Twitter Facebook Linkedin Youtube

FİLİSTİN YAHUDİLERİ; SAMİRİLER

Farklı inançları, gizemli geçmişleri ve kendilerine has bilimleriyle Filistin Yahudileri ya da diğer adlarıyla Samiriler, buhranlarla kasıp kavrulan Ortadoğu’da, İsrail’in Filistin halkına yönelik ihlallerine şahitlikleriyle başta İsrail Yahudilerinin olmak üzere insanlığın vicdanının yeniden adalet ilkesi üzerine yeşermesini ümit ediyor.

Samiriler, Kudüs’ten yaklaşık 80 kilometre uzakta, işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyinde, bazen Ortadoğu’nun “Süslü Gelini Şam’ın Kız Kardeşi” olarak bazen de “Küçük Şam” (Dimeşk es-Suğra) olarak adlandırılan tarihi Nablus kentinde yaşıyorlar.

Kudüs yönünden Nablus’a doğru giderken solda yükselen “Kutsal Gerizim Dağı’nın” sakinleri olan Samiriler’in, İsrail’in başkenti Tel Aviv yakınlarındaki Holon bölgesinde yaşayan akrabalarıyla birlikte sayıları 800’ü buluyor.

Dünyanın en küçük dini cemaati sayılan, gizemli yapılarıyla, yaklaşık 3 bin yıllık tarihleriyle Filistin Yahudileri olan Samiriler, bölgedeki tüm siyasi çekişmelerden uzak durarak, varlıklarını sürdürmeye çalışıyor. Samiriler, Gerizim Dağı’na yönelerek dini ayinler düzenliyorlar.

Samiriler, İsrail’in kendilerine vatandaşlık vermesine rağmen, işgal altındaki Filistin topraklarında yaşamayı tercih ediyor, Filistin toplumuna entegre yapılarıyla, konuştukları Arapça dilleriyle dini-kültürel varlıklarının Filistin’in ayrılmaz bir parçası olduğunu söylüyor.

İsrail Yahudilerinden farklı olan, İsrailoğulları’nın babası Hazreti Yakub’un 12 oğlundan (Esbat) Hazreti Yusuf’un çocukları olduklarını iddia eden bu gizemli Yahudi topluluk, Hazreti Musa’ya inen gerçek Tevrat’ın kendilerinde olduğuna inanıyor, diğer Yahudilerin “vahyi” tahrif ettiklerini öne sürüyor.

Samiriler, Hazreti Musa’nın vefatından sonra Hazreti Yuşa Bin Nun’un komutasındaki İsrailoğulları’nın 3 bin yıl önce Filistin topraklarını fethettiğinden bu yana Nablus’ta yaşıyor, Beyt’ul Makdis’in Kudüs’te değil, “Küçük Şam’daki” Gerizim Dağı’nın üstünde olduğuna inanıyor.

Müslümanların ve Yahudilerin aksine Hazreti Davud ve Hazreti Süleyman’ın peygamberliğine inanmayan, onları eleştirerek siyasi kişilikler olarak kabul eden Samiriler, yine Hazreti İbrahim’in Allah’a kurban etmek istediği oğlunun Hazreti İsmail olduğunu kabul eden çoğu İslam aliminin aksine kurban edilmek istenenin Hazreti İshak olduğunu iddia ediyor.

Samiriler’de Allah’ın varlığı ve birliği ilkesi (Tevhid) tıpkı İslam inancında olduğu gibi inancın temelini oluşturuyor. Hazreti Musa’yı peygamberlerin en büyüğü olarak kabul eden Samiriler, Hazreti Muhammed’in peygamberliğini tasdik etmekle beraber inanç konusunda kendilerini bağlamadığını belirtiyor.

Kur’an-ı Kerim’de geçen “Samiri” şahsıyla bir alakalarının olmadığını her münasebette vurgulayan Samiriler, isimlerinin etimolojik kökeninin Tevrat’a bağlılıklarını ifade eden ve onu koruduklarını belirten İbranicedeki “Şomer” kelimesinin bir türevi olduğunu ifade ediyor.

İsrail’in bu gizemli topluluğa yaklaşımı da farklı. Azınlığın Filistin halkı ile iç içe girmesine sıcak bakmayan yönetim, yaşadıkları mahallenin giriş çıkışlarını kontrol altında tutuyor. Mahalleye girişler sabah 7 ile akşam 7 arasında sınırlandırılmış ve Filistinliler kendi toprakları içerisinde yer alan bu mahalleye yalnız özel izinle girebiliyor.

-AA ekibi Gerizim dağında

AA ekibi, Samiriler’i yakından tanımak, dini yapılarını, gelenek ve göreneklerini öğrenmek, İsrail-Filistin sorununa bakış açılarını kendilerinden duymak üzere işgal altındaki Batı Şeria’nın kuzeyindeki Nablus kentine, Filistin Yahudilerinin yaşadığı Gerizim Dağı’nın zirvesindeki mahalleye gitti.

Hazreti Harun’un 163’üncü kuşak torunu olduğunu belirten ve Samirilerin Başkâhini 81 yaşındaki Haham Abdullah Vasıf Tevfik es-Samiri, evinde konuk ettiği AA muhabirine dini inançlarına ilişkin olarak, “Samiriliğin Allah’ın varlığına ve birliğine iman, Hz. Musa’nın nübüvvetine iman, Tevrat’ın Hz. Musa’ya vahyolunduğuna iman, Gerizim dağının kutsallığına iman ve ahiret gününe iman şeklinde 5 temel erkânı vardır. Yani takriben Müslümanlarla aynıyız.” dedi.

“İbadetlerimiz, namazlarımız tıpkı Müslümanların namazları gibi, abdest, rüku ve secdeden ibarettir.” diyen Başkâhin Samiri, “Tevrat’ta Hazreti Muhammed’in geleceğine işaret ediliyor. Biz Hazreti Muhammed’in peygamberliğini tasdik ediyoruz. Ancak Hazreti Muhammed’e ittiba etme konusunda bize herhangi bir yükümlülük farz kılınmamıştır.” ifadelerini kullandı.

Samiri, “Gerizim dağı bizim için mukaddestir. Hazreti İbrahim, oğlu İshak’ı (İslamiyete göre İsmail peygamber) Gerizim dağı üzerinde Allah’a adamak istemiştir.” diyerek, “Tevrat, 3 bin 560 yıl önce vahyolundu. Bizde 3 bin 560 yıllık Tevrat mevcuttur. Deri üzerine el yazması Tevrat mevcuttur. Benim görevim, Samiriler’i kutsal günlerinde kutsamak, evlilik, boşanma akitlerini yazmak, nikahlarını kıymaktır. Biz hahamlar sadece dini işlerle uğraşırız.” şeklinde konuştu.

Osmanlı Devleti’nin kendilerini koruduğunu, bugün varlıklarının Osmanlı Devleti sayesinde olduğunu belirten Başkâhin Samiri, “Biz biliyoruz ki Osmanlı Devleti haçlıların aksine Samiriler’i koruyup kollamıştır. Dolayısıyla şimdi onların torunları olan Türkiye halkına dua ediyoruz. Allah onlara hayır dolu günler, kalkınma ve gelişim nasip etsin. Türkiye halkı her güzelliği hak eden bir halktır.” dedi.

-“Samiriler 3 bin 555 yıldan bu yana Nablus’ta yaşıyorlar”

Öte yandan AA muhabirine açıklamalarda bulunan Samiri Müzesi Müdürü Haham Hüsnü Vasıf Es-Samiri ise Samiriler’in tarihine ilişkin olarak, “Samiriler, İsrailoğulları sülalesinin gerçek uzantılarıdır. İsrailoğulları Mısır’dan çıktıktan ve Sina’da 40 yıl çölde kaldıktan sonra Filistin’in bugünkü Eriha kenti çevresine geldiler. İsrailoğulları oradan da 3 bin 555 yıl önce Şekem’e (Nablus) varıp mukaddes topraklara girdiler. Nablus’un diğer adı olan Şekem, kutsal Gerizim dağının yanında olduğu için, Gerizim’e nispeten omuz anlamına gelen bu isimle isimlendirilmiştir.” ifadelerini kullandı.

Samiriler’in diğer Yahudilerin aksine Kudüs yerine Nablus’u kutsal kabul etmelerinin bir başka sebebi olarak Haham Vasıf es-Samiri, “Kral Süleyman’ın (Hazreti Süleyman) Kudüs’te mabedi inşa etmesinin sebebi tamamen siyasiydi. Süleyman’ın yandaşları Tevrat’ta mabedin konumuna ilişkin geçen pasajları tahrif ettiler. Halbuki bizim Tevrat’ımızda söz konusu mabedin konumuna ilişkin seçilen yer Gerizim dağının zirvesidir. Rıdvan yılları olarak niteleyebileceğimiz sorunsuz yıllar boyunca yani 260 yıl boyunca mabet Gerizim dağının üzerinde mamur kaldı.” dedi.

Haham Vasıf es-Samiri Müslümanlarla olan ilişkilerini, “İslam olmasaydı biz olmazdık. Zira İslam tevhid dinidir. Samiriler de tevhid ehlidirler. Ancak Samiriler tarih boyunca birçok saldırıya maruz kalmışlardır. İslam’ın tevhid ilkesinin bizim varlığımızın idamesinde çok fazla etkisi olmuştur.” diyerek şunları söyledi:

“Samiriler’in sabah ve akşam ibadet seansları vardır, namaz kılarlar. Cumartesi günleri ise bu iki vakte öğlen namazı da eklerler. 7 saat ibadet ederler. Samiriler ibadetlerinden önce abdest alırlar. Elleri, yüzü, kolları, kulakları ve ayakları yıkarlar. Ayrıca ibadetlerinde rükû ve secde vardır. İşte bu ritüellerde bize en çok Müslümanlar benziyor. Müslümanlar da tıpkı bizim gibi Allah’ın varlığına ve birliğine inanıyorlar. Bu tür benzerlikler bizi ayakta tutmuştur diyebiliriz. Dolayısıyla bize de yaşam alanı oluşmuştur.”

Başta İsrail-Filistin sorununun çözülmesi ve tüm bölgede barışın tesis edilmesi için başkahinlerin riayetinde Sinagoglarında her daim dua ettiklerini ifade eden Haham Vasıf es-Samiri, Ancak biz her zaman şunu söyleriz, Samiriler’den öğrenmeniz gereken şeyler var. Savaş hem İsrailliler hem de Filistinliler için hüsrandır. Dolayısıyla mukaddes topraklarda barış tesis edilmezse, dünyada barışın tesis edilmesi imkansızdır. İşte bu bağlamda üzerimize düşen, 1967 sınırları üzerinde başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin Devleti’nin kurulmasını sağlamaktır. Aynı şekilde 1967 sınırları üzerinde başkenti Batı Kudüs olan İsrail devletinin varlığını da kabul ediyoruz. Bu yoldan başka çıkar yol yoktur. Gelin Kur’an’ı bir tarafımıza, Tevrat’ı bir tarafımıza koyalım ve bu yolu kabul edelim. Savaş her iki taraf için de hüsrandır.” şeklinde konuştu.

-“Filistin’in bir parçasıyız”

Gerizim dağının yanı başındaki mahallelerinde AA muhabirine konuşan Samiri Araştırmaları Merkezi Müdürü Haham Hızır Adil Kâhin Es-Samiri de Filistinlilerle güzel ve güçlü bağlarımız var. Başta Nabluslularla olmak üzere Filistinlilerle binlerce yıllık ortak bir geçmişe sahibiz. İyi günde, kötü günde, mutluluklarımız ve hüzünlerimizi paylaşırız. Biz onların bayramlarına, onlar bizim bayramlarımıza katılırlar. Çocuklarımız, çocuklarıyla aynı okulları ve üniversiteleri paylaşıyorlar. Biz kendimizi Filistin halkının bir parçası addediyoruz.” dedi.

Haham Hızır es-Samiri, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Filistinlilere yönelik politikalarını eleştirerek, “Ben bir Nabluslu, bir Filistinli olarak, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını destekliyorum. Ancak Yahudiliği devletin kimliği haline getiren İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun politikaları maalesef ki mukaddes topraklarda gerilimin tırmanmasına neden olmuş, bu topraklarda yaşayan halklara zor günler yaşatmıştır, yaşatmaya devam ediyor. Ben buradan, AA aracılığıyla mukaddes topraklarda yaşayan insanları barışa davet ediyorum.” ifadelerini kullandı.

Samirilerin, Roş Aşana (İbrani Yılbaşı), Pesah, Hamursuz Bayramı, Haftalar (Şavuot), Yom Kippur (Kefaret Günü), Sukot (Çardaklar), Tevrat’ın nüzulü bayramlarının dışındaki Purim, Hanuka gibi siyasi bayramları olmadığını belirten Haham Hızır es-Samiri, gelenek ve göreneklerine ilişkin olarak şunları söyledi:

“Gelenek ve göreneklerimiz Filistinlilerin gelenek görenekleri gibidir. Evliliklerimiz, taziyelerimiz hep aynıdır. Ancak evlilik konusunda sadece kendi dinimizden birileriyle evlenmemize izin veriliyor. Tabii son dönemlerde bizim büyük alimlerimizden Haham Abdul-Muin’in verdiği fetva ile diğer Samirilerin neslinin devamı için başka dinlerin mensuplarıyla da evlenmemize cevaz verildi. Bu bağlamda ekonomik sorunların yaşandığı Ukrayna’dan ekonomik durumları daha iyi olan Samiriler’e birçok gelin geldi.”

Haham Hızır es-Samiri son olarak, “Bir kez daha AA aracılığıyla bütün insanlığa barış mesajımızı iletmek istiyoruz. Zira barış mutlu bir yaşamın anahtarıdır.” şeklinde konuştu.

Esat FIRATAA

Kaynak: TimeTurk

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz