Twitter Facebook Linkedin Youtube

OĞUZ TÖRÜG UZGÖRÜSÜ VE HAREZMÎ ÇAĞI

Cahit GÜNAYDIN

Türklerde Orta Asya’da kullanılan 12 Hayvanlı Türk Takvimi, eski Türklerin fal, kehanet ve yaşanan olaylardan ve toplumun tespitlerinden yola çıkarak hazırlanan bir takvimdir. 12 Hayvanlı Türk Takviminin ortaya çıkışı ile ilgili çeşitli Türk boylarında farklı hikayeler olsa da genel olarak 12 Hayvanlı Türk Takviminde yer alan hayvan yılları ve özellikleri benzerlik göstermektedir.

Kaşgarlı Mahmut’, Divanı Lügatit Türk’te 12 Hayvanlı Türk Takviminin nasıl oluşturulduğuna değinmiştir. Kaşgarlı Mahmut, 12 hayvanlı Türk takviminin ortaya çıkışı ile ilgili Uygur rivayetlerini şu şekil aktarmaktadır;

Önemli bir Türk Hakan’ı, kendisi başa geçmeden önceki bir savaş hakkında bilgi almak ister. Danışmanlarıyla yaptığı toplantıda bu savaşın hangi yıl yapıldığı hakkında bir sonuca varılamaz ve tarih konusunda yanılırlar. Bunun üzerine Hakan, önceki tarihte nasıl yanıldılarsa, gelecek zamanda yapılacak savaşlarda da yanılabileceklerini, bu sebepten 12 burç ve 12 aya denk gelecek şekilde, her yıla bir isim konulmasını ister. Hakan’ın bu teklifi, kurultayca benimsenir. Ardından sürek avına çıkılır. Daha sonra 12 hayvan nehre doğru sürülür. İlk olarak nehirden karşıya sıçan çıkar ve ilk yıla sıçan yılı adı verilir. Daha sonra sırasıyla sığır, pars, tavşan, balık, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek ve en son domuz (Karageyik) nehirden karşıya çıkar ve yıllar bu şekilde isimlendirilir.

Daha sonra bu yıllara fal tutulmuş, uğur sayılmıştır. Her yılın Türkler için farklı bir hikmeti olduğuna inanılır. 12 hayvanlı Türk takvimini araştıran ve Türklerin takvimi olduğunu ortaya koyan kişi, Profesör Doktor Osman Turan olmuştur. Kendisinin yazdığı 12 hayvanlı Türk takvimi tezi, pek çok ünlü Avrupalı tarihçi tarafından kaynak olarak kullanılmış olup, Cumhuriyet tarihinin ilk doktora tezi olmuştur. Osman Turan’ın 12 Hayvanlı Türk Takvimi adlı çalışması, sadece Türkiye’de değil yurtdışında da büyük etki uyandırmış, bir çok müsteşrikin çalışmasına kaynak teşkil etmiştir. Ayrıca Amerika’nın ve dünyanın en büyük kütüphanesi sayılan Kongre Kütüphanesinde “List Of Subject Headings”e (Konu başlıkları listesine) “Turkish Calender” (Türk Takvimi) adıyla listeye girerek bir ilk olmayı başarmıştır.

Göktürk yazıtlarındaki Bilge Kağan’ın ağzından aktarılan üç kısa cümleden yola çıkarak Türklüğün kolektif bilinçdışında yatan zaman algısı üzerine bir deneme yapmak istedim. UZGÖRMEK (geleceği görmek) için zaman nedir sorusuna tarihsel bir yanıt.

“Kendim düşünceye daldım. ZAMANI TANRI YAŞAR, İnsanoğlu, hep ölmek için türemiştir. Öylece düşünceye daldım.”

İlgi ile takip ettiğim düşünce bozkurtu Metin Savaş diyor ki;

Tanrı, acaba zamanın dışında mıdır, yoksa zamanın ta kendisi midir? Göktürk yazıtlarının birtakım ifadeleri, öylesine derinlikli ve düşündürücüdür ki bizler kendimize “Göktürklerde felsefî düşünüş hangi düzeydeydi?” diye sormadan edemiyoruz. İşte bu derinlikli ifadelerden biri de “ZAMANI TANRI YAŞAR” ifadesidir.

Bilge Kağan’ın “insanoğlu hep ölmek için türemiştir” ifadesinde sanki tek bir ölümden söz edilmiyor gibidir. Hindistan’daki “ruh göçü” inancına benzetilebilecek olan bu ifade, bizce çok daha farklı bir tefekkürün yansımasıdır. Fâni dünya hayatında bir kez yaşıyoruz ama ölümden sonra nelerle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Belki de burada sürenin kesintisiz akışına muğlâk bir gönderme bulunmaktadır. Bilge Kağan’ın ne dediğini hatırlayalım: “Kendim düşünceye daldım” ve “Öylece düşünceye daldım.” Bu ifadelerde çok bariz bir tefekkür hamlesi görülmektedir. En yakın atalarımız Göktürklerin uçsuz bucaksız bozkırlardaki keçe çadırlarda ilkel bir hayat sürmediklerini kanıtlayan bu tefekkür hamlesi, zaman kavramını bile sorgulamaya yeltenmiş derin bir kültür hareketidir.

Bu da bize “Kutadgu-Bilig” tarzındaki bir eseri ortaya koymuş olan atalarımızın düşünce ve kültür birikiminin ansızın ortaya çıkmadığına ve zaten çıkamayacağına işaret etmektedir.

Daha da ötesinde, atalarımızın yaşadığı coğrafya gerçekten de Moğolistan’dan Macaristan’a kadar uzanan engin bir coğrafyadır. Bu kadar geniş bir coğrafyanın zaman algısı da kendisine özgü olacaktır. Şehirlik yerde adres sorana mekân tarif ederken “yüz metre ileride” diyoruz. Oysaki uçsuz bucaksız bozkır coğrafyasında yüz metre ilerisi tek adımlık bir mesafe gibidir.

Şimdiki zamanın, geçmişin hesabına tekrar tekrar yaratılmasından ne anlamalıyız? Bu bir zamansal döngüdür ki, ne başı bellidir, ne de sonu. Şöyle ki; zaman, bizim kâinatımıza has parçalı bir süreçtir. Bütüncül değildir. Geçmiş, an ve gelecek şeklinde üç parçalıdır kâinatımızın zamanı. Biz buna “parçalanmış zaman” diyoruz. Süre, kesintisizce akıp gider. Nereden başladığı ve nerede biteceği belli değildir “Tanrı’nın yarattığı şuurlu ve şuursuz bütün varlıklar, bir süreye tâbidir” demiştik. İşte buradaki süre, esasen parçalanmış zamandır. Bütüncül ve kesintisiz akış halindeki süreden başka bir şeydir buradaki zaman. Peki ya Tanrı söz konusu edildiğinde geçerli olan nedir? Tanrı, zaman mıdır? Or “IS TIME MONEY?”.. Zaman nedir, zamanın ruhunu nasıl KAVRARIZ?

Zaman yolculuğu yapalım şimdi. 780 yılında Harezm’de doğan MUSA AL-HAREZMİ zamanına gidelim. Düşünce deneyi yapalım.

Musa Al-Harezm, cebirin atasıdır. İkinci derece denklemlerin algoritmasını yazmıştır, bugünün programlama dilinin temeli ile… ALGORİTMA kelimesi Latince alherizm den gelir. Musa Al-harizm der ki; “Bir bilim adamı, ya kendinden önce kimsenin tespit etmediği bir konuda eser kaleme alır, ya kendinden önceki bilim adamının kapalı bıraktığı konuları açıklar, kolaylaştırır ve anlaşılır kılar veya daha önce yazılmış eserlerde bulunan eksikleri giderir, yanlışları düzeltir. … Aslında her şeyi yansıtan aksettiren, insanın hesaplama ihtiyacıdır. Ben her şeyin rakam içerdiğini keşfettim ve ben rakamın birimleri birleştirmekten başka bir şey olmadığın keşfettim.

Yani bilimin ve evrenin dili matematiktir. Türklerin soyutlama gücü doğal olarak matematik modeli geliştirmeye yatkındır. OĞUZ TÖRÜG (Oğuz Töresi), bir dünya görüşünün matematik modelidir.

Uluğ Bey rasathanesi, bugünün NASA’sıdır. Önemli olan Biruni ve Harezmî gibi dehalara, matematikçilere, mühendislere, sanatçılara çalışma imkânı vermektir.

Bugün zamanın ruhu, dijitalleşmektir. Algoritmik düşünmektir. Algoritmayı yaratan bu çağın adı aslında dijital çağ değil, HAREZMÎ Çağıdır. İnsan zihni, organik algoritmadır. En iyi algoritma kodunu yazan, zamanın akışını belirler. Türk’ün kanatı attır. Tarihi hızlandıran da ata hâkimiyettir. Zaman dörtnala atlı gibi koşmaktadır. Tek boynuzlu atların (unicorn), 1 milyar dolarlık startup şirketlerin-zamanıdır.

Bugün uçak ve gemiye yatırım yapan aile şirketleri değil, fiberoptik ve 5G alt yapısını kuracak beyinlere yatırım yapan aile şirketleri patronları zamanın adını koyacak. 973 yılında doğan Biruni, antropoloji, gökbilim, kimya, sosyoloji, jeodozi, tarih, coğrafya, doğa bilimleri, matematik, tıp, felsefe, farmakoloji, fizik, psikoloji alanındaki çalışmaları ile evrensel deha olarak adlandırılmış ve Buruni devri olarak bilimsel düşünce sistemini kurmuştur. BİRUNİ BİLİMSEL SİSTEMİ, 10.yy’dan 17. Yy’a kadar Türk devletlerinin bilimsel varlığının sürdürmesini sağlamıştır. Yeni Biruniler, Harezmîler, … ve Aziz Sancarlar kimin şirketlerinde çalışıyor ise o şirketler dünya şirketi olur. O şirketleri yaratan ülke de, dünya ile oynar.

BİRUNİ DİYOR Kİ; “İnsanların düşünce ve yaklaşımları türlü türlüdür ve dünyanın gelişmesi, bu yaklaşımların çeşitliliğiyle gerçekleşir. …Eserlerimi, önce kendi nefsim için ki insanın kendisine en yakın olan odur, ikinci derecede ise erdem seven ve erdem yoluna gitmekte olan bizim gibiler için kaleme aldım. … Bilim paspas üzerine kuşlar için bırakılan et parçası gibiydi. … Ben, her kişinin kendi çalışmasında yapması gerekeni yaptım. Öncekilerin başarılarını minnettarlıkla karşılamak, onların yanlışlarını ürkmeden doğrultmak, kendisine gerçek olarak görüneni gelecek kuşağa ve sonrakilere emanet etmek…

BİRUNİ, bilimsel düşünce ilkelerine sahip ve Musa Al-Harezm gibi algoritmik düşünen bir UZGÖRÜYE sahip bilim adamı olan Attila Öner ile 20 yıl önce ulusal uzgörü çalıştaylarına katılmıştım. OĞUZ TÖRÜG UZGÖRÜ çalıştayları, bugün sanal olarak yüzlerce, şu an okuduğunuz digital think tanklarda, sanal düşünce ağlarında yapılıyor zaten.

20 yıl sonra dünyada nerede düşünen bir Türk varsa, hepsi bir sanal ağda birleşecek ve bu sanal ağın –network- adı OĞUZ TÖRÜG olacak. AHİ EVRAN, bu teşkilatı yüzlerce yıl önce kurdu, Harezmî çağında bu sanal ağı kurmak için özüne düşüp düşünmen gerek. Bu kadar basit…

Er veya geç Gönüller birleşecek. Açık yenileşim ağında, aile şirketleri genç beyleri birleşecek. Türkçe bilim, sanat, edebiyat, ticaret ve marka dili olacak. Tıpkı daha önce olduğu gibi… Fetret devri geçecek, daha öncekiler gibi… Aile şirketleri beyleri (patronları) tarih okusa, bu fetret devirleri yaşanmaz. Tonyukuk, Nizamül Mük ve Sokolluları vezir (CEO) yapsalar, bu işler şirketlerinin başına gelmez. İlla Amerikan danışmanlarına danışırsanız o da sizin şirketinizi arsa fiyatına satın alır. Tarih bilinci diyor ki; ok ve yay birleşecek, tıpkı daha önce olduğu gibi… Tarih bilincine sahip olmadan geleceği şekillendiremezsiniz… Dünyanın her yerinde bugün binlerce Biruni, Harezmî ve Aziz Sancarlar var. Bekliyorlar… Aile şirket genç beylerini ve melek yatırımcılarını yatırım yapsınlar diye bekliyorlar. Onların içinden yüzlerce tek boynuzlu at çıkacak (unicorn).

Sergey Brin’in şirketinin değeri bir trilyon dolar…..

Sergey’in şirketi Google, bir algoritmadır. Algoritma, herhangi bir sorunun çözümü için izlenecek yol anlamına gelmektedir. Çözüm için yapılması gereken işlemler, hiçbir alternatif yoruma izin vermeksizin sözel olarak ifade edilir.

Diğer bir deyişle algoritma, verilerin bilgisayara hangi çevre biriminden girileceğinin, problemin nasıl çözüleceğinin, hangi basamaklardan geçirilerek sonuç alınacağının, sonucun nasıl ve nereye yazılacağının sözel olarak ifade edilmesi biçiminde tanımlanabilir.

Attila Öner, PAN yayınlarından çıkan “Ulusal Uzgörü Çalışmaları” kitabında UZGÖRÜ’yü anlatıyor. “UZGÖRÜ; karşılıklı etkileşim içinde ulusların rekabet güçlerinin ve refah seviyelerinin yükseltilebilmesi için, devlet-sanayi-toplum-sivil toplum kuruluşları- digital think tank- platform- sanal ağlar, düşünürler, bilim insanları, sanatçılar işbirliğiyle, geleceğe yönelik sosyal, ekonomik, politik, ekolojik ve teknolojik gelişmeleri göz önüne alarak, hangi teknolojilere hangi zaman aralıklarında yatırım yapılması gerektiğinin belirlendiği çalışmalardır. Bu çalışmada değişik ülkelerde yapılan uzgörü çalışmaları ile Türkiye’de bu başlık altında toplanabilecek çalışmaların özetleri ve değerlendirmeleri yapıldıktan sonra Türkiye için bir uzgörü yöntemi seçilmiştir. “OĞUZ TÖRÜG UZGÖRÜ’sü için tek referans bir kitaptır.

Zamanın ruhunu okumak için FUZULİ BAYAT’ın Kaşgarlı Mahmut Büyük Türk Bilgin ve Ansiklopedisi adlı kitabından “ZAMAN ANLAYIŞI BAĞLAMINDA TAKVİM MİTLERİ” bölümünden bir alıntı ile yazımızı bitirelim.

Takvim mitleri, kozmogonik mitlerin yaratılış kodunun zaman kodu üzerine geçirilmiş varyantı olduğu için çoğu kez ona kozmogonik dilin takvim varyantı da denir. Dünya modelinde takvim mitleri başlangıcın hareket noktası olmasından dolayı önemlidir ve kültleşerek toplumsal bir içerik kazanmıştır. Takvim mitlerinin başlıca işlevi toplumun güncel yaşamını belli bir düzene sokmaktır. Zaman kavramı atalarımızın yazıtları ve destanlarında çok önemli bir yer tutar. Orhun-Yenisey Abidelerinde “Öd Tengri” ifadesi, zamanın iyesi anlamına gelir. Kaşgarlı Mahmut divanında zaman; “ÖD” olarak geçer. Felek anlamında “ÖDLEK” kavramı da 14 defa geçer. “Ödlek” edebi olması ile beraber ÖÇ alan, fanileri öldüren antropomorf  varlığın işaret şeklinde de olsa özelliğini içerir. Nitekim Kaşgarlı’nın Alp Er Tunga’nın ölümünü anlatan şu dizelerinde de ÖDLEK in öç alıcı işlevi öne çıkar.”

ALP ER TUNGA ÖLDİ MÜ

ÖDLEK ÖÇİN ALDI MU

ISIZ AJUN KALDI MI

EMDİ YÜREK YIRTILUR.

 

Cahit GÜNAYDIN*
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
______________________________________________
* Cahit GÜNAYDIN, İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesinden mezun oldu. Otomotiv Endüstrisinde Mühendis ve Yönetici olarak 25 yıl çalıştı. Profesyonel olarak çalıştığı dönemde altı sigma, kaizen, yalın üretim, proje yönetimi, efqm, bsc, stratejik planlama, arge ve teknoloji yönetimi eğitimleri alan Cahit Günaydın, Mercedes-Benz, Ford, Isuzu , Nissan gibi küresel firmaların otomotiv projelerinde çalışmıştır. İşletme Yönetimi Sertifika Programını programını tamamladıktan sonra ülkemizin önde gelen danışmanlık firmaları ve TUGİAD, KALDER, MPM, TOSYÖV, TTGV, MEV, TİM, TOBB, BEYAZ NOKTA, UBSV STRATEJİ VAKFI gibi sivil toplum kuruluşları ile sanayi 4.0.& yenileşim yönetimi projelerinde çalışmaktadır.

 

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz