah keçisi durumundadır.
  • Bu kişilere karşı şiddetin tekrarlandığı, bu kişilerin şiddete tekrar tekrar maruz kaldığı saptanmıştır.
  • Aile içi şiddete maruz kalanlar temelde kadınlar, çocuklar ve yaşlılardır (2).

Şöyle bir gerçek de bulunmaktadır; kadına yönelik aile içi şiddete toplumsal ön yargılarla yaklaşan bakış açısı, şiddete maruz kalan kadını korumaktan çok eylemin varlığını ve sürekliliğini destekler niteliktedir. Bunun sonucu olarak ailenin bireyleri yaptıkları fiziki, aynı zamanda psikolojik şiddetin normal olduğunu, her ailede bu olağan dışı halin olabileceği gibi safsataları kadınların beynine aşılamaya çalışırlar. Eğer kadın bu safsatalara uymaz ve itirazına kararlı şekilde devam ederse maalesef çoğu zaman daha çok şiddete maruz kalır. Bazen de ”namus temizliği” adıyla katledilir ya da intihara mecbur bırakılır. Bu gibi felaketlerden kurtulmak için kadınlar seslerini devletin yetkili kurumlarına duyurmakta kararlı olmalıdırlar. Çünkü şiddete uğrayan kadın, çocuk ve tüm insanlar bunu itiraf etmekten çekinmemeli ve gereksiz insanların kınamalarından korkmak yerine, cesur ve iradeli şekilde bu kınamaları ve sahiplerini susturmalıdırlar. Çünkü onları kınayanların kınama gibi bir yetkileri yoktur.

Bu coğrafyadaki hiçbir din ve inanışta veya örf ve adetimizde de şiddetin normalleştirildiği görülemez. Bu coğrafyanın inançlarında, kültüründe, örfünde kısacası mayasında hoşgörü, sevgi, barış ve adalet vardır.

Öte yandan dünyanın en saf ve temiz varlığı olan ve geleceğimiz olan çocuklar da çoğu zaman fiziki veya psikolojik şiddete maruz kalmaktadırlar. Bu durum ya aile dahilinde ya da okulda, başlamaktadır. Çoğu zaman ebeveynler evlatlarına sözde “terbiye” usulü olarak şiddeti seçmektedirler. Aslında bu en büyük cinayettir. Çocukların ruhunda derin yaralar açan bu “terbiye” usulunu olağan gören ebeveynlerin çoğu kendilerini savunurken “beni de anam, babam veya erkek kardeşim dövmüştür, bunda ne var?” gibi cümleler kullanmaktadırlar. Sanki şiddet nesilden nesile götürülmesi gerekli olan bir mirasmış gibi değerlendirmektedir. İşte şiddet sorununun en can alıcı noktalarından biri de budur; kuşaktan kuşağa aktarılma özelliğidir. Aile içinde şiddete maruz kalan çocukların çoğu, büyüdüklerinde şiddet uygulayan eşlere ya da anne babalara dönüşüyorlar, şiddet uygulayan yetişkinlerin büyük bölümünde çocuklukta aile içi şiddete maruz kalma öyküsü saptanmıştır (3).Yeni neslin şiddete maruz kalması geleceğimizin mahvı demektir. Ailesinde tekrarlı bir şekilde şiddet gören kişilerde depresyona daha fazla rastlanmaktadır. Şiddet davranışı sonucunda öfkenin bir şekilde bastırılması ile ortaya çıkan depresyon, bu kişilerde intihar duygusu düşüncesi gelişmesine yol açmaktadır. İntihar güdüsüyle intihar girişimine, yani bir anda intihar etmeye neden olmaktadır (4).

Değerli kadınlar ve şiddete maruz kalan tüm insanlar! Şiddete uğramaya mecbur değilsiniz!

Ben şiddete maruz kalan birisi olarak sizleri anlıyorum. Şiddete uğrayan kadın, çocuk ve tüm insanlar bunu itiraf etmekten çekinmemelisiniz. Örnek olarak ben, çekinmeden bir zaman aile içi psikolojik ve fiziki şiddete uğradığımı ve istemediğim bir evliliğe sürüklenmek istediğimi itiraf edebiliyorum. Bu şiddeti benden 5 yaş küçük olan erkek kardeşim bana uyguluyordu ve ne yazık ki, ebeveynlerim ayni fiziki, psikolojik şiddeti, tehdidi, küfürle destekleyerek, uyguladıkları şiddetin doğal bir olay olduğunu ve her ailede olabileceğini savunuyorlardı. Ama ben bunun kanunlarda da yeri olmadığını biliyordum ve itirazımda da kararlı olduğumdan çok insan tarafından kınanmış olsam da, bu seviyesiz kınamaların boş olduğu hakikatini unutmadım ve can güvenliğimin her şeyden değerli olduğunu anladım. Şiddeti bana uygulayanlar beni öldürmekle bile tehdit ettiler. Yetkili mevkilere şikayetlerde bulundum. Yaratanın bana bağışladığı canı sadece yaratanın alabileceği gerçeğini unutmadım. Şiddete uğrayanların, ben de dahilim bu insanlara ve biliyorum ki vücutta atılan dayağın yaraları, izleri zamanla geçiyor olsa da ruhlarımızda maruz kaldığımız fiziki ve psikolojik şiddetin açtığı izler asla geçmiyor. Kimi zaman uykudan korkarak uyanıyor o şiddetin acısını derinden yaşıyoruz. Bu vicdansızlığı yapanların insanlıktan nasiplerini almadıklarını bir daha canımız yana yana anlıyoruz. Yıllar geçse de bu acı dinmiyor. İşte bu acıyı sadece şiddeti yaşayanlar bilir. Bu travmayı yaşatanların vicdanı ise hiçbir zaman sızlamaz ve her zaman haklı olduklarını düşünürler.

Aslında şu bir gerçektir ki, Türk kadını daima ailesine bağlı ve asil olur. Ama maalesef cesur, mert, asil Türk kadını şiddete maruz kalıyor. Halbuki biz atalarımızdan böyle görmedik. Asaletli Türk atalarımız daima Türk kadınını, hatununu, hanımını yükseklerde tutmuştur ve kıymetini bilmiştir. Ben kadim, köklü ve asil atalarımızın kadına verdiği değerden “Türk Kültüründe Kadının Yeri ve Önemi” isimli araştırma makalemde özellikle bahsetmiştim. Bu vesile ile bu hususta ayrıntılı bilgi edinmek için makalemden yararlanabilirsiniz.

 

Aynur TALIBLI – Tarih ve Medeniyet Araştırmacısı
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız.
____________________________________________________

Faydalanılan Kaynaklar:

1. Türk Psikoloji Yazıları, Aralık 2008, 11 (22), 84./(Stewart ve Robinson, 1998, s. 83)

2. Vahip I :Evdeki Şiddet Ve Gelişimsel Boyutu: Farklı Bir Açıdan Bakış.Türk Psikiyatri Dergisi. 2002; 13(4): 312-319 )(Sağlık Bakanlığınca Dünya Sağlık Günü İçin Hazırlanan Basın Bildirisi.10 Ekim 2002,Ankara. Erişim Adresi: . Erişim Tarihi:14.7.2004.)

3. Aile ve Toplum Yıl: 7 Cilt: 2 Sayı: 9 Ocak-Mart 2005 ISSN: 1303-0256

4. 3-cü kaynakla aynıdır.

5. Aynur Talıblı. “EL-ALƏMİN, XALQIN VƏ CAMAATIN SAYƏSİNDƏ PUÇ OLAN HƏYATLAR-BUNA DUR DEYƏK” isimli makaleden.

 

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz