Twitter Facebook Linkedin Youtube

DİJİTAL MEDENİYET III: GELECEĞİN GÜVENLİK KOMPLEKSİ

Onur DİKMECİ

(‘Dijital Medeniyet-I’ için buraya, ‘Dijital Medeniyet-II’ için buraya tıklayınız)

Gündelik ve global politikalar, uluslararası ilişkiler ve bağlı disiplinlerin değişim içerisinde oldukları dünyada minimum yirmi yıl sonraki paktların, savunma tercihlerinin ve güvenlik teorilerinin de köklü bir değişim içerisinde olacağı tahmin edilmektedir. Bu durumun olumlu-olumsuz yansımaları, gelecekteki koşullar ile insanların aralarındaki ilişkiler ve niyetler doğrultusunda görülecektir. Günümüzde oluşturulan teorilerin önde gelenleri irdelenerek belirli temel başlıklardaki değişimler ortaya koyulabilir ancak teori ile pratiğin yüzde yüz örtüşmesi tabiatın kurallarına aykırı bir durumu ifade etmektedir.

Nüfus Demografi

BM tahminlerine göre ani kitlesel ölümlerle karşılaşılmaması durumunda 2043 yılında dünyanın nüfusu 9 milyar civarında olacaktır. Yaşlanma ise kuzeyden güneye bir seyirle devam edecektir. Kadınların sosyal ve iş hayatına daha fazla dahil olmalarıyla boşanma oranları artacak, babasız çocuklar sendromu yaygınlaşacaktır. Örneğin 50 yıl önce ABD’de doğan çocukların %5’i evlilik dışıydı. Bugün ise oran %41’i geçmiş bulunmaktadır. Bu sosyal yapıdan anladığımıza göre çevrimiçi ilişkiler daha çok tercih edilir olacaktır. Japonya ve Rusya gibi ülkelerin nüfusları oldukça azalacaktır. Nüfus Batı’ya ve metropollere akmaya devam edecek metropoller suç deposu olmayı sürdüreceklerdir.

Doğal afetlerin ise şiddetleri artan eğilimlerle devam edecektir. Yeni salgın virüsler yeni hastalıklara sebep olacak, iklim değişiklikleri tarımı etkilediğinden tarımsal ürünlerin fiyatları yükselecek ve bugün ki temel gıdalar lüks kategoride değerlendirilecektir.

Yeni İş Dünyası-İstihdam

Günümüzde otomasyon sistemlerinde hizmete sokulan robotların kapasiteleri artırılacak ve yapay zeka da üretimde değerlendirilecektir. Bu sebeple geleneksel mesleklerin çoğu tasfiye olacaktır. Bu meslekler arasında oldukça popüler görülen doktorluk ve hakimlik başta gelmektedir.

-Sanal finansal planlayıcısı

-Uzay acentaları

-Robot- yapay zeka danışmanlığı

-Uzay koruma memurları

-Kişisel veri koruma uzmanları

gibi yeni meslek dalları belirecek ancak yeni kulvarlar popülasyonun istihdamında verimli olamayacaktır. Bu sebeple yeni ekonomi modellerinin doğması öngörülmektedir.[1]

Eğitim

İlerleyen yıllarda eğitim, okul ve fakülte olarak tanımlanan fiziki birimlerin tekelinden çıkacak dijital dersler, dijital üniversiteler ve dijital öğretmenler konseptine evrilecektir. Uzaktan ve kişiselleştirilmiş eğitim programlarında devlet katkıları minimuma inecektir. (Devlet mekanizmasının varlığını sürdürmesi durumunda)

Konulara harcanan zaman kısalacak, 2040’lı yıllara varmadan çocukların %60’ı fiziksel olarak okullara gitmeden eğitimlerini sürdüreceklerdir.

İnsanlık 2.0

Fütürist ve girişimci Ray Kurzweil’ın tasarladığı İnsanlık 2.0 teoremi, siyaset, insan ilişkileri ve güvenlik yapılanmalarını kökünden değiştirecek niteliktedir. Çünkü Kurzweil yeni bir insan modeli önermiştir. Yeni insan, yeni alışkanlıkları ve davranışları içereceğinden insanın sonucu olan kurumların da değişmesi kaçınılmaz olacaktır. Fütüristlerin teorileri, kanun değildir bunların bir kısmı yakın gelecekte oluşurken bir kısmı da hiç gerçekleşmeyebilir. Ancak Kurzweil bu çalışmalar için aynı zamanda hem ciddi finans kaynağına sahip teknoloji şirketlerine klavuzluk etmektedir hem de teorisini oluşturup kenara çekilenlerden değildir. Bizatihi teknolojik girişimlerle ilgilenmektedir ve bu faaliyetler için ekonomi ayırmaktadır. Dünya yaşantısını edebi yönde etkileyen popüler yazar Dan Brown’un romanı Başlangıç’ta anlattığı konu, İnsanlık 2.0 üzerine kurgulanmıştır ve bu durum teorinin yalnızca teknolojik değil, popüler edebiyat alanında da alt yapı oluşturulmak suretiyle kullanıldığını göstermektedir. Burada zihinsel bir hazırlanma sürecine katkıda bulunulmak istenilmiştir.

Kurzweil’e göre günümüzdeki insan 1.0 sürümüdür. Bu sebeple de dayanıksızdır. Oysa tekillik kavramı ile biyolojik bedenlerin be beyinlerin söz konusu kısıtlamaları aşılacaktır. Yazgımıza karşı güç kazanacağız[2] sloganıyla mottolaşan teorem, yeni bir din tanımını da açıklamaktadır:

“Geleneksel dinin oynadığı başlıca rollerden biri ölümün rasyonelleştirilmesidir. Yani ölümü iyi bir şey olarak açıklamaya çalışmaktır. Tekillik yaşama gerçek bir anlam verecektir.[3] Yeni bir dine gereksinimimiz var… Karimatik bir lider eski modelin ögesidir. Bu, uzaklaşmak istediğimiz bir şey… Evrendeki madde ve enerjiyi zekaya doyurduğumuz zaman uyanacak olağanüstü zekaya sahip olacak… Bu, düşünebildiğim Tanrı’ya en yakın şeydir.”’[4]

Yeni inanç biçimini kurgulamak isteyenler olarak hayata yeni yön tayini, salt teknolojik gelişmenin ötesinde anlamlar taşımaktadır.

Kurzweil’e göre geleceğin savaş senaryoları da değişim gösterecektir. Kendiliğinden iyileşen nano silahlar, kendi kendini kontrol eden akıllı silahlar, siber savaşlar, muharebe-savunma araçlarının temel unsurları aralarında yer alacaklardır.

Yaşam 3.0

ABD Boston’da dünyanın en önde gelen mühendislik eğitiminin verildiği fakültelerin yer aldığı, MIT Üniversitesi’nde fizik profesörü olan Max Tegmark, geleceğin dijital-robotik-insan dengesi ve ayrımının tarafından incelendiği çalışmaya Yaşam 3.0 adını vermiştir. Bu çalışma, İnsanlık 2.0’ın üst versiyonu değildir en önemli farkı Tegmark’ın kesin hükümlerde bulunmamasıdır. Bu sebeple rasyonel bir bilim kitabına yakın çalışma hükmündedir.

Yaşamın numaralandırılması en ilkelden üçüncü dereceye kadar sıralanan bir skalada sunulmuştur.

Yaşamın üç aşaması: biyolojik evrim, kültürel evrim ve teknolojik evrim olarak sıralanmıştır. Yaşam 1.0 yaşamı boyunca ne yazılımını ne de donanımını tasarlayabilir: ikisi de DNA’sı tarafından belirlenir ve yalnızca evrim yoluyla pek çok nesil sonrasında değişebilir. Aksine yaşam 2.0, yazılımının büyük bir kısmını yeniden tasarlayabilir: İnsanlar karmaşık yeni yetiler kazanırlar-mesela dil, spor ve meslek- ve dünya görüşleri ile hedeflerini güncelleyebilirler. Henüz Dünya üzerinde yer almayan Yaşam 3.0 yalnızca yazılımını değil, donanımını da nesiller boyunca yavaşça değişmesini beklemeden tasarlayabilir.[5] Buna göre ilkel bakteriler Yaşam 1.0 formatına mensupken, insanlar Yaşam 2.0, teknolojik akıllı makinalar ise Yaşam 3.0 sınıfındadırlar. Bu noktada Yapay Zeka çalışmalarına yaklaşım ise temel olarak üç noktada ifade edilmiştir:

Dijital Ütopyacılar; yaşamın galaksimiz ve ötesine uzanmasının yalnızca dijital formda olması gerektiğini düşünmektedirler temel endişeleri ise Yapay Zeka paranoyasının dijital ütopyayı engellemesidir. Tekno Kuşkucular; Yapay Zeka çalışmalarında istenilen sonucun yüzlerce yılda alınacağını savunmaktadırlar. Faydalı Yapay Zeka Hareketi ise; Yapay Zeka’yı savunmakla birlikte yaşamın gelecekte sürdürülmesini garanti altına almayı öne sürmektedirler.[6]

Tegmark kendisi gibi onlarca bilim insanının katılımlarıyla gerçekleştirdikleri konferansların sonucunda ise Yapay Zeka’nın, insan zekasını geçebileceği tarih olarak 2047 yılının öne çıktığını kararlaştırmışlardır. Yapay Zeka’nın nasıl bir toplum ve devlet düzeneğini oluşturacağı konusunda ise hemen her senaryo incelenmiştir ancak kesin bir hükme varılmamıştır.

Tablo: YZ Sonuç Senaryoları Özeti [7]

Liberter Ütopya İnsanlar, cyborglar, yüklemeler ve süper zekalar mülkiyet hakları sayesinde huzurlu şekilde bir arada yaşayabilirler.
İyiliksever Diktatör Herkes YZ’nin toplumu yönettiğini ve katı kurallar uygulandığını bilir ancak çoğu insan bunu iyi bir şey olarak görür.
Eşitlikçi Ütopya İnsanlar, cyborglar, yüklemeler ve süper zekalar mülkiyetin ortadan kaldırılması ve garanti altına alınmış gelir sayesinde huzurlu şekilde bir arada yaşayabilirler.
Bekçi Süper zeka bir YZ başka bir süper zekanın yaratılmasını engelleyecek kadar az müdâhil olma hedefiyle yaratılır. Sonuç olarak, insan seviyesinin biraz altında zekaya sahip yardımcı robotlar bollaşır ve insan makine cyborglar da var olur ancak teknolojik ilerleme sonsuza dek engellenir.
Koruyucu Tanrı Özünde her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten YZ, kendi kaderimizi kontrol ettiğimiz duygusunu koruyacağımız şekilde müdahale ederek insan mutluluğunu maksimize eder ve kendini o kadar iyi gizler ki bazı insanlar YZ’nin varlığından bile şüphe eder.
Esir Edilmiş Tanrı Süper zeka bir YZ insanlar tarafından hapsedilmiştir. Bu makine insan kontrolörlere bağlı olarak iyi ya da kötü yönde kullanılabilecek hayal dahi edilemeyen teknoloji ve zenginlik üretmek için kullanılır.
Fatihler YZ kontrolü eline alır, insanların tehdit, dert ve kaynak ziyanı olduğuna karar verir ve bizim anlayamayacağımız bir yöntemle bizden kurtulur.
Nesil YZ’ler insanların yerini alır ama nazikçe ayrılmamızı sağlarlar, onları kıymetli neslimiz olarak görürüz. Tıpkı kendilerinden daha zeki olan, onlardan öğrenen ama onların ancak hayal ettiği şeyleri gerçekleştiren çocuklarına karşı ebeveynlerin mutlu ve gururlu hissetmesi gibi- hem de bunu görmeye ömürleri yetmese bile.
Hayvan Bakıcısı Her şeye gücü yeten bir YZ, etrafında bazı insanları tutar. Bu insanlar kendilerini hayvanat bahçesindeki hayvanlar gibi görür ve kaderlerine hayıflanır.
1984 Süper zekaya doğru teknolojik ilerleme, bir YZ değil ama bazı YZ araştırmalarının yasaklandığı insan yönetimli Orwellci bir gözetim toplumu tarafından engellenir.
Geçmişe İntikal Süper zekaya doğru teknolojik ilerleme, Amish tarzı teknoloji öncesi bir topluma dönülerek önlenir.
Özyıkım Süper zeka asla yaratılamaz çünkü insanlık kendini başka yollarla ortadan kaldırır (mesela nükleer ya da iklim krizinin ortaya çıkardığı biyoteknolojik bir felaket).

 

Çoğu olasılığın incelenmesine, geleceğin toplumsal ve siyasi düzeninin kesin çizgilerle ortaya koyulmamasına rağmen Tegmark’ın öncülüğündeki ekibin 2040’lı yıllarda Transhümanizm ve Tekillik konularında oldukça önemli adımlar atılmış olacağını ortaya koymaları, Kurzweil’in 2045 senaryosuyla benzerlik taşımaktadır. Sağlık, hukuk, finans, hizmet gibi pek çok sektörde insanların yerlerini makinaların alacağı çok olası görülmüştür.

Bu teorilerin ise nihayetinde varacakları ortam, insan-makine-cyborg ayırımının kaldırılacağı düzendir. Bu durum daha 1984 yılında Cyborg Manifestosu ile ortaya koyulmuştur. Donna Haraway, Siborg Manifestosu isimli çalışmasında:

“Sayborgların cinselliği, çoğaltımı ve bireyselleşmesi modern üretim aygıtının bir nevi sayborg kolonileşmesine yol açacak düzende yeni bir biyopolitika öngördüğü noktada belirginleştikçe türlerin ve cinsel tercihlerin ötesine geçecek toplumlar da mümkün hale gelecektir.”[8]

Yazarak, günümüzün popüler konusu Cinsiyet Eşitliği kuramının genel kanının aksine eş cinslerin beraberlikleri olmadığının vurgusunu yapmaktadır. Aynı cinslerin beraberlikleri bu durumun oldukça yüzeysel yorumlanmasıdır. Yapay Zeka ve robotların normal yaşantının sıradan unsurları haline gelmesiyle, klasik toplum ve aile düzenini oluşturan beraberliklerin yerine insanlar ve ‘’şeyler’’ arasında bir köprü kurulmak istenmektedir. Bu bakımdan ise 1984 yılından itibaren teoriler oluşturulmaktadır.

Robotların giderek daha çok insanlaştığı bir gelecekte insanların robotlaştığını görmemiz çok olasıdır. Bu birden fazla yolla olacaktır. Birincisi bazı insan uzuvları robotik uzuvlarla değiştirilecektir. Bu özellikle yaşlı kişilerde, engelli bireylerde veya işgücüne dayalı işlerde çalışan kişilerde kaçınılmazıdır. İkinci olarak genetik bilimindeki gelişmelerle robotik bilimin bir araya gelişiyle hibrid bedenler ortaya çıkacaktır. Bu bedenler dönüşüm gösterebilen, karbon bazlı organları sentetik organlarla destekleyebilen ve bu sayede fiziksel ve zihinsel olarak sıradan insana üstünlük kuracak olan canlılardır. Üçüncü olaraksa insan zihninin bilgisayarlara, internete ya da bulutlara yükleneceği ve sanal gerçeklik olarak yaşamaya devam edeceği bir ortak varoluş söz konusu olacaktır.[9]

Yaşam biçimlerinin ve zihniyetlerin değişmeleri güvenlik ve savunma alanına da yansıyacaktır. Daha şimdiden hibrid savaşlarda başarı unsurunu sağlayan etmenler arasına, SİHA, İHA, sinyal istihbarat gibi teknolojinin türevleri dahil olmaya başlamıştır. Ordularda insan unsurunun yerini alan makineleşme süreciyle beraber piyade sınıflarının küçülmeleri zamanla bu sınıfların tasfiye olmalarını sağlayacak ve robot savaşçılar muharebe meydanlarının asli piyade gücünü oluşturacaklardır. Bu durum da savaşın ahlakiliği boyutu da ayrıca tartışılacak konular arasında yer alacaktır. Üniforma giyen insanların can kayıpları minimum düzeye inebilir fakat savaş sahası ve meskûn mahallerde her komutu uygulayacak robotlar, savaşlarda etik kavramının belki de bir daha yerine koyulmamak üzere imhasını getirecektir. Ancak bu noktada robotlar ve otonomi kavramı ilişkisi de önemlidir. İradesi olan bir robot sivil halk ve devlet yapılanmaları için tehdit olabilir mi?

Bir makinenin insan etkisi veya dışında karar verebilmesi onun bir robot olup olmadığını açıklamaz. Bir robotun göreceli olarak özgürlüğü ‘’otonomi’’ denen bir özelliktir. Otonomi, düşük noktada doğrudan insan yönetiminden yüksek noktada ‘’adaptif’’ olarak adlandırılan yere kadar kayan bir skalada ölçülür. Robotik bir casus uçağın potansiyel otonomisi bunu gösterebilir. Doğrudan insan işletimi, bir adamın bilgisayarın karşısına oturup uçağın tüm işlemlerini yerden yönetmesidir. İnsan destekli pilotun uçağı kaldırıp indirdiği fakat uçak havadayken kendi kendine uçmasına izin verdiği türdür. İnsan yetkilendirmesinde pilot uçağa sadece inip kalkmasını bildirir ve uçacağı noktaları verir. İnsan denetiminde, operatör artık pilot değildir fakat uçağın gönderdiği bilgileri izler. Karışık inisiyatif türünde, insan robotik uçağa bitirmesi için bir görev verir fakat yönetmesine ihtiyaç duymaz. Makineye bitirmesi için bir görev dosyası verilir veya meraklı olması istenerek ilginç bir şey bulduğunda rapor vermesi söylenir. Tam otonom kipte ise makine, neyi rapor edip nereye gideceğine kendisi karar verir. Son olarak bir makine öğrenebildiğinde, araştırdığı şeyi güncelleyebildiğinde veya değiştirebildiğinde ve hatta bilgiyi yeni yollarla edinmeye evrimleştiğinde adaptiftir. Bu yüzden otonomi, insanın kontrolde olup olmadığı veya nasıl dünya ile ilişkili olduğu anlamına gelmektedir. Robot kendi modelini yapabilir mi? Ürettiği bu modelini kullanarak kendi kendine çalıştırabilir mi? Bu modeli kendiliğinden değiştirebilir veya güncelleyebilir mi? Son olarak, bu eski modeli bir kenara atıp ne yapması gerektiğine dair yeni bir yol bulabilir mi? Sonuç olarak otonomi, genellikle insanoğlunun olgunluk dönemini tanımlamak için kullandığımız aynı sorularla alakalıdır. Tüm bunları savaş yapısı içinde düşündüğümüzde, askeri robotlardaki otonominin yükselen seviyesini inşa etmenin çekiciliğini görmemiz kolaydır. Robotun sahip olduğu otonomi arttıkça, onu destekleyen insan operatör azalır. Bir Pentagon raporunun ortaya koyduğu gibi ‘’Her robot için ayrı bir kullanıcı olması durumunda, genel kabul testini geçemez.’’ Eğer robotlar otonomi skalasında yukarılara çıkamazsa, maliyet veya insan gücü harcamalarında bir tasarruf sağlamazlar. Dahası, elde ettiği bilgiyi çevirip kullanmaya çalışırken bir robotu kullanmak inanılmaz derecede zor olur. Hatta daha tehlikeli durumlar ortaya çıkabilir çünkü savaşta kendi durumsal farkındalığınızı korurken, karmaşık bir sistemi kullanmak zordur.[10]

Böylelikle 2045 ve sonrasındaki yaşam biçiminin adını Dijital Medeniyet olarak belirlemek doğru bir tanım olacaktır. Dijitalleşme, günümüzdeki gibi teknolojik cihazların ya da internet tabanlı sosyal uygulamaların kullanılmasını ifade etmez. Bu durum, Dijital Medeniyet Sistemi’nin belki de en alt basamağını oluşturmaktadır. Bu sistemin özelliği yeni yaşam biçimi ve yeni canlı modelini tasarlamaktır. Böyle bir yapıda ise bütün klasik öğretiler demode olacaktır. Bugün dünya siyasetini anlamak için kullanılan kavramlardan jeopolitik ve jeostrateji, genel olarak enerji kaynakları veya stratejik mevkilerden beslenen ülkelerin coğrafi değerleridir ancak klasik enerji ve taşımacılık sistemi sona erdiğinde güvenlik disiplini dahilinde yer alan bu kavramlara da ihtiyaç olmayacaktır. Aynı şekilde ideolojiler oldukça yeni akımlardır ve ekonomi temelli oluşma ve yayılma süreci izlemişlerdir. Ekonominin dönüşmesi örneğin merkez bankalarının ve alışılan ödeme sistemlerinin tamamen değişmeleriyle beraber bu ideolojilerde de değişim ya da misyonlarını noktalama durumları görülecektir. Bu durumda Uluslararası ilişkiler ve alt disiplini olan güvenlik yeniden yorumlanacaklardır. Önceki asırlarda yaşanan toplumsal devrimlerin hiçbirinde insan merkez olma konumunu yitirmemişti ancak yeni devrim yani post dijital çağdan Yeni Çağ’a geçilecek dönemde merkezde olacak varlık yalnızca makina-dijital entegrasyonuna sahip hibrid insanlar olacaklardır. Bütün alışkanlıkların değiştiği düzende aile yapıları ortadan kalkacak buna göre dünyanın gelecek nüfus rakamlarıyla ilgili tutarsızlıklar görülecektir.

Orduların küçülmeleri ve tamamen makineleşmeleriyle robotların ve akıllı nano teknolojik silahların savaşları, ordu ve güvenlik birimlerindeki insan faktörünü minimuma indirecektir. Bu durumda savunma paktları ya ortadan kalkacak ya da yeniden tanımlanmak zorunda kalacaklardır. Yeni düzende geleneksel dinlerin de dönüşmeleri beklenmektedir. İnsanların ya ritüelsiz ve hiyeraşisiz New Age akımların müridleri olmaları ya da dijital Neo Paganistlerin peşinden gitmeleri tasarlanmıştır. Güvenlik çalışmalarında üzerinde en az durulan kavramlardan bir tanesi dinler ve teolojik stratejilerdir. Halbuki yeni inanç biçimi bir stratejiyse, bu inancı kurgulayanların sistemde söz sahibi olacaklarını beklemek oldukça mümkündür. Ekoloji, coğrafya, mahalli kültür ve dinlerden ilişkisini kesmiş yeni insan modeli, küçülen devletler, tröstler, makinalar, akıllı nesneler gibi kavramlardan müteşekkil bir distopyada ki güvenlik modelleri ve çalışmaları o dönemin özellikleri ve ihtiyaçlarına göre belirlenecektir.

 

Onur DİKMECİ
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
______________________________________

Dipnotlar:

[1] Ayrıntılı bilgi için bknz. Sait Yılmaz, Uluslararası Güvenlik Teori, Pratik ve Gelecek, 1.Baskı, Kaynak Yayınları, Şubat 2017, s.837-851

[2] Ray Kurzweil, çev. Mine Şengel, İnsanlık 2.0, 2.Baskı, İstanbul, Alfa, Ağustos 2017, s.22

[3] Kurzweil, A.g.e, s.547

[4] Kurzweil, A.g.e, s.551

[5] Max Tegmark, çev. Ekin Can Göksoy, Yaşam 3.0, 1.Baskı, İstanbul, Pegasus Yayınları, Şubat 2019, s.44

[6] Max Tegmark, A.g.e, s.52-54

[7] Max Tegmark, A.g.e, s.214-215

[8] Donna Haraway, çev. Osman Akınhay, Siborg Manifestosu, 1.Baskı, İstanbul, Agora Kitaplığı, 2006, s.8

[9] Can Batukan, Robo-Tizm Robot, Android, Sayborg ve Yapay Zekada Ruh Üzerine, 1.Baskı, İstanbul, Altıkırkbeş Yayın, Aralık 2017, s.38-39

[10] P.W.Singer, çev. Murat Erdemir ve Tüba Erem Erdemir, Robotik Savaş 21. Yüzyıldaki Robotik Devrim, 1.Baskı, Ankara, Buzdağı Yayınevi, Eylül 2015, s.95-96

Onur Dikmeci Hakkında

Onur DİKMECİ: (İstanbul) 1987 İstanbul doğumludur. Haliç Üniversitesi İşletme Lisans bölümünden mezun olduktan sonra Harp Akademileri Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Yüksek Lisans programına devam etmiştir. Güvenlik, istihbarat, NATO gibi konularda çeşitli eğitim programlarına katılmış ve bu alanlarda “Beyaz Kitap” ve “Devlet Aklı” adlarıyla 2 adet kitap yayımlamıştır. Türkiye’nin ilk özel istihbarat platformu Türkiye Algı Merkezi’nin (turkiyealgimerkezi.org) kurucusu ve direktörüdür. Bireysel ve kurumsal danışmanlık görevini sürdürmektedir.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz