Twitter Facebook Linkedin Youtube

İSTANBUL OLASI BÜYÜK DEPREMİ NETİCESİNDE DARBE VE İŞGAL TEORİLERİ  VE TEDBİRLER

Onur DİKMECİ

İstanbul büyük depremi ile ilgili olasılığın artması yönünde konunun uzmanları tarafından dile getirilen görüşler, bu konuyla ilgili kurullarda ve kurumlarda değerlendirilmelidir. Deprem olasılığının teknik yönü, uzmanlık alanları dahilinde akademisyenler ve sivil toplum kuruluşları tarafından incelenmektedir. Ancak düşünce kuruluşları ve türevleri niteliğindeki kuruluşlar ise bu büyük afetin sosyal ve siyasi sonuçlarını analiz etmekle mükelleftirler.

ABD Think-Tank’lerinda hazırlanan ve Amerikan resmi kurumları tarafından 2002 senesinde tatbikat olarak uygulanan “Bin Yılın Meydan Okuması” isimli çalışmada, iki kıta üzerine kurulu ve üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede meydana gelebilecek deprem neticesinde sınır anlaşmazlıklarının gündeme getirilerek Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin devreye sokulması ve ordunun siyasete müdahale etmesiyle beraber kaosun tetiklenmesi işlenmişti.

Bu bir senaryodur ve her senaryoya göre bir anti-senaryo oluşturmak mümkün olmayabilir. Ancak Türkiye’nin içinden geçtiği durum, geçmiş yıllara ait ABD düşünce kuruluşları, CIA ve Pentagon üçlüsünün ortak ürünü olan tatbikatın koşullarına çok benzediği için olası İstanbul depremi neticesiyle ilgili sosyal ve siyasi kriz eşiği hakkında saptamalarda bulunmak, Türkiye’nin hazırlık sürecine katkı sağlayacaktır.

İstanbul Silivri açıklarında meydana gelmesi beklenen İstanbul depreminden İstanbul’un Avrupa yakasının daha büyük oranda etkilenmesi beklenmektedir. Bu yakadaki hassas güzergâh ise, Fatih, İkitelli, Küçükçekmece ve Esenyurt gibi semtleri kapsamaktadır. Bu semtler, sosyo ekonomik yapı bakımından İstanbul ortalamasının oldukça altında yer almakla birlikte, Türk, Kürt ve Arap nüfusunun en ağırlıklı olarak bulunduğu, tetiklenmeye oldukça müsait sosyal bir zemini içermektedir. Ekonomik ve kültürel olarak ortalamanın üzerinde bulunan semtleri provoke etmek hiç kolay olmamaktadır ancak bütün dünyada ekonomik ve sosyal beklentileri minimumda olan gruplar üzerinden kargaşa çıkartmak, oldukça kolay gözükmektedir.

İstanbul’da yaşanan 5.9 büyüklüğündeki son depremde hiçbir ciddi yıkıntı olmamasına ve can kaybı yaşanmamasına rağmen, insanların özellikle GSM operatörlerine tepkisi, siyasi tepkiye de çok kolay dönüşmüş ve bu süreçte İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Merkezi Yönetim arasında kriz olduğu intibaı kitleler tarafından hissedilmiş, bu durum da ayrı bir tartışma konusu yaratmıştır.

Gerek geçmiş yıllarda gerçekleştirilen ABD tatbikatı, gerekse İstanbul’da yaşanan son deprem sonucundaki sosyal hareketlilik, bütün ciddi ülkelerin istihbarat ve daha ağırlıklı olarak düşünce kuruluşları tarafından dikkatle analiz edilmektedir.

Aslında İstanbul’un yerel ve merkezi anlamda büyük bir depreme karşı hazırlıksız olduğu görülmüştür. Bunun yanı sıra askeri hatlarda herhangi bir kesinti yaşanmaması ile beraber doğal bir afete karşı en hazırlıklı sınıfın askeri zümre olacağı anlaşılmıştır.

Kısa veya orta vadede gerçekleşmesi beklenen İstanbul büyük depremi neticesinde yerel ve merkezi yönetimin sivil çabası yetersiz kalacağı için doğal olarak askeri tedbirlere başvurulması mantık dahilindedir ve rasyoneldir.

Bu noktada, askeri zümreden iki şekilde istifade edilmek istenecektir: Birincisi askerler kurtarma çalışmalarında aktif yer alacaklardır. İkincisi çıkan kargaşa ve sivil itaatsizlik eylemlerinde bu eylemleri bastıran kuvvet olarak kullanılmak istenecektir. Bu bakımdan İstanbul ve çevresinde, genel olarak ise Marmara bölgesinde ilan edilecek olağanüstü hal durumu ile 15 Temmuz’dan sonra ilan edilen olağanüstü hal süreci tamamen farklı özellikler taşımaktadır.

15 Temmuz süreciyle birlikte toplumun orduya olan güven sarsılmıştı ve siyasi karar vericilerle yakınlaşarak bütün bir profili oluşturmuştu. Bu sebeple olağanüstü hal sürecinde yetki tamamen sivil idarede bulunmuştu. Ancak İstanbul olası depremi neticesinde asker bir kurtarıcı olarak görüleceğinden, toplumun doğal refleksi de farklılık gösterecektir ve bu süreçte vilayetler bütünüyle askeri idarenin kontrolüne girebilecektir.

Bu afetten birkaç ay sonra acılar hafiflemeye başladığında ise ordunun içerisindeki odakların yönlendirmesiyle idare, askerler tarafından terk edilmek istenmeyebilir ve bu olasılık, bir hayli yüksektir. Bu süreçle ilgili tahminler şu biçimde sıralanabilir;

  • Türk siyasetinde bir süredir kurulmak istenen en az iki siyasi parti girişimi, demokratik hamlelerdir. Fakat bu noktada siyasi istikrarın birkaç sene öncesi dönemdeki gibi yüksek olmadığı, toplum ve siyasi zümrelerde arayışların bulunduğu anlaşılmaktadır.
  • İstanbul olası büyük depremi neticesinde vilayetlerde kontrolü elinde bulundurmak isteyen ordu mensupları ile olağanüstü hal sürecinin bir müddet sonra noktalanmasını isteyen siyasi idareciler aralarında yeni bir uyuşmazlık baş gösterebilecektir.
  • Suriye ile ilgili Türkiye sınırlarında oluşturulan Müşterek Harekât Merkezi’nde ABD’li ya da yabancı askeri personelin sayıları ve nitelikleri artış gösterebilir. Buna bağlı olarak ise Türkiye’nin sınırlarına yönelik tehdit olasılığı artacaktır.
  • Sosyal medya platformlarının etkin provokatif faaliyetler için kullanılmalarıyla Türkiye’de;
    • Etnisiteler aralarında gerginlik çıkartılmak istenebilir
    • Farklı ideolojik gruplar aralarında çatışma çıkartılabilir
    • Ordu mensupları aralarında ya da ordu ve polis güçleri arasında kargaşa çıkartabilme yolu denenebilecektir
    • Emniyet mensuplarının kullandıkları operatör ve haberleşme sistemlerinin kesintiye uğraması olasılık dahilindedir. Buna göre emniyet teşkilatının yıkıcı bir deprem sonucunda topyekun seferber olması mümkün olamayacaktır.

Olumsuz olasılıklar barındırmasına rağmen siyasi karar vericilerin bu süreci daha kolay atlatabilmelerinin de yöntemleri mevcuttur;

  • Olasılık dahilindeki felaket sürecinde idareciler mümkün olduğu kadar siyasi içerikli beyanattan kaçınmalıdırlar.
  • Olası bu süreç ve neticesinde Cumhurbaşkanlığı periyodik aralıklarla siyasi parti genel başkanlarına çağrıda bulunarak toplantıların düzenleneceğini duyurmalıdır ve böylelikle milli iradeyi oluşturan unsurların bir bütün olduğu hatırlatılmalıdır.
  • Olası felaket sürecinde sosyal medya kısmen ya da genel olarak askıya alınmalıdır, ancak haberleşmede kullanılan internet temelli uygulamaların aksamamalarına özen gösterilmelidir.
  • Olası felaket neticesinde sivil idareciler, askeri idarecilerle sık olarak bir araya gelmeli, garnizonlarda görüşmeler gerçekleştirilmeli; ordu mensuplarına güveniyoruz mesajının verilmesinin yanı sıra ast üst ilişkisi de hatırlatılmalıdır.
  • Türk basınında bir süre önce bazı odaklar tarafından servis edilen “OYAK neden kapatılmıyor” başlıklı köşe yazıları, ısmarlama olarak Cumhurbaşkanlığı ve askeri zümre arasındaki ittifakın bozulması için oluşturulmaktadır. Olası İstanbul büyük depremi neticesinde bu gibi hususlara dikkat edilmeli ve mümkün olduğunca askeri zümrenin özlük haklarını ortadan kaldıracak uygulamalardan kaçınılmalıdır. Bu süreçte bu gibi yazı ve haberlere imza atanlar hakkında ise yasal tahkikatlar başlatılmalıdır.
  • Olası İstanbul büyük depremi neticesinde şok döneminin atlatılması akabinde dış odaklı hedefler acilen ordunun ve toplumun önüne sunulmalıdır. İkinci Kıbrıs Harekâtı, Pençe Harekâtı, Fırat’ın Doğu bölgesine harekât gibi dış odaklı ve güvenlik öncelikli stratejiler ile ordu ve toplum motive edilerek, orduya ilgi alanınız sınır ötesidir mesajı verilmelidir.
  • Olası İstanbul büyük depremi neticesinde başta TSK ve Emniyet olmak üzere, FETÖ ve benzeri yapılanmalar hakkında soruşturma ve gerekli tedbirler aksamadan uygulamaya devam edilmelidir.
  • Olası İstanbul büyük depremi neticesinde Türkiye sınırları dahiline afet veya afet dışı amaçlı olmak üzere yabancı asker sevkiyatı önerileri kesinlikle kabul edilmeden konu kapatılmalıdır.

Türkiye’deki düşünce kuruluşlarının ekseriyeti, güncel siyasi ve ekonomik gündem üzerine yoğunlaşmakla birlikte bu tip felaket senaryolarıyla ilgili simülasyon teorileri oluşturamamaktadırlar.

Örneğin böyle büyük bir depremde “TARİHİ YARIMADA”  içerisindeki kültürel varlıkların tahribatını sağlayacak, kültürel dokuya zarar verecek ve tarihi değeri olan eserleri yağmalayabilecek yabancı istihbarat servisleriyle ilintili ajanların kimlikleri ya da ne şekilde engellenebilecekleri hususunda açık çalışmalar yapılmamıştır ve devletin güvenlik birimlerinin bu konuda yeterince hazırlığı bulunmamaktadır.

Her türlü kriz ve kaos senaryolarına hazırlıklı olmak, önemli olmakla birlikte kriz senaryoları arasında en yakın olarak görülen İstanbul depremi ve neticesi ile ilgili süreç, Türkiye’nin istikbali için tahlil edilmelidir. Çünkü deprem ve sonrasındaki krizin iyi yönetilmemesi, Türkiye’nin 5 ila 10 yıl arasında süre kaybetmesine yol açacaktır.

 

Onur DİKMECİ
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

Onur Dikmeci Hakkında

Onur DİKMECİ: (İstanbul) 1987 İstanbul doğumludur. Haliç Üniversitesi İşletme Lisans bölümünden mezun olduktan sonra Harp Akademileri Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Yüksek Lisans programına devam etmiştir. Güvenlik, istihbarat, NATO gibi konularda çeşitli eğitim programlarına katılmış ve bu alanlarda “Beyaz Kitap” ve “Devlet Aklı” adlarıyla 2 adet kitap yayımlamıştır. Türkiye’nin ilk özel istihbarat platformu Türkiye Algı Merkezi’nin (turkiyealgimerkezi.org) kurucusu ve direktörüdür. Bireysel ve kurumsal danışmanlık görevini sürdürmektedir.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz