Twitter Facebook Linkedin Youtube

OĞUZ TÖRESİ (TÖRÜG) ALGORİTMADIR

Cahit GÜNAYDIN

Ben bu kitabı hikmet, seci, atalar sözü, şiir, recez, nesir gibi şeyler ile süsleyerek hece harfleri sırasınca tertip ettim. İrdeleyen onu yerinde bulsun, arayan sırasında arasın diye her kelimeyi yerli yerine koydum; derinliklerini alana çıkardım, katılıklarını yumuşattım. Yıllarca birçok güçlüklere göğüs gerdim” diyor Divanü Lugati’t Türk’ü yazan deha Türkolog Kaşgarlı Mahmut.

Her atasözüne makale ve öykü yazılır, film çekilebilir. Tıpkı diğer bir deha Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig’inin de her beytine olduğu gibi. Deha Mir Ali Şir Nevai, Türkçenin sahipkıranıdır. Korkut Ata’nın boyları ve soyları, beş bin yıldır tarihe vurulan Türk  Bilincinin damgasıdır.

Tarih ile organik bir düşünsel bağ kurmanın yolunu, EROL GÜNGÖR söyle tarif ediyor; “Benim kanaatimse; tarih öğretimindeki prensip, eski çağlardan bu güne gelmek değil, bu günden eski çağlara gitmeli; yani okutulan şey mutlaka bizim yaşadığımız hayatla, bu günkü problemlerimizle irtibat haline getirilmelidir.

Bu irtibatı en güzel kuran düşünce bozkurtumuz da İskender Öksüzdür. İnsan onun kitaplarını okudukça, videolarını ve televizyonda programlarını seyrettikçe, “Korkut Ata don değiştirmiş, İskender Öksüz olmuş sanki” demekten kendini alamıyor. İskender Öksüz’ün “Yeni Başlayanlar İçin Hukuk Devleti veya Her Şey Algoritmadır ve Algoritma Her Şeydir” makalesinden bir alıntı ile algoritmik düşünmenin öneminin altına bir kere daha çizelim:

Kutadgu Bilig’de Hakan Güntogtı ne diyordu:  “İster oğlum olsun, ister gelip geçen misafir. Vereceğim kararda kimse farklılık bulamaz.”  Evet, kanun algoritmadır. Tarafsız ve adil yargı böyle olur. Karar vermede kullanılan algoritmaya onlar töre diyordu. Biz kanun diyoruz. Devletle kanunu, devletle töreyi yan yana söylemek âdetimizdir. Bilge Kaan, “Türk Milleti, üstte gök basmadıysa, altta yer delinmediyse senin ilini (yani devletini), töreni kim artadı?” der. Adalet algoritma hâline gelince kanun olur. Hepsi algoritmadır. İster adalet mekanizmasında, ister bürokrasinin işlemesinde, işe almada, terfide, vatandaşın müracaatında yapılacaklarda, bütün hizmetlerde uygulanan şey algoritmadır. Ticaret Kanunu’ndan Ceza Kanunu’na, Seçim Kanunu’ndan Medenî Kanun’a kadar her şey. Yazılı algoritmalara mevzuat, yazısız algoritmalar gelenektir. İkisi de kuvvetlidir ve şaşmaz. Eğer siz muz cumhuriyeti değilseniz! Algoritma olmasa her müracaat, her işe alma, her terfi ve her ticarî alışveriş için bir yetkili veya kuvvetlinin ayrı ayrı karar vermesi gerekecekti. İl gider töre kalır… Yani devlet yıkılsa bile töre ayaktaysa devlet tekrar kurulur. Fakat töre gitmişse, bu yerin delinmesinden, göğün basmasından kötüdür. Çünkü mülkün temeli göçmüştür ve ilk sarsıntıda yerle bir olacaktır. Algoritmalarınıza mukayyet olunuz!

İş adamlarımız, Oğuz Törüg ilkelerini benimsemedikleri için işbirliği yapamıyorlar. MAKFED Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Dalgakıran, geçen ay yaptığı konuşmada, bugün Türkiye’nin makine sektörünün 2030 yılına kadarki vizyon ve stratejisini oluşturacaklarını belirterek, makinenin sektörünün Türkiye ekonomisini büyütüp geliştirecek bir lokomotif olduğunu şöyle vurguladı:

“Eğer biz bu makine sorununu çözersek, ülkemizin 150 yıllık cari problemini çözmüş olacağız. Orta gelirden, yüksek gelire geçen Kore ve Tayvan, bunu makine, elektronik ve yazımla gerçekleştirdiler. Şu anda 6 dolar kilogram olan birim ihracatımızı, 15 dolara çıkarmak istiyoruz. Bu 15 dolara makinecilerin tek başına yapabileceği bir iş değil. Elektronikçilerin ve yazılımcıların yanımızda olması lazım. Biz bu sektörleri büyüteceğiz, bu sektörlerde bizim katma değerlerimizi büyütecek.”

Türkiye’de makine alımlarında iç pazarın hala yeterince ilgi görmediğini kaydeden Dalgakıran, ithal edilen makinelerin yüzde 70’inin Türkiye’de de üretildiğini söyledi.!!!???

Neden ilgi görmüyor Türk malı makine, Türk sanayicisi ve iş adamınca. Halk neden batı malını tüketiyor, yerli malı yerine??? Ne oldu yerli malı haftalarına?

CEMİL MERİÇ’e göre; Batı medeniyetinin temelinde kelimeler yer alır ve ülkeler arası savaşlar, önce kelimelerle yapılır. Ona göre, Avrupa kelimelerle savaşır, kelimelerle barışır. Ansiklopedi ve sözlükler, her türlü zihni ve ameli faaliyetleri bir taraftan tarif ederken, bir taraftan da biçimlendirir. Batıların zihni, bu tarif ve biçimlendirme ile yönlendirilmiştir. Dolaysıyla her türlü faaliyetinde Batılının düşünce biçimini, kavramlara verdiği anlamları ve niyetleri tespit etmek gerekir.

“Benim çalışmaların esasını, kelimelerin yerini tayin ve tarif teşkil ediyor. Mefhumların içi ne durumda? Bunları tespit etmek için çalışıyorum” diyor büyük Türk düşünürü Cemil Meriç. Hepimiz onun gibi çalışmalıyız.

Kültür, Dildir. Türkçem, ses bayrağıdır. Düşlerimin sınırını Türkçem belirler. Mankurtlaşma operasyonu, Türk Tarihi boyunca Çinlileşmeden Ruslaşmaya, Araplaşmadan Farslaşmaya bir şekilde OĞUZ TÖRÜG İLKELERİ sayesinde savuşturulmuş ama Amerikanlaşma ve kendi diline yabancılaşma, öncelikle iş adamı ve sanayicilerimiz sayesinde gücünü korumuştur.

Halkımızın %30’u açlık, %50’si yoksulluk sınırında, sosyal yardımlar, kredi kartları ve asgari ücretle yaşam savaşı vermekte ve hiçbir şey okumamakta, sadece TV seyretmektedir. Diğer %10 ise sanayici, iş adamı, KOBİ, esnaf, sanatkar olup; kredi, teşvik, kayıtdışı ve vergi dışı avantajları ile günlük döviz kuru-kredi faizlerini izleyerek kurnazca ve kuralsız ticaret yapmaktadır.

Özel ve kamu sektöründe çalışan eğitimli ve nitelikli mühendisler, doktorlar, akademisyenler, avukatlar, mali müşavirler, ekonomistler vb. kısaca küçük burjuvazi, AVM’lerde tüketime devam etmektedir. Aynı kulüp ve derneklerde bir araya gelen iş adamlarımızın eşleri ve kızlarının tesettür modası ile Paris modası arasında hiçbir fark olmadığı ise, yurt dışı ve yurt içi gezilerde ve otellerde birlikte eğlenirlerken görülmektedir.

Serveti olan, bir şekilde servetini yurt dışına transfer ederken, kendisi entelektüel sermaye olan beyinlerimiz ise yurtdışına gitmektedir. Çünkü başta iş adamı ve sanayicilerimiz olmak üzere, yetişmiş mühendislerimiz, doktorlarımız, bilim adamlarımız, önce Türkçe düşünmeyi unuttular, sonra da … Sonrasına dilim varmıyor!

“İl gider töre kalır… Yani devlet yıkılsa bile töre ayaktaysa devlet tekrar kurulur. Fakat töre gitmişse, bu, yerin delinmesinden, göğün basmasından kötüdür. Çünkü mülkün temeli göçmüştür ve ilk sarsıntıda yerle bir olacaktır.”

Algoritmalarınıza mukayyet olunuz!

 

Cahit GÜNAYDIN
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz