Twitter Facebook Linkedin Youtube

GEÇMİŞTEN BUGÜNE OSETYA SORUNU

Fatma Asena DURAN

Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi Staj Faaliyeti çerçevesinde ‘Osetya Sorunu’ hakkında öne çıkan satır başları, izlenimler, literatür ve mevzuat taraması neticesinde tarafımca ortaya konan gelişmeler şu şekildedir:

Çatışmaların Tarihsel Boyutu

Bilinen en köklü Kafkas halklarından olan Osetler, bölgenin kalbi denebilecek bir merkezde yerleşim kurmaları sebebiyle yüzyıllardır pek çok milletin iştahını kabartan Kafkasya’da önemli stratejik etkilere sahip olmuşlardır. 18. yüzyılın başlarında Çarlık Rusyası’nın bölgeye yönelim gösterdiği ilk zamanlardan başlayarak 2008’de Rusya Federasyonu (RF) ile Gürcistan arasındaki kıvılcımların iyiden iyiye alevlenip savaşa dönüşmesine kadar pek çok çatışmanın arenası haline gelen Osetya, gerek stratejik konumu, gerek Rus kökenli devletlerin birbirinin devamı niteliğindeki Kafkasya politikaları bakımından global güç yarışında kilit taşı konumundadır.

a) Bölgenin Genel Tarihi [1]

Yakın tarihte ortaya çıkan arkeolojik kalıntılar ışığında, dağlık bölgelerinde Bronz Devri sanatının önemli eserlerinin bulunduğu Osetya; tarihi boyunca bölgeye gerçekleştirilen akınların beraberinde getirdiği farklı etnisiteler ve bölgeye adını veren Kuban kültürü ile etkileşimler yaşamış oldukça köklü bir geçmişe sahiptir. Sözü geçen akınlar ilk olarak MÖ 8. yüzyılın sonlarında göçebe bir topluluk olan İskitler ile başlamıştır. İran kökenli İskit kavmi sefer güzergahını Kafkasya olarak tayin etmiş, buranın yerli halkıyla evlilikler gerçekleştirerek Kubanlar ile olan ilişkilerini geliştirmiş ve bölgeye yerleşmişlerdir. Devamında etkileşimde bulunulan bazı Kafkas ve Asya kökenli halkların ve İskitlerden sonra MÖ. 7. yüzyılda bölgeye göç faaliyetlerinde bulunan Sarmat ve Alanların etkisi ile mevcut kültürel yapının çeşitliliği perçinlenmiştir. İskitler gibi kökleri İran’a dayanan ve aynı aileye mensup dilleri konuşan başka kavimlerin bölgeye akın etmesi İskitlerin mevcut olan siyasi ağırlığını arttırmış olmakla beraber yerli Kuban halkının bu göçmenler arasındaki ortak paydayı oluşturan İrani kültürü özümsemesine sebep olmuştur. Böylelikle bölgenin demografik ve kültürel yapısı oldukça renkli bir mozaik haline gelmiş ve bu mozaik günümüzde Oset adıyla anılan halkın ataları olarak tanımlanmıştır.

M.Ö. 3. yüzyılda gücünü yitirmeye başlayan İskitlerin hakim olduğu topraklar, MÖ. 2. yüzyılın sonlarında ‘Sarmatya’ ismiyle zikrolunmaya başlanmıştır. İskitler kadar olmasa da güçlü bir yapıya sahip olan Sarmatlar, Asya ile Avrupa arasındaki göç ve ticaret yollarını ellerinde tutarak bölükler halinde göçebelikten sıyrılıp bu bölgelerde yerleşik düzene geçmişlerdir.

M.Ö. 1. yüzyıla gelindiğinde ise Güneydoğu Avrupa ile Ön Asya olarak adlandırılan bölgede yerleşim gösteren Sarmat toplulukları, eski çağlarda Hint-İran kökenli halklar için kullanılan Aryana adının Oset dilindeki haliyle Alanlar olarak tek bir ortak isimle anılır hale gelmişlerdir. Ortak payda teşkil eden bu isimlendirme, dönemin sosyo-politik değişim süreci kronolojik olarak değerlendirildiğinde İskit-Sarmat sentezinin siyasi yapılanmasında da bir revizyona işaret etmektedir. Nitekim mezkur gelişmeyle bilhassa Kuzey Kafkasya’da yaşayan Alanlar bütünüyle yerleşik hayata geçerek ilk güçlü Alan şehirlerini kurmuşlardır. Romalı tarihçilerin eserlerinde savaşçı kimlikleriyle tanınan Alanlar, Güney Kafkasya, Ön Asya ve Roma’ya akınlar düzenlemiş ve hatta başka kavimler için paralı asker yahut gönüllü asker olarak savaşmalarıyla ünlenmişlerdir. Öyle ki dönemin tarihçilerinden Ammianus Marcellinus tarafından tehlikeli sefer ve savaşlardan zevk alan bir topluluk olarak tanımlanmışlardır.

Çağ açıp kapayan hadiselerden Büyük Kavimler Göçü’nde Alanlar, Hunlar ile karşı karşıya gelen ilk topluluk olup bu karşılaşmadan mağlup çıkmıştır. Alanların bazısı batıya ilerleyen Hunların arasına katılarak Roma sınırlarına ulaşmış, burada bir kısmı Roma İmparatorluğu’na karşı savaşırken bir kısmı ise Romalıların hizmetine girip bugünkü İtalya, Belçika, Fransa civarına yerleşmişlerdir.

Bu dönemde Alanların Kafkasya’da kalan kolu olan Osetler, eski dönemlerde Hint-İran toplumlarına özgü, aynı atadan geldiğine inanılan üç ayrı klanın oluşturduğu devlet şemasının vesayetini taşır nitelikte yurttaş toplulukları halinde örgütlenmişlerdir. Bu örgütlenme biçiminin en önemli örneğini ise Kuşhagonti, Tsarazonti ve Sidamontilerden oluşan Alagir toplumu teşkil etmiştir.Osetler bu üç klanlı örgüt sistemini tarihsel süreç içerisinde değişen toplumsal gereksinimlerine göre uyarlamışlardır.

16. yüzyıla gelindiğinde Osetya’nın kuzeyinde Alagir, Digora, Tagaur ve Kurtat; ortasında Tualgom,Urs-Tualta, Tursugom; güneyinde Kudar, Dzaw, Ksan ve Kud adında her biri yine yurttaş örgütlenmelerinden oluşan dağ toplulukları ortaya çıkmıştır. Bu topluluklar stratejik ve politik ayrılıklar çerçevesinde gelişim göstermişlerdir. Bu farklılıklar coğrafi etkenlerle de birleşince değişik yerel kimlikler meydana getirmiştir. Her ne kadar bakıldığında Alan Devleti zamanındaki tek topluluk havasından uzaklaşılmış gözükse de köklerden gelen birlik bilinci yaşamaya devam etmiştir. Nitekim iç işlerinde bağımsız olan dağ toplulukları, dış ilişkilerde başka kavimler tarafından Osetya olarak tek bir ülke olarak tanımlanmış ve askeri hamlelerde beraber hareket etmişlerdir.

b) 16. ve 19. yy.da Oset-Rus İlişkileri [1]

Feodalizmin getirdiği gücünü topraktan alan iktidar anlayışı 18. yüzyılın ilk yarısında Osetya’da ekonomik ve politik birtakım çatırdamalara sebebiyet vermiştir. Sosyo-ekonomik gelişimlerin dengesiz olarak ilerlemesiyle topluluklar arasındaki ilişkilerin gerilmesi, bunlardan bazılarını Kabardey ve Gürcü Prenslerinin himayesi altına girme düşüncesine itmiştir. Ancak bu dönemde sözü edilen Kabardey Prenslikleri dış müdahaleler etkisinde birbirleri ile çekişmekte iken, siyasi olarak parçalanmış olan Gürcistan ise henüz kendini savunacak durumda dahi değildir.

Mevcut diplomatik denge arayışları içerisinde Osetya, Rus Çarlığı’nın dış politikadaki başlıca hedeflerinden olan Kafkasya’da güçlü bir egemenliğe sahip olma arzusunun odak noktası haline gelmiştir. Ruslar stratejik konumu nedeniyle Osetya’ya Kafkasya’daki varlığının kilit noktası gözüyle bakmakta ve Karadeniz’de etkisini derinleştirerek bölgeye kolay giriş çıkış yapabilmek, öte yandan kendisi için tehlike arz eden en önemli sınır komşuları Osmanlı ve İran ile olan rekabetini Orta Doğu’da kendi lehine çevirmek istemekte iken; Osetler ise bulundukları çıkmazdan kurtuluşun yolunun bulunduğu coğrafyanın en örgütlü yapısına sahip devleti Çarlık Rusyası’yla anlaşıp koruması altına girmek olduğunu düşünmektedir. Bu arayışlar içerisinde Oset toplulukları Ruslarla anlaşmak noktasında 1749 yılında mutabakata varmışlar, gelişen diplomatik ilişkiler ile üç sene boyunca Petersburg’da Osetya’yı temsilen elçi bulundurmuşlar, ancak Çarlık Rusyası’na katılımları Osmanlı-Rus Savaşları’ndan sonra imzalana Küçük Kaynarca Antlaşması ile Rusların Kafkasya’daki hareket ortamı genişleyinceye kadar ertelenmiştir. 1774 yılında ise ilişkideki dengeler değişmiş ve Ruslar, Oset topraklarını idari anlamda kendilerine bağlamakta oldukça aceleci tavırlar sergilemeye, Osetler ise askeri yönetime bağlılıktan kaçınmak için direnç göstermeye başlamışlardır. 1750’lerde Osetlerin Ruslar ile yakınlaşmasını istemeyen Gürcüler, yakın tarihlerde kendileri de Çarlığın hakimiyeti altına girdikten sonra Osetya’nın güneyinde hak iddialarında bulunmuşlardır. Ancak halihazırda Rus Çarlığı gibi büyük bir imparatorluğun kullandığı güce karşı direnen Osetler, Gürcülere de bu konuda taviz vermemişlerdir.

Yaşanan süreçte Rusya, Kafkasya politikasında önemli tecrübeler kazanmış ve 19. yüzyılda bu deneyimleri ile karşılıklı faydalar güdümünde bir yakınlaşma başlatmıştır. Bu yakınlaşmalar neticesinde Kuzey ve Güney olmak üzere ikiye ayrılan Osetya topraklarının bir kısmı Kuzey Kafkasya diğer kısmı ise Güne Kafkasya’daki Rus idari birimlerinin emri altına girmiştir. Kuzey Osetya’nın büyük bir kısmı Vladikavkaz İlçesi altında birleştirilip Terek Eyaleti’ne; Güney Osetya topraklarının ekserisi de 1843 senesinde Gürcülerin olduğu Tiflis Eyaleti’ne bağlı hale getirilmiştir.

Bu gelişmeleri izleyen yıllarda yaklaşık %25’i Müslüman olan Kuzey Osetyalılardan yaklaşık dört bin civarında kişi Osmanlı topraklarına göç etmiş, zaten çok geçmeden 1864’te Rusya’nın Kafkasya’da zorunlu göç politikası olarak nitelendirdiği büyük ve kanlı soykırımı zuhur etmiştir.

c) Çarlık Rusyası’nın Yıkılışı ve Osetlerin Siyasi Konumu [2], [6]

20. yüzyıl başlarında özgürlüğüne oldukça düşkün olan Kafkas halkları için Rusların seyrettiği yıldırma politikaları katlanılmaz bir hal almış ve Osetlerin tüm unsurlarıyla birleşmesi fikri ortaya atılmıştır. Aynı dönemde ekonomik bunalımlar nedeniyle halk ile Çarlık rejimi arasında gerilen ilişkiler, işçi sınıflarınca Marksist-Komünist örgütlenmenin güç kazanmasıyla 1905 Rus Devrimi’nin ateşlenmesine zemin hazırlamıştır.

Rusya 1917 Ekim Devrimi ve bunu izleyen senelerde iç siyaset dalgalanmaları yaşarken 1918 dolaylarında Güney Osetya toprakları Menşevik Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti’nin parçası kabul edilmiş, bölge halkı bu durum karşısında pek çok isyan çıkarmıştır.

Osetler 1917-1919 yılları arasında 11 kez ulusal kurultay düzenlemiş ve bu kurultayda Oset halkının en öncelikli iki sorununu karara bağlamıştır. Kuzey ve Güney Osetya’nın genel halkın istek ve bildirisi düzeyinde birleşmesi ve bu birleşmede yasal yetkinin Oset Ulusal Meclisi’ne ait olması kararlaştırılmış, bu meclis geçici olarak tam devlet yetkilerini haiz konuma getirilmiştir. Bir dönem kongrelerde Sovyet yönetimindeki Terek Cumhuriyeti’ne bağlanması konuşulmuşsa da 1918’de düzenlenen 8. Kongre’de Sovyet iktidarının kesin olarak tanınmayacağı mutabakatına varılmıştır. Ulusal Meclis genel olarak aydın kimselerden oluşmakla birlikte meclis içerisinde Rusya’da iyiden iyiye baş gösteren iç çatışmalar konusunda tamamen zıt görüşleri savunan gruplar da bulunmuştur. Bunlardan Kermen Partisi Sovyetleri desteklemekteyken Kosta’nın Çevresi adı altında örgütlenen grup Rusya’nın iç işlerine müdahil olmamak ve kendi kaderini tayin noktasında çalışmalar yapmak gerektiğini savunmuştur. Oset Ulusal Meclisi’nin genel tutumu ikinci gruptan yana olsa da iç savaşın Oset bölgesine sıçramasına engel olunamamıştır. Sovyet rejimi 1920’lerin başında Oset bölgelerinin birleşmelerini destekler gözükse de sonradan bu prensibinden caymış ve birleşme isteği gerçekleşememiştir. Önce 1922’de Güney Osetya, Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne olarak kabul edilmiş; daha sonra 1924’te Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlı özerk gölge sayılan Kuzey Osetya, 1936 yılında özerk cumhuriyet statüsüne sahip olmuştur. Ne var ki bölgedeki asimilasyon politikalarının önüne geçilememiş, Kuzey Osetya’da Rusların daha ağırdan aldığı asimilasyonları devam ederken Gürcistan Güney Osetya’yı Gürcüleşmeye zorlamış ve hatta 1960’larda ülkede Osetçe eğitim veren son okulları da kapattırmıştır.

d) Sovyetlerin Dağılması ve Oset Bölgesinin Bağımsızlığı Sorunu [3], [4], [5], [6]

1981 Vladikavkaz ayaklanmalarından sonra S.S.C.B. bünyesindeki diğer cumhuriyetlerde de yönetime karşı protestolar başlamış, tehlikenin büyüklüğünü fark eden Moskova, Perestroyka yani yeniden yapılanma adıyla merkezi iktidarını sağlamlaştıracak demokretikleşme sürecine girmiştir. Ne var ki süreç başarılı olmamış ve S.S.C.B. otoritesi çatırdamaya başlamıştır. Hayal edildiği gibi sonuçlanmayan yeniden yapılanma sürecinin ardından 1991’de S.S.C.B. lağvedilmiş, yalnızca 15 birlik cumhuriyetinin bağımsızlığı tanınmış, özerk bölgeler ise önceki dönemde bağlı bulundukları birliklere bırakılmıştır. Güney Osetya Gürcistan’a bağlı kalırken Kuzey Osetya önce 1990’da Kuzey Osetya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ve ardından 1995’te Rusya Federasyonu’na bağlı olmak kaydıyla Kuzey Osetya-Alan Cumhuriyeti adını almıştır.

1989’da Gürcistan Yüksek Konseyi’nden özerk bölge statüsünün özerk cumhuriyet olarak değişmesini talep eden Osetler, ‘Gürcistan Gürcüler için’ şeklindeki Şovenist bir mottonun yansımasıyla siyasi arenada bölgesel partilerin yasaklanması kanunu ile karşı karşıya gelmişler ve 1990’da Güney Osetya Demokratik Cumhuriyeti’ni kurduklarını ilan etmişlerdir. Gürcistan ise seçimleri kabul etmediğini belirterek özerkliğini bütünüyle kaldırdığını duyurmuştur.

19 Ocak 1992’de Güney Osetya’da gerçekleştirilen bağımsızlık referandumundan 4 ay sonra Güney Osetya Yüksek Sovyeti bağımsızlık bildirisi yayınlamış, bu gelişmenin ardından bölgede iç savaş oldukça çetin bir hal almıştır. Rusya’nın bu dönemdeki müdahalelerini bir işgal bahanesi olarak nitelendiren Gürcistan, Güney Osetya’yı ağır bombardımana tutmuştur. Nihayet 14 Temmuz 1992’de Kuzey Osetya, Güney Osetya, Rus ve Gürcülerden oluşan Barış Gürcü Birlikleri tarafından bölgede ateşkes sağlanmıştır. Aynı sene içinde imzalanan Soçi Antlaşması ve Rusya tarafından sürdürülen çözüm süreci ile 2003’e kadar süren bir ateşkes ortamı oluşmuştur. Ancak 2003’te gerçekleşen Gül Devrimi bölgedeki etnik çatışmalar üzerinde olumsuz etkiler oluşturmuş, 2004 ve takip eden yıllarda pek çok kez ateşkes ihlalleri gerçekleşmiştir.

e) 2008 Rusya-Gürcistan Savaşı [7], [8]

2008 yılında Tiflis yönetiminin toprak bütünlüğü politikalarıyla mevcut Oset-Gürcü gerilimi farklı bir boyut kazanmış, aynı yılın Ağustos ayında Gürcistan’ın Güney Osetya’ya girmesiyle başlayan Rus-Gürcü Savaşları Osetlerin asla tam olarak bir devletin boyunduruğu altında kalamayacaklarının belgesi olmuş ve bölgedeki etnik Gürcü fanatizminin sonunu hazırlamıştır.

Yüzyıllardır pek çok çıkar çatışmasının odak noktası olan Güney Osetya’nın bağımsızlığı, 28 Ağustos 2008’de ilk kez Rusya ve sonraki dönemlerde de BM üyesi 6 ülke tarafından tanınmıştır.

Bundan sonra atılacak adımlar Güney Osetya’nın başka diğer ülkelerce de bağımsız bir devlet olarak tanınmasını ve Kuzey Osetya-Alanya ile bütünsellik içerisinde ortak kültürel varlıklarını yaşatıp geliştirmelerini sağlamak üzerine olmalıdır.

 

Fatma Asena DURAN – SASAM Stajyeri
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğrencisi
____________________________________________
Kaynakça:
[1] Ruslan BZARTİ, Dünden Bugüne Osetlerin Tarihi, Nart Dergisi, Yıl:1998, Sayı: 5-6
[2] Doç. Dr. Fatih ÖZBAY, Tarihsel Süreç İçerisinde Güney Osetya Sorunu, http://www.bilgesam.org/incele/171/-bagimsizlik-sonrasi-donemde-rus-gurcu-iliskileri/#.W-_O8dQS-t8]
[3] Yrd. Doç. Dr. Reha YILMAZ, Bağımsızlık Sonrası Dönemde Rus-Gürcü İlişkileri, http://www.bilgesam.org/incele/171/-bagimsizlik-sonrasi-donemde-rus-gurcu-iliskileri/#.W-_O8dQS-t8]
[4] Ülviyye AYDIN, Abhazya ve Güney Osetya Sorunu: Avrupa Birliği-Gürcistan İlişkilerinin İstenmeyen Gündemi, Yıl:2016, s 11-55.
[5] Tekin Aycan TAŞCI, İki Farklı Pencereden Güney Osetya Sorunu, http://www.bilgesam.org/Images/Dokumanlar/0-147-201403242143-ikifarklipenceredenguneyosetyasorunu.pdf
[6] Yeldar Barış KALKAN, Güney Osetya Sorunu, BİRGÜN Gazetesi Pazar Eki, Yıl: 2013
[7] Prof. Dr. Atilla SANDIKLI, Gürcistan-Rusya Gerilimi ve Türkiye http://www.bilgesam.org/incele/1002/-gurcistan-rusya-gerilimi-ve-turkiye/#.W_HKZNQS-t_]
[8] Rus Resmi Haber Ajansı RIA Novosti, Gürcistan Savaşı’nın Sonuçları, Ağustos 2018.

sahipkiran Hakkında

Sahipkıran; 1 Aralık 2012 tarihinde kurulmuş, Ankara merkezli bir Stratejik Araştırmalar Merkezidir. Merkezimiz; a) Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü savunan; ülkemizin her alanda daha ileri gitmesi ve milletimizin daha müreffeh bir hayata kavuşması için elinden geldiği ölçüde katkı sağlamak isteyen her görüş ve inanıştan insanı bir araya getirmek, b) Ülke sorunları, yerel sorunlar ve yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarına yönelik araştırma ve incelemeler yaparak, bu sorunlara çözüm önerileri üretmek, bu önerileri yayınlamak, c) Tespit edilen sorunların çözümüne yönelik ulusal veya uluslararası projeler yürütmek veya yürütülen projelere katılmak, ç) Tespit edilen sorunlar ve çözüm önerilerimize ilişkin seminer ve konferanslar düzenleyerek, vatandaşlarımızı bilinçlendirmek, amacıyla kurulmuştur.

BENZER İÇERİKLER

Yorum Ekleyebilirsiniz