Twitter Facebook Linkedin Youtube

GÜVENLİK İKİLEMİ TEORİSİ ÇERÇEVESİNDE SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİNDE ABD-SSCB REKABETİ

İkinci Dünya Savaşı sırasında kurulan kırılgan ittifak, savaş galibiyetle sonuçlanmasına rağmen karşılıklı duyulan güvensizlikten dolayı yok olmuştur. Savaşın galibiyetinden dolayı Amerika ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği, iki süper güç olmuşlardır. Aralarında birçok konuda gerçekleşen uyuşmazlık iki tarafın birbirlerine karşı kutuplaşmasına neden olmuştur. Bazı ülkeler de bu çerçevede bloklarını belirleyerek iki kutuplu dünya sisteminde taraflarını seçmişlerdir.

Bu dönemde iki süper güç savaşmasalar da birçok bölgede ve konuda karşı karşıya gelmişlerdir. Bu çerçevede rekabet eden iki süper güç, karşılıklı güvensizlik ve tedirginlik çerçevesinde politikalar, çalışmalar, adımlar ve atılımlar gerçekleştirmişlerdir.

Karşılıklı olarak güvenlik adına atılan bu adımların aslında büyük bir güvensizliğe neden olduğunu savunan bu çalışmada; güvenlik ikilemi teorisi detaylı olarak incelenmiştir. Çalışmanın daha iyi anlaşılabilmesi için Soğuk Savaş dönemi hakkında kısaca bilgi verilmiştir. Çalışmanın temelini oluşturan Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB rekabeti karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Bu çerçevede Varşova Paktı, Bağdat Paktı, Marshall Planı, Truman Doktrini, Eisenhower Doktrini, Kominform, Comecon ve NATO’dan bahsedilmiştir. Çalışmaın sonunda elde edilen bütün bulgulardan yola çıkarak güvenlik ikilemi çerçevesinde iki ülke arasındaki rekabet değerlendirilmiştir.

GİRİŞ

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle beraber, dünyada yeni bir denge ortaya çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan bu yeni dengede, Amerika Birleşik Devleri (ABD) ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) süper güç olarak karşımıza çıkmaktadır. Soğuk Savaş olarak isimlendirilen bu dönemde birçok ülke ortaya çıkan bu iki süper güç arasında tarafını seçmiş ve bu çerçevede siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yapılarında değişime giderek İki Kutuplu bir dünya sistemini oluşturmuşlardır. Soğuk savaş SSCB’nin dünyaya yayılması ve ABD’nin buna engel olmaya çalışarak SSCB’yi çevrelemesi çerçevesinde geçmiştir. Aynı zamanda Soğuk Savaş ideolojik bir rekabeti de içermektedir. Komünizm ve kapitalizm mücadelesi olarak da değerlendirilen Soğuk Savaş da hem ABD hem de SSCB güçlerini arttırmak için birçok konuda çalışmalar yürütmüşlerdir.

Bu çalışmanın temel amacı; ABD ve SSCB arasında 1947-1991 yılları arasında geçen Soğuk Savaş’ın güvenlik ikilemi teorisi çerçevesinde analiz edilmesidir. Bu çerçevede tarafların Soğuk Savaş döneminde yaptığı çalışmalar, yatırımlar, projeler, anlaşmalar ele alınmıştır. Çalışmanın daha iyi anlaşılması adına atılan adımlar karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu kapsamda, Soğuk Savaş sürecinde daha güvenli olma adına yapılan tüm girişimlerin aslında ortamı daha güvensiz hale getirdiği sonucuna varılmıştır.

Çalışmanın ilk bölümünde, çalışmanın teorik çerçevesini oluşturan uluslararası güvenlik teorilerinden olan güvenlik ikilemi (security dılemma) anlatılmıştır. Daha sonra Soğuk Savaş; tanım, içerik yönünden açıklanarak bu dönemde ortaya çıkan dehşet dengesi hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmayı oluşturan son bölümde ise ABD ve SSCB’nin bu dönemde yaptığı girişimler incelenerek bu girişimler güvenlik ikilemi teorisi çerçevesinde değerlendirilmiştir. Daha sonra sonuç ve değerlendirme kısmıyla çalışma sonlandırılmıştır.

GÜVENLİK İKİLEMİ (SECURITY DILEMMA)

Güvenlik ikilemi, uluslararası ilişkiler literatürüne ilk kez John Herz’in yazdığı ‘Realizm ve Politik İdealizm’ kitabıyla girmiştir (Birdişli, 2017: 199). John Herz, güvenlik ikilemini; “Bir toplumda yaşayan birey ya da gruplar diğer gruplar tarafından saldırıya uğrama, egemenlik altına alınma ve yok edilme gibi kaygılara sahiptir. Saldırılara maruz kalmamak için kendini emniyete alma çabası, onları bu tehlikelerden kaçınmak için daha da güçlü olmaya yönelik tedbirler almaya yöneltir. Bu düşünce, diğerlerini en kötüsüne hazırlık yapmaya zorlar. Adeta yarış içinde olunan böylesine bir ortamda iki taraf da kendini güvende hissetmediğinden daha güçlü olmak amacı ile mücadele bu şekilde devam eder.” şeklinde açıklamıştır (Herz, 1950: 157).

Herbert Butterfield de ‘Tarih ve İnsan İlişkileri’ kitabında bu durumu bireyler üzerinden değerlendirmiş ve bireylerin sürekli başkası tarafından kendine bir zarar geleceği düşüncesine sahip olduklarını ifade etmiştir. Hobbes vari korku olarak nitelendirilen bu duygunun bireyleri sürekli önlem almaya yönelttiğini; diğer bireylerin de alınan bu önlemleri kendilerine karşı zarar vermek için alınan önlemler olduğunu hissedip aynı şekilde önlem almaya yöneldiklerini ifade etmiştir. Karşılıklı olarak yaşanan bu Hobbes vari korku, bireyleri sürekli “öldür veya öl” ve “ya ilk sen saldır ya da onlar sana saldırır” düşüncesi ile yeni önlemlere iterek ortamı güvensizleştirmektedir (Butterfield, 1951: 18-22).

Güvenlik ikilemi, karşı tarafın niyetlerini en kötü olarak yorumlayarak saldırı endişesine karşı bir güç edinme rekabetidir. Fakat bir devletin kendi güvenliği için aldığı önlemler, diğer devlet tarafından güvenlik tehdidi olarak algılanmaktadır. Yani güvenlik ikilemi, güç yarışına giren her taraf için de olumsuzdur (Bilgiç, 2011: 124-125).

Güvenlik ikileminin neden olduğu yarış, silahlanmayla son bulamayacağından ve taraflar için yüksek maliyetlere sebep olacağından dolayı, sonsuz şekilde sürdürülebilir değildir. Fakat bu rekabete kısa sürede son vermenin bir yolu, taraflar arasında kurulacak olan işbirliği ve rekabetten geçmektedir. Bu seçenek, maliyet düşüreceğinden taraflara cazip görünmektedir (Birdişli, 2017: 199).

Aynı zamanda güvenlik ikilemi, uluslararası siyaset hakkında açıkla yapma ve öngörüler hakkında bilgi verdiği için uluslararası ilişkiler disiplini için önem arz etmektedir.

SOĞUK SAVAŞ DÖNEMİ (1947-1991) VE ABD-SSCB REKABETİ

İkinci Dünya Savaşının kazananlarından olan ABD ve SSCB arasında geçen bu döneme hakim olan iki kutuplu sistemde, taraflar karşılıklı güç arayışlarını arttırmış ve bir silahlanma yarışı dönemine girmişlerdir. Dönemin tehlike durumunu ortaya koymak için döneme ‘dehşet dengesi’ ifadesi verilmiştir. Taraflar arasında rekabet o kadar benimsenmiştir ki; Soğuk Savaş sonrasında yumuşama dönemine geçilmesine rağmen taraflar arasında silahlanma yarışı devam etmiştir. Soğuk Savaş döneminde “güvenlik” kavramı, devlet merkezli olarak ele alınmış ve genellikle askeri boyutta incelenmiştir. Bu dönem içerisinde zamanla güvenlik boyutları değişmiş ve gelişmiştir. Aynı zamanda bu dönemde güvenliğe yeni misyonlar yüklenmeye başlanmıştır (Altıntaş, 2017).

Savaşın galibi olan iki süper güç arasındaki ilk gerginlikler, savaş sonrası dünya düzenine ilişkin konularda ortaya çıkmıştır. Ancak ABD, burada daha avantajlı duruma sahipti. Çünkü elinde istediğini elde etmeye yarayacak olan iki avantajı bulunmaktaydı: güçlü ekonomisi ve savaşta kullandığı atom bombası. Bunun üzerine SSCB de yarışta arkada kalmamak için kısa zamanda nükleer silaha sahip olmuş ve bu yarışta ABD ile eşit seviyede rekabet edebilecek konuma kendini getirmiştir (Özcan, 2017: 1).

ABD ve SSCB arasındaki uyuşmazlıklar, İkinci Dünya Savaşı sırasında var olmasına rağmen ertelenmiştir. Fakat savaşın sona ermesiyle beraber sorunlar gün yüzüne çıkmaya başlamıştır. Birçok konuda zıt görüşe sahip olan iki süper güç arasındaki başlıca anlaşmazlık yaratan konular, şöyle sıralanabilir: Doğu Avrupa’daki egemenlik, Almanya’daki egemenlik, atom silahlarının kontrolü, Ortadoğu’daki ve Doğu Akdeniz’deki çıkarlar, ABD’nin yaptığı ekonomik yardımlar, SSCB’nin yayılma isteği vb… Tüm bu konuları içerecek şekilde bir soğuk savaşın başlaması, Moskova’da bulunan ABD’nin diplomatı olan George F. Kennan’ın 22 Şubat 1946 tarihinde ABD’ye yolladığı telgraftaki; ABD ile SSCB’nin uzlaşamayacağı ve bu yüzden en iyi atılacak olan adımın uzlaşmaya çalışmak yerine SSCB’nin kontrol altına alınmaya çalışılması gerektiği yönündeki tavsiyesiyle başlamaktadır (Mcmahon, 2013: 42).

Rekabetin başlaması ile iki süper gücün yaptığı eylemleri, politikaları ve adımları incelemeye başladığımızda: ilk olarak SSCB Doğu Avrupa’da egemenlik sağlamak ve bu bölgeyi ABD’ye karşı bir tampon bölge yapmak için ülkeler ile anlaşmalar yapmıştır. Bölgedeki komünist partilerin güçlenmesi için çaba harcamış ve siyasal örgütlenmelerden faydalanmıştır. Bu çerçevede bölgede Kominform (1947) ve Comecon (1949) kurarak bölgeyi kendisine ekonomik olarak bağlamıştır. Uluslararası düzende oluşan kapitalist ve komünist rekabetin örneğini oluşturan bu kuruluşlara birçok Doğu Avrupa ülkesi katılmıştır (Özcan, 2017: 7-9).

Bunun üzerine ABD, SSCB’yi çevreleme politikasına başlamış ve Türkiye ile Yunanistan’a askeri ve mali yardım yapmıştır. ABD Başkanı Truman’dan ismini alan Truman Doktirini ortaya atılmış ve bu çerçevede ABD Dış İşleri Bakanı’nın adından esinlenen Marshall Yardımları başlatılarak birçok ülkeye çeşitli yardımlar yapılarak, ABD bu ülkeleri kendi bloğuna çekmeye çalışmıştır. Ancak ABD’nin SSCB’yi durdurmak için alacağı en önemli tedbir ise 4 Nisan 1949 yılında kurulan Kuzey Atlantik Anlaşma Örgütü (NATO) olmuştur. NATO’nun kurulmasının en büyük sebebi; SSCB’nin Avrupa’ya doğru yayılmasından kaynaklanmaktadır (Mcmahon, 2013: 46-47).

Marshall Planı ve Truman Doktrinine karşı SSCB, Doğu Avrupa ülkelerine silah ve ve yardımlarda bulunmak amacıyla SSCB Dış İşleri Bakanı’nın adını taşıyan Molotof Planı’nı ortaya atmıştır. Fakat Molotof Planı, SSCB’nin sahip olduğu kısıtlı ekonomi nedeniyle Marshall Planı kadar etkili olamamıştır. NATO’nun kurulması üzerine SSCB, buna karşı olarak Varşova Paktı’nı (7 Mayıs 1955) kurmuştur. Doğu Avrupa’daki ülkelerin de yer aldığı bu paktın temelini; dostluk, iş birliği ve ortak savunma fikirleri oluşturmaktaydı (Tarihi Bilgi Platformu, 2018). Karşılıklı olarak kurulan bu örgütlerin kuruluş aşamasındaki temel niyet, karşı tarafa duyulan güvensizlikten kaynaklanmaktadır. Ancak kurulan örgütler, diğer tarafın güvensizliğini arttırdığı için karşı tarafın rekabeti bir ileri seviyeye getirecek çalışmalar yapmasına neden olmuştur.

Soğuk Savaş’ta değinilmesi gereken bir diğer konu ise, İkinci Dünya Savaşı’nı büyük bir yenilgi ile kaybeden Almanya’nın savaşın galipleri tarafından işgale uğramış olması durumudur. Almanya, İngiltere, Fransa, ABD ve SSCB arasında bölüşülmüştür. NATO’nun kuruluşundan bir süre sonra, İngiltere, Fransa ve ABD, işgal ettiği bölgede Federal Almanya Cumhuriyeti’ni (23 Mayıs 1949) kurmuştur. Bunun üzerine SSCB de işgal ettiği topraklar üzerinde Demokratik Almanya Cumhuriyeti’ni (7 Ekim 1949) kurmuştur. Ancak NATO sayesinde SSCB’nin daha fazla Avrupa’ya yayılması durdurulmuştur (Özcan, 2017: 9-10). Fark edildiği üzere yapılan bir adım, diğer tarafın da aynı şekilde harekete geçmesini sağlamıştır.

Aynı ayrışma, Kore’de de yaşanmıştır. ABD, seçimlerle 1948 yılında Güney Kore Cumhuriyetini kurmuş, bunun üzerine SSCB 4 ay sonra kuzeyde seçimler yaparak Kore Halk Cumhuriyetini kurmuştur. Ayrıca SSCB, ABD’yi Asya’dan atmak için Kuzey Kore askerlerini Güney Kore’ye saldırmak için yollamıştır. Oluşan bu ayrımlar, iki süper gücün yarattığı rekabet ortamındaki ayrışmaları ortaya koymaktadır (Baykaldı, 2017: 10). Soğuk Savaş döneminde ortaya çıkan rekabet, ülkelerin kendi içinde de bloklaşmasına neden olmuştur.

Soğuk savaş döneminde Ortadoğu’da oluşan boşluk, SSCB tarafından doldurulmaya çalışılmaktaydı. Bunun üzerine ABD Başkanı Eisenhower, kendi adını taşıyan doktrini (5 Ocak 1957) ortaya atmıştır. Eisenhower Doktrini ile Ortadoğu’ya ekonomik ve askeri yardım yaparak bu ülkelerin komünizm ve SSCB etkisi altında kalmasını engellemeyi amaç edinmiştir. Doktrine göre, SSCB tarafından herhangi bir askeri müdahale gerçekleşirse, ABD silahlı kuvvetleri bu duruma müdahale edecektir. Ortadoğuda atılan bir diğer adım ise Bağdat Paktı’dır. SSCB’nin yayılmacı politikası karşısında, Türkiye, İran, Irak ve Pakistan arasında oluşturulan bu pakt, ABD’nin attığı bir diğer adımı oluşturmuştur (Özcan, 2017: 12). ABD ve SSCB’nin Ortadoğu’daki rekabeti, günümüzde bile bölgenin güvensizleşmesine neden olmuştur.

Soğuk Savaş döneminde ABD ve SSCB arasında yaşanan bir diğer kriz ise U-2 Casus Uçak Krizi ve Küba Füze Krizidir. Türkiye’nin İncirlik hava üssünden kalkan Amerikan’ın U-2 casus uçağı, SSCB tarafından (1960) düşürülmüştür. Bu olay, iki süper gücü savaş eşiğine getirmiştir. ABD’nin Türkiye’ye ve İngiltere’ye füze yerleştirmesi üzerine SSCB, ABD’ye oldukça coğrafi olarak yakın olan ve kendi bloğunda olan Küba’ya balistik füzeler yerleştirmiştir. Kısa süren (13 gün) bu kriz,  büyük bir gerginlik yaratmıştır (Gürbüz, 2014: 224-226). Tarafların güvenlik adına attığı bu adımlar, iki tarafın da güvenlik kaygılarını oldukça arttırmış, hatta nükleer silahlar dünyayı yok edecek bir güce sahip olduğu için tüm dünyanın güvenlik kaygılarının oldukça artmasına neden olmuştur.

Ayrıca, Soğuk Savaşın 1949-1963 yılları arası, nükleer silahların geliştirildiği dönem olarak anılmaktadır. İki devlet de kendini nükleer açıdan geliştirmeye başlamıştır. SSCB, ilk atom bombası denemesini 1949 yılında gerçekleştirmiş ve agresif nükleer silah yatırımları yapmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda kullandığı atom bombası dışında ABD de ilk hidrojen bombasını 1951 yılında denemiştir. Daha sonra 1953 yılında SSCB de hidrojen atom bombasını denemiştir. Bu yarış, öyle hızlı şekilde ilerlemiştir ki 1989 yılında iki süper gücün nükleer silahları 70.500 adeti bulmuştur. Bu nükleer silahlar, dünyayı ve içindeki bütün canlıları 25 kere yok etmeye yetecek nitelikteydi (VKV Koç Özel Lisesi Uluslararası İlişkiler Paylaşım Platformu, 2010). Nükleer silahlanmaların kısıtlanmasıyla ilgili atılan ilk adım, 1969 yılında Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri (SALT) ile gerçekleştirilmiştir. ABD ve SSCB başkanları arasında imzalanan (26 Mayıs 1972) SALT-I ve SALT –II (18 Haziran 1979) ile nükleer silahlar sınırlandırılmaya başlamıştır (Özcan, 2017: 13).

Ayrıca bu dönemde ABD ve SSCB arasındaki rekabet, siyasi boyutla sınırlı kalmamıştır. Hatta bu rekabet, dünya sınırlarını aşmış ve uzaya kadar uzanmıştır. İki süper güç de kendilerini uzay alanındaki çalışmalarıyla da kanıtlamaya çalışmışlardır. SSCB, yapay uydusunu yapmış ve 1957 yılında Sputnik adını verdiği uydusunu uzaya fırlatmıştır. Bu olayla beraber yaklaşık 18 yıl sürecek olan uzay yarışı başlamıştır. Bunun üzerine ABD de NASA’yı kurarak uzay çalışmaları yapmıştır (Bigenç, 2018).

Soğuk Savaş döneminde algı yönetimi için medya da bir araç olarak kullanılmıştır. ABD, sistematik ve planlı bir şekilde anti-komünist propagandalar yapmıştır ve bu çerçevede ülkeleri ve halkları  SSCB’ye ve komünizme karşı örgütlemeye çalışmıştır. Bu çerçevede kitle iletişim araçlarını ve medyayı etkin şekilde kullanmıştır (Özçağlayan ve Apak, 2017: 129). Bu algı yönetimi nedeniyle halklarda ötekileştirme, yabancılaştırma ve önyargı durumu ortaya çıkmıştır. Tüm bunlar da halklar arasında güvensizleşmeyi ortaya çıkarmıştır.

SSCB’nin çöküşüyle biten Soğuk Savaş, dünyadaki iki bloklu sistemi sonlandırmış ve tek süper güç olarak ABD’nin kalmasına sebep olmuştur. SSCB’nin dağılmasının ardından Varşova Paktı’nın ortadan kalkması, Almanya’nın birleşmesi (1989) ve Avrupa’ya yönelik komünist tehdidin sona ermesi gibi etkenler dolayısıyla Soğuk Savaş da sona ermiştir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Oral Sander’in görüşlerine göre Soğuk Savaş, “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, savaştan galip çıkmış iki büyük devlet ve bu devletlerin arasındaki anlaşmazlık ve çatışmanın, doğrudan birbirlerine karşı silah kullanmadan sürdürüldüğü belirli bir tarihsel döneme verilen addır.” İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkan ve savaş sonrası iki süper güç konumuna gelen ABD ve SSCB arasında yaşanan gerginlik ve rekabet, karşılıklı olarak güvensizliğe dayandığı için güvenlik adına belli adımlar atılmasına neden olmuştur.

Güvenlik ikilemi kavramının Soğuk Savaş döneminde ilk ortaya konuş biçimi, realist düşünceler çerçevesinde olmuştur. Ayrıca Soğuk Savaş döneminde güvenlik ikilemi kavramı, hep olumsuz sonuçların öngörülmesi şeklinde yorumlanmış ve algılanmıştır. Bu durum da, iki süper güç arasındaki güç yarışını ortaya çıkarmıştır. Bu rekabetin sonucu, her iki taraf için de olumsuz olmuştur. Bunun en büyük sebebi, güvenlik adına yapılan her bir adımın diğer taraf için güvensizliği doğurmasından kaynaklanmaktadır. Güvensizlik hisseden diğer taraf da kendi güvenliğini sağlamak için çalışmalar yapmış ve bu sefer diğer tarafın kendini güvensiz hissetmesine sebep olmuştur. Bir kısır döngüye dönüşen ve sonunun olmadığı bu güvenlik yarışı, sadece iki süper gücü değil, tüm dünyayı güvensiz bir atmosferin içine sürüklemiştir. Özellikle nükleer silahlanma ve füze konusunda karşılıklı yapılan adımlar, tüm dünya için büyük tehlike oluşturmuştur.

Emel ŞAHİN – 53emelsahin@gmail.com

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler-Yüksek Lisans Öğrencisi

____________________________________________

KAYNAKÇA

Altıntaş, M. (2017) Soğuk Savaş Sonrası Güvenlik Kavramının Dönüşüm, Siyasal Hayvan,  http://www.siyasalhayvan.com/soguk-savas-sonrasi-guvenlik-kavraminin-donusumu/ (Erişim: 03.04.2019).

Baykaldı, Neslişah. (2017) Soğuk Savaş Sonrasında Almanya ve Kore Karşılaştırmalı Analiz, Academia, https://www.academia.edu/37442737/So%C4%9 Fuk_Sava%C5%9F_Sonras%C4%B1nda_Almanya_ve_Kore_Kar%C5%9F%C4%B1la%C5%9Ft%C4%B1rmal%C4%B1_Analiz.docx (Erişim: 04.04.2019).

Bilgiç, A. (2011, Bahar). Güvenlik İkilemi’ni Yeniden Düşünmek Güvenlik Çalışmalarında Yeni Bir Perspektif. Uluslararası İlişkiler, Cilt:8, Sayı:29, s.123-142.

Birdişli, F. (2017). Teori ve Pratikte Uluslararası Güvenlik (Güncellenmiş ve Genişletilmiş 3. Baskı). Ankara: Seçkin Yayıncılık.

Butterfield, H. (1951). History and Human Relations. Londra: Collins.

Gülmez, N. ve Tahancı, B. (2014). Soğuk Savaş Dönemi Çekişmelerinden Bir Örnek: U-2 Uçak Krizi. Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi , Cilt:114, Sayı: 28, s. 225.

Herz, J. H. (1950). Political Realism and Political Idealism, A Study in Theories and Realities. Chicaho & London: The University of Chicago Press.

Mcmahon, R. (2013). Soğuk Savaş (S. Gül, Çev.). Ankara: Dost Kitapevi Yayınları.

Soğuk Savaş Döneminde Silahlanma Yarışı, VKV Özel Lisesi Ululararası İlişkiler Paylaşımı Platformu, https://kocschooluluslararasi.wordpress.com/about/uluslararasi-iliskilerin-tarihsel-gelisimi/modern-cag/soguk-savas-doneminde-silahlanma-yarisi-nukleer-silah-denemeleri/ (Erişim: 05.04.2019).

(2018) Soğuk Savaş Döneminde Uzay Yarışı: ABD ve Sovyetler Birliği, BİGENC, http://bigenc.org/soguk-savas-doneminde-uzay-yarisi-abd-ve-sovyetler-birligi/ (Erişim: 05.04.2019).

Özcan, A. A. (2017) Soğuk Savaş Dönemi: Başlangıcı, Gelişimi, Sonu, Academia, https://www.academia.edu/13723063/So%C4%9Fuk_Sava%C5%9F_D%C3%B6nemi_Ba%C5%9Flang%C4%B1c%C4%B1_Geli%C5%9Fimi_Sonu (Erişim:03.04. 2019).

Özçağlayan, M. ve Apak, D. (2017, Aralık). Soğuk Savaş Yıllarında Algı Yönetimi, Haber ve Propaganda İlişkisi. Marmara İletişim Dergisi, Sayı: 28, s.107-130.

(2018) Özet Bilgi: Varşova Paktı Nedir? Ne Zaman Kurulmuştur?, Tarihi Bilgi Platformu, https://tarihibilgi.org/ozet-bilgi-varsova-pakti-nedir-ne-zaman-kurulmust ur/ (Erişim: 05.04.2019).

Sahipkıran Akademi Hakkında

Sahipkıran AKADEMİ; üniversite öğrencilerine çalışmalarını yayınlayabilecekleri bir platform sağlamak ve öğrencilerin kendilerini geliştirmelerine katkı sağlamak üzere, Merkezimiz çatısı altında yeni oluşturulmuş bir yapıdır. “Türkiye’nin geleceğinin mimarları, Sahipkıran’da buluşuyor!” sloganı ile gayretli ve üretken üniversitelileri, çalışmalarını bu platformda paylaşmaya ve SASAM’ın etkinliklerine katılmaya davet ediyoruz. Sahipkıran AKADEMİ üyeliği, tamamen gönüllülük esasına dayanmaktadır. Üye olan öğrenciler, istedikleri zaman üyelikten çıkabilmektedirler. Üye olmak veya üyelikten çıkmak için bilgi@sahipkiran.org adresine, talebinize ilişkin e-posta göndermeniz yeterlidir. Talebiniz, en geç 3 iş günü içinde sonuçlandırılacaktır.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz