Twitter Facebook Linkedin Youtube

“TÜRKİYE’NİN MİLLİ GÜVENLİK PERSPEKTİFİ” BAŞLIKLI SÖYLEŞİMİZ GERÇEKLEŞTİ

Merkezimizce düzenlenen okuyucularımıza açık etkinliklerin 102’ncisi, SASAM Uluslararası Güvenlik Masası Direktörü Onur DİKMECİ’nin sunumuyla “Türkiye’nin Milli Güvenlik Perspektifi” başlıklı bir söyleşi şeklinde gerçekleşti.

Sayın DİKMECİ’ye bilgilendirici sunumu için çok teşekkür ediyor, söyleşi notlarını okuyucularımızın istifadesi için aşağıda sunuyoruz.

SÖYLEŞİDEN NOTLAR:

Coğrafya devletlerin güvenlik konseptini belirleyen etmenlerdendir. Bin sene önce Mısır’da yaşayanlar için temel güvenlik kompleksi Nil Nehri odaklıyken Asya halkları ve en başta Türkler iklim koşulları ve kalablık komşuların istila gerekçeleriyle her daim tetikte kalabalık ve güçlü ordu öncelikli bir güvenlik mekanizması inşaa etmişlerdir. Sürekli hareket olgusu batıya göçü mümkün kılmış ve bu esnada ise güneyden gelen Müslüman akınlarıyla kesişen Türklerin belli bir müddet sonra İslâmiyet dini mensubu olmaları artık Batı ile kapanmayacak bir ihtilaf dönemine girmesinin başlanıcı olmuştur. Anadolu’da en uzun süre yaşayan kurumsal devlet Osmanlı zamanında ise farklı evrelere göre farklı güvenlik politikaları benimsenmiştir. Örneğin 1402 Ankara Savaşı’ndan sonra farklı güç odaklarının çekişmeleri devletin istikbâlini zedeleyen bir zemini doğurmuş fakat 1413’den itibaren birlik sağlanmıştır. Her daim batıya ilerleme öncelikli Osmanlılar Yavuz’un döneminde İran, Suriye, Mısır, Hicaz merkezli bir fütuhat anlayışı geliştirmiştir. Çünkü bu dönemde denizci Portekizlilerin Kızıldeniz’e açılma ve İran ile ittifak yapma girişimleri belirmiştir. O halde güvenliğe etki eden ikinci etmen hakim aktörlerin tutum ve davranışlarıdır.

Yükselme döneminden sonra merkezileşme çabalarıyla devletin kurtuluşunu öngören akıl bunda kısmen başarılı olmuştur ve neticede mekanizma zedelenmiş sınıfsal bir savaşla kurulan devletlerden çok farklı olarak bağımsızlık mücadelesi verilerek bir devlet var edilmiştir. Fakat İkinci Dünya Savaşı koşulları gereği Türkiye Batı kampına eklemlenmek istemiş ve bu tavır iç politikasından ordu yapılanmasına kadar geniş yelpazeli bir değişimi getirmiştir.Zaten iki kutuplu dünya düzeninde bir kutuba dahil olmak dünya siyasetinde göz önünde yer almak için şart olmuştur. Buradan yola çıkarak güvenliğe etki eden üçüncü hususun konjoktorel durum olduğu sonucunu ortaya koyabiliriz. Türkiye’nin avantaj risk güvenlik saptamalarını yapmadan önce güvenliğin milli menfaatlerle ilintili olduğunu belirtmemiz gerekmektedir. Bu durumda milli güç kavramı üzerinde durmamız gerekir.

Milli Güç: Bir devletin milli menfaatini sağlamak ve milli hedeflerini yerine getirebilmek için kullanacağı siyasi, ekonomik, askeri, coğrafi, demografik, psiko sosyal kültürel, bilimsel-teknolojik maddi ve manevi unsurların toplamından oluşmaktadır. Güç kavramındaki milli ifadesi ise bu unsurların ülkenin kaynaklarına dayanmasını ifade etmektedir.

Siyasi Güç

Milli hedeflere ulaşabilmek için siyasi kuvvetlerin bütünüdür.

-Devletin her aşamadaki kanun ve uygulamalarının eksiksiz olması

-Devletin menfaatini koruyabilme kabiliyeti

-Uluslararası kuruluşlarda etkin rol alması

-İdarecilerin siyasi ve diplomatik birikiminin bulunması

Askeri Güç

Milli hedeflerin elde edilmesinde kullanılacak fiziki gücü ifade etmektedir. Değişen koşullara göre kalabalık ordu kavramı yerini daha hareketli ve akıllı ordu uygulamasına bırakmıştır.

Ekonomik Güç

Milli hedeflerin sağlanabilmesi için en az askeri güç kadar önemli bir unsurdur.

-İthalat ihracat dengesinin sağlanması

-Yer altı ve yer üstü kaynakların verimli kullanılması

-Ulaşım alt yapı sistemlerinin yeterli vaziyete getirilmesi

Nüfus Gücü

Değişen koşullar göz önünde bulundurulduğunda nüfus tek başına gücün salt bir unsuru olmaktan çıkmış ve dönüşerek nitelikli nüfus halini almıştır. Yalnızca kalabalık nüfus milli güç bileşenleri arasında gösterilemez.

Coğrafi Güç

Devletin coğrafyasına ait tüm kavramları kapsamaktadır.

-Jeopolitik ve jeostratejik konumu

-Ülkenin büyüklüğü (-,+ = olumsuz ya da olumlu olabilir.)

-Doğal yapısı, bitki örtüsü

-Enerji kaynakları

-İklim yapısı, su kaynakları

Bilimsel ve Tekonoljik Güç

Milli güç içerisindeki önemi artan bir unsurdur.

-AR GE faaliyetleri

-Nitelikli personel

-Bilimsel ve tekonoljik istihbarat kabiliyeti

Psioko Sosyal Kültürel Güç

En çok ihmal edilen güç bileşenidir. Halbuki psikoljik savaşlar ve örtülü operasyonlar her daim devam etmekte ve ilk olarak hedef aldıkları ülkenin sosyal kültürel yapısına yönelik faaliyetler sürdürmektedir. Psiko Sosyal ve Kültürel Güç bileşenleri:

-Sivil toplum yapısı ve milli güce etkisi

-Toplumun sosyal bütünlüğü

-Fertlerin tarihi birikimi eğitim külütrel düzeyleri

-Kültür savaşlarında savunabilecek birikime sahip olunması

TÜRKİYE’NİN KURUMSAL, STRATEJİK VE GÜNCEL MİLLİ GÜVENLİK HUSUSLARI

Ordu

Askeri zümre genel olarak en örgütlü sınıfı ifade etmektedir.

Osmanlı Devleti tarihinde ordu-siyaset ilişkilerini dört ana başlıkta toplamak mümkündür.

A) Beylik-devlet döneminde ordu-siyaset ilişkileri

B) İmparatorluk döneminde ordu-siyaset ilişkileri

C) Toprak kaybı döneminde ordu siyaset ilişkileri

D) 1826’dan itibaren ordu-siyaset ilişkileri.

1826’dan sonra Yeniçeri ocağının kaldırılmasıyla yeni bir ordu teşekkül edilmiştir ancak ilerleyen süreçte görüldüğü üzere tam manasıyla bir verim elde edilememiştir. Ordu kimi zaman darbelerin kimi zaman ise siyasi çekişmelerin merkezinde olmuştur. Özellikle İkinci Meşrutiyet sonrasında İttihat ve Terakki’nin ülke yönetiminde etkinliğini artırmasıyla muhalif olan askeri kanadın örgütlenmesi gecikmemiş ve Halaskar Zabitan örgütü ile aralarında çekişme başlamış neticede Balkan Savaşları esnasında ordunun içinde bulunduğu durumun trajik boyutlarının yansımaları neredeyse Edirne’nin kaybına yol açacak faciaya yol açmıştır.

Dünya savaşı ile ordunun terhis edilmesiyle birlikte kısa süreliğine ordu subayları önderliğinde milis kuvvetleri oluşturulmuş fakat kısa süre sonra düzenli ordu oluşturulmuştur. Cumhuriyet’in ilanıyla beraber karizmatik ve popüler subayların süratle siyasetten uzaklaştırılma teşebbüsleri devrimlere karşı en büyük refleksi ortaya koyabilecek en organize sınıf ordunun etkisini seyreltmeye yönelik girişimdir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında ise Türkiye’nin siyasal konumunu Batı ittifakı içerisinde konumlaması güvenlik paradigmasına da yansımış ve talimnameler bu doğrultuda oluşturulmuştur.

Ancak ordu siyaset mesafesi sağlanamamış ilki 27 Mayıs 1960’da olmak üzere, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980’de askeri müdahaleler yaşanmıştır.

28 Şubat 1997 postmodern darbe olarak tanımlanırken 15 Temmuz 2016’da emir komuta zinciri dışında bir kalkışma gerçeklişmiştir.

Bundan sonra bazı tedbirlerin alınması gerekmiştir. Jandarma her bakımdan İçİşleri Bakanlığına bağlandı. Askeri liseler ve harp okulları kapatıldı, bu okullarda okuyan öğrencilerin ilişkileri kesildi. Yeni bir yapıyla Milli Savunma Üniversitesi hayata geçirildi. Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin adı değiştirilerek Sağlık Bilimleri Üniversitesine bağlandı ve GATA yönetmeliği yürürlükten kaldırıldı. Yeni anayasa ile askeri mahkemeler, disiplin mahkemeleri haricinde tamamiyle kapatıldı. Büyük şehirlerdeki zırhlılar uygun yerlere taşınmaya başlanırken, Genelkurmay Başkanı  önce Cumhurbaşkanı’na, hükümet sistemiyle beraber Milli Savunma Bakanlığı’na, kuvvet komutanlıkları ise yine aynı bakanlığa bağlandı.

Yeni Askerlik Modeli

Yeni güvenlik modeline paralel olarak yeni askerlik sistemine geçilmesi uygun görülmüştür. Bu bağlamda bedelli askerlik kalıcı hale getirilmiştir. Bedelli askerlikten yararlanacak olanlar ise 1 aylık temel askerlik eğitimine tabi tutulacaklardır. Lise ve altı durumundaki mezunlara 6+6’şar aylık yeni bir model öngörülmüş asteğmenliğin yanına astsubay olarak askerlik görevini yerine getirme olanağı eklenmiştir.

Yeni sistem kamuoyunu ikiye bölerek yeni bir tartışmayı körüklemiştir.

  • Yeni model daha hareketli ve mobilize bir ordu sistemini var etmeye yöneliktir
  • Yeni askerlik modeli ordunun profesyonellik katsayısını artıracaktır
  • Yeni askerlik modeli geleceğin bütünüyle profesyonel ordusu için başarılı bir geçiş sürecidir
  • Yeni askerlik modeli, askerlik yükümlüleri, ordu mensupları ve sivil siyasetin genel olarak destekledikleri buna göre ise başarı değeri yüksek bir sistemi ihtiva etmektedir.

Sınır Dışı Operasyonlar

Teörle mücadele kapsamında, Türkiye’nin yeni güvenlik konsepti dahilinde ilk hamle Suriye’nin kuzeyinde terör kuşağının önlenmesi için Fırat Kalkanı ile operasyon başlatılmış sonrasında farklı isim ve koordinatlarla yine bölgede oluşturulması muhtemel terör hattı engellenmek istenmiştir. Sınırların ötesinde terörle mücadelede ikinci hamle ise Sincar’ın ikinci Kandil olmasının önüne geçebilmeye yöneliktir. Irak hükümeti tarafından DEAŞ ile mücadele edebilmek için Türkiye, Başika’ya davet edilmiş daha sonra Başika konusu Irak hükümeti ile sorunlara yol açmıştır. Türkiye ise Irak topraklarından kendisine yönelik tehdit olasılığına karşı Başika’da askeri varlığını devam ettireceğini açıklamıştır.

2016 yılında Ekim ayından itibaren Azez-Mare doğusundaki bölgelerin ve DEAŞ’ın direnç merkezi olan Dabık’ın ele geçirilmesi, el-Bab yolunun açılmasını sağlamıştır. Bundan sonrasında ise harekât güneye doğru yönelerek PYD/YPG unsurlarının ellerinde bulundurdukları mevkilerin Afrin’le birleştirilmesini engellemeye yönelik olmuştur.

Fırat Kalkanı Harekâtı ile Türkiye teör örgütlerine karşı başarılı operasyon düzenlemesinin yanında kimi zaman Amerika, İran, Rusya gibi ülkeleride karşısına almıştır. Özellikle Rusya, Münbiç ve Afrin bölgelerinde hatlar oluşturmuş böylelikle Türkiye’nin karşısındaki cephe sayısını arttırma stratejisini amaçlamış ve Türkiye operasyonlarında bir kırılma meydana gelmesini amaçlamıştır.

ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyon güçlerinin Bağdat Sözcüsü Ryan Dillon’un 15 Ocak 2018 tarihinde geneli PKK/YPG terör örgütü unsurlarından oluşan Suriye Demokratik Güçleri’nden 30 bin kişilik Sınır Güvenlik Gücü kuracaklarını açıklamasıyla beraber, Türkiye’nin gündeminde olan Afrin ile alâkalı operasyon 20 Ocak’ta başlatılmıştı. Fırat Kalkanı Harekâtı ile birlikte terör örgütlerinden temizlenen, Cerablus, El-Bab, Dabık, hattı ile beraber Afrin öncesi bu mevkiye yakın bir güvenli bölge oluşturulmuştu. Zeytin Dalı Harekâtı iler beraber, Türkiye sınırları dışında terör operasyonlarını sürdüreceğini belirtmiş olmuştur. Ayrıca harekât ile beraber birkaç saat içerisinde 72 Türk uçağının 108 hedefi imha etmesi, Türk Hava Kuvvetleri’nin geldiği kapasiteyi göstermek açısından da önemlidir. Harekât ile beraber binlerce terörist imha edildiği gibi, Türkiye’nin uyguladığı stratejiler sonucunda PYD’nin bu hatlar dahilinde insiyatif almaya itilmesi, terör örgütünün mağlup edilmesine yol açmıştır.

Savunma Sanayii

Son yıllarda yerli savunma sistemlerinde yaşanan gelişmeler Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle beraber uygulamaya koyulan 100 günlük eylem planlarında da kendisini göstermiştir. Örneğin ikinci 100 günlük eylem planında savunma ile ilgili bazı başlıklar şu şekildedir:

Geliştirilmiş ATAK Projesi sözleşmesinin imzalanması, MİLGEM ”İ” sınıfı fırkateyn sözleşmesinin imzalanması, tank modernizasyonu, Bora Füze Projesi kapsamında son kafile teslimatının kabulü, Özel Maksatlı Taktik Tekerlekli Zırhı Araçlar Projesi sözleşmesinin imzalanması, operatif ve taktik İHA’ların teslimatlarının yapılması, farklı tiplerde 255 zırhlı aracın teslimatının yapılması, 200 adet Mini Akıllı Mühimmat teslimatının yapılması, Modüler Üs Projesi kapsamında 3 adet yeni üs bölgenin kurulması, radar ve top geliştirme projeleri, HÜRKUŞ B temel eğitim uçağının simülartörü HÜRSİM proje sözleşmesinin imzalanması, Mobil Plaka Tanıma Sistemleri, yerli tabanca METE ve Mini İHA Karıştırıcı Sistem teslimatı, insansız saha araçları projeleri ve saha testlerinin başlatılması, ÇINAR Projesi kapsamında 4,5 G şebekesinin 5 G’ye dönüştürülmesi için sözleşme imzalanması, Milli Baz İstasyonu ULAK kapsamında canlı şebekeye geçilmesi, yapay zeka ve robotik projeler kapsamında 117 SAGA başvurusunun değerlendirilmesi, Lazer Silah Sistemi’ne yönelik program belirlenmesi, siber güvenlik eğitim ve yol haritasının hazırlanması gibi konular yer almaktadır.

Ayrıca Türkiye’nin ”denizlerdeki gözü” olması beklene  Ufuk Korveti’de denize indirilmiştir.

ULAK-5G Projeleri

ASELSAN yükleniciliğinde gerçekleştirilen ULAK, milli kaynaklı baz istasyonu projesidir. Haberleşme ve devlet güvenliğinin yanında maliyetlerin azaltılmasına yönelik bir girişimi de ifade etmektedir. Çünkü BTK raporlarına göre 2002-2017 yılları arasında Telekom alt yapı harcamaları için 48 milyar TL harcanmıştır ve bu rakamın büyük bir bölümü ithal edilen baz istasyonları içindir.

ULAK’ın başarılı olması 2023 yılında geçilmesi planlanan 5G sistemi ile yakından ilgilidir çünkü 5G Vadisi’nin kurulumunu üstlenen yapıların başında 5G haberleşme gelmektedir.

Doğu Akdeniz-Kıbrıs

  • Mısır, Fransa’dan iki adet Mistral tipi helikopter gemisi tedarik etmiştir
  • İsrail, Almanya’dan SAAR6 tipi korvetleri ve havadan bağımsız tahrik sistemine sahip Dolphin tipi denizaltıları tedarik etmiştir
  • Rusya, Suriye’de deniz üssü kurmuştur ve bölgede gemileri bulunmaktadır
  • ABD’den yola çıkan ve yüzlerce zırhlı ekipman taşıyan gemi Patriot, Doğu Akdeniz’e giriş yapmıştır
  • Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nde, Fransa, İngiltere, Rusya ve Avrupa Birliği’nin faydalandıkları deniz üsleri bulunmaktadır
  • Bölge ülkelerinden bazılarının aralarında oluşturmaları beklenen ekonomik temelli birlik teorisi henüz çok yeni bir girişim olsa bile bu yönde faaliyete geçirelecek bir paktın askeri kabiliyeti ya da oranizasyonları da olması beklenmektedir
  • Avrupa Birliği Sınır Güvenlik Birimi FRONTEX, bölgede çeşitli operasyonlar sürdürmektedir.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Güney Kıbrıs Rum yönetimi bakanlarla görüşmesinde :

“Ada’nın dış güvenlik garantilerinin mevcut sistemi artık modern gerçekleri ve Cumhuriyet’in mevcut Uluslar arası yasal statüsünü karşılamıyor. BM Güvenlik Konseyi’nin teminatlarının, birleşik bir Kıbrıs’ın güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü korumanın en etkili yöntemi olması gerektiğine inanıyoruz.”

Gürcistan

İlk kadın Cumhurbaşkanı Salome Zurabişvili, NATO’ya üyelik iradesini devam ettireceğini açıklamıştır. Bu durum önümüzdeki günlerde Rusya’nın Gürcistan’a müdahale edeceği yönündeki teorileri yeniden gündeme getirmiştir.

Balkanlar

Makedonya isim değişikliği ve sonrasında NATO üyelik yolunun açılması, Kosova ordusunun kurulmasıyla Sırbistan Kosova gerginliğinin tırmanması bu bölgede sıcak çatışmaların yaşanacağını göstermektedir.

TÜRKİYE İLE İLGİLİ AVANTAJ VE RİSK SAPTAMALARI

Güvenlik, politika, strateji kavramlarının değiştikleri, yeni jeopolitik dengelerin belirdiği günümüzde;

  • Türkiye stratejik mevki bakımından önemli bir noktadadır.
  • Hırisyanlık, Müslümanlık ve Musevlik alemine oldukça yakın olmakla birlikte medeniyetlerin kültürel alışveriş güzergahında bulunmaktadır.
  • Soğuk Savaş dönemi boyunca NATO’nun güney kanad muhafız ülkesi olarak görev yapmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte NATO misyonunu güncellemiştir. Buna göre Rusya’nın yayılmasını engellemek için Spykman’ın teorisi paralelinde Türkiye jeopolitik etkisini yitirmemiştir. Tarihi ve kültürel bağlarının çok kuvvetli olduğu Balkan ve Orta Asya coğrafyasını etkileyebilme potansiyeli bulunduğundan tehdit katsayısı artmış fakat buna mukabil Atlantik cephesi nezdinde de prestijini artırarak, ”Türkiye’siz coğrafya dizayn edilemez” teorisinin doğmasına sebep olmuştur.
  • Liberal kapitalist sisteme entegre olmuş, finansal alt yapısını bu minvalde şekillendirmiştir.
  • Akdeniz’e geçişi kontrol etmektedir. Özellikle Yeni Roma bağlamında odak olan Doğu Akdeniz’de sıhanlığı bulunmaktadır.
  • Rusya’yı Kafkasya’da dengelemektedir.
  • İslâmi köktendinci akımlara karşı âdeta sigorta olarak görev yapmaktadır.
  • Karadeniz’in bir Rus gölü haline gelmesine set çekmektedir.
  • Müslümandır fakat lâik bir demokrasiye sahiptir.
  • Batı ile uzun süreden beri münasebetleri olan bir ülkedir.
  • Bölgede hassas zamanlarda; İsrail ile Hamas, İsrail ile Suriye, Azerbaycan ile Ermenistan, Kosova ile Sırbistan, Sünni gruplar ile Şii gruplar arasında arabuluculuk görevini üstlenmiştir.

Özel ve Jeopolitik Konum Açısından Türkiye:

Özel Konum

  • Avrupalı ve Asyalı olduğu gibi aynı zamanda da Ortadoğu ülkesidir.
  • Yarımadadır.
  • Üç kıtayı birleştirir.
  • Boğazlar ticaret ve güvenlikte önemli stratejik bir noktadır.
  • İnançların kesişim noktasındadır.
  • Kadim Medeniyetlerin ev sahibidir.

Jeopolitik Konum

  • AB, Rusya, İran gibi yükselen güçlere yakındır. ABD ve Çin’e coğrafi açıdan uzak durumda bulunsa da, ABD’nin Irak’a yerleşmesi ve burada bulunan üsleri, Çin’in ise Suriye’nin inşaa sürecinde yer alacak olmasıyla Suriye’ye rotasını çevirmesi üzerine dolaylı olarak bu ülkelerle de yakın durumda bulunacaktır.
  • Şu an için tartışmaya açılsada NATO üyesidir. Ayrıca ŞANGHAY ile ilişkilerini geliştirmektedir.
  • İstikrarsızlık bölgelerinin kesişim noktasındadır.

Jeopolitik Riskler: Türkiye bulunduğu konum itibariyle her ne kadar yüksek potansiyel ihtiva eden mevkiye sahip olsa da Kafkasya, Ortadoğu ve Balkanlar gibi dünyanın en sorunlu ve istikrarsız bölgelerine kültürel ve coğrafi olarakta yakındır. Bu bölgelerde meydana gelen ve halâ sürecek olan iç çatışmalar ve sınır değişikliği gibi etmenler Türkiye’ye de yansımaktadır. Çünkü artık ülkeler birbirleriyle son derece entegredir. Irak bir operasyona maruz kaldıktan itibaren Türkiye’nin Kuzey Irak hassasiyeti artmıştır. Bağımsız bir Kürt devletinin dezavantajları tartışılmakta bunun irredentist bir mahiyete bürünme ihtimali ciddi bir kaygı olarak kabul edilmektedir. Aynı sorunlar diğer ülkelerdeki istikrarsızlık için de geçerli olacaktır. Türkiye etrafında meydana gelen ve gelebilecek sınır değişikliklerinden bu olaylardan uzak dursa dahi etkilenecektir. Yani Türkiye’nin jeopolitik konumu avantaj olmasının yanında ciddi riskleri de taşımaktadır.

Askeri Riskler: Türkiye kökenlerinin uzandığı Asya’dan itibaren ordu öncelikli bir yapıda olmuş ve son üç asrında da ordu bürokrasi ve ordu halk ilişkileri inişli çıkışlı bir süreç izlemiştir. Devleti Aliyye’nin yeniden restore edilmesinin birincil koşulu olarak ordu modernizasyonu şart görülmüş ve askeri alanda pek çok ıslahat yapılmıştır. Sınıfsız toplum yapısına sahip Türk siyasi tarihinde askeri zümre devletin çekirdeği, pozitivist akımların etkisiyle aydınlanmanın öncüsü ve yeni rejimin ilanıyla rejim koruyucusu gibi misyonlar üstlenmenin yanında burjuva sınıfının oluşturulmasında da rol oynamıştır. Bu denli önemli görevleri üstlenmiş bir zümrenin ayrıcalıklı bir sınıf olarak telakki edilmesi olası olmasının yanında askeri müdahalelere doğal zemin yaratması bakımından da önemlidir. Askeri darbeler ve muhtıralar ordunun geneli itibariyle halk nezdinde itibarını sarsmış olabilir fakat emir komutanın oldukça laçka edildiği ve ordunun halk ile karşı karşıya kaldığı 15 Temmuz süreci gibi bir hadise Türk siyasi tarihinde görülmemiştir. Bu askeri kalkışma başarısız olarak nitelendirilse de bazı bakımlardan oldukça başarılıdır. Disiplini Prusya ekolüne dayanan orduya disiplin çiğnetilmiş, halk nezdinde oldukça puan kaybetmiş, asker sivil ilişkilerinin çokta doğru olmayan bazı yeni uygulamalarıyla kurumsal yapısıyla alakalı belirsizlikler oluşmuştur. Bunun yanında ordu çağın gerekliliklerine tam manasıyla adapte olamamıştır. Siber güvenlik timini var edememenin yanında, uzay komutanlığını hayata geçirememiştir. Ordu da halâ biyolojik, kimyasal saldırı olasılıklarına yönelik tedbirleri geliştirememiştir. Lojistik, ikmal, maliye gibi askerlikle alakası bulunmayan birimlerle iştigal edilmesi ordu konsantrasyonuna zarar vermektedir.

Ekonomik Riskler: Asya steplerinden itibaren Türklerin ekonomik konularla arası iyi olmamıştır. Bunun coğrafi faktörleri ağır basmakla birlikte Devleti Aliyye’nin buhranlı günlerinde de ciddi bir ekonomik politika geliştirilememiştir. İlk dış borçlanma ve para basma yetkisinin yabancılara verilmesiyle bağımsız para politikasını terk eden devlet Cumhuriyet döneminde ilk başlarda toparlanmakla beraber sonrasında yine borçlanan, yeterli istihdam yaratamayan bir ülke haline gelmiştir. İthal ikameci politikalar yakın dönemde bir kenara bırakılmış bu bir bolluk getirmekle birlikte kısa zamanda Türkiye’yi yabancı marka pazarına çevirmiştir. Türkiye’de ki bütün askeri ve sivil darbelerin mutlaka ekonomik boyutları bulunmaktadır. Son yıllarda ekonomik olarak bir toparlanma yaşanmakla birlikte kimi kesimlerden özelleştirmeler ve piyasadaki sıcak paraların kaynak ve akıbetleriyle ilgili eleştirilerde yöneltilmektedir. Türkiye ekonomik potansiyeli bulunmakla birlikte ciddi ekonomik risklerde yaşayan ve yaşayacak olan ülke sinyalini vermektedir.

Toplumsal Riskler: Genç, dinamik yapısı artan nüfusu ve milli manevi bağlarıyla Türkiye güçlü bir yapı sergiliyor gibi görünse de ciddi riskleri de taşımaktadır. Genç ve kalabalık nüfus büyük güç olmak için tek başına yeterli ve geçerli faktörlerse Afrika’nın veya Asya’nın bazı ülkelerinin dünya klasmanında her bakımdan zirvede yer almaları gerekir. Oysa yeteli istihdam olanaklarının sağlanamadığı, ciddi bir vizyoner planlamanın yapılmadığı yerde genç nüfus atıllıktan başka bir işe yaramayacaktır. Üstelik yakın gelecekte teknolojik ilerlemeler robotlar ve yapay zeka uygulamalarına daha fazla imkan vereceğinden işsizlik artacak ve insanlar farklı illegal yöntemlere yöneleceklerdir. Türkiye toplumu öz benliğini de büyük oranda zedelemiştir. Tam manasıyla batı veya doğu kültürünü benimseyen kitleler öz yaşayışını kaybetmiş doğu batı arasında adeta bir yarım form olarak kalmıştır. Ailenin önemi geçerli olsa da boşanmaların arttığı, sadakatsizliklerin çoğaldığı, madde bağımlılığının arttığı ve insanların gittikçe eskiye özlem duyduğu bir populasyon teşekkül etmeye başlamıştır.

Bilgi Teknolojisi Riskleri: Gelecek bilgi ve teknoloji üzerinde şekillenecektir. Bu süreçte mevcut ve yeni mühendislik dallarının geliştirilmesi, patentlerin artması ve ar genin geliştirilmesi öncelikli olacaktır. Türkiye’de kısa süre evveline kadar talep olmadığı gerekçesiyle fen bilim dallarının kapatılmasının gündeme taşınması bu hususta ne denli ciddiyetsiz olunduğunun göstergesidir. Türkiye’nin bir Ulusal Teknoloji Kitabı’nın olduğu meçhuldür. Yazılım, genetik, siber platformlar gibi hususlarda ciddi eksikler bulunmaktadır. Çok iyi yetişmiş kişiler büyük oranda beyin göçü ile batı ülkelerinde yaşantılarını sürdürmektedir. Köken ve kültür olarak Türk olmasına rağmen Nobel’i alan Sancar bile ABD’de yaşamakta, çalışmalarını orada sürdürmektedir.

Strateji Kaynaklı Riskler: Dünya’da bütün ciddi ülkelerin belirlenmiş ulusal stratejileri bulunmaktadır. Ulusal stratejiler kısa dönemli değil, ülkelerin onlarca yıllık öteki hedeflerini muhteviyatlarında bulunduran planlamalardır. Bir ülkede iktidar değişebilir hatta yüz ölçümü değişebilir fakat belirlenmiş ulusal stratejiler ana eksenlerinden aşırı bir sapma göstermezler. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması, Rusya’nın ulusal stratejisinin bir Avrasya İmparatorluğu kurmakla beraber, Kırım, panslavizim ve sıcak denizlerin Rusya nezdinde ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Aradan iki buçuk asır geçmiştir, Rusya rejimselde dahil olmakla birlikte pek çok değişiklik yaşamıştır ancak bugüne bakıldığında ulusal stratejisinin değişmediği görülür. Aynı şekilde İran, İngiltere, ABD, Almanya, Yunanistan, Çin gibi önemli ülkelerinde ulusal stratejileri mevcuttur. Türkiye’de ise her iktidar dönemine müstakil dış politika, güvenlik konsepti, eğitim programları belirlenmektedir. Bunlarında ötesinde Türkiye’nin ileriki yıllarda kendini nerede görmek istediği hususunda belirsizlikler bulunmaktadır. Yani Türkiye’nin mevcut bir ulusal stratejisi bulunmamakta bu durum Türkiye gibi devlet geleneğine haiz bir ülke açısından büyük risk taşımaktadır.

ÖNEMLİ GLOBAL TEZLERE GÖRE TÜRKİYE VE TÜRK GÜVENLİK SİSTEMİ

Zbigniew Brzezinski’nin tezlerine göre Türkiye ve İran jeopolitik konumlarının yanında jeostratejik aktör olmaya aday ülkelerdir. Brzezinski Türkiye’nin konumuna atıf yaparken Rusya’yı dengeleme ya da çevreleme figürü olarak da işaret eder:

”Türkiye, Karadeniz Bölgesi’nde istikrar sağlamakta, Karadeniz’e Akdeniz’den ulaşımı kontrol etmekte, Kafkasya’da Rusya’yı dengelemekte, İslam muhafazakarlığına karşı halen panzehir olmakta ve NATO’nun gündeydeki güvencesi olarak hizmet etmektedir. İstikrarsız bir Türkiye muhtemelen güney Balkanlar’ın güneyinde şiddeti başlatacak Kafkasya’daki yeni bağımsız devletlerde Rusya’nın yeniden hakimiyet kurmasını kolaylaştıracaktır.”

ABD özel istihbarat şirketi STRATFOR’un kurucusu başkanı George Friedman ise kitlesel bir dünya savaşı olacağını tezlerinde işlemektedir. Bu ortamda Türkiye ve Japonya’nın yakınlaşacağını savunur:

İkinci Dünya Savaşı’nda iki yükselen güç Almanya ve Japonya küresel düzeni yeniden tanımlamak istediler. Yirmi birinci yüzyıl ortalarında ise jeopolitiğin bu döngüsel çemberi kendisini tekrarlayacak…Japonya bu sefer Almanya yerine Türkiye ile müttefik olacak.”

Savaşın geleceği ile ilgili olarak Türkiye’nin yayılmacı bir politika izleyeceğini ifade eder:

”Birkaç dakika içinde insansız hava uçağından fırlatılan füzeler Avrupa ve Asya’daki ABD güçlerini vurmaya başlayacaktır.”

”Savaş Polonya bloğuna yapılan aldatıcı bir hareketle başlamış olacaktır. Şimdi Türkiye buraya kara saldırısı yapacak ve bunu hava kuvvetleri ile destekleyecektir. Polonya bloğunun devre dışı bırakılması Türkiye’ye her yerde at oynatma imkanı verecektir. Bu nedenle gücünü Rusya ve Kuzey Afrika’da boşa harcamaktansa, Türkler Bosna’dan Balkanlara doğru kuzeye saldıracaktır. Burada kilit silah zırhlı piyade askerleri olacaktır. Askerin üzerindeki zırh onu yaralanmaya karşı koruyacak ve aynı zamanda onun hızlı hareket etmesini sağlayacaktır.”

‘Türkler Bosna’dan Hırvatistan topraklarına kuzeye doğru Macaristan’a saldrıacaktır…Esas askeri hedefleri Slovakya, Ukrayna ve Romanya’daki Karpatlar olmasına rağmen Budapeşte’ye gireceklerdir. Eğer Karpatları alırlarsa Romanya ve Bulgaristan tecrit edilecek ve Karadeniz bir Türk gölü haline gelecektir.”

”Macaristan işgal edilecek Polonya tecrit edilecektir.”

Savaşın sonlarına doğru ise Türkiye’nin durdurulacağını ve ABD’nin zafere ulaşacağını belirtir:

”2051 Şubat ayında ABD elindeki mevcut hava gücünü harekete geçirecek ileri teknoloji yeni hava uçaklarıyla Polonya’nın güneyinden Türkiye’nin güçlerini vuracaktır. Bunun sonucunda Türk Hava gücü ciddi kayıplar alacak ve çok sayıda robotik sistem ve mühimmatın yok edilmesiyle yüzlerce zırhlı askerini kaybedecektir.”

Friedman’ın öngörüleri sıradan teoriler bütünü olarak anlaşılmamalıdır. ABD özel istihbarat şirketi STRATFOR, ABD Savunma Bakanlığı tarafından desteklenmektedir, STRATFOR’a bağlı olarak ise 300 civarında Think Tank görev yapmaktadır.

Graham Fuller, CIA’nın Ortadoğu ve Türkiye masası analisti olarak görev yapmış ve bu coğrafya ile ilgili pekçok kitap yazmıştır. Bu kitaplardan en önemlisi Yeni Türkiye Cumhuriyeti adını taşımaktadır. Kitabın can alıcı bölümünde Fuller, Türkiye’de ki her siyasi grubun Avrasya’ya yönelim eğiliminde olacağını işleyerek Türkiye’ye bu coğrafyayı işaret etmektedir:

‘Milliyetçiler Avrasya’dan pan Türki bağlara vurgu yapma eğilimindedirler bundan dolayı Rusya ve Çin’e karşı soğukturlar. Bazı milliyetçiler için Rusya ve Çin’le işbirliği çok lanetli bir şeydir.

Seküler Milliyetçiler bir yandan Batı’ya güvenmezken aynı anda İslama karşı da derin bir güvensizlik besleme bakımından Kemalist kampa katılmaktadırlar. Osmanlı dönemine saygıları yoktur bunun yerine İslam öncesi Türk geçmişini bağırlarına basarlar. Sovyet sonrası dönemde Avrasyacı bir yönelimde Rusya’nın merkeziliği, sözü edilen bu laikçiler arasında, özellikle de orduda, en kuvvetli şekilde destek görme eğilimindedir.

İslamcılar Avrasya’ya bakmakta ama İslami ve Ortadoğu unsurunun önemine vurgu yapmaktadırlar. İslamcıları Avrasyacı Türklere yaklaştıran şey, pan Türkizmden çok, İslamdır, ancak İslamcılar Türk tarihi ve geleneğine ilişkin bir ulusal gururdan da yoksun değildirler. Fetullah Gülen düşüncesinde bu önemli bir faktördür.”

İsrailli akademisyen David Passig çoklu disiplinler alanında yaptığı çalışmalarla özgün kuramcılardan birisidir. Siyaset bilimi, dördüncü sanayi devrimi, futurizm konularında dersler vermektedir. Türkçe’ye de çevrilen kitabı 2050’de Türkiye ABD ittifakına vurgu yapar ve Türk savunma sisteminin desteklenmesi karşılığında Türkiye’yi, Rusya’nın Balkanlar’dan kuşatılma unsuru olarak sunar:

”Rusya’nın kuşatılmasına yardım etmesine karşılık Abd’den özel teknolojilerinden geniş ekonomik yardıma pek çok konuda fayda bekleyecek. 2020 yılına doğru Abd’de gizlice geliştirilen hareket teknolojileri askeri deneylere hazır olacak. Türkiye bu teknolojileri memnuniyetle alacak ve kendi etkisi altında olan Balkanlar’dan Rusya’ya karşı kullanacak.”

GELECEĞİN GÜVENLİK ORTAMI

Nüfus Demografi

BM tahminlerine göre ani kitlesel ölümlerle karşılaşılmaması durumunda 2043 yılında dünyanın nüfusu 9 milyar civarında olacaktır. Yaşlanma ise kuzeyden güneye bir seyirle devam edecektir. Kadınların sosyal ve iş hayatına daha fazla dahil olmalarıyla boşanma oranları artacak, babasız çocuklar sendromu yaygınlaşacaktır. Örneğin 50 yıl önce ABD’de doğan çocukların %5’i evlilik dışıydı. Bugün ise oran %41’i geçmiş bulunmaktadır. Bu sosyal yapıdan anladığımıza göre çevrimiçi ilişkiler daha çok tercih edilir olacaktır. Japonya ve Rusya gibi ülkelerin nüfusları oldukça azalacaktır. Nüfus Batı’ya ve metropollere akmaya devam edecek metropoller suç deposu olmayı sürdüreceklerdir.

Doğal afetlerin ise şiddetleri artan eğilimlerle devam edecektir. Yeni salgın virüsler yeni hastalıklara sebep olacak, iklim değişiklikleri tarımı etkilediğinden tarımsal ürünlerin fiyatları yükselecek ve bugünkü temel gıdalar lüks kategoride değerlendirilecektir.

Yeni İş Dünyası

Günümüzde otomasyon sistemlerinde hizmete sokulan robotların kapasiteleri artırılacak ve yapay zeka da üretimde değerlendirilecektir. Bu sebeple geleneksel mesleklerin çoğu tasfiye olacaktır. Bu meslekler arasında oldukça popüler görülen doktorluk ve hakimlik başta gelmektedir.

-Sanal finansal planlayıcısı

-Uzay acentaları

-Robot- yapay zeka danışmanlığı

-Uzay koruma memurları

-Kişisel veri koruma uzmanları

gibi yeni meslek dalları belirecek ancak yeni kulvarlar popülasyonun istihdamında verimli olamayacaktır. Bu sebeple yeni ekonomi modellerinin doğması öngörülmektedir.

Eğitim

İlerleyen yıllarda eğitim, okul ve fakülte olarak tanımlanan fiziki birimlerin tekelinden çıkacak dijital dersler, dijital üniversiteler ve dijital öğretmenler konseptine evrilecektir. Uzaktan ve kişiselleştirilmiş eğitim programlarında devlet katkıları minimuma inecektir. (Devlet mekanizmasının varlığını sürdürmesi durumunda)

Konulara harcanan zaman kısalacak, 2040’lı yıllara varmadan çocukların %60’ı fiziksel olarak okullara gitmeden eğitimlerini sürdüreceklerdir.

Ulus Yapıları

Siyasal bakımdan federal, yarı federal, klasik üniter farketmeksizin bir devlet tek bir milli kimliği içeriyorsa ve tek bir ulusal egemenlik kavramına dayanıyorsa üniter demektir. Aslında ABD, Almanya, Rusya gibi ülkeler de bu kategoride üniter devletlerdir. Üniterliğin tanımı ise bize göre üç bütünlük dahilinde incelenmelidir.

1) Ülkesel Bütünlük:

a) Milli Kimlik: Dil, kültür, ortak tarih, ortak hedefler…

b) Ulusal Egemenlik : Milli kimlikten beslenmektedir. Siyasetin küresel boyutu ve sivil toplum mekanizmasının gelişmesiyle birlikte aşınmaya başlamıştır.

2) Siyasi Bütünlük: Hukuki anlamda birey ve devlet arasındaki bağı sağlayan vatandaşlık kavramıdır.

3) İdari Bütünlük:

a) Merkezi Bağ: Vatandaşlık

b) Merkezi Finans: Merkez Bankaları

c) Merkezi Ordu: Resmi ordular

Üç bütünlük kavramlarından ulusal egemenlik süper bireyler, şirketler, sivil toplum, ulus üstü mekanizmalar gibi gelişmelerin entegrasyonlarıyla beraber aşınmıştır artık Hiçbir ulus yüzde yüz bağımsız değildir. Siyasi bütünlük kavramını oluşturan vatandaşlık kavramı ise Bitnation projesiyle dijitalleşmeye başlamıştır. Bu proje daha çok yenidir. Ancak yakın gelecekte dijital uygarlıkların mensubu olabilmek için dijital kimlikler teklif edilecek bu durum ise klasik vatandaşlık kavramında kökten bir değişime yol açacaktır.

İdari bütünlüğün ilk ayağı merkezi bağdır ve devlet ile vatandaşı arasındaki ilişkiyi yani vatandaşlığı ifade etmektedir. Biz bu kavramın nasıl bir dönüşüm sürecinde olduğunu birkaç satır evvel izah ettik. İkinci ayak olan merkezi finans ise merkez bankaları ya da ekonomiyle ilgili bakanlıklardır. Bir devletin devlet olabilmesi için resmi para biriminin bulunması gerekmektedir. Oysa Bitnation, Holochain projeleri ile finans kontrol mekanizmalarından devletler soyutlanmakta, para basma ve para politikaları belirleme tekelleri zamanla ortadan kalkmaktadır. İdari bütünlük kavramının üçüncü ayağı olan merkezi ordular ise devletlerin sahip oldukları resmi şiddet tekelini bulunduran kurumlardır ve devletlerin sert güç uygulamalarının yanında kimi zaman asayiş için başvurdukları mercilerdendir. Günümüzün askeri endüstrisi özelleştirme kavramından nasibini alarak özel şirketleri var etmiştir ve artık vekalet savaşları ordulardan daha çok şirket mensupları aracılığıyla sürdürülmektedir. Ancak henüz resmi ordu kavramları ortadan kalkmamıştır. Fakat orduların tamamen dijitalleşmeleri, nano ve akıllı mühimmat uygulamalarına başvurmalarıyla devletler ordu denetimlerini kaybedebileceklerdir çünkü bu mekanizma saldırılara açık olacaktır. Ayrıca akıllı cihazlara istenildiğinde klasik insanların ve klasik devletlerin hükmetme şanslarının ne oranlarda olabileceği bir başka tartışmanın konusudur. Demek ki globalleşme sürecine rağmen şu anda ulus devlet yapılarını sürdüren üç bütünlük ve bunların alt kategorilerinden yalnızca milli kimlikler en kuvvetli oranda yaşamlarını devam ettirmektedirler. Ortak dil, din, beklenti, düşman gibi kavramlar şu an için yeni fakat yakın gelecek için geçerli kavramlardır ve bu bakımdan klasik ulus kavramlarının var oldukları biçimde yaşamlarını sürdürmeleri mümkün değildir.

İnsanlık 2.0

Dan Brown’un Başlangıç isimli romanı insan teknoloji karışımı hibrid canlılardan müteşekkil yeni bir yaşam biçiminin yaklaştığını vurgulamıştır. Bu roman Ray Kurzweil’in İnsanlık 2.0 isimli Transhümanist ve Singularity kavramlarının işlendiği kitabının hikayeleştirilmiş biçimidir.

Kurzweil ise kitabında yeni bir din kavramının üzerinde durmuştur:

”… Geleneksel dinin oynadığı başlıca rollerden biri ölümün rasyonelleştirilmesidir. Yani iyi bir şey olarak açıklamaya çalışmak. Tekillik yaşama gerçek bir anlam verecektir…”

”… Yeni bir dine gereksinimimiz var… Karizmatik bir lider eski modelin öğesidir. Bu, uzaklaşmak istediğimiz bir şey. Evrendeki madde ve enerjiyi zekaya doyurduğumuz zaman uyanacak, olağanüstü zekaya sahip olacaktır. Bu, düşünebildiğim tanrıya en yakın şeydir.”

 

SÖYLEŞİDEN KARELER:

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz