Twitter Facebook Linkedin Youtube

“TÜRKİYE’NİN KÜRT MESELESİ” BAŞLIKLI SÖYLEŞİMİZ GERÇEKLEŞTİ

Merkezimizce düzenlenen okuyucularımıza açık etkinliklerin 109’uncusu, Siyaset Uzmanı ve Temel Strateji Araştırma Merkezi Başkanı Abdurrahim Semavi TEMEL‘in sunumu ile “Türkiye’nin Kürt Meselesi” başlıklı bir söyleşi şeklinde gerçekleşti. Söyleşide Sayın TEMEL;

  • Kürt kökenli vatandaşlarımızın siyasetten beklentileri,
  • Çözüm Süreci, 7 Haziran 2015 Seçimleri, sonrası ve tüm bu yaşananlardan çıkarılan dersler,
  • Yeni bir çözüm sürecinin başlayacağına dair söylentiler,
  • PKK terörü ve PKK ile mücadele,
  • Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ve Türkiye arasındaki ilişkiler ile Kürt kökenli vatandaşlarımızın IKBY’ye bakışları,
  • Suriye’nin kuzeyinde ABD desteğiyle YPG/PYD tarafından oluşturulmaya çalışılan yapı ve Kürt kökenli vatandaşlarımızın bu oluşuma bakışları

ve benzeri konulara değindi ve katılımcıların sorularını cevaplandırdı.

Bilgilendirici sunumu için sayın TEMEL’e çok teşekkür ediyor, söyleşiden bazı notları okuyucularımızın istifadeleri için aşağıda sunuyoruz.

SÖYLEŞİDEN NOTLAR:

PKK mantalitesi, 1975-76’lı yıllarda Ankara’da bir grup gencin halisane niyetlerle bir araya gelmesiyle başlayan süreçte oluşmuştur. 11-12 kişiden oluşan bu grup, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı söylemi ve Kürtleri mezalimden kurtarmak niyetiyle bir araya gelmiştir.

Bu dönemde Öcalan liderliğinde Kürdistan İşçi Partisi, Perinçek önderliğinde de Türkiye İşçi Partisi ismiyle iki örgüt kurulmuştur. FETÖ’nün kuruluşu da aynı yıllara denk gelir. PKK, Kürtleri laikleştirme projesidir.

O dönem için PKK, bir umut ışığı olarak doğmuştur.

Abdullah Öcalan, o dönemde kendisi gibi Urfa’nın Halfeti İlçesinin Ömerli Köyünden olan Melih Gökçek ve güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülen Hizbullah lideri Hüseyin Velioğlu ile Ankara Sümer Sokak’ta aynı evde kalmıştır.

PKK’nın kuruluşunu müteakip 1978 yılında Diyarbakır’da ilk Kongre düzenlenmiştir.

PKK’nın ilk kongresinde, örgütün başarılı olmasına yönelik yapılan tespitler şöyle idi:

1- Sol jargonun halk nezdinde kabul görmesi için öncelikle Kürt ve Kürdistan coğrafyasındaki tüm din uleması itibarsızlaştırılmalıdır. (Bu strateji gereği önce ulema yok edildi. Kalanlar APO’cu oldu. Sözde Kürdistan Diyanet İşleri Başkanlığı kurdular ve sokaklarda alternatif Cuma namazı kıldırıp hutbe okudular. Buna ilave olarak aile bağlarını ve asaleti yok ettiler. Cumhuriyetin ilk yıllarında devletin yaptığı uygulamaları, bu defa örgüt uyguladı. Kullanılabilir ve bütün değerlerini kaybetmiş bir toplum oluşturdular. Toplumun dokusu bozuldu mu, fertlerden asalet bekleyemezsiniz.)

2- Bölgenin feodal yapısından kaynaklanan avantajlar iyi değerlendirilmelidir. (Bu bölgedeki komşu aşiretler arasında muhakkak bir rekabet vardır ve aşiretlerden biri devlet yanlısı ise, rekabet halindeki komşu aşiret muhakkak örgüt yanlısı olur.)

3- Siyasal jargonun halkta kabul görmesi için 40 yıllık bir sürece ihtiyaç vardır. (PKK’nın terör eylemlerine başladığı tarihten itibaren gelecek 3. nesil, ideolojik bütünlük yaşayacak diye plan yapıldı ve bugün bu neslin neredeyse tamamı ateist oldu.)

4- Kürtler kan davası güden bir halktır. Her aileden bir Kürt ölürse, PKK’ya sempati ile bakar ve desteklerler.

PKK’nın Kürtleri düşündüğü yoktur. Dünyadaki gerilla savaşlarında ortalamada 1 gerillaya karşı 8 asker ölür. Ancak PKK’nın terör eylemleri nedeniyle 8.000 askere karşılık 80.000 Kürt genci ölmüştür. Bu da PKK’nın her aileden muhakkak bir ölüm olması stratejisinden kaynaklanmıştır.

Cumhuriyet tarihinde hiçbir siyasi parti, siyaset üretme kapasitesi olan hiçbir Kürdün önünü açmadı. Onun için Kürt siyasetçilerde kalite yok. Bölgeden aday gösterilen milletvekillerinden, her istenileni yapacak tıynette olmaları bekleniyor.

2017 Mart ayında gerçekleştirilen bir araştırmaya göre; Türkiye’de kendi Kürt kabul eden 19 milyon 780 bin kişi, Zaza kabul eden 1 milyon 200 bin kişi bulunmaktadır. Bu da toplumun yaklaşık ¼’üne tekabül eder. Buradan 60 milyon seçmenin yaklaşık 15 milyonunun Kürt seçmen olduğunu çıkarabiliriz. Kürtleri temsil ettiğini iddia eden HDP, en yüksek oy aldığı 7 Haziran 2015 seçimlerinde 6 milyon oy alabilmiştir. Bunun da 2 milyonunun Beyaz Türk’tür. Bu durumda yaklaşık 10,5 milyon Kürdün AK Parti’ye oy verdiği anlaşılmaktadır. AK Parti’ye oy verenlerin yaklaşık %35’i Kürt seçmen iken, AK Parti dahi Kürtlere yeterli yer açmamıştır.

24 Haziran 2018 seçimlerinden sonra oluşturulan kabinede Of’lu 4 bakan var iken bölge illerinden hiç Kürt bakan yok.

Kürtler, siyasetten çok şey bekliyorlar. Kürt ulema, konuşabilecek merci bulamadıklarından yakınıyorlar.

Kürtler, öncelikle iletişim ve anlaşılmak istiyorlar. Kürt algısı düzelsin istiyorlar. Adil bir şekilde temsiliyet istiyorlar.

Nüfus kayıtlarına göre Türkiye’nin en büyük ili Şanlı Urfa’dır. Urfa’nın 14 vekilinden 8’ini AK Parti almıştır. Ama bu 8 vekilin tamamı, Kürtleri doğru temsil edecek kişiler değildir.

Bölgeye 40-50 yıldır hiç hizmet gitmiyor. Kırsalda devletin hizmetini son dönemde ilk kez görenler var. Yakın geçmişte bir köyden beni arayıp vidanjör ihtiyacı olduğunu söylediler. O dönem de Kayyum olan Mardin Valisi Mustafa Yaman’dan rica ettim. Vidanjör köye gittikten sonra, daha önce AK Partiye hiç oy çıkmayan 152 seçmenli köyden son seçimde AK Partiye 18 oy çıktı. Bu da siyaset namına halka hizmet gitmediğini gösteriyor.

Siyonizm, Türk ve Kürt’ü ayırabildiği sürece başarılı olacaktır.

Kayyum geleneğini bölgeye ilk olarak HDP getirmiştir bölgeye. Nusaybin’e Nusaybin ile hiç alakası olmayan Ayşe Gökkan’ı getirip aday gösteren HDP idi.

Öcalan’ın da ilçesi olan Urfa’nın Halfeti ilçesinden 31 Mart öncesindeki yerel seçimlerde AK Parti’ye yaklaşık 1.500 oy çıkardı. Ancak Kayyum olarak atanan genç bir Kaymakamın başarılı çalışmaları nedeniyle 31 Mart’ta 9.600 oy alarak AK Parti seçimi kazandı ve Halfeti, 4 aydır müspet manada dünya gündeminden düşmüyor.

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, bir Beyaz Türktür. Kürtleri onursuzlaştırmak için HDP’nin başına getirilmiştir. Bu şekilde Kürtlerin siyasetten beklentilerini bitirmek istiyorlar. Şu an Kürtler umutsuz maalesef. Bu şekilde devam ederse 2023’te bizi felaket bekliyor.

Ben 55 yaşındayım. 1987-1999 yılları arasında 12 yılda 29 kez soruşturma geçirdim, 11 yıl hapis yattım ama tüm davalardan beraat ettim.

Yeni bir çözüm süreci başladı bile. Yeni sürecin muhatabı PKK değil. Türkiye’ye yakışan bir altyapısı var yeni sürecin. Kendisine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin hak ve hukukunu garanti almak üzerine kuruluyor. Yeni süreçte muhataplar, temsiliyetle orantılı. Bu süreç, Helalleşme Yasası ile sonuçlanacak.

Mesut Barzani, benim kirvemdir. Barzani ailesi Nakşidir. Molla Mustafa Barzani, çocuklarına Türkiye’ye zarar verecek hiçbir işin içinde yer almamalarını nasihat etmiştir.

IKBY’de 6 milyon kişi yaşar. Süleymaniye bölgesinde yaşayanlar hariç, bunların ezici çoğunluğu Türkiye ve Erdoğan muhibbidir ve PKK’dan çok rahatsızdırlar. Ama PKK’yı evin yaramaz danası gibi görürler.

2017 Bağımsızlık referandumu sürecini Türkiye iyi yönetemedi. “Kürdistan isteyenler IKBY’ye gitsin” denilerek bölge halkı incitildi.

SÖYLEŞİDEN KARELER:

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz