Twitter Facebook Linkedin Youtube

TAÇ KAPILAR VE ANITLAR, TARİHE VURULMUŞ TAMGADIR

Cahit GÜNAYDIN

Divriği Külliyesinin mimarı Ahlatlı Hürremşah’ın taç kapıları, OĞUZ TÖRÜG’ün üç boyutlu matematik modeli olarak taşa işlenmiştir. Bu kapılar, Türk Tarihi açısından Orhun Anıtları kadar önemlidir. Anadolu’nun tamgalarının (damgalarının) doruk noktası olup, gönül zenginliğinin mermere yansımasıdır.

Anadolu’da Selçuklu döneminden kalan en görkemli yapı kabul edilen ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Divriği Külliyesi, mimari konsepti, anıtsal heykel nitelikli bezemesi ve benzeri olmayan yontularıyla, dünya sanat tarihinde Türkiye Ortaçağ sanatının en önemli yapıtı olarak kabul edilir.

Prof. Doğan Kuban’ın kaleme aldığı Cennetin Kapıları (Gates of Paradise, YEM yayınevi), özellikle Cami Kıble Taçkapısı ve Şifahane Taçkapısındaki yontu sanatının eşsizliğini vurguladığı bu kitapta, Hürremşah’ı ve yapıyı şu ifadelerle anlatıyor:

“Ahlatlı Mimar Hürremşah, 11-12. yüzyıl Selçuklu döneminin yeni oluşumlar ortamında yetişmiş, deneyimli, dâhi bir sanatçıdır. Divriği Ulucamisi ve Şifahanesi’nin taş oyma bezemesi, dönemin ölçütleri dışına çıkan ve bezeme niteliğinden çok bağımsız yontu karakterine yaklaşan özellikleri, zengin sözlüğü, cennet kapısı tasviri üzerine kurgulanmış programı ve tasarımıyla şaşırtıcı bir yenilik ve yaratıcılık sergilemektedir. Mimari ve bezeme arasındaki hiyerarşik ilişkileri ortadan kaldıran eşsiz bir deneme olarak, Türk mimarlık tarihi bağlamında olduğu kadar dünya sanat tarihinde de karşılaştırılabileceği başka bir örnek olmadığı için, mucizevi bir yapıt olarak ortaya çıkar.”

Buruni, Farabi, İbni Sina, Musa Al-harizm, Heysem, Ulug Beg, Ahlatlı Mimar Hürrem Şah, Mimar Sinan vb. bilim adamı ve sanatçılarımız mucizevi eserler ortaya koyarken Türk askeri de komutanları ile tarihte mucizevi kahramanlık eserleri kanıyla yazmıştır.

Çanakkale geçilmez diye vatanları için canlarını gözünü kırpmadan veren 213.882 şehidimizin simgesi olan Çanakkale Şehitler Abidesi, 20 Ağustos 1960’ta açıldı. Dört sütun üzerine oturtulan abide, milletimizin sağlam temellere dayandığı ve yıkılmaz olduğu anlamını taşıyor.

Abidenin dört ayağında, sekiz rölyef bulunmakta. Denize bakan dört tanesi deniz savaşlarını, karaya bakan dört tanesi de kara savaşlarını anlatmakta. Doğan Erginbaş’ın mimarlığını yaptığı anıt, Tankut Öktem’in “Yaralı Asker Anıtı”, Metin Yurdanur’un “Mustafa Kemal Çanakkale’de Anıtı” ve 3×45 metre ölçülerinde Çanakkale Savaşlarında kahramanlık olaylarını anlatan bir rölyef anıttan oluşmaktadır ve çevresini ihtişamlı bir alana dönüştürmüştür.

Çanakkale Şehitler Abidesi’nin çevresinde Sembolik Türk Şehitliği, Meçhul Asker Şehitliği, Yaralı Asker Anıtı, Rölyef, Mustafa Kemal Çanakkale’de Anıtı ve Türk Bahçesi bulunmaktadır.

Çanakkale çarpışmalarında bütün mahrumiyetlere ve mühimmat yetersizliğine rağmen Türk askeri Çanakkale’nin geçilmez olduğunu ispatladı. Çanakkale’ye örülen etten set sonucu İtilâf kuvvetleri, Anafartalar, Arıburnu cephesi ve Seddülbahir’den çekildiler. İtilâf devletlerinin başarısızlığı ile sonuçlanan Çanakkale muharebeleri, I. Dünya Savaşı’nın seyrini değiştirip uzamasına sebep olduğu gibi, Çarlık Rusyası’nın çöküşünü de hazırladı. Türk milleti bu savaşta çok sayıda yetişmiş insanını kaybetmesine rağmen, kendine has bir kahramanlık örneği sergileyen ordusu sayesinde, Balkan Savaşı’ndan kalma ezikliği üstünden atarak büyük bir askeri başarı kazandı.

Çanakkale’deki muharebeye kısım kısım 700 bin kişi katıldığından şehit sayısı net olarak belirlenemezken, ifade edilen rakamlar 190 bin ile 350 bin arasında değişmektedir. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı’nın (ATASE) resmi kayıtlara dayanarak tespit ettiği şehit sayısı ise 213.882’dir. İtilâf devletleri ise Çanakkale’ye 410 bin İngiliz, 79 bin Fransız olmak üzere yarım milyona yakın asker gönderdi, bunlardan sadece İngiliz kuvvetlerinin toplam kaybı 213.980 kişiyi buldu.

Kıbrıs bugün Anadolu’nun Çanakkalesi’dir. Kıbrıs’ın kaybı, Divriği külliyesindeki tüm taç kapıları yıkar. Kıbrıs’ın çevresindeki doğal gaz, Osmanlı İmparatorluğu yaşam süresi kadar hem Türkiye’ye, Hem Yunanistan’a, hem de Kıbrıslıya yeter. Ama Petrol şirketlerinin organize ettiği tarihsel kaos, tüm gündemimizin üzerindedir. “Siz İnebahtı da gemilerimizi yakmakla bizim sakalımızı traş ettiniz ama biz Kıbrıs’ı almakla sizin kolunuzu kestik diyen Sokollu Mehmet Paşa’yı hiçbir zaman unutmadılar orada petrol arayan şirketlerin hükümetleri.

1878’de Rusya karşısında zor durumda kalan Osmanlı, Kıbrıs’ın yönetimini geçici olarak İngiltere’ye verdi. Birinci Dünya Savaşı’nda da İngiltere, Kıbrıs’a el koydu. Kıbrıs adası resmen 1924’te Türkiye’nin kuruluş anlaşması olan Lozan antlaşmasında Büyük Britanya toprağı olmuştur. Türkiye, o günün şartları gereği Kıbrıs adasının üstündeki İngiliz egemenliğini resmen kabul edip altına imza atmıştır.

Kıbrıs’ta 1950’lerin sonlarında bağımsızlık hareketi başladı ve uluslararası anlaşmalara dayanan bir Türk-Rum Ortak Devleti kuruldu. Fakat Rum Kesimi böyle bir Ortak Devlet’e razı olmadı. Kıbrıs’ın tüm yönetimine kendileri el koyma yoluna gittiler ve Rumlar uluslararası anlaşmaları çiğneyerek, Türklere saldırılarda bulunarak1963 yılında Ortak Devlet’i yıktı.

5 Temmuz 1974’te Türkiye, Yunanistan ve İngiltere dışişleri bakanları, I. Cenevre Konferansı çalışmalarına başladı. 30 Temmuz’da sona eren konferansta, Türk tarafının istekleri doğrultusunda: “Ada’da bir güvenlik bölgesinin kurulması, Rum ve Yunan işgalindeki Türk bölgelerin derhal boşaltılması, esir durumda olan asker ve sivillerin mübadele edilmeleri veya serbest bırakılmaları, barışın sağlanması ile birlikte anayasaya uygun bir hükümetin yeniden kurulmasının temini, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Kıbrıs Türk Toplumu ile Kıbrıs Rum Toplumu olmak üzere iki otonom idarenin mevcudiyeti” kabul ve ilan edildi.

20 Temmuz 1974 sabahı uçakların bombardımanından sonra Türk ordusu 6:15’ten itibaren havadan indirme ve denizden çıkarmaya başladı. Pakistan, Afganistan ve İran, Türkiye’ye yardım sözü verdi. Libya Devlet Başkanı Kaddafi, ihtiyaç duyulan tüm askeri mühimmatların kullanılabileceğini bildirdi. Bunun yanında Suudi Arabistan da 1,5 milyar dolarlık petrol ile 1 milyar dolar nakit para hibe etti.

Türk kuvvetleri, 22 Temmuz’da Girne’yi ele geçirdi. Türk paraşütçüleri, Kıbrıs’ın başkenti Lefkoşa’nın Türk kesimine indi. Yunan birliklerinin Ada’da garantör olarak bulunan Türk birliğine saldırması ise çarpışmaların Ada geneline yayılmasına neden oldu.

22 Temmuz akşamı Türkiye, BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes kararını kabul etti. Türk müdahalesi sonucu Yunanistan’daki cunta idaresi ve Kıbrıs Nikos Sampson Hükümeti de yıkılmıştır. Ancak 8 Ağustos’ta II. Cenevre Konferansı’nın yapılmakta olduğu zamanda Türklerin ‘iyi niyet jesti’ olarak Limasol ve Larnaka civarında bir miktar köyü boşaltmış olmalarına rağmen, Milli Muhafız Alayı ve EOKA-B, işgal ettikleri yerleri tahliye etmedikleri gibi ellerindeki esirleri de serbest bırakmamışlardır. Cenevre konferansına katılan Dışişleri Bakanı Turan Güneş, anlaşmanın mümkün olmadığı anlamına gelen “Ayşe Tatile Çıksın” parolasını Başbakan Bülent Ecevit’e bildirmiştir. Ayşe, Turan Güneş’in kızının adıdır. Bunun üzerine 13 Ağustos’ta Türk birlikleri tekrar ilerlemeye başlamış ve 16 Ağustos’ta Lefke ve Magosa’nın kurtarılmasıyla sona eren üç günlük II. Barış Harekatı’nı gerçekleştirmiştir. Harekat neticesinde bir taraftan Magosa’ya diğer taraftan Lefke’ye varılarak Türk tarafının sınırları çizildi. İki harekatta toplam 498 Türk askeri, 70 Kıbrıslı Mücahit ve 270 Kıbrıs Türk’ü şehit oldu.

Anıtlar ile anıyoruz, minnetle…

Barış ve Özgürlük Anıtı; 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nda şehit olan askerlerimiz anısına yapılmıştır. Anıtın projesini Mimar Marulyalı ile Levent Aksüt hazırlamıştır. Anıt, barış harekâtının 4. yıl dönümü olan 20 Temmuz 1978 senesinde yapılmış olup boyu 41.75 metredir.

Barış harekâtının çıkartması, özgürlük anıtının hemen önünde bulunan plajdan yapılmıştır. Dünyayı global şirketler yönetiyor. Bu basit gerçeği, biraz okuyan ve araştıran herhangi bir lise öğrencisi bile öğrenebilir. Türk aile şirket hissedarları, TÜRK Tarih bilincinde olmadıklarından şirketleri için strateji geliştiremiyorlar. Aile şirket hissedarları değişen dünya ekonomik düzeninde yer almak istiyor ise birleşmekten ve teknolojiye, inovasyona, dijital teknolojiye yatırım yapmaktan başka bir seçenekleri yoktur.

Türk milleti binlerce yıldır devleti için gözünü kırpmadan şehit oluyor. Türk patronları, ağaları, beyleri, iş adamları, sanayicileri hiç değilse bir araya gelerek petrol şirketi kursa, yabancılar ile ortak olarak Kıbrıs çevresinde arama sahası alsa ve oyunda yer alsa? Patronlarımızın çok iyi bildiği gibi paranın dini ve imanı yoktur. Yeni bir dünya ekonomik düzeni kuruldu, ama büyük işadamlarımız derneklerimiz, holdinglerimiz, petrol-boru hattı masasında yer alıyor mu? Devlet babamız elindeki tüm imkanlar ile halkımıza o kadar çok verdi ki, günlük ekonomi ve iç siyaset o kadar yoğun ki, sadece kısıtlar içinde aktif tepki verebiliyor.

Ama işadamı ve sanayicilerimiz o kadar teşvik ve kredi aldı ki, hiç değilse iş adamlarımız Yunan adalarında ve Yunan adalarının çevresindeki yatlarında tatil yaparken Türk tarihimizi okuyup şirketleri için strateji geliştirseler bunu yabancı şirketlere yaptırmak yerine. Amerika, İngiltere, Fransa ve İsrail iş adamı kulüplerinde Kıbrıs Türkü için lobi yapsalar, Kıbrıs gerçeği hakkında yayınlar yaptırsalar, gerçekleri anlatsalar ya da hiç değilse Divriği külliyesinin Taç kapılarını savunmaya başlasalar.

Allah Türkiye milletini bir daha Çanakkale Şehitler Abidesi ve Girne Barış ve Özgürlük Anıtı yapmak zorunda bırakmasın. Tüm mankurtlaşanları Divriği Külliyesinğn şifahane kapısını görmeye davet ediyorum. Eğer böyle yaparlarsa, Oğuz uykusundan uyanabilecekler ve gönül gözü ile görebilecekler.

İkibin yıllık yazılı Türk tarihi ve arkeolojik eserlerden izlendiği kadarıyla milattan önce üçbinli yıllara kadar uzanan destansı tarih bilinci diyor ki; “İl bırakılır, Törüg bırakılmaz.”

Hiçbir aile şirket yönetim kurulu üyesi ve başkanı, Türk Tarih bilincine sahip olmadan strateji geliştiremez. Bir ülke, sahip olduğu petrol şirketleri, savunma sanayi şirketleri ve teknoloji şirketleri kadar güçlüdür. “Her fabrika kaledir” sözünü duymuş muydunuz hiç?

 

Cahit GÜNAYDIN*
Yazarın diğer yazıları için tıklayınız
______________________________________________
* Cahit GÜNAYDIN, İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesinden mezun oldu. Otomotiv Endüstrisinde Mühendis ve Yönetici olarak 25 yıl çalıştı. Profesyonel olarak çalıştığı dönemde altı sigma, kaizen, yalın üretim, proje yönetimi, efqm, bsc, stratejik planlama, arge ve teknoloji yönetimi eğitimleri alan Cahit Günaydın, Mercedes-Benz, Ford, Isuzu , Nissan gibi küresel firmaların otomotiv projelerinde çalışmıştır. İşletme Yönetimi Sertifika Programını programını tamamladıktan sonra ülkemizin önde gelen danışmanlık firmaları ve TUGİAD, KALDER, MPM, TOSYÖV, TTGV, MEV, TİM, TOBB, BEYAZ NOKTA, UBSV STRATEJİ VAKFI gibi sivil toplum kuruluşları ile sanayi 4.0.& yenileşim yönetimi projelerinde çalışmaktadır.

 

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz